Yazılar posta kutuna gelsin mi?

31 Aralık 2014 Çarşamba

Unutmadım tabii ki!

Unuttum sandınız değil mi? Hayır tabii ki unutmadım. Son on şükür vesilesi ile 2014'e veda 2015'e merhaba...

2015 bizi güzellikleriyle iyilikleriyle şaşırtsın;)

Kapanış

Ecnebilerin “closure” dedikleri bir şey var. Kapanış mı demeli? Nasıl çevrilir? Hesapları tamamen temizlemek, o işle, kişiyle alacağın vereceğin kalmaması, zihninden tamamen çıkması da denebilir sanırım. Denemiyorsa da ben bu anlamda kullanıyorum “closure”ı.

Wish list mi? O da ne? Bundan böyle mücadele, hedef vesaire...

Her yıl geçmiş yılın bir muhasebesi yapılır, gelecek yıla dair planlar, projeler sıralanır. Benim de oluyor öyle. Her yıl önce sağlık, afiyet sonra da kıldan tüyden listeler. Yani olsa da olur olmazsa da olur türden dilek listeleri. Zaten çoğu da olmuyor. 

Geçen yıl biterken baktım, liste bile yapmamışım. Sadece 50 kitap okuma mücadelesine girmişim, 46 adet ile seneyi bitireceğim. Hmm fena değil. Son 80 günde 80 şükür vesilesi ile hayatıma olumlama getireceğim demişim, bugün son on adetlik liste ile bunu da tamamlayacağım. Başka? Yok.

Sanırım "wish list" kavramını hayatımdan çıkarıp "challenge" kavramına yoğunlaşmalıyım. Demek ki mücadele hedefim olmadan dilek listeleri dilek olarak kalıyor...

30 Aralık 2014 Salı

Pazar şükürleri

Aylar olmuş AVM’ye girmeyeli. Pazar sabahı evde terör estirdim. Hemen hazırlanıp çıkmalıydım, şehir halkı uyanıp Agora’yı işgal etmeden işimi bitirmeliydim. Sonra trafiğinden park yerine, dükkanlarda kasa sırasından dönüş yolu çilesine kadar çekeceğim o kadar çok şey vardı ki…

AVM ziyaretim sırasında yeni ve gereksiz şeyler öğrendim, mesela Agora’nın İzmir’in en çok ciro yapan AVM’si olduğunu, mesela Jingle Bells şarkısının 87500 ayrı türde söylenebileceğini ki ben benim oğlanın yorumunu seviyorum…  

29 Aralık 2014 Pazartesi

2015'ten şimdiden haberdarım!

Haberleri takip etmek için kullanılabilecek en iyi uygulama Hürriyet E-gazete olsa gerek. Hem basılı gazete okuma keyfini yaşarken, hem de güncel haberlere ulaşabilme imkanı sunuyor. Uygulamanın son güncellemeleri ile de; hava durumuna, burcuma, finans haberlerine ve sinema rehberine ulaşabiliyorum. Hürriyet E-Gazete'nin en güzel yanı da (sona sakladım) bir sonraki günün haberlerini 00:00'da alınıyor olması.

Şimdi de sizi Hürriyet E-gazete'nin yılbaşı paketi ile tanıştırmak istiyorum. Bu pakette Hürriyet E-Gazete'nin yanı sıra, Elle ve Atlas dergilerinin dijital kopyası var :)


Haberleri ve gündemi hem gazete okuma keyfini yaşayarak takip etmek isteyenler, hem de ben gazetemi okurken bir yandan da falıma da bakarım, filmlerden de haberim olur diyenler yılbaşı paketini kaçırmasın derim! Hem de kısa bir süre için sunulan bu paketi alıp, gazete keyfini sürerken modayı Elle ile takip de edebilir, Atlas okuyarak da farklı keşifler yaşayabilirsiniz.

Yeni yılda sevdiklerine sevdiğin şeyleri hediye etmek de adettendir. Siz de arkadaşlarınıza ve gazetesiz olmaz diyen aile üyelerinize 6 aylık veya 1 yıllık versiyonları olan Hürriyet E-Gazete paketlerinden birini hediye edebilirsiniz. Her gün kullandıkça sizi hatırlasınlar:)

Daha ayrıntılı bilgi almak için sitelerini ziyaret edebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

şükür anları

Sürekli bir sümüklülük hali ve sürekli bir doktor ziyareti kısır döngüsü içindeyim. Baksan bir şeyciğim yok, anaokul çocukları gibi sümük sadece sümük. Ama içime sinmedi, Cuma izin aldım yine gittim. Sinüzit filan değil, sadece üşütme burun akıntısı, alerji bile denemiyor, eyvallah… Ameliyattan yırtmaya şükrederken şimdi bir de yoksa sinüzitten kurtulmaya mı şükretsek ne etsek:) 

25 Aralık 2014 Perşembe

Şükretmek için onyüzbinmilyon vesile

Şükretmek için İzmirde yaşayıp ara sıra İstanbula gelmeniz yeterli. Hani toplu taşımanın içine etti diye bizim başkana fena giydiriyorum ya, yok yok şimdi şükrediyorum. Rush hour dışında taşıtlara binebiliyorsun en azından. O metrobüs nedir abicim!?

24 Aralık 2014 Çarşamba

Ah be Deniz ah be çocuk!

Yakın tarihimiz hakkında ne biliyoruz, ne kadar biliyoruz? Kendi adıma konuşayım, hiç. Apolitik bir üniversite yaşamının ardından girilen hayat mücadelesinde siyasete hiç yer olmadı. Pedikür yaptırmaya utanmakla solculuğu bir tutan bir insandan bahsediyoruz:) Gözlerini faltaşı gibi açmış ekrana bakıyorsunuz şu anda, görür gibiyim. Hiç derin bir düşünce insanı olduğumu iddia etmedim, rahatlayabilirsiniz.

23 Aralık 2014 Salı

Çocuk Medyası medya okur yazarlığı kavramının altını çiziyor

Geçtiğimiz haftalarda Aylin (herkesin bildiği adıyla Aylin Anne), telefonda bir projesinden bahsetti. 

Cocukmedyasi.com adresiyle bir portal oluşturmaktaydı. Çocuk yayınları hakkında yazıların, uzman görüşlerinin ve yorumların olduğu faydalı bir platform için ben de çocuk kitapları hakkındaki yorumlarımı paylaşır mıydım acaba?

22 Aralık 2014 Pazartesi

Bir gün izin asla yetmez

Uzun zamandır izin kullanmamıştım. İzinlerim de epey var ve sizde nasıl oluyor bilmiyorum ama bizde kullanmazsan - belli bir tarihe kadar - siliniyor. Neyse sinüzit filmlerimi göstermek için doktor randevusu alacaktım, bari bir güne toplayayım dedim. Plan şu, Arca'yı servise bindirip Alsancak'a ineceğim. Yılbaşı tebrik kartları alıp Tea&Pot'a gideceğim, keyifle bir çay içeceğim (her zaman Arca ile gittiğim için iki çift laf bile edemiyoruz) kartlarımı yazacağım, Nihan ve Zeynp'le hoşbeş edip çekiliş hediyemi alacağım (kitap kulübü çekilişine de çay götürdüm, yaratıcılıkta sınır tanımıyorum değil mi:P) PTT'den kartlarımı postalayacağım. Sonra biraz vitrin bakacağım, belli mi olur indirimden Arca için bir kazak düşürürüm ya da sadece öylesine yürürüm. Doktor randevusunun ardından da kitap kulübü toplantısına giderim. Bir izin günü daha güzel geçirilebilir mi?

Bence de:) planımı seveyim. Ama hepimiz biliyoruz ki hayat planlar yapanlara nanik yapan çok affedersin dötün teki.

21 Aralık 2014 Pazar

And the winner is....

Asla tahmin edemeyeceğim kadar çok katılımın olduğu (şükür final count down 23) hediye çekilişinin sonucunu açıklayacağım ama önce bir şey anlatmam lazım.

Yorumlar üçer beşer geliyor, allaahhh nasıl seviniyorum. Güzel sözler, gülümseten cümleler. Derken Pelin'in yorumu geldi, koptum gülmekten. Hafiften fırça atıyordu bana, niye İlker'den bahsetmiyorsun diyordu. Aha işte yorum da burada:

18 Aralık 2014 Perşembe

Dumur diyalog #136

--- Çekilişle ilgili bir şeyler yazacağım ama sonra... Pazar günü de haber ederim, pazartesi günü bana kazanan arkadaş adresini gönderir. Hemen kargolamak istiyorum, Tea&Pot'un çaylarının yanında Arca'nın kurabiyelerini taze taze yiyebilirsiniz:) (Çaylar Tea&Pot'tan kurabiyeler Arca'dan, ne yapıyorsun Yeliz? Ben bu ara yüzümde salak bir gülümsemeyle dolanıyorum:P) 

Şimdilik sadece çok teşekkürler ... ----

Diyaloglar birikmiş aman yazayım İlker kızıyor (sadece diyalogları okuduğu için. Pis:P)

Piyano dersi sonrası yeni bir alışkanlık edindik, çıkartma alıyoruz. Bu ara sticker takıntısı var, odasındaki dolabın üzerine yapıştırıyor ve benim Arca'nın sanat anlayışına aklım ermiyor, henüz onun seviyesine erişemedim. Cumartesi Tea&Pot'a uğradık, malum hediye meselesini konuşacağız. Yanında da kırtasiye dükkanı var, Arca durmadı tabii sticker standının önündeyiz. İki taneden fazla alması yasak zira dükkanı satın alsan haftaya yine isteyecek. Zaten yanımda da ikisine yetecek kadar para var.
Y: Olmaz Arca bu üçü arasından ikisini seç bak bu 4 lira öbürü de 2,5 lira tamam işte. Bu 2,5 liralık iki tanesinden birini seçebilirsin mesela.

16 Aralık 2014 Salı

Varlığım varlığına armağan olsun:)

An itibariyle uçağımı öne alamamanın efkarını bira patates suçlusuyla dağıtıyorum.( suçlu tabii sen bu menü kaç kalori biliyor musun!) Ah ulen alırım diyordum olmadı. Neredeyse emindim. Neyse...

Yoğun ötesi iki gündü. Yo, hayır detaylara girmeyeceğim. Aklımda başka şeyler var. Mesela blog:) bugün işten başka bir arkadaşım tesadüfen blogumu bulduğunu ve çok beğendiğini söyledi, sevindirik oldum. Sonra instagramda Ahucum dört gündür yazmıyorsun, çok mu yoğunsun demiş, yerim:) hatta her ne kadar Arca "niye telefon etmiyorsunuz" dese de blog sayesinde yılbaşı kartı tebrikleşmesi yapacağım iki arkadaşım var... Yani işte bu blog kimine göre garipsenecek bir şey gibi görünebilir ama benim için önemli.

12 Aralık 2014 Cuma

Çocuklarla konuşarak iletişim

Öküz değiliz elbet, konuşuyoruz yavrularımızla. Ama kast ettiğim o değil. Örnek versem olur mu? 

Geçen hafta sonu güzel bir yağmur vardı. Arca'nın yağmur botlarını atmıştım sırt çantasına, bir kat da yedek aldım. Aslında yağmurlu bir günse en azında altlardan iki üç yedek olmalı. Bu çocuklu ev gezmelerinde arca için atleti ve t-shirt'ü iki üç yedeklemek gibi bir şey. Ama bot almayı akıl eden ben, onu düşünemedim. 

Bizim evin genel geçer kuralı "yağmur çizmesi giyildiyse şapşap yapılır"ın her daim geçerli olduğunu düşünen Arca, tabii ki şapşap yapmakta bir sakınca görmedi. Alsancak sokaklarında anırırcasına bağıran anne bendim, ne oldu diye sormadan söyleyeyim. Arca "n'oluyo ya" bakışı attı. Harbiden niye bağırıyordum, n'oldu ki şapşap yapıyor çocuk!

Seveceğimi herkesin bildiği bir romanın öyküsü

Süt kaynatıyordum. Süt sevmem hem de hiç. Annem hep “ah size bir süt içme alışkanlığı edindiremedim” diye üzülür, vallahi hala üzülüyor. N’olacak be gülüm. Hatta iyi bile yapmışsın, boş ver. Bugün süt için pek iyimser bir tablo çizilmiyor. Sen bize onun yerine üstü tarçınlı anne pudingleri (bak ne zaman tarçın koklasam o pudingler aklıma gelir) sonracığıma mis gibi yoğurtlar (patates kızartmasının üzerine bile dökerdik mis) yedirdi be yavrum, ötesi var mı? O gün sıcak çikolata içmek istedim. Çikolata krizini hafif atlatma çabaları bir-kii…

10 Aralık 2014 Çarşamba

Çavdar tarlasında çocuklar

Birkaç yıl önce bir roman yazmaya başlamıştım. -Güleni çok pis tepelerim- Aklımda yazıyordum. Arabayla otobanda giderken yüksek sesle hikayeyi kendime anlatıyor, gözümde canlandırıyordum. (trafik canavarını uzakta aramayın) Bir kısmını da bilgisayara aktardım, allah için tembellik etmedim. Yazmaya bir süre ara verip araya da birçok başka mesele girince, roman ikinci plana atıldı ve sonunda yazdıklarım, bilgisayardakiler yani silindi. Evet, salağım ben sildim. Şimdi gülmek serbest! Tepelemeyeceğim, söz!

9 Aralık 2014 Salı

Şuşu, Can ve Dörtteker

Arca çok soru sorar, her çocuk gibi. Çocukların bu kadar meraklı olması algılarımızı nasıl da açıyor, hiç fark ettin mi?

Mesela metroyla bir yerden bir yere giderken;
"o küçük sarı tırtıklar var?"
Ya da kaldırımda yürürken;
"kaldırımlardaki sarı şerit ne için?" ... "Rampaları neden yapmışlar?"
Veya karşıdan karşıya geçerken;
"neden trafik ışıklarında yeşil yanarken kronometre gibi ses çıkıyor?"
gibi sorularla karşılaşabilirsin.

(İzmir Belediyesi'ni son zamanlarda çok eleştirmeme rağmen engelli hemşerilerimizin sokağa çıkmasını, hayata karışmasını sağlamaya yönelik çabaları konusunda takdir ediyorum. Tabii bu benim mıntıkamda böyle, şehrin geneline yayılabildi mi, bilmiyorum, umarım)

Ve böylece düşünüyorsun... ve böylece anlatıyorsun, bu dünyada farklı gereksinimleri olan çok sayıda insan olduğunu...

Silverline ve Yağız İzgül ile “Hikayesi Tadında Yemekler”

Bugüne kadar teknolojik, fonksiyonel, şık ve çevreci ürünler ile mutfaklarımıza ulaşan Silverline, şimdi de “Hikayesi Tadında Yemekler" ile yine bizlerle.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

8 Aralık 2014 Pazartesi

#dolapbuluşması : Bir dolap kitap, Dünyalı Dergi ve diğerleri...

Cumartesi sabahları Arca’nın piyano dersi var. Tamam, Arca piyano seviyor, bunda öğretmenini çok sevmesinin ve kurumun sahibinin halasının olmasının verdiği bir “buralar benim” havalarının etkisi var biliyorum ama seviyor mu seviyor arkadaş: ) Kimse ondan bir sanatçı çıkacağına inanmıyor (mütevazılık değil, hadi gerçekçi olalım, bu çocukta benim genlerim de var) ama piyano, beynin sağ sol bölümlerini kullanmasına müthiş faydalı. Ayrıca hey müzik aleti öğrenmek bence bir insanın kendisi için yapacağı en iyi yatırımlardan biri!

Cumartesileri Arca’nın sevmesinin başka bir sebebi de anne Arca günü olması. İlker’in bazı sabahlar bizi metro istasyonuna bırakmasına bile tahammülü yok, birlikte yürüyecekmişiz. Desrten çıkınca da hemen eve dönmüyoruz, Kemeraltı, Alsancak, bazen anneanneye, artık canımız nereyi çekerse gidiyoruz. Yoğun ama ağırlıklı olarak dışarıda geçirdiğimiz cumartesileri ikimiz de seviyoruz. (Bundan sebep Pazar günleri Arca’yı kapının önüne parka bile çıkaramıyorsun, babasıyla evde miskinlik yapmayı seviyormuş, eh bütün cumartesi it gibi dolaşırsan sokaklarda…)

Bu hafta cumartesi etkinliğimiz belliydi, birdolapkitap.com’un sevgili dolap kapakları Yıldıray ve Banu ile tanışacaktık. Dünyalı dergisi, çocuk kitapları ve hemen her şey hakkında konuşacaktık, ah işte tam benim sevdiğim konular.

5 Aralık 2014 Cuma

Tarihte dün

Arca bir sene evvel, okuma öğrenmek istediğini söylemişti. Okuyan arkadaşları filan varsa demek özendi dedik, üzerinde durmadık. Ama çok sıkıştırdı. Ben de öğretmenini aradım. Öğretmeyin, biz öğretmiyoruz ama tabu haline de getirmeyin, sorarsa söylersiniz, diye görüş bildirdi. Peki… Arca soru sordu. Hem de çok. Biz de cevap verdik. Bir ara kitapları heceleyerek okuttu, okuduk. Yani gel otur yanıma öğreteceğiz demedik, o da demedi. Süreç bir oyun gibi, soru cevap gibi gelişti. Hatta öyle yavaş gelişti ki nasıl bir anda kelimeleri okumaya başladığını anlamadık. Hatta bir ara ukalalık yapıyordu, kendi öğrenmişmiş.

Hiç böbürlenme Arca, her çocuk, her kafasına koyduğu, ilgi duyduğu alanda başarı gösterebilir, yeter ki, istesin, yeter ki sevsin ve üzerinde emek harcasın.

Yüz vermiyoruz ama hoşumuza da gitti ha, otu boku bize okutturuyordu, artık "a kendin okuyuver" diyorduk.

4 Aralık 2014 Perşembe

Barış Bıçakçı - Bizim büyük çaresizliğimiz

İlkokuldayken bayram tatilleri bahara denk gelirdi. Seyahat için güzel bir mevsim. Annemler o dönem bizler için, her bayram tatilinde bir şehrin tarihi ve turistik yerlerine gezi düzenlemeye karar verdiler. Hayatımın en güzel tatilleriydi. İlk İstanbul’u gezmiştik. Arabayla seyahat harikaydı. Üstelik yolu da epey uzatmıştık, Çanakkale üzerinden gitmiştik. O vakitler seyahat yazarı olmayı düşlüyordum. (ben zaten ne ara mühendis oldum hala anlamıyorum!) O seyahat için bir defter almıştım ve araba seyir halindeyken bile yazıyordum. Çok etkilenmiştim İstanbul’dan ama Ankara kadar değil.

Başka bir tatilde Ankara’daydık, üstelik 23 Nisan’a denk gelmişti. Hayal meyal hatırlıyorum ama bayılmıştım. Bir süre sonra detaylar silinir ama hisler baki kalır. Nezih insanları, düzenli planıyla ne güzel yaşanır bu şehirde demiştim. İzmir'den ne kadar farklıydı. Hatta üniversite seçerken birkaç tercih yapmak istemiştim. Ama babam kimimiz kimsemiz yok, yavrum sen İstanbul’u yaz boşver demişti. Ankara öylece kaldı…

6 yaşa doğru Arcatomi

6 yaşa doğru Arcatomik yapıdaki enerji patlaması dikkat çekicidir.
Akşam mercimek yemeği üzerine köfte makarna ve üzerine pasta yiyebilmekte, sabah kalktığında ilk lafı "acıktım" olabilmektedir. Biz de hiç pisboğaz değiliz kime çekti bilmem:)

6 yaşa doğru Arcatomi, sanat ile spor arasında gelgitler yaşamaktadır. Canhıraş çizmekte olduğu resmine ara verip koşar adımlarla ekran karşısındaki yerini alır, maç başlamıştır. Hangi maç mı? Fark etmez. GS, FB, BJK ve hatta Mersin İdman Yurdu maçları aynı şevkle izlenir. Hatta maçın futbol maçı olması bile gerekmez. Tenisten hentbole geniş bir yelpazede sporun her dalına ilgi duyar. Hatta "ilgi duymak" tam anlamını vermedi bak, Arca'nın spor müsabakalarına gösterdiği tepki ilgi duymak gibi sıradan bir şekilde tarif edilemez. Hatta hiç tarif edilemez.

3 Aralık 2014 Çarşamba

Şükür vesilesi üçer üçer bebeyim!

Akşam yemek yiyoruz, “ben yemekten sonra bi’ manava gideyim” dedim, İlker “niye ki” der gibi baktı yüzüme. Diyete başlayan kocama destek olmak için pazara gidememişim zaten bir sebze alıvereyim çok mu? Hem yürümüş olurum, dedim ama işin aslı başka. Canı çekmesin diye söylemedim, ben bugün ofiste tam üç tabak kısır üstüne de koca bir dilim tiramisu götürdüm. Evet ben! Öğle yemeği yememiş olmam yediğim haltın ciddiyetini hafifletmiyor. Ama bir de güzel olmuş şerefsiz, bir de özlemişim o kısır denen Türk mutfağının on numara beş yıldız yemeğini, var ya kısır dolu bir küvete balıklama dalsam bu kadar yiyebilirdim. Öküzüm demiş miydim?

2 Aralık 2014 Salı

Mevsimi geçmeden Girit kabağı

Girit kabağı diyorlar değil mi?
O leziz koyu yeşil minik kabaklar, körpe.
Pazarda gördüm mü almadan geçemiyorum ki ben o pirinçli kabak yemeğini sevmem.
Dolmasını da pek sevmem. Ancak mücver olacak ya da acılı kavurma, yanına yoğurtla.

Bu körpe kabaklar ise en güzel salata oluyor. Aslında kolay ve bence herkes biliyor. E kadın ne demeye yazıyorsun diyebilirsin.

1 Aralık 2014 Pazartesi

Aralık olmuş 1, şükür kalmış 29.

İnanmıyorsan say ama bence üşenirsin boşver!

Kasım ayını kabus gibi bitirdikten sonra Aralık’ın ilaç gibi geleceğine inanmak istiyorum. Gelecek değil mi? Bizi şaşırtacak değil mi Aralık? Yeni yıla yeni umutlarla gireceğiz değil mi? İnanmak istiyorum.

Kağıt bebekler, bir Julia Donaldson klasiği olmaktan çok öte bir kitap

---- Kağıt bebekler, Julia Donaldson, İş Bankası Yayınları, 5+ yaş* ----

Bir çocuk kitabını satın almam için onu Julia Donaldson'ın yazmış olması oldukça geçerli bir sebep. Sanırım Mağara Bebeği isimli kitabı dışında bizde hepsi mevcut. Kendisine hayranlığımın boyutlarını anlatabilmenin bir yolu olsaydı, emin ol denerdim ama benim gibi bir gevezenin bile söyleyecek kelime bulamaması, evet hayal etmesi güç biliyorum, gibi korkunç bir gerçekle karışı karşıyayız sayın seyirciler. (ve o gevezenin söyleyecek kelime bulamamasını anlatmak için bile onlarca kelime tüketmiş olduğu da gözlerden kaçmadı)

Kağıt bebekler
Kağıt Bebekler, Julia Donaldson
Julia Donaldson'ın dilimize çevrilen son kitabı. Ve ben ilginçtir, hemen almadım. O her "kız çocuğu kitabı mıdır" tereddüdüne düştüm Halbuki Arca'nın hiç o taraklarda bezi yok. Henüz hiçbir kitaba "bu kız kitabı bıyyy" dediğini duymadım. Düşün yani ana karakteri kız çocuğu olan kitaplara bayılıyor, misal Kıpır Kıpır. Neyse oyalanmanın alemi yoktu, Julia Donaldson yazdıysa alınacak, küçük bir ihtimal de olsa, Arca beğenmese, tarafımdan bizzat keyifle okunacaktı.

29 Kasım 2014 Cumartesi

Şükürlerden bir demet..

Üzerimizden olumsuzluklar geçer, bazen teğet geçer bazen deler de geçer, değil mi Olric:))

Ağlamak güzeldir, birlikte ağlamak daha güzeldir...

İlker'in askerde olduğu dönemdi. Annem İstanbul'daydı, birlikte Carousel'e sinemaya gittik. Babam ve oğlum. Film bu. O zamanlar Çağan Irmak'ın seyirciyi ağlatma konusundaki üstün yeteneğinden filan haberdar değiliz, giyindik süslendik ana kız film izleyeceğiz.

Sonuç belli tabii, ağla ağla içimiz çıktı. Şimdi ben Cars filmindeki o Şimşek Mcqueen'in kazadan sonra Kral'ı iterek yarışı bitirmesini sağladığı sahnede böğüre böğüre ağlamış bir insanım, "babam ve oğlum" filminin üzerimdeki etkisini düşün, düşün yav o kadar hayal gücünün sınırlarına dayanmasına gerek yok.

27 Kasım 2014 Perşembe

Zamansızlık mı o da ne?

İki çiziktirip gideceğim.
Şimdi bizim genel merkez bir yarışma düzenliyor.
Yenilik kategorisinde de bizim ekip yarışmaya giriyor.

25 Kasım 2014 Salı

Dumanı üstünde şükürler hmmm misss

İlker, dün sabah 10:00 uçağı ile İstanbul’a gitti. Arkadaşı ile birlikte birkaç işi vardı, biraz da gezdi, rakı balık, derken gece 23:55 uçağı ile döndü. Sabah tabii kendisiyle görüşmedim, uyuyordu, saatini kurdum, çıktım. Sonradan beni aradı ve "TAKDİR EDİYORUM" dedi. Eder, kocam diye demiyorum, beni her zaman takdir eder. Niye lan, dedim. (hayır yani bileyim, bu defa niye)

24 Kasım 2014 Pazartesi

İlk öğretmenim

Benim ilk öğretmenim, Leman Hanım’dı.

Kulak hizasında aynı boy kesimli dümdüz simsiyah saçlarını hatırlıyorum, zarif bir hanımefendiydi.

Aslında kendisi annemin ilkokul öğretmeniydi. Emekli olduktan sonra İzmir’e taşınmıştı, oğlu, gelini ve torunlarıyla yaşıyordu. Akhisar’da hemen herkesler birbirinin akrabası olduğundan sanırım onlar da bizimkilerin çok uzaktan akrabasıydı. Sık sık akşam gezmelerine gider gelirdik. Arca kadar olduğumu tahmin ediyorum zira ilkokula başlamamış olduğuma eminim.

21 Kasım 2014 Cuma

Mazhar

Küçüktüm, Arca kadardım sanırım… “Mazhar’la evleneceğim” diyordum. Büyüyünce Mazhar’la evlenecektim. Evli çoluklu çocuklu babam yaşında koca adam olmasının benim nazarımda bir ehemmiyeti yoktu. Özkan ve Uğur da bize akşam oturmasına gelebilirlerdi. Ama ben Mazhar’la evlenecektim. O yaşta kız çocukları babalarıyla evlenmek isterler ya benimki de o psikoloji herhalde. Oyuncak gitarım vardı ve aynı onlarınki gibi bol kesim bir pantolonum, tüm gün didaydidaydayyy şarkısını ezberlemiştim, MFÖ’nün dördüncü üyesi bendim ama onlar bile bilmiyordu bunu.

Arafta mısın?

O gün erken gittim derse. Matın üzerinde bağdaş kurdum, Deniz’i seyrediyorum, yoga eğitmenimizi. Tütsüleri yakmış zaten, mumları yakıyor, oradan oraya süzülüyor. Birden iyice keyiflendi ve “ah insanın sevdiği işi yapması ne güzel ya” deyiverdi. Karşımda, bu hayatta ne yapmaktan zevk aldığını bilen ve yaptığı işi çok seven biri vardı. Senin için çok seviniyorum, dedim, ne güzel ne şanslısın. O yo, kolay olmadı dedi, ne yapmak istediğimi bulmak on yılımı aldı dedi. Peygamber değiliz ki vahiy insin…

18 Kasım 2014 Salı

Birikmiş şükürlerim var!

Bu bloğa bir kere daha teşekkür edebilir miyim? Edebilirim tabii ki, burası benim bloğum ne istersem yaparım! Bugünkü blog şükürümüz adsız okuyucuya gelsin. Arkadaş siz benim içimi mi okuyorsunuz?

Arca üzerini çok açıyor. Gecenin belli bir saatine kadar terlemesin diye hala ince pike örtüyorum, sabaha karşı da yorgan. Ama işte bazen dün gece olduğu gibi uyanamıyorum gece ve Arca döt baş açık yatıyor saatlerce. Tamam ev sıcak ama “yatanın üzerine kar yağar” şeklinde çok mühim bir anneanne sözü var bizim evde. O üst örtülecek! Neyse sabah bunu görünce sinirim zıpladı tabii. Ne yapsam da çare bulsam derken mail kutuma bir blog yorumu düşmüş sabah okudum, yeminle elim ayağım titredi. Yok ben artık inandım, biz bu blogda birbirimize fazlaca dokunuyoruz, artık telepatik anlaşmaya başladık. Sevgili adsız okuyucunun yorumu için tıklayınız efem, son yorum:)

Kişisel mim

Jardzy mimlemişti. Aslında soruların pek çoğunu daha önce yanıtlamıştım ama yine de pas geçmek istemedim.

Blog açma hikayeniz nedir?
Sene 2005. İlker askere gitmişti. Canım sıkılıyordu. İnternette gezinirken yemek bloglarına rastladım. Herkes blog yazabiliyordu, ben de başladım yazmaya. Yaptığım yemekler üzerine hikayeler anlattığım bir bloğum vardı. Sonra bir konu başlığında kısıtlanmak istemedim, tamamen kişiselleştirdim yazılarımı ve blogspot’a geçtim.

İzmir Gourmet Guide Blog yazarları buluşması

Telefon ettiğimde, İlker balıktaydı. Haftaya Cuma işimiz var mı, ben İzmir Gourmet Guide’ın Bonjour Restaurant’taki tadım etkinliğine davet edildim, gitmek istiyorum, dedim. Köpürdü. Niye onu çağırmıyorlarmış, niye? Yavrum bu tadım etkinliği, doyum etkinliği değil ki seni çağırsınlar, yapma etme eyleme… Hem sen blog mu yazıyorsun? Yazmıyormuş ama yiyormuş, o yesinmiş, ben yazarmışım. Peki…

17 Kasım 2014 Pazartesi

Tanıştırayım: Suna

Bu elimde görmüş olduğunuz arkadaşın adı Suna. Bu ismi ona ben verdim. Bir ay birlikteymişiz, ayrılmayacakmışız. Doktor civanım öyle buyurdular, ayrılmayasınız dediler, günde 3-4 defa sıkınız, drenajınızı artırınız şeklinde rica ettiler. Eyvallah... Eh madem münasebetimizin derecesi pek yakın pek samimi olacak, arkadaş belledim kendisini ve hatta bir kimliğe kavuşturdum. SUNA.

An itibariyle

İnsan okumayı özler mi? ya yazmayı? Özlüyor vallaha... Hatta yatağını bile...

Pazar günlerinin farklı bir büyüsü var. Hele ki bu saatlerin... 

Akşam yedi buçuk civarıydı, İlknurla Deniz henüz gitmişlerdi. Yemek yenecek miydi? hemen yensindi, zira mutfağı toplayacak, Arca'yı yıkayacak, uyutacak, sonra nevresimleri değiştirip kendim de yıkanacak (evet o paçanga böreğinin ter kokusuna sirayet edişini tasvirle vakit kaybetmeyeceğim, gözlerinizi kapatın ve burun deliklerinizi açın, tamam şimdi oldu:) ) ve kahvemi kupama dolduracaktım. Dinlenecektim yav... İlker, eh iyi işte şimdi dinlen dedi, sonra yermişiz, aç değilmişiz.

13 Kasım 2014 Perşembe

Ödev meselesi- ne kadar dahil olacağız?

Bir uzman ya da tecrübeli ana baba fikrine ihtiyacım var.

Arca'nın proje ödevi konusu "muz". 
Muzun 6 adet faydasını yazacak.

Dumur diyalog #135

Instagram özel seri...
Orada da anlık diyaloglar paylaşmışım, bloga koymazsam olmaz:)

12 Kasım 2014 Çarşamba

Bunu da mı görecektik? #80şükürvesilesi'nde flaş flaş!!

----Düzeltme ve özür: allahtan uzman kesilip ukalalık etmiyorum ha, vallaha adamın boyunun ölçüsünü verirler. Evet saçların buklelerini bozmadan kurutmasını sağlayan aparatın adı benim (artık neremden uydurduysam, herhalde kuaför vigo dedi, ben sağırım ya uydurdum biguli anladım) yazdığım gibi biguli değil vigo imiş. Tüm blog camiasından verdiğim bu yanlış bilgi için özür diliyor, utancımla yerin dibine geçiyorum...-----

---------------

Bunu söylediğime inanamıyorum ama saçlarım, saçlarıma şükürler olsun.(31)

İnanamıyorum çünkü çok değil birkaç sene evvel “saçlarımdan nefret ettiğimi söylemiş miydim?” diye sormuş, bonus kafamdan şikayet etmiştim. 

Orada yazılanlar doğru, envai çeşit saç şekillendiricisine ciddi bir yatırım yaptım ben. Komik hallerim var, bakınız aşağıda:)

11 Kasım 2014 Salı

#80şükürvesilesi 30 numero İstanbul Kitap Fuarı'na gelsin!!

Benim yılın bu zamanları en çok şükrettiğim şey, İstanbul Kitap Fuarı. Gittin mi hiç dersen, evet ama en son üniversitedeyken gitmiştim. O vakitler Beyoğlu’nda olurdu fuar. Dünyanın en popülasyonu yüksek fuarıydı, ondan mı dünyanın bir ucuna aldılar acaba fuarı? Hiç bilmiyorum. İnsanlar nasıl ulaşıyor acaba? Fuar oraya taşındıktan sonra, İstanbul’da yaşadığım dönemde bile gitmedim. O halde neyine şükrediyorsun, diyebilirsin, hayır dalmayacağım, bugün sükunetim üzerimde.

Sinüzit, burun estetiği, tesadüfler ve daha niceleri

Akşam yemeği yedikten sonra bana bir üşüme gel, bir uyku çök! Sarındım şalıma uyuyakalmışım. En az bir saat. Arca öptü beni, sonra sıcaksın dedi ateşölçeri getirdi. Harbiden ateşim çıkmış.

10 Kasım 2014 Pazartesi

Burada buracıkta dursun fotoğrafları

Sabahlarım yoğun olur benim. Özellikle ofise erkenden gelmeyi tercih ediyorum. Çin'deki kontaklarımla meseleleri öğleye kadar çözdük çözdük, çözemedik saat farkı sebebi ile ertesi güne kalıyor. Yoğunluğun içinde saate ilişti gözüm, 09:03. İşi bıraktım. Ofisin caddeye bakan penceresine ilerledim. Diğer şirketlerin sigara molası vermiş personeli, karşı benzincide çalışanlar, karşı kahvede bir poğaça bir çaydan ibaret kahvaltısını edenler, kalabalık caddede bir yerlere yetişmeye çalışan arabalar.. Hepsi kendi derdinde, kendi halinde. İçim burkuldu. Her yıl daha mı az hatırlıyor olduk, daha mı uzaklaştık Atatürk'ten? Derken bir siren patladı bir yerlerden ve anında durdu hayat. Burası şehir merkezi değil ha, neredeyse sanayi bölgesi, iş merkezi. Arabalar dörtlülerini yaktılar, kornalarına bastılar, sigara içenler sigaralarını söndürdüler. Son lokma poğaça yutkunuldu, bir yudum çay içildi, ayağa kalkıldı. Pompacı, müşterisi ile yan yana hizaya geçti. Herkes kendine çeki düzen verdi. Herkes... Dakikalarca onu düşündük. Bazılarının "sap gibi" tabirine inat, gözlerimiz dolarcasına onu düşündük, bizim için yaptıklarını, bu ülke için, kadınlar için...

Gözlerimiz doldu, hatta utanmasam işte olmasam hıçkıra hıçkıra ağlardım. 
Ama o ağlamamızı istemezdi, gülmemizi ve onu sevgiyle hatırlamamızı isterdi.
Ben de onu, en sevdiğim fotoğraflarıyla anmak istiyorum. Burada buracıkta dursun fotoğrafları, umutsuzluğa kapıldığımda bakıp umutla dolayım. 

9 Kasım 2014 Pazar

Fotokitap

Birkaç hafta önceydi. Zeynep'lere gitmiştik. Hani o çilingir sofrası hazırlayıp rakıyı soğutup şarabı karafta havalandırdığı gece. Sofranın fotoğrafını çekmiştim yav, eziklenmenin bu kadarı olur (bize gelince biz bunlara pide söylüyoruz da:P)

8 Kasım 2014 Cumartesi

Beddua sevmem ama "allah belanızı versin!" Net!

Beddua sevmem ama küfür severim, gün yüzü görmemiş küfürlerim var benim ben o küfürleri içimden söylüyorum, buradan sadece bela okuyabiliyorum! Şerefsizler!

#80şükürvesilesi : kefir

Haftalar önce sinüzit başlamıştı, antibiyotiğe gerek kalmasın diye, sinüs rinse ile kanalları açayım derken kulağa kaçırdıydım hani İsmet İnönü'ye bağlayınca doktora gitmek şart olmuştu.

Korkunçtu, detaya girmeyeceğim. Daha korkuncu doktorun bana uçak seyahatinin sakıncalı olduğunu söylememiş olmasıydı. İkinci randevuda "ya ben hiç düzelmedim hele İstanbul sonrası daha bi fena oldum" deyince doktora ayyy sana uçak yasaktı demez mi? Sorsaymışım. Haydaa ne bileyim arkadaş müneccim miyim! Sen söyleseydin. Hatta rapor yazsaydın ben de o zaman sorardım seyahatim var toplantım var derdim. Ay neyse hiçbir iyileşme yok tabii, ikinci kutu antibiyotik. Bir de ağırmış şerefsiz. Doktor kanlı ishal olursa hemen ara dedi ya bir tırsmışım ki sorma.

Sabahları yarım limon sıkılmış sular içiyorum vitamin olsun. Meyveme sebzeme etime dikkat ediyorum. Bu antibiyotikler şimdi karaciğerimi ne etti acaba, bağırsak mukozasının içine etti mi, diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.

Çare drogba değil çare kefir:)

7 Kasım 2014 Cuma

Kavanoz ve iki fincan kahve

Yoga derslerine devam ediyorum ben!! yeayyy... (#80şükürvesilesi ;) 24 galiba ay yok sayacağım ben böyle olmuyor)

Eh sen yapıyordun, diyeceksin, doğru yapıyorum, çok da iyi geliyor ama benimkiler kültür fizik hareketlerine dönüyor artık. Özellikle nefes egzersizlerine ihtiyacım var, onu da kendim yapamıyorum. Neyse işte iki derse katıldım bile. 


Gerçi bu üçüncü hafta ve ben iki istanbul seyahati bir Arca bir de bizzat kendi hastalığım yüzünden dersleri kaçırıyorum ama olsun, harika bir hocam var. Ondan daha sonra bahsedeceğim, çünkü bence hikayesi yazılası bir kadın, Deniz.


Deniz tüm öğrencileriyle bir whatsapp grubu kurdu, bize yoga ve hayata dair hemen her konuda bilgilendirme mesajları gönderiyor. Geçenlerde çok insanın bildiği ama benim ilk defa okuduğum bir hikayeyi paylaştı. Benim gibi bilmeyenler vardır diye ve sonra tekrar tekrar okuyayım diye buraya koyuyorum. Evet dönüp dönüp eski yazılarımı okuyorum ben, hiç dalganı geçme, dalarım!


Buyurunuz hikaye:

6 Kasım 2014 Perşembe

Yemek mimi takdimimdir!

Canım arkadaşım Gülçin mimi yapıştırmış, hay allah razı olsun. Ben de milleti okuyorum ağzımın suyu akıyor bir üstüme almadıydım mimi. Görev insanıyım işte :) Peşinen mimliyorum, yasemin :) 

En sevdiğiniz yemek:
MAKARNA!! Öyle vallaha… Ama sade değil, üzerinde mutlaka sos olacak. O sos hakkında araştırma yapılacak, olası malzemeler hakkında sohbet edilecek, istişarelerde bulunulacak, tabii muhteremle… İtalya’ya gittiğimde kendimden geçmiştim. Sırf makarna için bile İtalya’da yaşayabilirim.

#80şükürvesilesi : Bisiklet

Hangi gündü hatırlamıyorum, işten erken çıkmam gerekti ve yolda erken çıkmış olmamın gereksiz olduğunu öğrendim. Yani eve gitmeden önce bir saatten fazla boş zamanım vardı.

Ben de Konak’ta metrodan indim ve Konak-Göztepe sahil yolunu keşfedeyim dedim. Doğma büyüme bir İzmirlisin kadın hiç mi bilmiyorsun, diyebilirsin, haklısın. Ama bisikletle ilk defa çıkıyorum o yola. Hayatta bazı yerleri bisikletle yeniden keşfetmek ilk kez keşfetmek gibidir. Kafanı kaldırdığında baktığın gökyüzü yine gökyüzüdür ama pedallarken farklı görürsün her şeyi. O gün de öyle oldu. Beş kilometreye yakın pedal çevirmişim, hava da bir rüzgarlı ki sorma. Güneşin bir yarık bulup da sızdığı bulutlar, yağmuru müjdeliyor ama yağmayacak belli. Güneş karanlık ve dalgalı denizde ebruli desenler çiziyor, kimi yer aydınlık kimi karanlık. Sahilde hemen hiç kimse yok. Dalgalar vurdukça serpintisi yüzüne geliyor, yarabbi şükür diyorsun… Şükür anlarından biri daha… (#80şükürvesilesi : 23 müydü neydi:)) yok bir gün sayacağım tek tek!)