Yazılar posta kutuna gelsin mi?

30 Aralık 2012 Pazar

Dumur diyalog #85

A: Hamur oynamam lazım
Y: Niye?

28 Aralık 2012 Cuma

Kara liste

Ara ara yılbaşı ruhunu arıyorum. Blogun tozlu sayfalarının arasında bile bulamadım. Bu yıl böyle demek ki:) aranırken geçen yılki "to do list" yazısını buldum. Bak bak bak.... Nasıl iflah olmaz bir iyimsersem artık, liste bile yapmışım.


1. Arca'nın odası değişecek! Oyun odası haline gelen ex-oturma odası tamamen Arca'ya tahsis edilecek.
Değişmediği gibi oyun odasındaki koltuğun da yazlığa gitmesiyle iyice yayıldı cüce hatta özerkliğini ilan etti ve hatta görmemizin uygun olmadığı işler karıştıracaksa alenen bilgi verip kapıyı da kapatıyor. Yakında DVD'lerinizi de alın diye ültimatom verirse şaşırmayacağız!

Daha da “bu çocuk resim yapamıyor” diyeni eşekler depsin!

Öğretmeni göndermiş, “annesine söyleyin hiç müdahale etmeden tamamen kendi başına yaptı bu resmi” diye tembihlemiş İlker’e. Tabii cemi cümle biliyor benim bizim oğlanın yeteneksinizin önde gideni, yeteneksizlik dalında “yetenek sizsiniz Türkiye”ye katılacak kadar çıtayı yükseltti diye düşündüğümü.

27 Aralık 2012 Perşembe

Ev yapımı tagliatelle

6 yumurta, 1 kilo un, 1 çorba kaşığı tuz...

hatırladığım bu! malzeme mühim değil! mühim olan stresini hamura atabiliyor musun?

eski yazıları fotoğrafları karıştırırken annemin seneler önce aldığı makarna makinasını buldum. Evet makinada kesiyorsun aman da ne kolay diyorsun ama öyle değil işte. Yoğuracaksın hamuru.. Hayat seni nasıl yoğuruyorsa nasıl sertleştiriyorsa, sen de hamura aynı muameleyi çekeceksin abicim.

"Her gün bile babamla uyuycam!"

...dese de inanma! Kuyruklu yalan!

Geçtiğimiz hafta boyunca Arca defalarca söz verdi, defalarca caydı. İlker ile Arca’nın akşam uykularını birlikte uyuma hikayesi arap saçına döndü. İlker türlü alavere dalaverelerle Arca’dan birlikte uyuma sözü alıyor, akşam oldu mu Arca cücesi ne yapıp ediyor anasıyla yatağa giriyordu.

26 Aralık 2012 Çarşamba

Eyy! Yılbaşı ruhu! oradaysan masaya üç defa vur!

Yılın bu zamanları çoktan gündemimize oturmuş olması lazımdı.

Hıristiyan kardeşlerimizin Noel’i zamanı havaya girer 1 Ocak gibi çıkardık o yılbaşı havasından. Geçen gün Çinlilerle telefonda toplantı yaparken de Noelimizi kutladılar sağ olsunlar, içimi kuruttunuz ne Noel’i diye çemkiresim geldi yuttum, thanks yavrım!

"Arca oğlum senin annen bir salaktı" vol.17

Pazartesileri sürpriz günü okulda. Hadi bu defa Arca kendi yaptığı bir şeyleri götürsün okula dedim. Heves ettim. Mozaik pastayı duyunca İlker de tutturdu yerim diye. Arca bozuk attı, neyse bir buçuk ölçüden büyükçe bir pasta yapmaya karar verdik. Her bir dilimi ayrı ayrı strech film ile paketleyeceğiz, üstlerine de tek tek isimleri yazacağız, plan bu.

25 Aralık 2012 Salı

Fang Ailesi : Şimdi senin suratına bir tane çaksam bu sanattırdiyebilir misin?

Fotoğrafı, resmi sanattan saymayan bir karı koca düşün. Bunlar performans sanatçısı ve durağan hiçbir şey onlar için sanat değil!

24 Aralık 2012 Pazartesi

Bizim oğlan resim çiziyormuş yav

Susan Stricker o meşhur ve mühim kitabı “Çocuklarda sanat eğitimi” kitabında resmin temelinin karalama olduğunu anlatır, çocuklarımıza “ne resim yapıyorsun? ne çiziyorsun?” gibi şeyler söylemememizi, özgür bırakmamızı ve illa ki yorum yapacaksak “çok güzel olmuş” şeklinde değil, “seçtiğin renkleri çok beğendim, kırmızı ile kahverengiyi bir arada kullanman ilginç olmuş” filan dememizi öğütler.

Ben de bünyeye kattığım bir donanımın b.kunu çıkarırım! Yani çıkarmışım. Zira karalama konusunda o kadar yüreklendirmişim, o kadar gerçekçi ve beğeni dolu yorumlarda bulunmuşum ki, Arca benim sadece karalamalardan hoşlandığımı sanıyor.

Dumur diyalog #84

A: Ela kitabımı yırttı
Y: hadi ya çok fena. Sen ne yaptın?
A: kızdım
Y: ela ne yaptı?

22 Aralık 2012 Cumartesi

Hafif ! kar yağışı

İstanbul'a gitmek için bundan daha kötü bir gün seçilemezmiş. Kar haberini de dinlememişim, sabah pilotun varış noktasındaki hava durumunu bildirirken "hafif kar yağışlı" demesi üzerine haberdar oldum. Ama hafif filan ya hafife alıyorum.

Sabahtan ofiste çalışacağım öğlen Akmerkeze geçeceğim plan bu. Lakin planda olmayan şiddetini gittikçe arttıran kar yağışı var. Toplantıya tam vaktinde yetiştim. Karşıdan gelemeyenler varken benim ta İzmirden gelmem takdirle karşılandı. Heheh çaktırmadım, ulen bilsem bu kadar yağacağını ben de gelmezdim sadece soğuk olacak sanıyorum. Tabii ki hava muhalefeti nedeniyle komisyon tarihinin en kısa toplantısını kayıtlara geçirdi, herkes evlere erkenden vınladı. Akşam Tuba ve Gülayşe ile buluşacağım. Kıpırdamıyorum yerimden. Eh zaten Akmerkezdeyim daha ne isteyeyim. Cam kenarı bir yer buldum, tatlımı kahvemi aldım, kar manzarasına karşı kitabımı okudum. Aman pek mesudum.

Beş buçuğa doğru Tuba aradı taksi bulamıyordu, metroyla Kanyon'a gidecekti. Gülayşe'nin karşıdan katılması mümkün değildi. Kolay gelmiştim kolay dönerim diye düşündüm. Yanılmışım! Bırak taksiyi yolda hareket yok. Biraz yürüyeyim dedim zaten bilinmeze yürüyen bir topluluk var, takip ediyorum. Bir şekilde taksi bulurum umudunu hiç yitirmiyorum. Bir ara yanımda liseli bir grup belirdi. Kulak kabarttım. Servisle gitmekten vazgeçmişler metroya doğru yürümeye karar vermişlerdi. İki kız bir oğlan. Oğlan biraz şaşkın belli ki yanlarında erkek olsun diye gruba dahil edilmiş, kızlar zehir gibi. Hemen yanaştım, "arkadaşlar ben Kanyon'a gideceğim nasıl ulaşırım metroya?" İhtiyaç duyduğum cevap geldi; "biz de oraya gidiyoruz, götürelim sizi."

Başladık yürümeye. Karanlık ara sokaklarda atlattığım birkaç düşme tehlikesinin ardından gençlerin peşine takılma fikrini sorgulamaya başladım. Gerçi başka şansım da yoktu en kısa yoldan metroya ulaştıracaklardı. Cidden öyle de oldu! Yirmi dakikalık bir yürüyüşün ardından metro durağına gelmiştik. Ayaklarım çizmenin içinde vıyck vıyck diye sesler çıkarıyordu ama hiç oralı olmadım.

Varmıştım Kanyon'a varmıştım. Tuba ile nefis bir makarna şarap üstüne kahve .... saatin nasıl ilerlediğini anlamamışım. Kanyondan bir yedek çorap alırdım diyordum kar suyundan buz kesmiş ayaklarımı bile unutmuşum. Ara ara trafik kontrol merkezine bağlanıyoruz telefondan yolların durumuna bakıyoruz. Bir taraftan THY'yi meşgul ediyorum, hani iptal filan var mı diye.

23:15'teki uçak için taksiye bindiğimde saat sekiz bile değildi. Yolların durumunu anlattım şoföre oralı olmadı, tabii ben nereden bilecektim? Telsizle sordu ben hala "E5 iyi, bak bir haliçte bir de şirinevlerde sıkışıklık var, sonrası açık, bas git vallaha bak telefondan baktım" sallamadı beni girdi TEM'e. Eh pek tabii daha sapakta sıkışmış trafiği görünce gerisin geri ve hatta geri geri döndü E5'e. Ama hala "abla sen haklıymışsın" demek yok. İlerliyoruz harbiden Şirinevler hafif sıkışık ondan gayri her yer açık. Bu arada telsizden evine giden yolu soruyor cevap yok. Baktı benim teknoloji işi biliyor, " abla sen telefondan bir bakıver be eve gidemedim iki gündür" demeye başladı.

Erkenden vardım havaalanına. Bileti öne alma şansımı denedim bingo 21:00 uçağına aldırdım. Sevinçten havalara uçup "nihoahaha" şeklinde kocasıyla telefonda konuşan manyak bendim. Manyaklıkta değildim ama sevinçte kesiknlikle yalnızdım.

Sevincim çok uzun sürmedi zira uçağın kalkmasına on dakika vardı ama kapı numarası bile belli değildi. 22:00 uçağı ve daha birkaç tanesi iptaldi. Rötar kesin vardı da aman iptal olmasındı. Havaalanı mahşer yeri gibi. Kıyamet bu olsa gerek diye düşünürken sadece bir saatlik rötar haberiyle yüreğim soğudu. Bindik uçağa lakin bir saat de uçakta bekledik. Biliyorum ki İlker merak edecek gel gör ki yanımdaki adam uçak modunda oyun oynuyor diye bir alay çemkirmişim, hiç zararı olmasa bile telefonu açıp da mesaj atmam mümkün değil kan çıkar.

Eve vardım saat iki saat öne aldığım biletimle iki saat rötarlı yani tam birde:) göüznü sevdiğimin hava şartları göüzü sevdiğimin İzmir'i!


MFÖ yakar gönlümü

Bizim dönem kız çocukların büyük çoğunluğu Erol Evginle evleneceğini söylerdi. Benim adamım Mazhar Alanson'du. Oyuncak gitarım ve onlarınkine benzeyen pantolonumla aile toplantılarında MFÖ taklidi yapardım.

Her kasetleri vardı bizim evde ee o zamanlar kaset var tabii:)

Üniversitedeyken Galatasaray lisesinde bir konserlerine rastlamıştık hayatımın en güzel günlerinden biriydi. Bütün şarkılarını ezberden söylediğimde İlker şok olmuştu hastasıyım abicim lafta değil yani:)

Şimdi Beyaz Show'dalar.

Allahım o rastladığım konserdeki gibi hissediyorum şu an! Hatta o yedi yaşında hissettiklerimi:)

Mest bir gece biterken... Arca uyuyor İlker uyuyor ve bu bünye hala uykuya direniyor... Yalnızlık ömür boyuuuuuu





20 Aralık 2012 Perşembe

an itibariyle

istanbulda karda mahsur kalinabilecek en iyi yerde kar manzarasi esliginde kitap kahve :)

lakin gece izmire donebilecek miyim hic bilmiyorum hasssss.....kar durmuyor yav cok sakat bi gunde gelmisim:(

19 Aralık 2012 Çarşamba

"Arca oğlum senin annen bir salaktı" vol.16

Yine yeni yeniden gözlüklerini evin içinde bulamadığı için lenslerini takan, gözlüğünü bulunca lensleri çıkarıp gözlüğü takan salak benim ve bunu ilk defa yapmıyorum!

18 Aralık 2012 Salı

Sharon yeliz

Yurtta kaldığımız yıllar benim lakabım "sharon"dı. Evet Sharon Stone'dan geliyor. Temel içgüdü filmi pek popüler o yıllar, hani buz kıracağı ile adamları haşat ediyor sharon abla.

Ufacık tefecik bir kız çocuğum o zamanlar nereden baksan şimdiki halimin 7-8 kilo zayıfını düşün. Ama küçük müçük karamürsel sepeti deyip geçme. İki adet yirmi litrelik bidon suyu (o zamanlar damacana yok istasyonlardan bidonla su alırdık her oda dört kişilik oda başına iki bidon) tek seferde iki kat çıkarırdım tık etmezdim.

Arca ilk kez...

... Bir arkadaşından mektup aldı.
Evet Ege bir ev resmi çizmişti, kıyamam Elif'in kafasının eti yiyip postalamıştı resmi, resim Arca'nın eviydi, Arca'ya postalanmalıydı.

Allahtan Arca'ya söylememişim, garibim her gün sorardı kesin mektubu geldi mi diye. Aradan üç hafta geçti mektup geldi. Vaktiyle hemen her Türk kadını gibi Strawberry'den öte beri sipariş ederdim, allah seni inandırsın daha çabuk gelirdi dünyanın bir ucundan. Bizim mektup Karşıyaka'dan üç haftada teşrif edemedi, gözünü sevdiğimin ptt'si.

17 Aralık 2012 Pazartesi

Hayalkurdum : bizim çocukların kitapçısı

Cumartesi sabahı pek tabii kargalar kahvaltıya oturmamışken biz yollara düştük. Gazi’de kesin yer buluruz diyorum ama bizden başka ne çok karga varmış, hepsi de soluğu Alsancak’ta almış. İki turun sonunda dünyanın bir ucunda park yeri bulduk, bu ne be!

Uzun çok uzun bir yürüyüşün ardından Tea&Pot’a girdik. Hani Duru da belki bugün Zeynep’le café’ye gelmiştir, onu da alır HAYALKURDUM’a götürürüz diyordum. Laf aramızda eminim Duru’nun benim çocuğum olduğunu sananlar çok olurdu. Bu iki cüce aynı okula gidiyorlar ya, ikisinin fotoğraflarını facebook’a koymuştum, cümle arkadaşlar “aa ne tatlı kızın var aynı sana benziyor” dediler. Fikir de hoşuma gitti ha! İnsanın kendisine benzeyen çocuğunun olması ne güzelmiş be dedim. Üstelik Duru İlker’in yeğeni, kan bağımız bile yok. Gerçi Deniz bebeği de bana benzetiyorlar. Bizim büyük Duru’yu da. Uzun lafın kısası bütün yeğenlerim – kan bağımız olsun olmasın – bana benziyor : ) Ah ulen bir kendi çocuğumu benzetmedim gitti!

Duru hastaydı ve evde dinleniyordu, Arca teselliyi bir fincan süt ve iki koca dilim mozaik pastada buldu. Hoşbeşin ardından yollandık Hayalkurdum’a. Saatimiz tutarsa buluşalım orada dediğimiz Tuna, Ege ve anneleriyle ile denk getirdik. Zira HAYALKURDUM'u talan edeceksek kalabalık olmalıydık, hayal kurtları başlarına gelecekleri şimdiden öğrenmeliydiler.

Aç parantez... girişte merdivenler var, hemen yanında ise bebek arabaları ve engelliler için rampa. Detaylar önemsendiğinizi gösterir... Kapa parantez :)

Yer cücesi girer girmez kendisini ortadaki kocaman minderin üzerine attı. Resmen yaydılar.

14 Aralık 2012 Cuma

Pijama dediğin...

Sabahları keyif nağmeleri tutturan kocama saydırmıştım, "sabah insanı değilim kardeşim!" Diye çemkirmiştim ya hah ben o kadar nemrut değilim gel bak mesela an itibariyle pamuk hatunum!

Dün gece çalıştığım yetmiyormuş gibi bir de sabahın beşinde kalkıp İstanbul'a gittim, akşam döndüğümde Arca uyumuştu bile. Ama o bütün gün üzerine yapışan kıyafetleri, sıkan çorapları, yüzüğü, saati çıkarırsın ya ohhhh.. Üstüne en yıpranmışından pijamanı giydin miydi tamam gelsin günün en güzel saatleri...

13 Aralık 2012 Perşembe

Dolap kapakları

Geçen Cuma Arca’nın veli toplantısındaydık. Kurum sahibi genel konularda konuşma yapıyordu, ailelere önerilerde bulunuyordu.

Laf döndü dolaştı, dolap kapaklarına geldi. Evet, artık yetişkin sayılan oğlunun odasındaki dolap kapakları bile açıktı. Salondan cık cık sesleri gülüşmeler gelirken ben yanımdaki İlker’in kolunu tuttum, yoksa puhahah şeklinde kopacaktım ve tüm salona “benim o! o dolap kapaklarını açık bırakan yetişkin benim!” diye itiraf etmek zorunda kalacaktım.

12 Aralık 2012 Çarşamba

Dumur diyalog #83

Arabasını kaza yaptırıp kıran Arca'ya annesi (yani ben) : "Senin yerinde olsam Noel babadan oyuncak araba istemem arca"
A : neden?
Y: çünkü söyleyeceğim getirmesin sana araba, kırıyorsun kıymetini bilmiyorsun.
Sinsice yanıma yanaşıp fısıltıyla;

11 Aralık 2012 Salı

Geleneksel yılbaşı ağacı süsleme merasimi

“aa yılbaşı bizim dinimizde yok, bunlar hep gavur icatları!! kültürümüzü yozlaştırıyorsun, tuh sana!” gibi saçma sapan düşünceleri küçük beyinlerinden geçirenler için her yıl olduğu gibi bir bilgilendirme yapayım, hiç zahmet etmesinler! (buraya bir tık)

Gelelim bizim yılbaşı ağacı süsleme merasimimize.

Pazar günü hiç dinmeyen yağmur fonu eşliğinde, aheste bir kahvaltı.

10 Aralık 2012 Pazartesi

HAYALKURDUM

İstanbul’daki arkadaşların çocuklarını götürdükleri çocuk kitabevlerini ve oralardaki aktiviteleri gördükçe Allah biliyor ya, “benim bebemin neyi eksik! ah ulen İzmir’de yok böyle kitabevleri!” şeklinde eziklendiğim çok oldu.

Hani bir şey isteseymişim olacakmış! OLDU! Dört şahane kadın, dört İzmirli anne “hayal kurdu” ve hayallerinin balkabağına dönüşmesine çok az kaldı.

12.12.12'de saat tam 12:12'de
1398 sok. No:6/1 Ulvi Apartmanı Alsancak (tabii ki İZMİR)

Darısı hayal kuran bütün hayalkurtlarının başına!


Her çocuk böyle mi bilmem ama bizim evdeki numune kitapçıları seviyor, bir raf kadar çocuk kitabı sunan sıradan kitapçılarda bile saatlerini harcayabilen bir veledin HAYALKURDUM’da tüm günü geçireceğine kalıbımı basarım!

Bizi kapıdan kovalayacaklar, bacadan gireceğiz, onları bu kitabevini açtıklarına pişman edeceğiz!! nihahahohahah :)  

Pezzettino

Kitap siparişleri iş adresine geliyor, Arca’dan önce ben okuyorum. Evet çoğu kitabı gidip de kitapçıda incelemek gibi bir vaktim olmadığından ya eleştirisini BDK’dan okuduğum ya da Esra Özlem’in Ada’sı gibi Arca ile zevkleri tutan çocukların önerilerini not edip gözü kapalı sipariş veriyorum.


Artık mikemmel bir kitap seçicisi olduğumdan mı (:P) yoksa Arca’nın kitaptan yana seçici olmamasından mı bilinmez, yüzde doksan dokuz tuttururum zaten.

Eskiden bütün kitapları aynı gün getirirdim eve. Hurrarra bütün gece dilim damağıma yapışırdı hepsini okuyacağım diye. Akıllandım, şimdi tek tek getiriyorum.

Pezzettino’yu da ofiste okudum götürmeden önce.

Bayıldım. Bu yaşımda bayıldım! Çocuk kitabı çok ciddi iştir, hani yazdım oradan biliyorum :P Yok benim yazdıklarım kör gözüne parmak şeklinde mesajlar içerdiği için fena halde kıskandım bu kitabı. Dokundurmuş çekmiş! Kısa, öz, alttan mesaj! bitti.

Gri'nin elli tonu

Dönemin popüler kitaplarını çok sonları okumak gibi saçma bir adetim var ve neyse ki yalnız değilim. İyice sindirilsin, okunsun, işin erbapları tarafından yorumlansın diye beklerim. Hemen çıktı, ilk ben okuyayım gibi bir derdim yoktur. Hatta aradan aylar geçmesine rağmen hakkında hala iki laf ediliyorsa, daha makbuldür.

Amma velakin bu defa merakıma yenik düştüm. “Gri’nin elli tonu” diye bir kitap. İzmirli anneler mail grubunda bir muhabbet başladı. Allah! Daha kitaptan tek satır okumadan, alt dudağımı ısırırken bulduğumda kendimi, bir anıyı hatırlar gibi gülümsemeye başladım. Harbi diyorum bak, artık nasıl anlattılarsa?
Hani yemek için derler ya (daha doğrusu babam der) aklında duracağına midende dursun. Hah bu kitap için de “aklımda duracağına listemde dursun, dur hatta elimde dursun bir sipariş vereyim” dedim verdim.

“Lizbon’a gece treni” dehasının ardından çerez olacağını biliyordum, kendimi hazırlamıştım, beklentiyi yüksek tutmayacaktım. Arca ile sızıp gecenin geri kalanında cin gibi uyandığım o gün başladım … ve bitirdim… dermişim: ))))

Sırtım tutulmasa bitirebilirdim ama bitirmedim. Kitabın bendeki mesaisine iki gün ömür biçen dostlar yanılmamıştı.

Kitap mı? Yorum mu?

Ne yapalım canım, her kitap da edebi anlamda doyuracak değil, değil mi ya?

Fazla detaya girmeyeceğim, merak kediyi öldürür mü cidden bilmem ama beni uykusuz bıraktığı kesin!

8 Aralık 2012 Cumartesi

Dumur diyalog #82

Verdiğin sözü tutmak mesajını içten içe enjekte etmeye çalışan İlker; "bak Arca söz verdim oyun açtım değil mi? Sen de verdiğin sözleri tutuyor musun babacım?"

Arca "bundan sonra seninle uyumak için söz vermiycem! Her gün bile söz vermiycem!"
..............

Bir tane de dumur diyalog #yeliz special edition:
Y: ekmek yok İlker eve girmeden alalım
İ: ne yemek var?
Y: bezelye
İ: aa bezelye ekmeksiz yenmez
Y: o zaman bezel-YEME puhahaha

Evet iğrencim biliyorum.

7 Aralık 2012 Cuma

Muhterem...

Nedeni olmak zorunda da değil ama karşımızdakini sevmemizi sağlayan bir şeyler vardır, detaylar. Kaşı gözü orası burası soyu sopu huyu değil, genel değil, ayrıntı…


Ettiği bir laf mesela…

6 Aralık 2012 Perşembe

Tespitim geldi!! Vol.2

İlk gençliğinde çocukluğunda yeterince Türk sineması izlememiş orta yaşa yakın bireyler mutluluğu yeni dönem Türk dizilerinde arar!


Bakınız : Muhterem kocam.

5 Aralık 2012 Çarşamba

Aşure

Sosyal medyada bir tek kare daha aşure fotoğrafı görürsem düşüp bayılacağım! Bana mı bu sene geldiler yoksa görsel paylaşım medyasında daha mı fazla dolanır oldum bilmiyorum, bildiğim bir şey varsa; aşureyi sevmiyorum. Dünyanın geri kalanının aksine sevmiyorum.


Tatlının içine giren bakliyattan haz etmiyorum. Sütlacı da benzer sebeplerden sevmem. Pirinç olsa olsa çorbada ıspanakta olur, tatlıda ne işi var?

Aşure konusundaki hassasiyetim çocukluğuma dayanıyor, biliyorum.

Annem ve “komşuya gönderme” konsepti!

Dumur diyalog #81

A: Annem, bizim okuldaki kıvırcık Ege saçlarını kestirince ne oldu biliyor musun?
Y: Bilmem ne oldu?
A: KIVIRCIKSIZ EGE OLDU! Puahahhaha
...........................

4 Aralık 2012 Salı

Büyüyorlar!

Cuma gecesi yorgunluktan kucağımda uyuyakalmıştı, yoksa soğan kokulu kafasını yıkamaktı niyetim, olmadı, leş gibi uyandı yeni güne. Berk’in doğum günüydü, Berk’in hediye ettiği parfümü sıkar, kokudan kurtuluruz dedik. Ama saçların iğrenç görünümünü ne yapacaktık? Limon! Limon sürdük kafasına dik dik yaptık saçları, sprey sıkılmış gibi oldu.


“Parti saçlarım oldu!” diye sevindi garibim büyüyor yav!

3 Aralık 2012 Pazartesi

Tespitim geldi!! Vol.1

“Yemek tarifi” ile “diyet” anahtar kelimeleri satar abicim, havada karada satar!


Bugün bir ara kendi bloguma girdim, okuyorum. Evet böyle narsis bir insanım, kendi yazdıklarımı okuyorum. (laf aramızda çok gülüyorum yav!) Neyse sağ alt köşede o anda sayfayı ziyaret etmekte olanların sayısı görülür. 33 gördüm! Oha niye lan? Benim bildiğim 20’yi geçmez. Hatta gece geç bir saat girmişsem “1” gözükmesin diye iki ayrı sayfada açarım bloğumu, maksat “tek ben mi okuyorum lan!” hissiyatı oluşmasın. Böyle manyak yönlerim var, tanıyın beni! buyum ben!

Kim çapkın?

Hafta sonunun pazar partisi Deniz’indi. Evet Deniz bebek, Arca tarafından kafası gözü yarılmadan sağ salim 1 yaşını doldurdu. Bu sene sağ çıktı kanımca bundan gayri hayat mücadelesinde sırtı yere gelmez.
Öncesinde Arca’yı arabada uyuması konusunda telkin ediyoruz ki partide arıza yapmasın. Deniz’in partisine giderken de arabada kestirdi. Gözünü açtı, balonlar, çocuklar, nefis yiyecekler… sersemledi haliyle. Bir gün önceki partide bütün çocukları tanıyordu ama o gün o kadar çocuğun arasında yalnızdı.

30 Kasım 2012 Cuma

an itibariyle... gelmiş geçmiş en iyi romantik komedi!

"When Harry met Sally"....

Gelmiş geçmiş en iyi romantik komedi!

Kaç defa izlediğimi saymadım. Umrumda bile değil! Bu film ne olursa olsun günü kurtarır!

Çocuk haklı kokuyormuş cidden!

Arca akşamları yanıma yanaşıp yanaşıp “annem banyo yapayım, kokuyorum” deyip duruyor. Bu hafta üç oldu talep. Yazın bu kadar talepkar değildi, anlamadık gitti, derken jeton düştü!


Çocuk haklı harbi kokuyor, soğan kokuyor! Leş gibi!

Her şey bir gün Hayat’ın Ela’nın öksürüğünden şikayeti ile başladı. Ela çok öksürüyordu ve Hayat ne yapsa kar etmemişti, Nurturia’da danışmıştı. Annelerden pek çok öneri gelmişti, ben de hepsini okudum, aralarından bildiklerim var bilmediklerim var.

Arca’nın malum Sümkürüfüs’ünü evden bir türlü kovamadık. Her gün sabah akşam burunlar temizleniyor ki rahat nefes alsın, gece oldu mu tıkanıyor, akıntı genizde gıcık yapıp öksürtüyor haliyle. Bir akşam burun temizleme rutinimiz şaştı, yer cücesi yerde uyuyakalmıştı. Pek tabii Sümkürüfüs canavarı hemen işbaşı yaptı, daha gece yarısını bulmadan saatler, Arca öksürük nöbetine başladı.

Yastığı kaldırdım, yok! Odanın nemi tamam 50% daha ne olacak? Öksürmekten uyanıyor, o uyku haliyle burnuna bir şey de sokturmuyor, hey allahım!

29 Kasım 2012 Perşembe

Sabah insanı değilim kardeşim zorla mı!

Ben "aman sabahlar olmasın" tarzını benimsiyorum. Hatta hayat felsefem yapabilirim pekala. Evet yav, gece seviyorum ben, sabahın körünü vapurları güneşin doğuşunu aydınlanmayı filan sevmiyorum! Hiç sevmedim. Evet Arca hayatıma girdi beridir yedi dedin mi "anneaa ben uyandımmm!" naralarıyla ayaktayım ama hoşnut olmak zorunda değilim.

28 Kasım 2012 Çarşamba

Büyük resim

Siz cumhuriyet ile yönetildiğimizi mi sanıyorsunuz? Hayır, Türkiye’de yönetim biçimi : “ben yaptım oldu”culuktur.


Artık okula forma ile gidilmeyecek, kıyafet serbest olacak. Bak “ben yaptım oldu”, bu kadar basit. Hayırlı olsun cümlemize.

Daha üç yaşında iken arkadaşı giyiyor diye her Allahın günü salopet ile okula gitmek isteyen bir bebem vardı. Buna rağmen kaygılı değilim, gelecek günlerin olası sorun konu başlıkları “markalı giyinme, trend yakalama, bilmem ne çantasından isteme” beni korkutmuyor açıkçası. Bir şekilde çözülür.

Hepsibenimyum

Arca banyo talep etti. Kokuyormuş. Ulen ben koca kadınım senin kadar yıkanmıyorum allahsız! Hatta ben cidden yıkanmıyorum yav. Parfümü icat eden Fransızlara hürmeten değil, kayıtlara geçsin; tembelim! Eh haliyle kendim beş dakikalık duşa üşenirken cücenin banyosunu hazırlamamak için türlü numaralar çekiyorum, dokuz takla atıyorum. Ama bugün yemedi, talebinde diretti. Baktım kendi bencil tembelliğim için inat ediyorum, fazla uzatmadım, soktum banyoya. Kıyamam lan, suyu seviyor (Balık işte, hiç bana çekmemiş:P)

Bu arada İlker uyuyakalmış. Ben o anda Arca'ya Sümkürüfüs ile Hepsibenimyum'u okumaktaydım. Baktım Hırçınella'ya gelmeden onun totosu da pirelerle münasebete girmiş, kaldım bir başıma.

26 Kasım 2012 Pazartesi

"imza: kızın" tadında :)

Bizimkilerde ortam hep curcunadır. O filmlerde gördüğün geniş gürültülü İtalyan aileleri gibi… Herkes yüksek sesle konuşur ama istisnasız herkes. Hayır babamın işitme kaybıyla alakası yok : ) Kırk senedir böyle bu aile… Herkes konuştuğu için ve aynı anda konuştuğu için bir süre sonra kişi kendi sesini duymaz olur, dolayısıyla desibel arttıkça artar, an gelir herkes bağırıyor sanırsın. Aramızda en az konuşan öğretmen ablam bile mesleki deformasyon sağ olsun, yüksek perdeden kapatır arayı.


Arca anneanne evinde kafayı yer. Kimse değildir suçlusu. Arca ortamın kurbanıdır. İnanılmaz aktive olur ve enerjisini sönümleyecek bir Duru yoksa o anda, evi birbirine katar. Tek derdi ilgi çekmektir ama karşıdan baktın mı “laf dinlemiyor”dur. Dinler aslında Arca, laf dinler ama o curcunada lafları duyamaz sadece.

24 Kasım 2012 Cumartesi

Süper anne? YOK BE GÜLÜM HİKAYE - devam

Ne demiştik? Evet, öyle aman aman iyi idare etmekle filan bir ilgisi yok bu kadının diyordum.
Bu kadın = Ben :)

Gittiğim yolda doğru yaptığım bir şeyler var mı, diye düşündüm, Defne’nin yorumunu okuyunca. Yardım, öneri istemişti. Yapabileceğim bir şey var mıydı?

“Hayır öyle değil işin aslı böyle yalnız değilsin bacım, hepimiz Defne’yiz, hiç birimiz süper değiliz.”

İşin özü cidden bu ama birkaç küçük dokunuşla bir şeyler daha kolaylaşabilir. Sadece bunu anlatmaya nasıl başlamalı? Ahkam kesmeden, bilmişlik yapmadan…

23 Kasım 2012 Cuma

Süper anne? YOK BE GÜLÜM HİKAYE:)

Geçen hafta Defne’nin bir yazıya bıraktığı yorumu paylaşayım önce;


--- Merhaba, Eski günler deyince şu an yaşadığım hissiyatı, Sizi ve burayı takip edenleri çok yakın bulduğumdan paylaşmak istedim. Eski günlerde acaba annelerimiz; hem iş yerinde başarılı olacak, tüm işleri biterecek günde bilmem kaç maile telefona vb cevap verecek, aynı zamanda televizyondaki dizilerin hepsini takip edip yorum yapabilecek, interneti takip edecek, hem evinde cocuk bakacak, hem yemek temizlik yapıp hem bulaşık çamaşır yıkayacak, kocasına vakit ayıracak, bu sırada kitap okuyacak, spor yapacak, kilosuna dikkat edecek blaaa blaaa olacaklarını düşünmüşler midir? Simdi ben bu super kadın,anne vb sorumluluklarından bunaldım, ama cevremden surekli olarak bu beklentilerin oldugunu hissediyorum. Bu konuda ne yapabilirim, yardımcı olabilir misiniz? Cunku okudugum kadarı ile siz bu konularda gayet iyi idare ediyorsunuz :) Bunun icin de sizi takdir ediyorum,Sevgiler Defne..---

Kendisine uzun uzun yanıt vermek istediğimi yazmıştım cevaben ama söylemek istediğim çok kısa ve özdü aslında; “Süper anne? YOK BE GÜLÜM HİKAYE:)”

Nerden başlasam nasıl anlatsam? “Senin blog penceresinden gördüğün kadın değilim ben” demek isterdim ama doğru değil, bizde olduğundan farklı bir profil çizmek yok bacım, ha sadece hayatımızın her milimetrekaresini yansıtmanın mümkün olmadığı yadsınamaz, o ayrı.

Bu sayfaya yansımamış milimetrekarelerden bazı noktaları açıklayayım, hem ben içimi dökeyim hem okuyanların içi bir soğusun önce.

22 Kasım 2012 Perşembe

Sevmiyormuş! Sevmezsen sevme len!

Öyle diyor beni hiç sevmiyormuş. İçimden “sevmezsen sevme len düdük!” diyesim geliyor lakin “bilinçli” zamane anası “aman tanrım bebem beni sevmiyor hemen nedeninin derinliklerine inip bilinçaltından çıkmalı, olmadı pedagoga götürüp analiz etmeli, neme lazım gelişmiş ülkeler anasını sevmeyen saykolardan geçilmiyor, bizim oğlan manyak neyim olmasın…” diyerekten devreye giriyor.

Ukelalığıma sağlık böyle durumlarda “aa niye sevmiyorsun?” demeyeceksin.

21 Kasım 2012 Çarşamba

Sana bana "çöp" peki ya ona?

Önceki hafta sonu Patlıcan'a kahvaltıya gittik. Nefis bir yerdir orası. Gözlemesi, kahvaltısı demiyorum, onlar ayrı da ... Ağaçların altında oturursun, önündeki parkta çocukların oynarken çayını içebilirsin.

O hafta sonuydu, ilk defa sonbaharın İzmir'e de uğradığını anladığımız günler gelmişti. Nihayet gelmişti de kuru yapraklara kavuşmuştuk.

Arca cücesi dayanamadı tabii, o yaprak bu yaprak... Parkı filan unuttu, sadece yerden yaprak topladı.


Bugün böyle... bugün uzaklar için bir şeyler yapalım...

Bugün iki duyurum var. Karınca kararınca yardımcı olabilecekler için...
Uzak çok uzak köylerimizde bizimkiler gibi minikler var, kitapla oyuncakla, faaliyetle tanışmayı bekleyen...

Sevgili Lale ablanın kızları öğretmen. Kızlarının arkadaşı Diyarbakır'a atandı ama anasınıfı için öyle çok ihtiyaçları var ki...

Küçük de olsa bir katkıda bulunmak isteyenler için, Lale ablanın duyurusu:
http://laleninbahcesi.blogspot.com/2012/11/bizim-bir-ana-snfmz-olsun-mu.html

----------------------------------------------------------------------

Bir başka duyuru da komşum-arkadaşım-Cansu cücesinin annesi ve teyzesinden,
Hakkari'de öğretmenlik yapan arkadaşlarının ricası.

Facebook kullananlar için sayfayı bildiriyorum. Burası:)

Facebook kullanmayanlar için metni kopyalıyorum.
İhtiyaçlar için duyuru metni:
Herkese merhaba. İhtiyaçlarımızı aşağı yukarı belirledik.

Oyuncaklar;
-Bebekler,
-Arabalar,
-Doktor, inşaat vb. gibi meslek oyuncakları-setler
-Evcilik köşesi oyuncakları
-Kutu oyuncaklar(grup oyunları, 3-6 yaş zeka oyunları)

- 3-6 yaş için hikaye kitapları
...

Malzemeler;
-Oyun hamuru
-Yapıştırıcı(Tercihen stick şeklinde olanlar)
-Sim, pul, boncuk
-Yüz boyası
-Oynar göz

Gönderdiğiniz oyuncakların kullanılmış olması hiç önemli değil, yeter ki çocuklara zarar verecek kırık, bozuk olmasınlar.
Kargo adresi Büyükçiftlik Beldesi Anaokulu, Yüksekova Hakkari. İsim kısmına Seray Şenses yazabilirsiniz. Beldemize tek çalışan kargo PTT KARGO. Cumadan cumaya kargolarınızı alabileceğiz.
Şimdiden herkese çok teşekkür ediyoruz.

20 Kasım 2012 Salı

Bir hafta sonu evde cüce oyalama klasiği : Mutfak


Dün Arca ile akşamlar yapacak bir halt bulamıyorum diye mızmızlanıyordum ya, aslında bakma abartıyorum, cidden abartıyorum.

SPK'yı sevmem, okuduğum tek kitabı "Anne İş'te" ve Arca üç aylıkken filan okumuştum, işe döneceğim ya akademik olarak kendimi eğitmeye çalışıyordum, başka da alternatifim yoktu. Bir elimle süt sağarken diğer elimde bu kitabı tuttuğumu ve çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Deneyimsizlik işte...

O kitapta tüylerimi diken diken eden pek çok saçmalığın yanında hoş bir öykü de vardı. Gerçek midir bilmem, ben inanmayı tercih ediyorum, daha doğrusu "acaba çocuğuma yeterince zaman ayıramıyor muyum" diye telaşlandığım zamanlarda aklıma öyküyü getiriyorum ve vicdanımı rahatlatıyorum diyelim : )

19 Kasım 2012 Pazartesi

Dumur diyalog #80

A: Bugün okulda burnumdan bu kadar (eliyle gösteriyor) sümük çıktı
Y: Peki naptın sümüğü

Dar zamanlar?

Geçen İstanbul’a gittiğimde bir arkadaşım aldı havaalanından, çocuklardan sohbet ettik. Onun da oğlan Arca kadar. Hatta biz yoldayken aradı, babası onu bugün niye okula bırakmamışmış:)


Mühendisiz ya bir hesap yaptık. Sabah sekiz akşam yedi arasında evde değiliz, onlar da okulda. Laf aramızda onların bu okul olayı benim vicdanımı müthiş rahatlatıyor, zira eskiden epey minikken el kadar bebeyi bakıcıyla evde bırakma sendromunu hemen her çalışan anne gibi yaşadım ben de. Keşke imkan olsaydı da 3 aylıkken değil 3 yaşında iken işe dönebilseydim… neyse…

“Akşam yedide evdesin, yemek filan derken hop uyku vakti...” diye konuşurken fark ettim ki benim derdim hafta içi zamansızlık değil abicim, bence zaman fazla bile! Çünkü lanet olası hafta içi akşamları zamanı değerlendirme özürlüyüm ben!

16 Kasım 2012 Cuma

Celebrity olmuşum, daha da tanımam len sizi!

Ulen ne diye üzülüyorum blog yarışması finaline kalamadım, ipad yalan oldu diye!


Celebrity olmuşum abicim, tanımam gayrı kimseleri : ) Apple filan yakında “ayped senin köpeğin olsun gel bizim reklam filmlerimizde oyna!” diyecek, “fakir ama gururlu bir biloger vardı, kocası ona ayped almıyordu…” diye başlayacağım. Hıh diyecek omuz silkeceğim.

Tablet üreticileri kapımda kuyruk olacak da bir tanesine dönüp bakmayacağım peh!

Ne diyorum celebrity diyorum pek ünlü kişi diyorum : ))

semptomatik tedavi

Sevgili Gülçinim,


Twitter’dan selam etmiş, iyi misin yavrum demiş, teee uzaklardan merak etmişsin. Tek gün iki satır yazmayınca endişelenmişsin.

Nasıl manyak çalışkan bir bilogırım işte gel gör ki bumerang kıymetimi bilmedi, beni ilk bilmem kaça sokmadı : ))

Bizim ipad yalan oldu bacım! yok len küsmedim, yazacağım elbet lakin bu haftanın yoğun gündemi ve buna daha fazla dayanamayan bünyem beni biraz yavaşlattı diyelim.

Fazla uzatmayıp direkt küfredeceğim!

Ben İstanbul’un havasının taaaaa…..

14 Kasım 2012 Çarşamba

Çocuktur bitlenir...

Okullar açıldı beridir, radyoda dönen bir reklam var. Her duyduğumda çocukluğum düşüyor aklıma ve kokoş bale derslerinde sosyete bebelerinden kaptığım bit!


Bizim zamanımızda anne ev hanımı ise çocuklar kreşe anaokuluna gitmezdi, ben de ablam da gitmedik. Ama zarif olalım diye (puhhahah ne zarafet ne zarafet!) bizimkiler 4 yaşından itibaren bale dersleri aldırdı bize. Ablam okul öncesi bu zarafet eğitimini kazasız belasız atlattı, sonra ilkokula gitti. Eh ben eksik kalır mıyım? Ben de gittim elbet aynı kursa. Aynur hanımdı sanırım, eski ünlü bir balerin. Boydan boya aynalı bir sınıf, duvarlara monteli barlar ve sol tarafta duran bir piyano var hatırladıklarım. Biti bu derslerin soyunma odalarında kaptığıma neredeyse eminiz. Arap kıvırcığı saçlarım var o yıllar, bonus bir kafa. Bitlerin en bir sevdiği yuva.

Dumur Diyalog#79 - Makina


Arabaların motorunu patlatan makinaymış. Böyle bir mekanizması varmış burasından orasından arabaların motorunu patlatıyormuş. Ben Arca'nın yalancısıyım.

Unutmadan kitaplarını yazarlarına göre kitaplığa dizmiş, konuşuyoruz. Ben de sevimli olsun diye "amca" "teyze" filan diyorum.