Yazılar posta kutuna gelsin mi?

31 Aralık 2009 Perşembe

2010 geliyor!!!

2009 muhasebesi...
2010 beklentileri... hayalleri...
Annenin izin günleri halleri...
Arcanın 11. ay doktor kontrolü...
bir takım hissiyatlar...
kirpinin zarafetinin zarif finali...
yılbaşı programı komedisi...
yazmak istediğim onlarca şey var aslında!!
Ama şimdilik sadece Arcanın kokina ile tanışmasını koyup kaçacağım.
(çok pis eli acıdı :) şimdi uzaktan parmak sallıyor kokinaya:) )

Hepimize tebessümle anacağımız bir yıl diliyorum...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Arca ilk defa...

.... dün lasonille tanıştı. Oturma odasındayız, yerde oturup oynayışını izliyorum, pıtı pıtı sehpanın yanındaki kamyonunu almaya gitti. Herşeyi de önüne vermek istemiyoru zaten tembel mizaçlı bir velet, kendi işini kendi yapsın!! ama oyuncağı alırken dizi kaydı başı sehpanın ayağına çarptı. Önce çok bişey yoktur, öper, su veririm oyalarım dedim ama yok ağlaması durmuyor. Buz da yok, dondurulmuş bezelye koydum kafasına daha fena. İlker - allahtan alttaki eczane nöbetçiydi - lasonil aldı. Sürdük. Biraz sakinleşti ama uyukluyor. Tamam dün ilk defa sadece öğlen uyudu ve uykusu gelmiş olabilir ama bi türlü uyandıramıyoruz. Aklıma geldi: Bebek düşerse uyutmamak lazım!! Sarsıntı mı geçirdi? İlkere sakın uyutma dedim, doktoru aradım. Yok sadece soğuk kompres uygulayın lasonil de sürmeyin dedi. Bişey olmazmış. (öfff ya çok evhamlıyım değil mi!!) Soğuğa kızıyor, basıyor yaygarayı. Hem uyku, hem açlık hem de acı perişan etti miniğimi. O arada babası yemeğini hazırladı, biz buzdolabı magneti şeklindeki puzzle larımızı oynarken, cici yapıyoruz ayağına dondurulmuş bişeyler koydum kafasına. Alnı şişti, kızardı, sanırım moraracak. Bu arada uyku da açıldı. Yemeğimizi yedik misler gibi, keyfimiz yerine geldi ama ben yorgunluktan sızdım. Yemeğini yedirirken ellerim titriyordu, insan fena oluyor. Tabii ki en kötüsü böyle olsun ama bu bile gerdi:(

Halbuki güzel bir haftasonuydu... Havanın ilerki günlerde kötü olacağını bildiğimizden cumartesi gezeli istedim. Hem Arcaya evde giysin diye yelek almamız lazımdı. Göztepe yürüdük, Arca parkta kuşlarla oynadı. Sahil sakindi, öğle yemeğini körfeze karşı yedi, akşamüstü çaya ananeler geldi. Akşam Güllere gittik. İlkerin tezine göre Arca kimin yatağında uyursa bebekleri oluyor. Zeynepler istemezken o kadar çok o yatakta uyuttuk ki garanti sonunda hamile:) Arcanın yeni görev alanı Güllerin yatak:) Bakalım başarıya ulaşacak mıyız:) Pazar PS oynamaya karar veren İlker ve arkadaşlarına Arcayı postladık ve 3 kız AVM ye gittik. Ne kalabalık öyle... Yılbaşı öncesi fena...
Bugün pazartesi ama mutlu olmak için sebep çok...
Yarından itibaren izinliyim:) yılın son iş günü:)
Sonra bu akşam Ezel var. Geçen hafta üzülmüştüm, AROG bile kesmemişti.
Sonra....
dışarıda resmen gök çatlıyor, yarılıyor ve inanılmaz yağıyor.
en son çocukluğumda böyle yağmurlar yağardı. Ama ne yağmak. Günlerce sürerdi.
Daha eskiler İzmirin 40 ikindilerini bilirler. Ağustos sonunda başlar, ikindi saatlerinde birkaç saat sağnak yağarmış ve 40 gün boyunca hergün aynı saatte başlarmış. Üzüm serme-toplama zamanlarında ki bu Ağustos sonu oluyor, Akhisarda da hemen hergün sabah karşı yağdığını hatırlarım, bağ damında çocukların başına bir büyük bırakılır, sergi yerlerinde üzümlerin üzeri örtülürdü. Yağmur yağmadığı sene dedemin sevincinden annemlere fazladan çeyiz yaptığını anlatırlar.
Yağmur güzel...
Tatil güzel....
Arca şiş kafalı!

25 Aralık 2009 Cuma

yeni bir ilk

Yer cücesinden ilk defa gece ayrı kaldım.
Öncesindeki gece ne fenaydı. Uyuyorum, uzaktan bir bebek sesi...
Telsiz kapanmış (nasıl bilmiyorum) Arca uyanmış, saat 3!!
İlkerle ikimiz daldık odasına. Arca yatakta oturmuş, ağlıyor. Kimbilir ne kadar zaman sesini duyuramadı bize, gözünde yaş vardı. 5 dakika sakinleşip 10 dakika kucağımda uyuttum, sonra sabaha kadar kalkmadı.
Çarşamba sabah emzirip çıktım, İstanbula...

Arca... yemeklerini yemiş, ananesine ev gezmesine gitmiş, çam ağacının etrafında fır dönmüş.
Akşam babasıyla kudurmuş, eğlenmiş, kısa süreli Nazlılara uğramış, çok kolay uyumuş, gece hiç uyanmamış (eşşeğin nazı bana geçiyor!!)

İlker... müthiş baba kıvamındaydı, gece annesini bile çağırmadı, iyi kotardı bence... Arca da ona yardımcı olmuş...

Anne... 2 toplantıya katıldı, Elvanın Ümraniyeden Mecidiyeköye servisle geldiği sürede Okmeydanından taksi ile gelebildi. İstanbul işte, omuz silkti. Ağırlıkları Elvanın evine bırakıp Kanyon yoluna düştüler. Ekibin geri kalanı onları bekliyordu. Yemek sohbet, yüksek sesli kahkahalar, fısır fısır dedikodular, Arcanın resimleri, Tubaların nişan resimlerine karıştı, Cenk arada uğradı, 5 kız parke numuneleri üzerine beyin fırtınasına girişti. Ordan kalkılıp kahve içmeye başka mekana konuşlanıldı. Kimse işinden memnun değil, en memnunumuzun ifadesi "işler rayına oturdu, gidiyor". Gülayşe yeni işler peşinde, Next olsa süppper olur:) Tuba evlenmeyi bekliyor, Elvan ciddi rejim girişimlerinde, herşey zayıflamaya odaklı:) Emele hadi kızım çocuk yap telkinleri:) Tubaların düğün İzmirde 23 Nisan... ne güzel olacak kimbilir. Şimdiden planlar yapıyoruz.
Kızlarla toplanmayı özlemiş anne... O gece anne değil de yelizdim sadece. Arca sohbetlerin başrolünde olsa da elim kolum boştu. Çok özledim ama İlkerle mutlu olduğunu bildiğim için mızırdanmadım. Hatta iyi taraflarını çıkarmaya çalıştım. Aylardır ilk defa deliksiz uyuyabilecektim. Uyuyabildim mi? HAYIR :) gece uyanmaları bende alışkanlık yapmış meğersem, bundan böyle tilki uykuları ...
Perşembe Anadolu yakasındaki bölge müdürleri toplantısına gittim, gerginlikler yaşandı, benim sunuşu araya alıp ortalığı yumuşatalım dediler... Konu dağıldı. Program çok sarktığı için erken ayrıldım, neyse ki 19:30 daki uçağı 18:10 a çekebildim de akşam yemeğine yetişebildim. Beni görünce yemeği filan unuttu. Çıldırdık, keyiflendik. Açlığı yorgunluğu unuttum. Banyo yaptık, şap şap şap!!! Temiz tulumlarımızı giydik, uyku tulumunu giyerken gözler kayar gibi oldu, nerdeyse uyuyakalacaktı, hemencecik uyudu. Sabah dayanamadım, 6 buçuktan 7 ye kadar koltukta kucağımda uyuttum, kokusunu çeke çeke...
Annelik fena, iç acıtıcı, onun kokusu dünyaya bedel ama annelik bünyeyi sarsan bişey!!

Ümit abla dedi ki ilk gün iyiydi de perşembe biraz durgunlaştı, seni özledi galiba...
Galiba...

Not: hain velet dün gece kalktı!! diyorum nazı bana!!!

22 Aralık 2009 Salı

Çam Süsleme Geleneği

Geçenlerde posta kutuma düşen bir yazıyla yeni birşeyler öğrendim, hristiyan kardeşlerin Christmas'ı öncesi paylaşayım, havaya girelim dedim.
sevgili lalenin bahçesi de Sümerolog Muazzez İlmiye ÇIĞ'dan bahsedince aklıma geldi, copy-paste paylaşımı yapayım dedim, buyrunuz...


Hıristiyanların İsa'nın
doğuşu olarak kutladığı Noel bayramı, çok eski
Türklerin yeniden
doğuş bayramıdır.

Türklerin, tek
Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre,
yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı
bulunuyor.

Buna hayat
ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim
bütün halı, kilim ve işlemelerimizde
görebiliriz.

Türklerde
güneş çok önemli. İnançlarına göre gecelerin
kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22
Aralık'ta gece gündüzle savaşıyor.

Uzun bir
savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor.

İşte bu
güneşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük
şenliklerle akçam ağacı altında
kutluyorlar.

Güneşin
yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak
algılanıyor.

Bayramın adı
NARDUGAN

(nar=güneş,
tugan, dugan=doğan) Doğan güneş.

Güneşi geri
verdi diye Tanrı Ülgen'e dualar ediyorlar.

Duaları
Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar,
dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler
diliyorlar Tanrıdan.

Bu bayram için,
evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın
etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar.
Yaşlılar,
büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya
gelerek birlikte yiyip içiyorlar.

Yedikleri; yaş
ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile ve
dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır,
uğur gelirmiş.

Akçam ağacı
yalnız Orta Asya'da yetişiyormuş.
Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş.

yüzden bu
olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu
da Hunların Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardan
görerek aldıkları
söyleniyor.

İsa'nın
doğumu ile hiç ilgisi yok.

"Doğum,
güneşin yeniden
doğuşu"



not:
resmin kaynağını bilmiyorum, google dan buldum, sahibine teşekkürler

21 Aralık 2009 Pazartesi

Resimlerle Arca ... bu aralar

Arca bu aralar, yeni lezzetler peşinde... Şimdiye kadar hiç makarna yedirmemiştik. Hani öncelik proteinde ya.. Geçenlerde bi akşam kıymalı makarna günü yapalım dedik, İlkerle. Haşladığımız yassı spagettiden bir kase de Arcaya ayırdık. Yer mi bilemediğimizden öncesinde çorbasını yedirmiştik. Sonra bizimle tekrar sofraya oturdu ve tabir-i caizse makarnayı götürdü. Lüpletti, eğlendi, tabii biz de...


Arca bu aralar oturma odasına kurduğumuz özgür oyun parkının tadını çıkarıyor. L koltuğun önü Arcanın alanı. Orada telefonuna cevap veriyor... (evde telefon çaldığında elindeki oyuncak ne olursa olsun kulağına götürüp alo ya benzer bir ses çıkarıyor)

direksiyonuyla oynuyor...

Şarkı söylüyor...

arada oyuncakları koltuğun altına düşerse ciddi çabalarla almaya çalışıyor..


Arca bi de bu aralar...
"Al" "ver" ve "at" "tut" komutlarını anlıyor.
Evin ışıklarını açıp kapatıyor.
Altını açınca pipisini elliyor - erkek işte nolcak!!!
mama sandalyesinden caddeyi seyretmeye bayılıyor.
"gel" deyince emekleyerek peşimden geliyor, küçük kuçu kuçum benim:)
parkelerde kaymayı, perdelerle oynamayı çok seviyor.


bize en güzel zamanları yaşatıyor...

20 Aralık 2009 Pazar

bugün pazar

Güzel bir haftasonu geçiyor. Dışarıda lodos fırtınası arada yağmur serpiştiriyor, üstelik güneş bile yüzünü gösteriyor.. İzmirin havasına kızına da!!

Cuma gecesi Arca nerdeyse deliksiz uyudu. Allahım ne güzel bir uykuydu o. Sabah İlkerin halası Uşaktan gelmiş, annesine gitmeye Arcayı tanıştırmaya karar verdik. İlker şantiyeye gitti, İlknur bizimle geldi. Arca oto koltuğuna alıştı, hiç sesini çıkarmadı. İlk bindiğinde kıyameti koparmıştı ama sonra alternatifsiz olduğunu anladı galiba. Arca yine ilk defa gördüğü akrabalarına mesafeli ama sıcak davrandı, tüm hünerlerini gösterdi, kendini sevdirdi. Uykusu gelince kaçtık, arabada mis gibi uyudu ama eve gelince cin!!! Hava da güzeldi, çocuksuz günlerde olsak, hadi arabayı park ediverelim, sahilde turlayalım, vitrinlere bakıp, kahve içelim diyebilirdik... İçim kaldı. Bizim dostların Arcayı göreceği gelmiş, erkenden damlayın akşam uykulu oluyor deyince fırın tavukları kaptıkları gibi geldiler. Arca da öğlen uyumayınca akşamüzeri uzuuun bir uykuya dalmıştı. Neysem pilavlar yapıldı, tavuklar yendi, Arca da akşam yemeği olarak sadece tavuk yedi. Arca teyzeleri ve amcaları ile deliler gibi oynayıp geç yattı. Bütün gece de bizi ayağa dikti. Yatır kaldır çok da başarılı sonuç verdi diyemeyeceğim ama en azından tekrar uykuya geçişte hala kullanıyoruz. Üstelik sabah da 6 da uyandı, 7 de kahvaltı edince erkenden uykusu geldi, onun sabah uykusunda ben de uyumuşum, hem de 3 saat!!! Uyandığımda yoğurdunu bitirmişti. İlker kahvaltı için kumru alıp geldi, çay + kumru yedik. Arca öğle yemeğini yedikten sonra uykuya yattı. Boyum kadar ütü var, mutfakta kumrudan kalanlar hala masada, ev akşam misafirlerinden kalma dandini!!! ama ben sadece kitap mı okusam blog mu yazsam diye düşünüyorum. Bu aralar herşeyi yapmak isteyip çok azına vakit bulabilmek zor. Hayatımın hiç bir döneminde 2 kitabı aynı anda okuma girşimim olmamışken şimdi Annelik Sanatı ve Kirpinin Zarafeti ni aynı anda götürmeye çalışıyorum. İkisinden aldığım tat farklı ve birinden birini öne alıp bitireyim de diğerine geçeyim demek araya uzun haftalar sokmak olacağı için bu yolu deniyorum. Kirpinin Zarafetini sevgili Zerende okumuş, daha kitabı elime almadan etkilenmiştim. Siparişteki bi dolu kitap arasından önceliği ona verdim ve pişman değilim. Bazen günde sadece birkaç sayfa okuyorum ama çok farklı bir tadı var:)

Dışarıda fırtına, elim tuşlarda, aklım kitapta, damağımda kafeinsizim, Arca uykuda oh ne ala ne ala...

17 Aralık 2009 Perşembe

Uyku günlüğü - SON ("yatır kaldır"da 2 haftamız bitti)

Uyku günlüğü için kapanışı yapma vakti geldi.
Okurun vaktini pek bi çaldık, merak edenler için nihayete erdirelim.

Arcanın uykuları düzeldi gibi gibi...
Evet hala gece 1 defa uyanıyor ama kim uyanmıyor ki? çişe kalkmıyor muyuz?
Mesela geçen gün sadece 4'te uyandı, birkaç Y/T den sonra uyudu.
Dün, ben henüz yatmamıştım, yarım gibi uyandı, emzikle uyudu, 6 gibi ezanla uyandı, birkaç Y/K 15 dakika daha uyumamı sağladı, sonra İlker de kalkmış 6 buçuk gibi yine Y/K yapmış, 7 çeyrekte uyandı:)
Bazı geceler 2 gibi uyandığı, 4-5 gibi tekrar kalktığı oluyor. Ama saat başı uyandığı geceler gibi değil.
Arca ilk birkaç günün sonunda kendi kendine uyumayı öğrenmişti. Gerçekten uykusu geldiğinde odasına çekilip koltuğa oturduğumuzda onu kucağımda dik tutup okşayıp sohbet ediyorum. Bir süre sonra zaten uykusu gelmiş olduğundan gözler gidiyor, hemen yatağa koyuyorum, kendi elleri ile oynamaya başladı mı uyuyacak demektir. Ama çok uğraşmama rağmen bir uyku arkadaşı edindiremedim. Panda büyük geldi, emzik oyuncak oldu, Plutoya ısınamadı, battaniye ile savaştı. Halbuki bir uyku arkadaşı işleri kolaylaştırabilirdi. Galiba bu arkadaş dayatma ile olmuyor, kendisinin benimsemesi lazım.

Ellerle oynuyor, yan yatıyor, ağlama yok, zaten geriye dönüp bakıyorum da öyle acayip ağlama olmadı. Jacoblı gecemiz hariç:)) Hülya ve Hayat bize geldiğinde meşhur koltukla tanıştılar ve olay temsili olarak bir defa da canlı aktarılmış oldu:)

Ben bu işi 100% Y/T ile başardım diyebilir miyim? Bence kendi kendine uykuya geçmeyi öğrenmesi deliksiz uykularına çok faydalı oldu. Y/K ise bence bebişe kendi kendine uyumayı öğretmesinden çok, anneye propsuz uyutmayı öğretiyor. Bir ara kendimi sorgulamadım değil... Ben bu bebişe elimi veriyordum, dokunma ihtiyacını tatmin ediyordu belki, hala da elimi tutmaya meyilli ve ben kararlı bir şekilde sadece yanında duruyorum, elimi vermiyorum, acaba bu durum onu yaralıyor mu?? Sonra silkelenip kendime geliyorum, eğer elimi tutmadan uykuya geçmesi onun deliksiz 6-7 saat uyumasını sağlıyorsa, kalite uyku da onun ihtiyacı ise, bu süreçte ağlama yoksa ve zaten uykudan hemen önce birkaç dakika da olsa birbirmize sarıldığımız, sohbet ettiğimiz zaman da hali hazırda mevcutsa o zaman varsın elimi de tutarak uykuya dalmasın.

Azimliyim ben, hep öyleydim. Birşeyi yapmayı istediğim zaman yaparım, aman boşver böyle oluversin diyemeyen bir yapım var. Ama her zaman söylerim, Arca uyumlu bir karaktere sahip, doğuştan da öyleydi, her yapmaya çalıştığımız şeye uyumla cevap verdi, ve öyle olmasaydı belki de Y/T yi bu kadar azimle sürdüremezdik. İlker de kararlılığa tam destek verdi, tüm kurallarımıza uydu. Y/K ye rağmen çok uyandığı gecelerde doğru sorgulamalar/tespitler yaptı, yalnız bırakmadı, kafa yordu. Üzerini çok açtığı için üşüyor olabilir dedi, belki uyanmalarına sebeplerden biri buydu. Hemen müdahale edip uyku tulumu aradık, buluncaya kadar 2 kat giydirdirerek çözmeye çalıştık.
Çok uzatmadan bu tecrübeden öğrendiklerimi maddeleyelim kapanışı (umarım bir daha açılmamak üzere) yapalım:
1. Bebeğin yapısı mutlaka önemli ama inatçı karakteri de olsa annenin kararlılığı karşısında yelkenler suya inebilir, belki daha uzun sürer, pes etmemeli.
2. Kararlılık birinci anahtar kelime, ikincisi sabır, çünkü süreç uzun. Ve bence bizim sürecimiz hala devam ediyor, birkaç gün sonra herşey başa dönebilir. Nasıl ki uyku sorunumuz olduğunu kabul etmem 2,5 ayımı aldı, bu iş çözdük demek için de 2 hafta çok erken.
3. Destek şart!! Baba kayıtsız şartsız destek olmalı bence. Yapıcı sorgulamalarla yaklaşmalı. Sürecin devamında destekleyici çözüm önerileri sunmalı.
4. Gündüz uykuları aynı istikrarla devam etmeli. Ümit Ablaya ilk günden ilgili sayfaları okutturdum, destek oldu, aynı şekilde uyutmaya çalıştı, üstelik benim aynı anda evde olup gösterme şansım yoktu.
5. Bizim başından beri rutinimizin olmasının bu süreçte yardımcı olduğunu düşünüyorum. Arca'nın uyku yemek saatleri hep düzenli oldu. Sonra gece uyanmalarını olduğu dönemde bile uykuya geçişimiz bir rutin dahilindeydi, sadece yöntemi ve alışkanlıklarımızı değiştirmiş olduk. RUTİN RUTİN RUTİN... tekdüzeliği bu kadar seveceğimi hiç tahmin etmezdim:)
6. Rahat olmak lazım, bunu ilk zamanlar başaramadım, ama gerek İlker gerek blog dostları hep rahatlatmaya çalıştı beni. Bir yerden sonra amaaan elimden geleni yapıyorum olursa olur olmazsa olmaz rahatlığına erişmek lazım. Kötüye gitmiyor ki, zaten kötü olan birşeyi iyileştirmeye çalışıyorsun, en kötü ihtimalle başa dönersin. Üstelik bu bebek milleti herşeyi anlıyor, kararlılığını, kararsızlığını, sevgini, öfkeni, gerginliğini... Mutlu anne = mutlu bebek :)
İyi uykular, mutlu rüyalar, tüm bebeklere ve annelere...

Konu ile ilgili serinin tamamı :
Uyku günlüğü - 1
Uyku günlüğü - 2
Uyku günlüğü - 3
Uyku günlüğü - 4
Uyku günlüğü - 5
Uyku günlüğü - 6
Uyku günlüğü - SON

16 Aralık 2009 Çarşamba

MİM - Arca konuşuyor

Sevgili Can'ın güncesinin mimi:
(Ben Arcanın ağzından pek yazamıyorum, ama yazabilenleri keyifle okuyorum, bakalım olacak mı;)

Sevgili Arca, bize biraz kendinden bahseder misin?
Standart bir bebek olarak doğdum, 50 cm - 3250 gr - 35 cm
Sonra anne denen kadın süt olayını kafaya taktı, illa ki emzirecem diye.
baktım sütün tadı da iyi, emdikçe emdim, şiştikçe şiştim. Bi dönem 3 kilo fazlam vardı, doktor 5 ay kilo almasa korkmayın diyordu. Sonra ek gıda denen nefis mamalarla ve biraz da hareketle kilo alımım durdu:) Hala biraz süt göbee var, ama olsun göbeksiz erkek balkonsuz ev olmazmış.
Mutlu bir bebeğim, seviyorum, seviliyorum:)

Peki bu aralar günün nasıl geçiyor?
Havalar soğudu, pek dışarı çıkamıyoruz ama evde günlerim güzel geçiyor. Sabah en geç 7 de dikiyorum ev halkını ayağa. Süt verin diyorum, veriyorlar. Sonra anne denen kadın giyiniyor, baba denen adamla oynuyoruz. Sonra cicim geliyor. Cicim geldi mi biliyorum ki anne gidecek, olsun, nasıl olsa yine geliyor. Cicimle kahvaltı ediyoruz. Oynuyoruz, uyuyorum. Haftasonu dedikleri o 2 gün cicim yok. Anne var. Hatta baba bile var, ev şenlik, keyif, şamata...
Akşamları banyo yapmayı seviyorum. Geçende bu ikisi beni yıkıyor, elime ördek şekilli süngerimi almışım şap şap yapıyorum, bi ara tadına bakıyım dedim, ikisi birden atladılar sazan gibi, ay bi gücüme gitti, bebek miyim ben niye bağırıyorsunuz diye ağlamaya başladım... sonra sarıldılar, filan affettim:)

Annenin ve babanın en çok nesini seviyorsun?
Annemin kokusunu, kocaman kabarık saçlarını, sütünü...
Babamın göbüşünü, ilk doğduğum gece annem uyusun diye beni kucağına almış, kıpırdamadan bir koltukta göbüşünün üstüne koymuş, 3 saat sakinleştirmişti. Hala göbüşünü açar pat pat yaparım, biz o göbüşle eski dostuz. Bir de bana hep birşeyler öğretiyor, kulak burun göz...
Bi de bu ikisi beni çok öpüyorlar, ben de onları... Yanaklarım bunların salyası kokuyor artık ama şikayetçi değilim.

Annende değişmesini istediğin birşey var mı?
Annem Y/T diye bişey tutturmuş gidiyor. Anlamadım valla. Uyanıyorum, önce karnıma elini koyuyor, uyumaz ağlarsam kucağına alıyor, susunca pıt yatağa koyuyor. Ağlıyorum, yine aynı... Hiç bıkmıyor. Dalga mı geçiyor anlamıyorum. Bir ara yanıma filan kıvrılırdı, mis kokulu uyurduk, artık hiç öyle yapmıyor. İyiydi yani ,şimdi biraz şikayetçiyim. Takık kadın napiyim, alışacağız.
Babam benle oynarken arada TV na bakıyor, hemen postayı koyuyorum, dürtüyorum, olmadı elimle çenesinden tutup çeviriyorum başını. Hah şöyle:)

Son olarak iletmek istediğin bir mesaj var mı?:))
Keyfim yerinde, öyle yok emeklemedi (bak emekliyorum işte) yok yürümedi, dişleri 4 te kaldı, uyumadı, uyutmadı, bugün az yedi.... gibi takıntılarından kurtulsun anne kişisi. Allahtan babam var da dizginliyor yoksa ben bu kadınla kesin kafayı yerdim:)

14 Aralık 2009 Pazartesi

Böyle haftasonu


Haftasonu bitti, keşke bitmeseydi.. keşke bütün günler bu haftasonu gibi olsa:)
Cumartesi sabahtan nerdeyse 1 aydır görmediğim ablamla duru bize geldi. Sabah kahvesi, sohbet, özlemişiz. Bi Duru bi ablam bi Arca bi İlker bi ben hasta olunca bayramda bile görüşememiştik. Ben misafirler için son hazırlıkları yaparken ablamla duru Arcayla ilgilendi. Hatta duru olgunluğunun doruğundaydı, Arcaya masal okudu, birlikte oynadılar. Bizim minik kız büyüyor mu ne?
Önce Hayatlar geldi, uzuuuunca yazdığım yol tarifi sayesinde yoldan bile aramadılar, direkt zili çaldılar:) Ben yön ve adres verme konusunda çok çok başarısız olduğum için genelde İlkere tarif verdiririm, bu başarıyla sevindirik oldum:)
Pembişlerin içinde Ela yine süperdi, pıtır pıtır heryere gidiyor, insanın arca gibi konum değişikliği yapamayan bir bebişi olunca Ela gibi bebişlere uzaylı muamelesi yapıyor. Mercimek köftesi yemesi, Tunanın makarnasından tatması.. yok anlatılmıyor, görmek lazım...
Sonra Tuna & Hülya geldiler. Tuna çok çok tatlıydı yine, bizim evi benimsedi sanıyorum, ilerleyen saatlerde ben ne zaman mutfağa gitsem peşimden geldi. O kadar şeker ki, benim henüz Arcadan görmediğim becerileri var ve sürekli takipteyim. Arcanın oyuncaklarını topluyor, mutfak dolaplarını açıyor (Arca şimdilik sadece çekmecelerle yetiniyor), elimden kraker aldı ve alırken gülümsüyor. Bunlar mutlaka normal davranışlar ama benimki aralarında en küçük olunca antenlerim sürekli açık. Zırt pırt Hülyaya şunu ne zaman yapıyorlar diye soruyorum. Sabırsızım ya çocuk hemen koşsun, konuşsun, hatta şarkı söylesin istiyorum. Arca da inadına sakin ve yavaş!!

Güzeldi ya... hep yapmalı...

Akşamüstü İlker geldi, Tunayla zaten eski bir dostlukları var, yadırgamadılar, Elayla da kaynaştılar.
Bu arada yüzsüz Arca hiç evde misafir varmış demedi döndü mıçını uyudu!!

Akşam Zeyneplerle yemeğe gidelim dedik. Dışarısı beter yağmur, deli miyiz neyiz, düştük yollara. Oh kuytu bir yer bulduk, Arcayı da mama sandalyesine oturttuk, eline ekmek, sonra kuzu şiş, tavuk şiş, hatta beyin! Yedi valla daha var mı diye sesler çıkardı, üstelik evde akşam yemeğini yemişti. Biz ordayken Güller bize gelmiş, kapıda kalmışlar, Nazlılarla tanışıp Cansuyu sevmişler. Hemen döndük tabii. Nazlılara kapıdan baktık, bastonla yürümeye başlamış, kalçada çatlak varmış!! Nazlının başına gelmeyen kalmadı. Ertesi gün için sözleşip bize çıktık. İlkerler oyun oynarken biz kızlar yılbaşı programı yaptık. Ama galiba bu yıl da PTT takılacağız:) Arcayı bırakmak istemiyorum, programlı biyere götüremem. Zeynep hamile, zaten Arcadan bile önce uyuyor. Hepimiz bi köşede uyumak üzereyken İlkerlerin oyunu bitti, gittiler.

Pazar Arcanın sabah uykusu ile biz de uyuduk, ihtiyaç valla, özellikle bi gece önce 2 de yatınca:) Arca uyanınca Nazlılara indik. Cansuya Arcanın tavuk çorbasından, Nazlıya şevketibostan (ben yemiyorum ya satacak yer arıyordum:) hasta yemeği oldu)Nazlı ciddi ciddi yatmak zorunda, Cansuyu kucağına almak yasak!! Az oturup Arcanın uyku saati geldi deyip indik, akşama hemen yemek hazırladık, bize çağırdık. 11 e kadar oturduk. Arcayla Cansu oyuncak kavgası yaptılar. Bir halkayı paylaşamadılar. Arca sanki öğlen 2 saat Cansunun bütün ıyuncaklarının tadına bakmamış gibi, kendisininkiler asla paylaşmadı. Cansunun musallat olduğu bütün oyuncakları toplayıp önüne çekti. Ama uykuya daha fazla direnemeyince hepsi Cansuya kaldı.

Gece yatarken haftaya iyi başlamak adına Arcanın son 2 gecedir yaptığı gibi uyumasını diledik ama 4'ten sonra uyumadı, bir de 2:30 da uyanmışlığı var, yani güzel(!) bir kapanış oldu:)

13 Aralık 2009 Pazar

Uyku günlüğü - 6 ("yatır kaldır"da son zamanlar) - oluyor mu acaba?

Günlüğü boşladık, halbuki Y/K tecrübelerini aktarmak acayip motivasyon oluyor, devam etmek lazım.

10 aralık perşembe
Ümit abla sabahtan hastagibiydi, evde de temizlik olunca ilgilenemedim ama aklım kaldı. İlker geç çıkacaktı, aradım iyi gibi dedi. Ama içine sinmemiş öğleye doğru eve uğramış, fecei bir kırgınlık ve halsizlik. Hemen eve yollamış. Akşam geldiğimde keyifleri yerindeydi, babane de vardı, öğle çok oynamışlar ki Arca uyumaya niyetlenmedi bile. Çok zor uyudu, ve gece de çok kalktı. 5 nöbetinden sonrasını İlkere vermek zorunda kaldım.

11 aralık cuma
Ümit ablanın hastalığı devam, İlker Arcaya bakmaya dünden talip. Birlikte güzel birgün geçirmişler, Arca uykularını kendi kendine uyumuş. Ben çok yorgundum. Birkaç gece mesaisinin üzerine gündüz de yoğun çalışınca gerçekten helak olmuşum. Arcanın uykusunun gelmediğini, İlkere biraz oynayın ben birazdan Arcayı yatırırım dediğimi hatırlıyorum. Sonraki sahne koltukta uyandım İlker TV izliyor, saat 10 olmuş. Uykusu gelmiş Arcanın yatmış, uyumuş. Emdik ben de yatağa yollandım.

4 te uyandı, emzik verdim ve UYUDU!!! Y/K bile yapmadım.
7 de uyandık:))))

12 aralık cumartesi
Çok güzel bir gündü.
Detaylar azzz sonra:)
Akşam uykuya geçerken çok ağladı, yorgunluktan mı bilinmez!
Biz yatıncaya kadar birkaç kez uyandı, mızıkladı, daldı...
Akşam yemenin bokunu çıkardı ve hazımsızlık yaptı sanıyoruz:)
(kıymalı karnıbahar üzerine az tarhana, birkaç parmak büyüklüğünde pide, beyin parçaları, kuzu şiş, tavuk şiş...)
Sadece 5 te 1 defa kalktı, ama 6 da da uyandı, sonra 7 de uyandı...

Yani son 2 günün bilançosu kansız ve iyi!! hatta çok iyi bile denebilir.
Ancak Y/K nin başarı ile sonuçlandığını söylemek için henüz erken bence, Arcanın uykularının düzelip düzelmediğini zaman gösterecek.

Şimdi komşu kızı Cansuya iniyoruz, annesi Nazlı 2,80 yatıyormuş, omurları çatlatmış... Cansu canavarının annesi olak kolay değil

Konu ile ilgili serinin tamamı :
Uyku günlüğü - 1
Uyku günlüğü - 2
Uyku günlüğü - 3
Uyku günlüğü - 4
Uyku günlüğü - 5
Uyku günlüğü - 6
Uyku günlüğü - SON

10 Aralık 2009 Perşembe

Uyku günlüğü - 5 ("yatır kaldır"da 7.ve 8. gece) - PROP ÜZERİNE

PROP Ne ola ki?
Sevgili Nihan, propla ilgili bir yorum bırakmış.
(Yorum demişken Kirazın yorumunu hatırladım, yaramazsın Kiraz:))
Nihana katılıyorum. Prop denen şey bizim uykuya geçişimizin de bir parçası bence de.. Ben de illa ki 2 satır kitap okuyacağım da uyuyakalacağım, ya da İlkerin eline koluna dokunacağım. Arca için de durum böyle onun da dokunmaya birşey yapmaya ihtiyacı var. Yazık ki bu bilinçsizce biz olmuşuz. Elime dokunmadan uyumadığını farkettiğimde (daha doğrusu Hülya söylediğinde) önce ne sakıncası var ki demiştim. Sonra bunun için beni uyandırması, uyandırmak için geçen sürede kendisinin uykusunu daha çok açması bu prop meselesine daha çok takmama sebep oldu. Ben başından beri, battaniyesini veya pandasını prop haline getirmeye çalışıyorum. Mesela emzik de prop olabilir ama yatağın içinde kendi bulup alırsa ne ala, ama kendi alıp ağzına götüremediği için emziği de bizim vermemiz gerekiyor.
Şimdilik prop cephesinde durum şu:
- yatağa yatırdığımda elimi vermiyorum, en fazla karnının üzerine elimi koyuyorum, sakinleştirmek için. bazen kendi ellerini kavuşturup elleriyle oynayarak uyuyor. (keşke hep böyle yapabilse) Y/K sonrasında da böyle yapıyor.
- bazen pandasını veriyorum, biraz büyük geliyor, daha küçük yumuşak bir Pluto su var ama bazen onunla oynamaya başlayıp uykusunu açıyor:)
- emzik sadece uykuya geçerken ağzına alınıyor. Uyku yoksa emzik de yok:) Uyuduktan bir süre sonra emzik atılıyor - ki bu prop olmadığını gösterir. Ama gece uyandığında emzik verince uyuyor - ki bu da prop olduğunu gösterir. (yani emzik = ????? )
- Y/K prop mu oldu acaba diyorum ya... belki de Y/K yi biz yapıyoruz ya bizi odaya getirme yolu.. bir çeşit prop sanırım.

Neyse... biz gelelim günlüğümüze...
8 Aralık salı
Akşam İlknurlar bizdeydi, Arca halayla koptu çıldırdı, oyun manyağı oldu. Önce pek yüz vermemiş afacan sonra acayip seviştiler:)
Bu arada kendileri ciddi ciddi emekliyor, ama canı isterse:)
akşam yatırmak çok zor olmadı ama tam uyudu derken çığlıklar içinde uyandı, zor sakinleşti ama yine kendi kendine uyudu.

Ben yatıncaya kadar 1-2 defa uyandı, kendi daldı, yanına bile gitmedik. Ama yine 12 gibi uyandı. Y/K, emzik ve uyudu.
2 de kalktığımı hatırlıyorum, kansız bir uykuya geri dönüş...
sonra bir de 6 da kalktım, bu zor oldu. Odada yere çömelmiş, dalmasını bekliyorum, uyku sesleri çıkarıyor, tam odama gidiyorum, ağlıyor, görmüyor ki beni, komanda sürünüşü ile odama gidiyorum ama kokumu alıyor herhalde. Bu 3-4 defa tekrarlandı, sonra 7 de uyandık.
Tam kendi kendime iyi bir gece geçirdiğimi söylüyordum ki İlker de gece 1 ve 5 nöbetlerine kalkmış. Yani bizim Arca yine 4 uyanma ritüelini bozmamış, sadece anne baba nöbet değişimi yapmak suretiyle biraz uyuyabilmişler.

9 aralık çarşamba
Artık üzerime bir rahatlık bir adamsendecilik geldi. Arca'yı gece boyu uyutmanın son çaresi olarak gördüğüm Y/K işe yaramazsa kaderime razı olacağım halleri.
20:00 banyo yaptık - banyolar keyif keşke hergün yapabilsek ama havalar soğuk diye cesaret edemiyoruz.
20:45 uykuya geçiş - çok zor olmadı, ama yine de kendi kendine uykuya geçmesi en az 15 dakikamızı alıyor.
22:00 son öğünümüz - emdik
04:30 - evet yanlış yazmadım - yazı ile dört buçuk - uyandı. Sadece 1 Y/T ve uyudu.
05:30 boşuna heves etmişim bu işi kıvırdık diye, cin şeklinde uyandı. Uyutmak yarım saat sürdü. Çok fazla Y/K yapmadım çünkü Arca ağlamıyor. Yattığı yerde elleri ile oynayarak mıkırdıyor. Bu da beni yanıltıyor. Daldı sanıyorum, çıkıyorum, tam yatağa giriyorum, ağlıyor. Odada olduğumu-çıktığımı nasıl anlıyor bilmiyorum zira asla başında durmuyorum, göremeyeceği şekilde çömeliyorum ya da koltukta oturuyorum.
06:00 sonunda daldı.
07:10 uyandı.

Sabah ilkere kalkıp kalkmadığını sordum. Hayııır deliksiz uyumuş. Demek ki dün gecenin bilançosu nispeten daha başarılı.

Desteklere sonsuz teşekkür...
Eylemlerimiz sürecek...

Konu ile ilgili serinin tamamı :
Uyku günlüğü - 1
Uyku günlüğü - 2
Uyku günlüğü - 3
Uyku günlüğü - 4
Uyku günlüğü - 5
Uyku günlüğü - 6
Uyku günlüğü - SON

8 Aralık 2009 Salı

Uyku günlüğü - 4 ("yatır kaldır"da 6. gece) - yatır kaldır olmadı kaldır at!!!

Uzatmayacağım, Arca 6. gece itibari ile ilk uykusuna güzel güzel daldı. 12:15 ten itibaren - abartmıyorum - yarım saatte bir uyandı. Hadiii buyrun burdan yakın!!

Saat 4'e kadar her uyandığında sadece elimi karnına koydum, (hani Tracy Y/K yapmadan önce karnına koyun ağlamaya devam ediyorsa Y/K yapın diyor ya) uyudu, en fazla 1 defa Y/K yapmışımdır. (Arada diş jeli sürdüm, su verdim - hani ihtiyacı vardır diye...) Ama ben yat kalktan yorulunca İlkerden yardım istedim. 5'ten 6 buçuğa kadar uğraştı, Y/K Y/K Y/K belki 100 defa yapmıştır. Arada kapının kenarında durdum, lazım olurum diye, yok iyi kıvırdı ama Arca uyumadı. Tam daldı ezan!! Sağolsun bizim hoca uzun hava okuyor sanki, bitmek bilmedi (tövbe tövbe)

Bu gecenin sebebi neydi? En korktuğum: bizim Y/K oldu PROP:) Artık gülüyorum valla yapacak birşey yok.

6. geceyi de tamamladık, hala bir gecemiz de deliksiz uyku ile geçmedi. Daha önümde birkaç gün var, pes etmeyeceğim, ne demişler ? azimle .... betonu deler:)

Ya bu Y/K muhabbeti sıktı, biraz da başka şeylerden konuşalım.
Asmalı konaktan sonra ilk defa bir dizi takip ediyorum (avrupa yakasını saymıyorum) EZEL... Çok iyi yav!!! Ben Cansu Dereyi pek sevmem, hatta Nazlılar Cansu adını koymak istediklerinde ay o soğuk kadının ismini koymayın demiştim:) Aslında düzgün bir insan, iyi de rol yapıyor gördüğüm kadarıyla, neden ki ? Elektürüğümüz tutmadı herhal :) Neyse Cansu yüzünden önce diziye pek ısınamamıştım ama şimdi hastasıyım. Ve mutluyum, yıllardır ortamlarda dizi muhabbeti yapılır ben bön bön bakarım. İlkere her yıl dizi edinelim der dururum. Uğraştık da, ama olmadı. Meğer Ezel'i bekliyormuşuz ezelden beri. O dayının derin düşünce olayına hastayım ya... "sadakatle başlayan ihanetle biter!"

Arcanın mama sandalyesini masaya taşıdık. Eskiden mutfakta kenarda duruyordu. Yemeği önce ona yedirdiğimizde çok yemiyor sanki ama kendi yemeği bitsin, biz yemeğe başlayalım, karnı tok olsa bile ona da birkaç lokma verelim yediklerimizden, bayılıyor. Dedim herhalde bizimle yemek istiyor. Masanın en güzel yerine çektik sandalyesini, pencereden dışarısını da seyrediyor. Biz yerken ona da yediriyoruz, acayip keyifli, umarım böyle gider. Sanırım o da kendini bizden biri olarak birey olarak görmek istiyor, böyle mutlu oluyor.

Kulak, burun öğrendi sanki. Burnunu göster deyince gösteriyor, kulağını tutuyor. Ama havasında olacak, başka şeye yoğunlaşmamış olacak. Yani tüm şartlar olgunlaşmış olacak.

Bugün Y/K de 7. günümüz... hadi bakalım... mucize beklemiyorum...
Not: Yorumlarıyla destek olan herkese teşekkürler, bakalım başarabilecek miyiz? en azından denedim, gerçekten denedim diyebileceğim.

Konu ile ilgili serinin tamamı :
Uyku günlüğü - 1
Uyku günlüğü - 2
Uyku günlüğü - 3
Uyku günlüğü - 4
Uyku günlüğü - 5
Uyku günlüğü - 6
Uyku günlüğü - SON

7 Aralık 2009 Pazartesi

Uyku günlüğü - 3 ("yatır kaldır"da 5. gece) - sabırlar tükeniyor mu?

Feci hasta olmama rağmen uyku programından fedakarlık etmemeye kararlıyım.
Pazar kendi kendine sabah uykusuna daldı... 1 defa uyandığını duydum, dönüp tekrar uyudu. Ben de kahvaltı edip kestirdim. Güzel güzel yemeklerini yedi, oynadı. Öğleden sonra uykusuna yine kendi kendine daldı. Ama 45 dakika sonra ağlayarak uyandı, ama uykusu olduğu belli, emzik verip 1 defa Y/K yaptım, uyudu. Gün içinde 2 defa ve toplam 3 saatlik güzel uykular uyumuş oldu. Buraya kadar herşey güzel...
Akşama doğru ben 1-2 ev işi yaptığımdan (çamaşır toplamak, yemek... duyan da halı sildim sanacak!) acayip yorulmuşum, uzandım. İlkerse öbür odada uyuyakalmış. Arca aktivasyonunun zirvesinde saat 18:30. İlkere dedim kalk Arca ile ilgilen, yemeğini hazırlayayım, bi yarım saat dinleneyim.
19:00 yemek saati
Arca çığlık çığlığa, en sevdiklerinden mercimek çorbasına yokum diyor! Gece tahılı!! Mama sandalyesinde tutamıyorsun, ağlıyor. Kucağıma aldım. Bir elimle yedirmeye çalışıyorum. Hani yemese dicem ki tamam doydu, bırakayım. Ama hayır, hem yiyor hem ağlıyor, nasıl da ağır. ilker geldi, aldı kucağına, veriyorum yiyor, yarım kase bitti. Sanki deli uykusu var. Temizlendik, giyindik. Burnumuzu da temizledik, yaygarayla. Erken ama olsun demek ki uykusu geldi, uyusun dedim. Odamıza çekildik. Koltukta biraz sohbet, sonra yatak... Tam uyur gibi oldu, birden ayıldı. Yatakta oynamaya başladı, demek ki sinyalleri iyi alamamışım, acemi anne:)Aldım yataktan ışık loşken koltukta yan yana oturduk, kitap okuduk, masal anlattım, kitaptaki hışır hışır yapan kediyi aldı eline, bırakmıyor. Çıktık odadan babayla maç izlediler. Sonra uykusu geldi galiba dedik, bu defa yatakta küçük peluş yastığını yanına koymuştum, aldı, ce-e yapmaya başladı. Allahım güler misin ağlar mısın... 3. denememiz sonuç verdi, 5 dakika içinde yatakta kendi kendine uyudu. Şu kendi kendine uyuma meselesini ağlatmadan başarabildik galiba da...
gece uyanmaları devam...
01:30 1 defa Y/K ve uyudu
05:00 2 defa Y/K ve uyudu
Sonra bi daha kalktı, uykumun en tatlı yeri, Y/K yapıyorum, tamamen bilinçsizce ve otomatikman. Arcaya işlemiyor!!! Bir ara "uyuyacaksın Arca!!" diyen sert sesimi duydum. NAPIYORUM BEN? Tekrar kucağıma aldım, sakince konuştum, yatağın diğer tarafına yatırdım, 1-2 dakika sonra uyumuştu. Saate baktım meğer 6 olmuş, ben daha 5 buçuk filan sanmıştım. Belki de uyanacağı saatti, çocuğu boşuna hırpaladım diye vicdan azabı çektim. Bu arada İlkere de hırladım galiba, bana kırgın gibi, bilmiyorum.

Annelik = kronik vicdan muhasebesi

06:40 uyandı, yeleğimizi giydik. Koltukta birbirimize ilan-ı aşk ettik. Şarkı söyledik, emdik, babayı uyandırdık, ben hazırlandım ve Arca bana el salladı:)

Konu ile ilgili serinin tamamı :
Uyku günlüğü - 1
Uyku günlüğü - 2
Uyku günlüğü - 3
Uyku günlüğü - 4
Uyku günlüğü - 5
Uyku günlüğü - 6
Uyku günlüğü - SON

Arca bugün ilk defa...

el salladı. Ben kapıda hazırlanırken o İlkerin kucağındayken, belki 100. defadır "anne gidiyor, hadi el salla, Arca" lafına ilk defa el sallayarak cevap verdi!!

6 Aralık 2009 Pazar

Uyku günlüğü - 2 ("yatır kaldır"da 3. ve 4. gece)

önce Arcanın sevimli fotolarından birini koyalım da gevşeyelim:)

4 Aralık cuma...
Sabah 6 buçukta kalkıp Arca ile güzel bir sabah geçirdikten sonra işe gittim. Son birkaç günün ağır faturası tarafıma kesilmişti, heryerim ağrıyordu. Yıllar süren hamlığın üzerine 3 gün ağır spor yapmış gibiydim. Öğleye kadar ıhlamur, karanfil, tarçın... bilimum bitki çayları işe yaramadı, ve yığılmak üzereyken eve gitmeye karar verdim. Aslında benimki de salaklık az sabret de nezle-grip ne haltsa geçsin öyle başla bu işlere... yok koca olsun bu gece olsun!! Neyse öğlen yemeği de yiyemeyince toplandım çıktım. Eve bi geldim, buzdolabı bozulmuş, herşey erimiş. Arcanın 400 cc kadar sütü vardı, çözünmüş. İsabet oldu, sağ meme iptaldi zaten, emziremiyordum. Ama etler, tavuklar...Ümit ablayla gönderdik, benim ne pişirmeye ne de o kadar yemeği yemeğe halim var. Allahtan sadece voltajdan kart yanmış, motorda bişey yok da fazla masraf çıkmadı. Ümit abla ıhlamur kaynattı, içtim, bi türlü uyuyamıyorum. Bu arada Ümit abla Arcayı yatağa koymak ve bırakmak suretiyle uyutmuş ama elini üzerine koymayı yanlış anlamış, elini Arcaya vermiş, Arca bayılır zaten el tutmaya :) İşin mantığını anlatma fırsatı buldum, anladı sanıyorum, onun desteğine ihtiyacım var ve birlikte bu işi kotarmak için hiç imkanımız yok.
Uyuyamıyordum ya bi ara İlker geldi, ateşim çıkmış. İlaç verdi, uyumuşum. 2 saat. Bu arada Arca çok öksürmeye başladı ama sadece yattığında. Uyanıkken sorun yok, muhtemelen nezlesi hala geçmediği için geriye akıntı öksürük yapıyor. Uyandığımda İlker doktoru ile konuşuyordu, şurup verebilirsiniz demiş. İştah fena değil, birşeyler yedik.
20:30 Pek uyku yok gibi. 15 dakika sonra gözler ovuşturulmaya başladı. Odamıza çekildik. Ninni ile kucakta oturma, sakinleyince yatağa koyma, panda yine reddedildi, uyku açılır gibi oldu. Elimi sırtına koydum, pışpışlamadan öylece durduk,sakinleyince elimi çektim, yatağın yanında oturdum, mırıl mırıl konuştum, Arca ellerini kavuşturdu yine - yeni probumuz bu galiba - mıkır mıkır yaptı. Ben susup yataktan iyice uzaklaştım, UYUDU!! (21:10)
Şimdi bu kendi kendine uyumaya başlamak oluyor değil mi? Kendimi kandırmak istemiyorum. Öksürükten uyandığında sadece sırtına dokundum. Emzik verdim. (aman prop yapmasın!! Proplar kabusum!!)

22:30 uyku öğünü (22 ye çekmiştik, ama geç uyuyuca...) önce biberondan sonra sağlam memeden.

02:00 uyandı. 2 defa yatır kaldır, uyudu. Yatır kaldırda ağlamadı sadece mızıkladı.
04:00 uyandı. 2 defa yatır kaldır, uyudu. Yatır kaldırda ağlamadı sadece mızıkladı.

07:30 uyandı. Mamaaaa diyerek. Aç olunca mama diyor ama galiba bana da mama diyor arada.

Bence iyi bir geceydi. Evet kalktık ama en azından uyanık kalma süremiz birkaç dakika ile sınırlı oldu. (iyimser annenin züğürt tesellisi - napiyim kendimi motive etmem lazım :) )

5 Aralık cumartesi
Sağlam meme ve çözünmüş sütten oluşan süt faslı sonra anne sakat memeyi sağdı, sonra kahvaltı. Bende halsizlik devam ettiği için İlker kahvaltıyı hazırlarken, Arca da oyun halısında oynarken ben sadece uzandığım koltuktan onu seyredebildim. Arcayı yatağa koymak suretiyle uyuttum. Mızıldandığına elimi sırtına koydum. Pış pış yok, elini tutmak yok. Arca ellerini kavuşturdu yine, bir süre sonra uyudu. 1 saat güzel bir uyku çekti. Bu arada İlkerin işi çıktı, ben annemi aradım. Hastayken Arcaya bakmam mümkün değil, çabuk yoruluyorum. Annem geldi, işleri devraldı. Arca ara öğün yoğurdunu yedikten sonra uyumadı, oynadı. Ben banyo yaptım, rahatladım. Ağrılarım azaldı ama hala çabuk yorulmaya devam. Öğle yemeğinden sonra Arcanın uykusu geldi. Kucakta çok tutmadan yatağa koydum, hemencecik uyudu. Güzeeelll...
Ben de uyumuşum. Arca arada öksürerek uyanmış, annem pışpışlamış (kadına şimdiye kadar böyle yaptıdık, yeni yönteme bir günde alışmasını bekleyemezdim) Arca 1,5 saat uyumuş. Babam gelmiş, ben uyandım. İlker gelince annemler gitti. Arca pislikten kokuşmak üzereydi, yıkadık, acayip keyiflendi. giyinirken mızıkladı, babayla oyun, keyif, bana izlemesi daha da keyif:)
20:30 uyku sinyalleri geldi. Odamıza gittik. Birkaç dakika sarılmak ninni, sonra yatak. Birkaç dakika konuşma.. Mızıldanınca elimi sırtına koydum, pışpış yok. yine eller kavuştu, mıkırdanma, uyku.... zzzzzzzzzzzzzzz
22:00 uyku öğünü burnu çok tıkanmış, temizleme, hafiften uyku açıldı ama tekrar daldı.
01:30 uyandı, 2 defa yatır kaldır, uyudu.
03:00 uyandı, 2 defa yatır kaldır, uyudu.

ŞİMDİ DE YATIR KALDIR MI PROP OLUYOR???

04:00 uyanmış. ben duymadım, çok ağlamış. İlker başında uyutmaya çalışıyordu. Olayı ele aldım. Belki ona bırakmalıydım, Arcanın dikkati iyice dağıldı. İlker koltuğa oturdu. Arca ağlamıyor, yatakta öylece duruyor. Yüzüstü yatırınca dizlerinin üzerine kalkıp oturuyor, oyuna çevirdi, defalarca. Yatağın içinde savaş yapıyoruz. Arada yatırmaya çalışıyorum zira kendisi kalktığı için kaldır kısmına gerek kalmıyor. İlkere uyku ağır bastı, çıkayım dedi, tam da Arcanın dalmaya yakın olduğu an, ayağının altındaki biberon kapağı ses çıkardı, Arca CİN! Hadiii baştan. Bu defa kucağıma alıp ninni söyledim. Tüm ritüel tekrar başladı.

Tracy kalk gel mezarından şu anneye yardım et !!!

Arca tekrar uyku moduna girdi, yatağa bırakıldı, uzuuuun bir süre başında bekledim, sonunda uyudu. Bu hadise nerdeyse 1 saat sürdü. Herşey iyiye giderken niye böyle birşey yaşadık sorusunun cevabını Tracy ye gömülüp aradım, uyuyaklamışım.
06:00 uyandı yatır kaldır, 1 defa, uyudu.
06:30 uyandı, yanına bile gitmedim, İlkere çok yorgun olduğumu söyledim, birlikte kaka yapıp oynamışlar. 8 gibi meme için uyandım, oynadık, kahvaltı...

09:30 uyku geldi, yatağa koydum, artık pış pış filan yok!! kımıldadı, mızıldadı uyudu...

Anne yorumu: Mehter takımı gibiyiz. 2 ileri 1 geri... tutmuyor bir türlü. ama durmak yok yola devam. Önümde 3 gece daha var. Tracy ye ihtiyacım var. Bana nerde yanlış yaptığımı gösterse... bilemiyorum. Kendi kendine uykuya dalabiliyor olması sevindirici, umut verici ama gece uyanmaları farklı saatlerde devam ediyor. Yatır kaldırı hatalı yapıyorsam propa dönüşme tehlikesi var. Ama 1 sn bile tutmuyorum kucağımda. Ayrıca hiç ağlamadığı zamanlar ne olacak? O zaman kucağa almaya gerek yok ama uykusu da açılıyor??? zor zor zor.... Kafamdaki tilkiler artık ikamet aldılar, yerleşik düzene geçtiler, kovsam da gitmiyorlar, beni bırakmıyorlar!!! Tracy kurtar beni!!!

Konu ile ilgili serinin tamamı :
Uyku günlüğü - 1
Uyku günlüğü - 2
Uyku günlüğü - 3
Uyku günlüğü - 4
Uyku günlüğü - 5
Uyku günlüğü - 6
Uyku günlüğü - SON

4 Aralık 2009 Cuma

Uyku günlüğü - 1 ("yatır kaldır"da ilk 2 gece)

Eğer dişse bundan sonra yapacaklarım işe yaramayacak, diş değilse bir an önce hatalı ebeveynliğimi telafi etmem gerekiyor, zaman işliyor.
Prop meselesini hain Hülya soktu önce kafama, iyi de etti, ben hiç düşünmemiştim, olasılıklarıma dahil ettim. Sonra sevgili "sadece anne" bana güzel bir link göndermiş, nerdeyse beni tarif ediyor. Buradan ulaşabilirsiniz. Kısaca Dana'ya gelen soru "8 aylık bebeğimi şş pat ile yatakta uyutuyorum ancak gece 4 defa kalkıyor, yine şş pat ile uyutmaya çalışıyorum, bazen yarım saati buluyor, uyuması, ama yine uyanıyor." Dana'nın cevabı ise: "istemeden bir prop haline gelmişsin. Bebeklerin uykuya geçişleri bir yolculuk olarak tanımlanır. Uyanıkken A diyelim, uyku ise B olsun. İşte uykuya geçiş bu A-B arasındaki süredir. Bu süreyi bebek nasıl geçiriyorsa, gecenin ilerleyen saatlerinde uyandığında da aynı süreci talep edecek, başka şekilde uyuyamayacaktır. Önceleri şş pat kolay olmuştur ancak zaman ilerledikçe ve bebek bilinçlendikçe zorlaşır. Yapacağın şey şu: hergün şş pat süresini azaltmak ve yarım dakika şş pat yaptıktan sonra 1 dakika kadar durmak. Sonra tekrar daha kısa şş pat ve yine 1 dakika durmak. Birkaç gün bu şekilde yapınca bir süre sonra sadece yatağa koyabilirsin. Gece uyandığında ise aynı yöntemi uygulamalısın."
Sonra Tracy'i bir daha okudum. Yatır kaldır yöntemine, ağlamak işin içine girdiği için temkinli yaklaşıyordum. Ama Tracy'de yazanlar beni ikna etti.
Ne diyor? evet ağlayacak ama bu canı yandığı için yada size kızdığı için değil, farklı bir şekilde uyutulmaya tepki verdiği için. Üstelik yanında olacaksınız, yani güven yitirmesi söz konusu değil. Peki, ikna olduk...

2 aralık çarşamba
Gündüz çok uyumamış (toplam 2 saat ve öğlen 2 buçuktan beri ayaktaydı)
Mutluydu ve pek uykusu varmış gibi değildi.
Tüm gün güzel güzel yemiş olmasına rağmen akşam mercimek çorbası ve etli bezelyeden oluşan yemeğini yemedi. Emdi. Gece tahılı denedim, yine yemedi. Vazgeçtim.
Lavaboda ufak bir duş aldık, sularla oynadık.
Pijilerimizi giydik. Biraz kitap okuduk. Odanın ışığını kapattık. Yine uykuya geçmek için koltukta oturduk, şş pat ve ninni ile sakinleştik. Gözler kapanmadan yatağa yattı. Linkte dediği gibi öncekine göre çok çok daha az şş şş yaptım, elimi çektim, yanında oturmaya devam ettim. Mızıldandı, ellerini kavuşturup oynadı. Pandasına dokunmak istemedi. Uyur gibiyken uyandı, tekrar çok az şş pat yaptım, hatta bu defa sadece pat. döndü poposunu elleriyle oynarken daldı. Evet galiba ilk defa kendi kendine daldı. 1-2 defa döndü, emziği attı ama uyanmadı.
Uyku öğününü unuttum, 10 da verecektim. 10 geçe uyandı, emzirdim. - ilk hata!!!
olsun ilk geceden herşey mükemmel olacak değil. 11 e doğru uyandı. Emzik verdim - dıııt - 2. hata!!! vermeyince çok ağlıyor, buna çözüm bulmak zor?
uyudu. ben de çok oyalanmadan yatağa girdim, Tracy okurken uyuyakalmışım, 12 buçukta uyandı. elimi üzerine koydum, pat pat yaptım, çekildim, yine ağladı, yine aynı şekilde pat pat yaptım çekildim, uyudu.
Hem de 5 e kadar. Yatır kaldır yapmayı denedim. 20 dakika sürdü, uyudu. Ama 10 dakika, yine devam (bu arada nerdeyse 11 kilo olmuş veledi yatırıp kaldırmak ciddi kondisyon istiyor) burnu çok akmış, nazal aspiratör yaptık, çok ağladı. Yine yatı kaldır. Yatırdığımda ellerimi tutmak istiyor, koluma yapışıyor ama vazgeçmedim, konuşarak orda olduğumu hissettirdim, dokunarak değil ve 6 ya 10 kala uyudu. Nerdeyse 1 saat sürdü. 7 ye doğru uyandı. Kucağıma aldım, çekmeceden yelek arıyorum, eliyle çenemi tutup yüzümü kendisine çevirdi ve gözlerimin içine baktı. Öpüştük:)

3 Aralık perşembe
yöntemden sabah Ümit ablaya bahsettim, diş olduğunda ısrarlı ama Tracy nin ilgili sayfalarını işaretledim, okuyacak ve öğlen de uygulamaya çalışacak. Gerçi öğlen uykuları normal ama yine de istikrarı elden bırakmamak lazım.
Gün boyu çok yemek yememiş, akşam da bayıldığı kerevizi istemedi, yarım porsiyon gece tahılı yedi. Emdi, emerken ısırdı ve artık gerçekten can acıtıyor, her an radikal bir kararla bu emme işine son verebilirim diyor, sonra kendi bıraksın, olmadı 1 yaşına kadar sabredeyim diye yan çiziyorum.
Neyse gelelim akşama...
20:30 uykumuz var belli...
dünün nispeten ilk güne göre iyi geçtiğini düşünüp Dana'nın önerisine kulak tıkadım ve direkt yatır-kaldır a geçtim. Uykulu iken birden ellerini kollarını hareket ettirmeye başladı. Ağlamadığı için kucağa almadım, almadıkça daha fazla kollarını oynatmaya başladı, bir taraftan da gülüyor. İyice uykusu açıldı. Uykulu çocuğu uyandırdım resmen, aktive ettim. Yatakta yan yana yatıyoruz, kucağıma alıyorum, yok yok cin!! Hata üstüne hata yapıyorum farkındayım ama soğukkanlılığımı yitirmeden tekrar tekrar deniyorum. Odadan çıkıp kitabını aldık, tekrar girdik, içerisi loş, koltuğa oturduk, yanyana, kısık sesle kitaba bakarak masal anlattım. Hah tamam tekrar uyku moduna girdi. Bu defa yatır kaldır filan yapmayacağım. Dana'nın yöntemini kullanacağım dedim, ve uyguladım. Ve bu defa 15 dakikada kendi kendine uyudu. Ne yaptım? çok kısık sesle ve çok kısa şş pat ve duraklama, sonra aynısını 1-2 defa daha tekrarlama. Durup bekleme. Sonunda daldı. (21:15) yarım saati boşa harcamış oldum.
22:00 uyanmadan uyku öğünü verdim.
03:00 uyandı. Önce Tracy'nin dediği gibi elimi üzerine koydum, ağlamaya devam edince 2 defa yatır kaldır yaptım, uyudu.
04:00 uyandı. yine aynı yöntem, önce üzerine elimi koydum, sonra yatır kaldır - 2 defa, uyudu. Ama bu defa ağlayarak 10 dakika sonra uyandı. Tekrar aynı şekilde yapmak istedim, bu defa yaygarayı bastı. Ama nasıl ağlamak!! Yıkıyor. Arca ömrü hayatında bu kadar ağlamamıştı. Bir de baba diye ağlıyor, İlker gelmiş koltuğa oturmuş (Losttaki Jacob gibi!!) ben Arcaya konsantreyim fark etmemdim, görünce Arcayı elimden düşürüyordum korkudan. Neyse bu arada Arcayla sürekli konuşuyorum, kesinlikle yatır kaldır filan yapmıyorum, sırtı yay gibi, zaten yatırmak mümkün değil, kucağımdan bile atlamak istiyor. Kucağımda oturduk, sesimle sakinleştirmeye çalışıyorum. Ihlamurlu suyundan verdim, sakinledi. Bu süreye kadar hiç emzik vermemiştim, hatta oh emziğe de ihtiyaç duymadı diye sevinmiştim, ama son olarak emzik verdim. Sarıldık birbirimize. Sakinleşti, yatağına yatırdım, bir daha kaldırmama gerek kalmadan uyudu. (04:45)
Ben uyuyamadım!!! Kafamın içinde tilkiler dönüyor. Yav büyüme sıçraması mı acaba? karnı mı acıkmıştı? Ben yanlış mı yapıyorum. Bana kızdı kesin, olsun birazcık kızsın, yanındaydım, sakinleştirdim. Hain velet babasını çağırdı. Bu arada dalmışım.
06:30 uyandı. Yatağında oturur vaziyette buldum kendilerini. Keyifli. Kucağıma atladı, oh keyifli keyifli öpüştüki koklaştık. Tekrar uyutmaya uğraşmadım zaten 7 de kalkmamız gerekecekti, biraz birlikte vakit geçirelim dedim. Birlikte maillere baktık. Ve yorumlardan çok sayıda aynı aylarda aynı sıkıntıyı çekmiş, çeken anneler olduğunu gördüm. Yalnız değilz. Ama bu kader mi? Kaderse tamam diyeceğim ama hala kader olduğuna inanasım gelmiyor. Hala umudum var...
Üstelik ilk 2 gecenin sorunlu geçtiğine, başarısız olduğuma inanıyorum. Ama kimse bana kolay olacağını söylemedi. Evet heryerim tutuldu, evet hala nezle-grip olmama rağmen sıcak yataktan çıkıp olmadık işler yapıyorum gibi görünüyor, evet belki çok zor ve bugün uyumak üzereyim ama azimliyim. Biz Arca ile ne işler başardık, iyi bir takımız, sarılığı yendik, emme işini hallettik, silikon meme uçlarından kurtulduk, ek gıdalara sorunsuz geçtik... uzun bir yolu birlikte geçiyoruz, ve iyi bir takımız, bunu da başaracağız.
Önemli not: bir teşekkür babamıza!! Aslında mizaç olarak benden 10 kat sabırlı olmasına rağmen Arca ile ilgili konularda benim yarım kadar sabır gösteremeyen bir baba ama buna rağmen Arca ağlarken sadece ihtiyacım olur diye sessizce oturdu, yorum bile yapmadı, destek oldu. Bizim takımın en önemli üyesi o!!

Konu ile ilgili serinin tamamı :
Uyku günlüğü - 1
Uyku günlüğü - 2
Uyku günlüğü - 3
Uyku günlüğü - 4
Uyku günlüğü - 5
Uyku günlüğü - 6
Uyku günlüğü - SON

2 Aralık 2009 Çarşamba

Özgürümün mimi

Öncesinde birkaç not: Arca sümüklü böcek, nezle kendileri (Hülyacım, Hayatcım, buluşmayı sonraki haftaya ertelesek mi?) hapşırınca burnu akıyor, pis velet daha silemeden yalıyor:) Nazal aspiratörle bir beden oldular:) Bugün daha iyi hatta iyileşti gibi, ben hastayım. Bana geçirdi!! Dün akşam kolumu bile kıpırdatamıyordum, İlker gece uyanmalarına kalktı. Sabah 10 buçukta uyanabilmiş!! Arcayla gece baş edebilmek çoook zor... Neyse bu uyanmalara yeni çözümler peşindeyim, gelişmeleri paylaşacağım. (Kocaman bir post yazan Özgüre, değerli yorumları ve çözüm önerileri ile derdime derman olmaya çalışan herkese teşekkür)

Veee Özgürümün mimi...

1- Sizi mimleyen kişiye link veriyorsunuz mutlaka, ki, akışı bozmayalım.
buyrunuz özgür anne
2- Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem... Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu... (Tekrarlanabilir olması tercih sebebi)
Her yıl sömestir tatilinde ananemlere Akhisara gidişimizde annem mutlaka bana ablama ve Zühre ablama kitap alırdı. Aldığımız kitapçı bile hala gözümün önünde...
Sonra babama çok yamaklık yaptım ben, yazlıkta hidrofor tamiri, evde sifon tamiri... bütün el aletlerini bu yamaklık sırasında öğrendim. Makina mühendisi olma hevesim o zamanlar başlamış. İlginçtir, şimdi hiçbir tamir işine girmiyorum, gına gelmiş galiba:)

3- Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı.
Şebnemler... kağıt bebekler yani. Oynamayı değil ama onlara elbise çizmeyi severdim. Bi türlü orijinal elbiseleri beğenmezdim. Gardropları hep tarafımdan hazırlanırdı. Benzer şekilde bir bez bebeğim vardı, Ayşe, ona da elbise dikerdim. Oyuncak dikiş makinesini Nokta kırtasiyesinden bayram harçlıklarımla alışım dün gibi. Hem elle çevrilir hem de pille çalışırdı, pedalı bile vardı. Galiba terziliğe-tasarımcılığa merakım varmış:)

4- Sokakta oynar mıydınız?
Hem de nasıl!!! Sokak köpeğiydim ben!! Bizim Cansunun babası Umut benim apartmandan komşum, o, Ali, Özgür, hep sokaktaydık, istop, yakartop (bak bu benim en iyi oyunum), saklambaç, seksek, bisiklet... Akşam babam geldiğinde eve çıkardım. Yüzüm gözüm hep pislik içinde.
Bir de 4 yaşında kaçırılma hadisem var. Çocukluk arkadaşım Sinem ile sokakta oynarken bir kadın geldi yanımıza, hamile. Gelin size bebek göstericem dedi. Daha doğrusu ben öyle hatırlıyorum. Tıpış tıpış 2 sokak aşağıya gittik. Kadın Sinemin bileğindeki bileziği beğendiğini kızına göstermek istediğini söyledi, çıkardı ve kayboldu. Baktık geleceği yok (herhalde bebeği doğurmaya gittiydi), ben yolları biliyorum ya, eve döndüm, annemlere söyledim. Sinem napıyor dediler, dedim bebeği bekliyor:) neyse apar topar çıktık, Sinem hala bekliyor, onu da alıp döndük. Ne enayilik!! Şimdi düşünüyorum da annemlerin garanti aklı çıkmıştır:)

5- Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay.
Yeteneğim var mıydı hatırlamıyorum ama keşke 4 yaşında başladığım baleye devam etseydim, nedense ilkoukula başlayınca bıraktım. Sonraları okulun dans ekibinde hep bulundum ama profesyonel olabilir miydim? belki... devam etseydim

6- Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay...
iyi ki İlkerle tanışmışım:) biz biraz ilk gençlik yıllarından tanışırız da:)

7- Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı.
tüm çocukluk dönemimin bugünlerimi etkilediğini düşünüyorum. Biraz yuvarlak bi cevap oldu:)

Ben de öncelikle Özgürü mimliyorum... Madem sen bizim çocukluğumuza indik, sen de dökül bakalım özgür kardeş:)

Ayrıca ;
Hasta tunanın annesi Hülyaaaa
Günebakanımmmm
ve... kuzen zühre (gerçi ben senin çocukluğunu bilirim ama olsun)

1 Aralık 2009 Salı

Uykusuz geceler sorunsalı!!!

Herkesin mi bebeği geceleri deliksiz uyuyor yoksa benden başka herkes gece uyanmalarını olağan mı karşılıyor?
Bana bu uyku olayı acayip sıkıntı vermeye başladı, bloğa uğrayanları da baydığını düşünüyorum.
Evde olsan bile deliksiz gece uykusu uyuyamamak zor bir durum. Ben ki uyku seven birisi değilim ama ben bile dayanamaz haldeyim. Herşeye katlanılır da Arcanın uyku kalitesinin düştüğünü düşünüyorum, en çok buna üzülüyorum.

Kısaca; Arcanın uykuya geçiş son derece kolay, yıkanma, alt değiştirme, pijileri giyme kitap okuma, odaya geçiş, emziği verme, kucakta dik konumda pışpışlarken ninni söyleme ve gözler kapanmaya yakın yatağa koyup biraz daha pışpış pandaya sarılma ve dalma (Tracy ablam usulü). Hala gece 10 gibi uyku öğünü veriyoruz. Çünkü bu bizim 6. öğünümüz, ara öğünümüz. 15 dakikalık öne çekmelerimiz devam ediyor, yakında gece yatmadan önce emecek ve uyku öğünü kalkacak, planımız bu.
Sonra Arca bazen 1, bazen 2 gibi uyanıyor. Bazı geceler uyuduğunun üzerine uyku öğününe kadar uyandığı, kendi kendine daldığı ya da ağlarsa, emzik verilerek uykuya döndürüldüğü oluyor. Ama çoğunlukla uyanmalar gece 1 gibi 2 gibi başlıyor. Bazen 3 e kadar devam edip, sonra birkaç saat daha uyuyabiliyor. Bazen 10 ar dakikalık aralıklarla bazen de 1 er saat aralıklarla uyanıyor. Belirli bir motif olmadığından anlatmak kolay değil. Artık geceleri not tutmaya başladım.

Çözümsüzlük fena...

Bu 10 günlük "Arca ile aşk yaşama tatili" bazı soru işaretlerini kaldırmaya ve yenilerinin eklenmesine vesile oldu.
Ne demiştik? Uyku bölünmesinin olası sebepleri:
1. Anne işte olduğu için özleme, birlikte vakit geçirme isteği olabilir mi?
KESİNLİKLE HAYIR... 10 gün dipdibe koyun koyuna yaşadığımız için böyle bir özlemi olmaması gerekirdi ama yine uyandı, hem de ne uyanmak.
2. Açlık; çok yediği ya da az yediği günlerdeki uyku düzeni arasında hiç farklılık yok. İştahlı olduğu ve en az benim kadar yediği günlerde de aynı uyanmalar görülüyor. Üzülerek (çünkü sorun bu olsa çözümü ne kadar kolay olurdu :( ) bunu da eliyorum.
3. Erken yedirip yatırmak? Birkaç gece 9 yerine 8-8 buçuk aralığına çektik uykuyu, değişmedi.
4. Gündüz uykuları... Tüm tatil boyunca düzeni hiç bozmadan sabah ve öğleden sonra olmak üzere 2 ye düşürdüm. En geç 5 te uyandı ve bir daha gece uykusuna kadar uyumadı, sonuç değişmedi.
5. Alışkanlık?? Yok uyanma saatleri hep farklı, yani alışkanlıktan uyandığını sanmıyorum.
6. Yanına yattığım için beni isteme, alışmak? Korkuyorum ama pek ihtimal veremiyorum. Özellikle 2 gece üst üste yanına yatmamaya çalışıyorum ki alışmasın. O değil ama ben onun kokusuna alışabilirim:) Bu olasılığı tamamen de eleyemiyorum, çünkü bazen yanına yatınca 1-2 saat uyuyor, bazen beni pek istemiyor, zırt pırt uyanıyor. Yani aslında bu olasılık da hala gündemde.

Geriye son 2 güçlü olasılık kalıyor:
7. Diş!! Sorunun diş olması için dua ediyorum. Çünkü bu demektir ki geçecek. En azından diş ağrısı bitince bitecek!! Diş jeli sürdüğümde 2-3 saat uyuyabiliyor. Ama bazen diş jeline rağmen uyanmaya devam ediyor.

8. En büyük korkum : Ben bir propum!!! ya da emzik, ya da İlker, ya da .... bilmiyorum ama ortada prop olmuş birşeyler olabilir. Bazı geceler kendimizi bilmez halde, ilk mıklamaya yanına koşmuşluğumuz olabilir. Yani kendi kendine uyumasına fırsat vermeden yanına gitmişsek, ona kendi kendine uyumayı öğretememiş olabiliriz. Olabilir diyorum, çünkü bu hatalı ebeveynliği bilinçsizce yaptık muhtemelen. Bir taraftan -uyanık olduğum zamanlarda gözlemleyebiliyorum- emzik de düşse, kendisi de uyansa yanına gitmemize gerek kalmadan uyuyabiliyor deyip hayır biz prop değiliz diyorum, bir taraftan diş de değilse başka birşey kalmadı deyip buna yoruyorum.

Sonuç... olasılıkları 2 ye düşürmek rahatlatıcı. Ama prop meselesi kafa yorucu... Gece mahmurluğu ile çok bilinçli hareket etmediğim için tam neler yaşadığımızı bilemiyorum. Bazı geceler, uyutmaya halim olmayınca yanına kıvrılıyorum, ama ezeceğimden korkuyorum... Üstelik acayip zorlanyorum, tamam küçük bir kadınım ama o yatağa sığmak için cüce olmak lazım, her tarafım tutuluyor, uyansam daha iyi diyorum.

Bir de son zamanlar üzerinde çokça düşündüğüm attachment parenting meselesi var. Yani bu olay tabii ki sadece uyku ile sınırlı değil ama beni uyku kısmı ilgilendirdiği için uykuya kafa yoruyorum. Kimsenin seçtiği yolu eleştirmiyorum ama ben yapamam gibi geliyor. Ferber yöntemi kadar uzak ve uygulanamaz gibi görünmese de doğru da gelmiyor. Birlikte uyumak ne kadar zor birşey, küçük çapta denediğim için biliyorum, üstelik ne senin ne de bebeğin uyku kalitesini arttırıyor. Yoksa bebeğin kimseye bağımlı olmadan kendi özgüvenini edinmesinde sadece uyku düzeninin değil, yemek, oyun, sosyal ilişkilerdeki terbiyesinin öncelikli olduğuna inandığım için anne bebeği koynuna da alsa güvensiz yetişmeyeceği düşüncesindeyim. Kaldı ki ağlatmak, uykuya geçişi ağlayarak yapması ve ağlayarak kendi haline bırakılarak tekrar uyutulması çocukta daha derin yaralar açmaz mı? Bence yaralar, güvensizleştirir... Uzman değilim, sadece içgüdülerim böyle söylüyor. Çaresizlikten neler yapılmıyor? ben o döt kadar yatağa sığışıyorum, yeter ki birkaç saat daha uyusun diye, ya da doktor ilaç tavsiye edebiliyor. Ferber de belki çaresizlikten uygulanabilir ama bilinçli şekilde bu eğitimi vermek?? yok bu benim yapabileceğim bir yöntem değil.

Bu sayfalara kimbilir daha neler yazacağım? ne çarelere başvuracağım, göreceğiz:)
Ama şimdilik... bıçak kemiğe dayanana kadar... böyle...
Hala kolaylıkla ve keyifle ilk uykuya geçişinin verdiği cesaretle alternatif yöntemlere (birlikte uyumak, ferber...) yönelmeye direniyorum. Üstelik Arcanın geçmişinde deliksiz uykular uyuduğu 2 ay var!
Hala o günlere döneceğimizin umudunu taşıyorum. Bir pollyannacılık ki sorma:)

Next post: Özgürümün mimi - az sonra

29 Kasım 2009 Pazar

Bayram ve ilkler


Oldum olası kurban bayramlarını sevmem, hayvan hakları koruyucusu ya da vejeteryan olduğumdan filan değil, bana aynı anda bu kadar hayvanın telef edilmesi mantıksız geliyor. İnsanlar bu kadar kan akıtacağına (tabii etrafında ete ihtiyacı olanlar varsa bunları ayrı tutuyorum) ne bileyim bir yetimhanenin, yada bir ailenin yıllık et masrafını üstlenseler olmaz mı? bayram süresince ve sonrasında bıkana kadar et yemek, yedirmek ne derece mantıklı? Neyse... Bayram benim için sevdiklerinle bir araya gelmenin bahanesi, ama...
Bu bayrama grip damgasını vurdu. Sadece anane babane ve benim ananem ziyaret edilebildi. Teyzem hastaydı, İlkerin teyzelerine de grip korkusundan gidemedik. Elvan bayram öncesi anneleriyle teyzesine geçmişti, onlar da aile boyu grip olunca Arcayı götüremedik. Ablam da grip, anneme gidişimizi bile farklı zamanlara denk getirmeye çalıştık.
Böylece bizim için bayram ziyaretleri ilk günle sınırlı kaldı. Dün tüm günü evde geçirdik. İlker playstation oynadı, tam mesai yaptı, ben ütü yaptım hatta Arca uyurken DVD bile izleyebildim. Çocukluk aşkım bir müzikal: Yedi kardeşe yedi gelin. Annemle yaşıt bir yapıt, çok çok keyif verici... Bugün mutlaka dışarı çıkmak istedim, içim sıkıldı galiba. Tufanla Zeynep geldi, erkekleri evde bırakıp biz sahilde yürüyüşe çıktık, Arca pusette uyurken sohbet dedikodu, iyi geldi valla. Ama Arcayı üşütmüşüm galiba akşam burnu akıyordu, hadi bakalım inşallah kötülemez.
Arca iştahlıdır, yani 6 öğünün tamamını silip süpürür, hele kahvaltıya bayılır(dı). Son 4-5 gündür iştahsızlık tavan yaptı. Ağzını kapattı mı açtırmak mümkün değil. İlk zamanlar İlker yedirebiliyordu, artık o da sökmüyor. Ancak çok acıkacak, o zaman yiyor. Kısacası 1 hafta öncesine kadar yedikleri üçte birine düştü. Emiyor bak haksızlık etmemek lazım hem de iliklerime kadar ama ben sadece 3 öğün emziriyorum. Düzeni tatilde de bozmadım, hem katı gıdaları tüketmesi lazım, süt bir yere kadar... Demir eksikliği çıkmıştı, damla kullanmaya başladık. İlk günler kaşıkla içiremeyince 10 damlayı yemeğine kattık ama zaten iştah yok, damlasını hiç alamamış oldu. Sonra kaşığa birkaç damla damlatıp yemeğin arasında vermeye çalıştık, bu defa tadını beğenmediği için yemeğe de ağzını açmaz oldu. Halbuki ben tadına baktım, karamel gibi, kötü değil. Vitaminini seviyor, vitaminin damlalığı ile verince ağzını açıyor ama beğenmediği için püskürtüyor. Dertliyiz kısacası... Sahi biz bu demir damlasını nasıl vereceğiz bu velete??
Arca bu aralar çok ilginçleşmeye başladı. Aylar önce "ah bi laftan anlasa, ah bi boğuşacak oynayacak yaşa gelse" gibi cümleler kurardık, işte bugün o gün:)
- "babanın göbüşü aç!" dediğimizde İlkerin T-shirt ünü sıyırıp göbüşe pat pat yapıyor.
- "Zuzuyu göster, panda nerde?" deyince oyuncaklarına bakarak yerlerini gösteriyor.
- Kitabında kırmızı balık var, süngerin arkasında saklı, kırmızı balığı göster deyince süngeri çekip gösteriyor.
- İşaret parmağını da kullanmaya başladı, mama sandalyesinin masasına yemek dökünce parmağıyla işaret ediyor.
- Çorap düşmanıyız zaten, ayağında tutmuyor.
- Öpüyor, ay buna bayılıyorum:)
- Ayı gücü var, yatağındayken boynuma sarılıp resmen kendine çekiyor.
- Bir ara banyoda ayakta dikiliyor ve bir türlü oturmuyordu, ürkmüş gibi bir hali vardı, oturtsak da iki eliyle süngere yapışıyordu. Koltuk altlarını temizleyemiyorduk. Son günler bir gevşeme geldi üzerine, tekrar şap şaplara, oyunlara başladı, mutluyuz.
- Oyuncak arabasıyla oynamaya başladı, gerçi genelde deviriyor ama sürmeye çalışıyor.

İştahsızlık haricinde keyifliyiz...
Yemeyen bebek zormuş, çok zor. Özellikle benim gibi yemek yedirmekten haz alan bir insana göre değil. Her kötü hadisenin sorumlusu kabul ettiğimiz -diş-tendir diyor, geçici bir dönem olmasına dua ediyoruz.

26 Kasım 2009 Perşembe

uzun bir post olacak - 9. ay kontrolü & tatil

Tatil güzel şey...

Havalar güzel olunca bol bol gezdik. Elvanla sahil yürüyüşleri, Alsancak turları, Forum gezmeleri yaptık. Sohbetlerimiz sık sık işten aramalarla kesilse de eski günleri yadetmek iyi geldi.

Arca ile 24 saat ayrılmamak harika.
Ama yazık ki bu günler zor. Huysuzluk, uykusuzluk tavan yapmış durumda.

9. ayımız bitti, 10. ayımıza girerken;
- Birçok ilklerimiz var... karşılıklı top oynuyoruz, atıp tutmaca. yeni oyuncaklara mutlu tepkiler veriyoruz.
- komik bir emekleme stilimiz var. Daha doğrusu götümüzün üzerinde lokasyon değişikliği, sonra parke üzerinde yüzüstü geri geri sürünmece, yerleri temizlemece... Önce bir ayağını altına alıyor ama bir türlü poziyon tutturamıyor pat göbüşün üstüne:)

- Bütün dişetlerimiz şiş ama ilk 4'ten sonra henüz görüntü yok
- Yabancılıyoruz... Elvana ağladı, sonra kanka oldular ama ilk yarım gün ancak alıştılar.
- Hem kucak istiyor üzerime tırmanıyor hem de kendini biyerlere atıyor.
- Herşeyi keşfetme merakı başladı. Halının üzerine koydun mu bi şekilde yolunu bulup patates soğan sepetlerine saldırıyor.
- Sehpa ve koltuk kenarlarına yatak korkuluklarına tırmanıyor. Yürücek mi ne ?? diyorum İlkere, yok dötünü kaldıramaz diyor:)
- Bi ara süper iştahlıydı, num num sesleri çıkararak yiyordu, son birkaç gündür nerdeyse hiç yemiyor sadece emiyor.

Arca cücesini dün doktora götürdük, aslında randevumuz salı 18:30 du ama grip korkusundan ilk randevuyu almayı istedik. Çarşambaya ertelemek zorunda kaldık.
Bir gece önce kaç defa uyandığımı unutmuş halde doktora : "biz bugün buraya uykusuzluk sorununu çözmeye geldik, çözmeden gitmeyeceğiz!" dedim. "hhmmm" "bu olayın anne özlemiye alakası yok, t-shirtlerimi yanına verdim, kesmedi, 5 gündür 24 saat birlikteyiz, duygusal bir tarafı kalmadı bu işin, bu başka birşey. Açlık desen, kesinlikle değil adam benden çok yiyor (o güne kadar süper bir iştah vardı). Gündüz uykularını 3 ten 2 ye düşürdük. yani bu başka bişey, bunu şimdi çözmeliyiz!!" Ben böyle çemkirince doktor bıçak kemiğe dayandı sandı, bazı ilaçlardan bahsetmeye başladı, 9 ay civarı uykusuzluğun sıkça görüldüğünü, gece uykularının azalmasının gündüz huysuzluk, düzensilik ve iştahsızlığa yol açabileceğini, birkaç gün ilaç kullanırsak düzene girebileceğinden bahsetti. Uyku çaylarına bile şiddetle karşı çıkan ben, hemen yelkenleri suya indirdim. Yok yani gündüz ddüzenimiz iyi ,iştah var, sadece gece çok sık uyanıyor filan deyince doktor da diş olabilir muayenede anlarız dedi. Nitekim hepsi kabarmış ama patlayan yok. Dedim ki geçen ay da aynı şeylerden bahsediyorduk, niye hala çıkmadı bu dişler?? 4 ay bile sürebilir, sabırlı olmak lazım dedi. Yani hala en güçlü olasılık bu. Dedim ki dişler tamamlanınca hangi mazereti bulacağız? Diş bizi 7 ay idare eder, sonra da başka mazeretler buluruz dedi:) Arcayısolgun buldu, kan testi yaptırdık, kansızlık çıktı, şimdiye kadar demir takviyesi yapmamıştık, başladık. Herşeyi yiyebiliyoruz, 1 yaşına kadar yasaklar : yumurta beyazı, bal, inek sütü. Yemek düzenimiz aynen devam. Kilo almışız (300 gr kadar) boy yarım santim uzamış, hala standartların biraz üzerindeyiz.

Böyle böyle böyle büyüyoruz.
Yarın bayram, ziyaretler, el öpmeler... mutlu bayramlar...
Artık yatayım, Arca daha şimdiden 3 defa uyandı, bu gece yine uzun olacak!!

22 Kasım 2009 Pazar

özel mim - sadece anneye

Domuz gribi korkumuzdan İlkeri annesini evine postaladım:) yo yok kendi seçimi. evde maskeyle Arcayı korkutacağına annesininmutlu kolları daha iyi olacaktı, oldu da... Annesi misler gibi baktı ona, ateşi 38 in üzerine nadiren çıktı kas ağrıları hafifledi, burun akıntısı, öksürük olmadı ama ishal başladı. Bakalım, yarın gelecek. Ya bu gribi (emin değiliz tabii ama şu anki tüm gripler domuzmuş) hafif atlatıyor ya da sadece soğukalgınlığıydı yaşadığı.

Elvancım geldi. Ama sis yüzünden saatler sonra kavuşabildik. Bol sohbet İstanbuldan haberler, dedikodular... Arca ilk kez görüyor önce yabancıladı, sonra kaç kaç cee oyunları, sohbetler, kahkahakarla ısındılar.

Zeynep hamile:)) yazın evlenen, evlenmelerine vesile olduğumuz arkadaşlar. İlkerin Arcaya arkadaş yapın baskıları meyvelerini vermeye başladı (aslında tabii aşkları meyve vermeye başladı demek lazım :) ) Sıra Gül ve Orçunda , onların haberini de yakında alırız gibime geliyor:)

Arca çok terliyor, soğuk soğuk. Özellikle de baş kısmı. son öğünü için emzirmeye gittiğimde yatak sırılsıklamdı. Sırtına ve göğsüne bez koydum, neden anlamadım. Ateş yok. Bütün gün böyleydi ama evin içi sıcak ondan diyordum. Yatınca daha da arttı. Dişten mi acaba? (şu dişler tamamlanınca bahanemiz ne olacak bilmiyorum:))

Ya ben sadece annenin mimini yanıtlayacaktım neler anlatıyorum. Hemen yazalım, unutmayalım:

1.Kavanoz mamaları ve Aptamil serisi hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Baştan söyleyeyim ben herşey evde yapılmalı düşüncesinde değilim. Biraz doktorun rahatlatması biraz da işime geldiğinde sanırım, hazır mamalara karşı değilim. Bu durumda kavanoz mamalarından Milupa denemişliklerimiz var. Ancak Arca anasına inat home made seviyor. Mesela zeytinyağlı taze fasulye hastası ama Organik yeşil fasulye beğenmedi. Brokoli patatesi sevdi galiba, bi defa verdik. Tavuklu sebzeyi de sevmedi halbuki tavuk suyuna herşeye bayılıyor.
Aptamil serisinden devam sütü ve mama kullanmadık, hala memelere kuvvet. Sabah da emdikten sonra sağıp bisküvileri ıslatıyorum, birkaç tane de stok var, yani gerek olmadı. Ama gece tahılı var, Arca arada yiyor. Maalesef gece uykusunda acıkmasın diye almıştık ama galiba bizim sorun açlıktan değil, aynı tepkiyi veriyor. Ama seviyor, yiyor.
2.Bu sebze çorbasının içeriğini ne zaman genişlettiniz? Yeşillkler ne zaman eklendi? Bizimki patates, havuç ve pirinçten ibaret..
İlk ayın içinde patates havuç kabaktan hazetmediğini anladığımız zaman. Ama Arca hala önce emdiği için az ek gıda yiyordu. Hatta ilk hafta sebze çorbası sevmedi dediğimde doktor tarhana da deneyebilirsiniz demişti. Kuzen Zührenin tavsiyesi tarha çorbasının içine sebze kaktırmak:) ben demedim ama olabilir. İlk ayın sonunda doktor kendi yemeklerinizden verebilirsiniz dediğinde ıspanakla yeşilliklere başlamıştık.
3.Yoğurdu siz mi yaptınız, aldıysanız ne aldınız?
Bizim kolaycı :) doktor dedi ki, siz evde yaptığınızda ne kadar hijyenik yapabileceksiniz?? Bebeler için yapılan yoğurtların içindeki katkı maddesi renk vermek için pancar, veya ömrü artsın diye nişasta gibi yine organik besinler... Aklıma yattı. Ümit abla yoğurt yapıyor ama çok da gerekli olmadığını düşündüğüm için hemen hiç ev yoğurdu yedirmedim. Daninolar çok seviliyor ama o yoğurt değil taze peynir. Sütaş babymix yiyoruz, 6. aydan itibaren veriliyor. Sadesini çorbalara ıspanağa da katıyorum, iyi oluyor. Ayrıca prebiyotik. Kısacası babymix ilk tercih ama daninolar da iyi.
4.Gece tahıllı vereyim diyorum ama ya Can emmeyi terk ederse?
Emmeyi terk etmeyecek çocuk terk etmiyor galiba:)) Arcaya emmenin üzerine gece tahılını sıvı yapıp biberonda verdiğim oldu. Pek hoşlaşmadı. Gece tahılını akşam öğünü olarak verip gece uyku öğününde emembilir belki??
5.Ara öğün meyve dışında ne verebilirim? Kaşık mamalarından mesela?
Bak bu çok çeşitli olabiliyor, ben her daim değiştiriyorum. Yoğurt olabilir. Bebek ekmeği üzerine labne peynir, yanına meyvesuyu olabilir. (finger food olarak seviyorlar ama sanırım Can için henüz erken) Meyve suyu ile ıslatılmış bebe bisküvisi olabilir. Dışarıda isek kavanoz meyvelerinden veriyorum Hipp kayısı, elma ve havuç, Milupa elma üzüm mandalina çok severek yiyor.

Umarım yardımcı olabilmişimdir. Ek gıda yolculuğunda kolaylıklar:)

20 Kasım 2009 Cuma

Şikayetimvar . com

Etrafımız domuz gribi, kaçış yok gibi. En son günebakanımın ailece çektiklerini dehşetle okudum, aradım ulaşamadım. Kapımızda. Bana gelmez yok. İlkerin sabahtan bütün kasları ağrıyordu. Keyfimiz yok. Çağırmamak lazım, geleceği tutar mazallah diyorum olmuyor. Arcanın doktorunu aradım, İlker hasta olabilir, nasıl koruruz dedim, maske taksın, yaklaşmasın dedi. Geçtiyse şimdiye kadar geçmedi mi yani? Off bilmiyorum. Ofisteki arkadaşın çocuğunda nüksetti, ateş tekrar çıktı, tam da iyileşmiş derken. Nasıl geçecek, biz nasıl anlayacağız. Domuz gribi tam anlamıyla bir soru işareti. Tamiflu denen ilaçtan alsak kenarda mı dursa diyorum? Annem Akhisara zeytine gitmişti, İzmirde bulunamıyormuş ya, onunla getirtecektim, yetişemedim, gelmiş İzmire.

Arca babasına karşı çok suratsız. Anlaşılır gibi değil. Tamam biliyorum anneci dönemdeyiz, ama babaya da bu kadar tafra yapılmaz ki. ÜStelik İlker annebaba bir adam, Arcaya en az benim kadar iyi bakar, oynar, anlamıyorum. Bu dönem bebelerde doğal mı ki?

Gece uyanmalarının boku çıkmış durumda. Arcayı uyutmakta artık sorunumuz kalmadı. Pış pışlayıp yatağa yatırıp biraz da orada pışpışlayınca uyuyor. Asıl ilerleyen saatler beter. 9 gibi yattıktan sonra 2 gibi uyanıp ilerleyen saatlerde bazen saat başı bazen 2 saatte bir uyanıyor. Bazen emzik verince su içirince uyuyor ve 2 saat sonra kalabiliyor, bazen tekrar uyutmak için kucağa alıp tekrar pışpışlamak gerekiyor. Beni mi özlüyor acaba diye yatağına T-shirt ümü bırakıyorum ama işe yaramıyor. Beni prop yaptı galiba, her uyandığında kendi kendine uykuya dalmayı başaramadığından yanına gitmemi istiyor. Çünkü açlık (çok beslendiğinde bile uayndığı oldu), diş (hala soru işareti), anneyi özleme gibi olasılıları eleyince bu prop meselesi kalıyor geriye. Eğer Arca 5-7,5 ay arası gece uyanmadan uyumayı başaramamış olsa o zaman diyeceğim ki Arca uyku sorunu olan bir bebek, ama 2,5 ay gibi bir sürede gece emmeden uzunca uyumayı başarıp son 1,5 aydır bizi dikmesine anlam veremiyorum ve evet şikayet ediyorum!!

Sonraki şikayetim de emme üzerine. Artık işyerinde süt sağmıyorum, burda derin bir oh çekiyoruz. Arcayı sabah, akşam ve geceleri emziriyor(d)um. Artık iki fırt çekip bırakıyor. Memeyle oynuyor, ısırıyor...Gece sorun yok danalar gibi emiyoruz. Ama uyanıkken emmemek için elinden geleni yapıyor. Aslında düşüncem 6 aydan sonra ister emsin ister emmesindi ancak bağışıklığını yüksek tutmak adına emsin istiyorum, şimd de Arca yan çiziyor:)

İşte böyleee... şikayet ettim rahatladım gibi

ama iyi şeyler de olmuyor değil:)
Elvancım İstanbuldan geliyor. En son görüşebildiğimizde ben 7 aylık hamileydim, 1 yıl oldu nerdeyse. Arcaya gelemedi, ailesinde ameliyatlar, vefatlar... fena.
Anane ve teyzeleri burda, anneleri de Antalyadan bayram için gelecek, öncesinde Elvan bizde kalacak. Dolayısı ile zaten bi türlü harcayamadığım yıllık izinlerimin bir kısmını bayram öncesinde harcayacağım. 10 gün tatil bana... muhhhhaaa

19 Kasım 2009 Perşembe

yine kaza!!!

Of artık servislerin gülü oldu benim araç!!!
Yine kaza yaptım araç haşat! Bu defaki benim şuçum değil. (olayı hep böyle anlatmaya başlıyorum)
Akşam 6 buçuk sıraları, otoban orta şeritte 80 km hızla seyrediyorum, kulağım haberlerde, ellerin 10 u 10 geçe pozisyonunda direksiyonda, gözler cin... Gaziemir sapağını geçtim, az sonra sağ şeride geçip Uzundereden çıkacağım. Önüm arkam sağım solum araç, akşam trafiği. Bir anda sağ tampona bir köpeğin çarptığını gördüm. Sanırım saniyenin 100'de biri gibi bir sürede oldu herşey, tekerleğin altında kaldığını hissettim. Direksiyon hakimiyetini kaybetmedim ama sarsıldım, araç da öyle. Sağ şeride girdim, durmadım, gerek duymadım sanıyorum. İlkeri aradım, çok fena ses çıktı, eve 10 dakika mesafedeyim durayım mı geleyim mi? öyle sinirlerim bozuldu ki birinin benim adıma karar vermesine ihtiyacım var. Gel bakalım otobanda durma dedi. Birkaç km gitmiştim ki hararet ışığı yanmaya başladı. Bir okulun önüne çektim, İlkeri aradım, kontağı kapat, dörtlüleri yak aracı terket dedi. Mekan da boktan bi yer taksi yok. İlker Arcayı Nazlılara bırakıp gelmeye niyetlendi, ama onlar da evde yokmuş. Arcayı da alıp gelmeye hazırlanırken taksi buldum, eve gittim, Arcayı teslim aldım, İlker aynı taksiyle olay mahaline gitti. Ön tampon kırılmış, radyatör patlamış ve belki daha neler çıkacak. Bana bişey olmadı ya durumun vahametini anlayacak gibi değilmişim. Allahtan motor yanmadan kurtardık.
Evde Arcayla bile neşemi bulamadım, keyifsizim. Zavallı köpeğe mi yanayım, bir can aldığıma mı, direksiyonu kırsaydım keşke diye içim içimi yedi. İlker polisleri çağırmış, aracı kendisinin kullandığını söylemiş, araç çekildi, İlker adli tıpa sevk edildi. Haydaa, niye ki ? Köpeğe otopsi mi yapacaklar, anlamadım. Meğer alkol kontrolüymüş. Eve bi uğradı, sonra gitti. Nazlı aradı, kapıda karşılaşmışlar, Umut da İlkerle gitmiş, çay koyduk hadi gel dedi. Canıma minnet! Çok keyifsizdim zaten, biraz kendime geldim. Cansu bıcırığını sevdim. Her geçen gün daha iyi emekliyor. Hatta kendi başına ayağa kalkıyor. Bu minik daha 6 aylık ya, harika bişey. Elimize doğdu ya insan böyle gelişmeleri görünce gurur duyuyor, tıpkı blog dostlarının minikleri gibi. Neyse Arca Cansunun bütün oyuncaklarına saldırarak yine beni rezil etti, sonra arka odada uyudu, Cansu canavarı uyumadı, İlkerler geldi. Çay içtik, kazanın cidden büyük olduğuna, iyi kurtardığıma kanaat getirdik. Böyle durumlarda direksiyon kırmak daha kötü sonuçlar doğurabilirmiş.
Ben normalde araba konusunda salağımdır. Yok ciddi salaklıklar yaparım, laf değil. En son 2 ay önce kapalı otoparkta park yerinden çıkarken kolona çarptım. Öncesinde kaldırıma toslamışlığım var. İlker askerdeyken yine park yerinden çıkarken bir Unoyu haşat edip kaldırıma çıkışımın ardından komşu apartmanın bahçe demirlerini yıkıp el freni ile durabilmişliğim var. Ve bunu geri geri giderken yaptım. Relax zamanlarda saçmalıyorum ama galiba baskı ortamlarında usta şoför oluyorum, ya da tamamen içgüdü:) Kısacası arabasızım, tam da haftaya izin almış, Elvancım İstanbuldan gelecek ve gezeceğimiz bir zamanda, öff fena oldu...Beterinden saklasın dualarıyla postumu noktalıyor, küçüklerin gözlerinden büyüklerin ellerinden öpüyorum.
Not: korkarım artık benim araca kasko yapacak sigortacı bulamayacağız. neyseki araba ilkerin üstüne, kasko arşivlerinde kötü şöfor görünen o!!! benim aracı o kullanıyor ya , daha çiziği yok, ben de kasko camiasının usta şoförüyüm:))

16 Kasım 2009 Pazartesi

ela ... tuna .... arca .... alaçatı

domuz gribi vakasının bu kadar yakınımızda olduğundan habersiz harika bir haftasonu geçirdik.
cuma uykusuna bile yetişemediğim Arca da beni özlemiş olacak cumartesi sabah memeee diye bağırarak uyandı. Sabahın 7 sinde kalktık ama toparlanmak 2 saatten fazla aldı, amaç Hülya ile erkenden buluşup miniklerin sabah uykusunu arabada aldırmaktı ama Arcanın erkenden uyuyacağı tuttu. Hülya aradığında hala uyuyordu. Apar topar çıktık, bu defa da Hülya ile buluşmak zaman aldı. Hülyanın eşi İlker gibi ben yön ve araba kullanma özürlülüğüme alışkın değil, umarım normal karşılamıştır. Sıcak gevrekleri kapıp yola çıktık, Arca bir defa da yolda uyudu, sonra Hülya teyzesinin elinden yoğurt yedi. Kampüse girip Hayatın yönlendirmesi ile lojmanları bulduk. Ela uyumamış olmasına rağmen çok keyifliydi. Arca beni resmen utandırdı, gören de çocuğa oyuncak almadığımızı sanır. Küçük Budha gibi oturdu yere, Elanın bütün oyuncaklarına saldırdı. İki eliyle küpleri tutarken ağzıyla başka bir oyuncağın tadına baktı!! Arca airbagli poposunun üzerinde gitmekten başka bir lokasyon değişikliği yapamadığı için Ela ve Tuna her düştüğünde "ay ay ay" demekten, minikleri daha da korkutmaktan bir hal oldum. Bünye alışkın değil tabii hareketli bebeğe:)Hayatın elmalı muffininin kokusu hala burnumda, nefisti:) Yarısını Arca götürdü zaten.


Bi gazla çıktık, Alaçatı pazarına... İlker duyunca şok oldu, nasıl cesaret diye:) Yani benim gibi şoförle o kadar yol yapmak!!! hem de 3 bebeyle:)) Pusetleri sığdırmak en zoruydu, 3 defa sığdırmaya çalıştım, üçünde de farklı tıkıştırma tasarımları geliştirdim:) oflaya oflaya:) ama oldu, alışverişimizi yaptık, bebeleri besledik, kumrularımızı yedik, Alaçatı turumuzu attık, herşey süperdi. Arca genelde uyudu. Temiz hava çarptı herhalde. Hayatları eve bırakıp eve dönerken bile biraz kestirdi. Tuna çoook tatlıydı, Ela çoook güzeldi, hediyemiz ise tam alsak mı dediğimizdendi. Arca hala oynuyor:)
Akşama evde Arcanın misafirleri vardı. Bol bol öpüldü, koklandı, mıncıklandı, özlenmiş kendileri. Uyutması zor oldu ama güzel uyudu (burada dilimi ısırmam lazım). Biz de erkekler oyun oynarken dedikodu yaptık, çay bi taraftan biz bi taraftan kaynattık:) O kadar yorgunluğun üstüne iyi geldi. Geç yattık haliyle... Pazar günü Arcaya nöbetleşe baktık. Sabah ben kahvaltısını yaptırdıktan sonra İlker uyandı ve Arcayı devraldı, uyuttu. Ben de uyudum, sonra kahvaltı. Sonra İlker ve Arac uyudu, ben yemek yaptım...vs ...vs... Halbuki planlarımız vardı, hava güzeldi ama cumartesinin uykusuzluğu ağır bastı, çıkmadık. Akşam İlknurlar uğradı, tabii ki Arca için, ama Arca cücesi yine beni rezil etti. Daha 2 saat önce muz, siyah üzüm ve emmekten oluşan ara öğününü almamış gibi tavuk çorbasına bir saldırışı vardı, gören annesi bu çocuğu aç bırakıyor diyecek!!
Banyo yaptırdık Arcaya, çocukluğumuzun pazar akşamlarını yadettik. Hani herkes haftada bir yıkanırdı, ertesi gün okul için hazırlanılırdı. Çamaşırlar yıkanır, anne önlüğü ütüler, ödevler yapılır, banyodan sonra erkenden yatılırdı. Güzel günlerdi...
Arca erkenden yatınca bizim de bütün gün uyumaktan uykumuz olmayınca, Arca doğduğundan beri ilk defa DVD izlemeye karar verdik. Zor bir seçimin ardından "Vicky, Christina, Barcelona" da karar kılındı. Kestaneler çizildi, ocağa dizildi, çay demlendi. Aylardır ilk defa keyif yapıldı. Özlemişim..
Arca gece bu keyfi burnumuzdan getirdi. Sık sık uyandı, uzun süre uyumadı.
Hayat ara sıra oyuncakları değiş tokuş edelim diye öneride bulunmuştu, bir an o uslu ela ile arcayı mı değiş tokuş etsek diye düşünmedim değil!!!
Şu güzelliğe bakar mısınız?

iş arkadaşım domuz gribi

Cuma İstanbuldaydım. Bu defaki renkli karelere sahne olmadı. Sabiha Gökçenin tüm terminalleri değişmiş, tek heyecan buydu:) Dönüşü de erken uçağa alamayınca Arca ile yapamadığım birşeye vakit ayırabildim, kitap okumak. Eve geldiğimde miniğim çoktan uyumuştu, emdik uyurken mis kokuyordu.
Bugün ofise geldim, bölge müdürü Sezerin çocuğu domuz gribi olmuş dedi!!! Ufaklık 3 yaşında, kreşe gidiyor, cuma sabaha karşı ateşlenmiş, cumartesi düşmeyince test yaptırmışlar, pozitif!! Konuştuk, şimdi iyi diyor ateş biraz düşmüş ama kendisi de - şimdilik - hasta olmamasına rağmen bu hafta ofise gelmeyecek. Bu kararını çok destekledim, hepimizin çocuğu var, illa ki bulaşabilir. İlk şoku atlatmışlar ama test pozitif çıkınca konduramamışlar, inanamamışlar, şok olmuşlar!! Doktor - bizim de Arcayı götürdüğümüz aynı dokktor - dinlenmek, evden çıkmamak, vitamin takviyesi haricinde ilaç vermemiş.
Hastanelere gitmek de çok doğru değil, heryer virüs kaynıyor. Metanetli olmak lazım. Ama insanın çocuğu olduğu zaman bambaşka bir ruh hali... Gerginlik korku...
umarım bu kadarla geçer ve biter.

10 Kasım 2009 Salı

Atatürk'ün Bursa Nutku - Şubat 1933

Bursa Ulu cami önünde Ezan'ın Türkçe okunmasına başkaldıran 100 kadar gerici tutuklanır. Olayı duyunca, daha birkaç gün önce ayrıldığı Bursa'ya dönen Atatürk'e; "Bursa gençliği olayı bastıracaktı. Polis ve adliyeye olan güven nedeniyle, karışmadı ",denilince Atatürk bu konuşmayı yapar:

"Türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek: "Demek adliyeyi de Islah etmek, rejime göre düzenlemek lazım" Onu hapse atacaklar. kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa'ya, Meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "Ben inanç ve kanaatimin icabını yaptım. müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir!" İste benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!"

5 Kasım 2009 Perşembe

yaş 35 yolun yarısı

Dün ablamın doğum günüydü...
yaş 35 yolun yarısı...
telefonda "kızım senin artık bi ayağın çukurda" diye dalgamı geçtim. Ben körpeyim ya:))
O kendini hala 24 civarı hissediyormuş, ne isabet ben de taş çatlasın 20!!
zaten annemlerde buluştuk mu yine evin kızlarıyız, sanki evlenmemiş o minikler bizim değil.. kocaları hiç sayma..
Harikadır benim ablam yaa..

Hayatımızın ilk yılları pek sevişmezdik. Ben küçük olmama rağmen onu acayip kıskanırdım. Ailede kendimi bildim bileli ablamın doğduğundaki güzelliği, tombulluğu, sevimliliği, büyüdükçe usluluğu, terbiyesinin konuşulması, prenses edasıyla salınır olması acayip sinirlerimi bozuyordu!! Ben onun gibi tombul bi bebek değildim, sonra saçlarım kuş yuvası vaziyetinde, sürekli ağlayan yara bere içinde babasıyla aynı vakit sokaktan eve giren bir velettim. O o kadar evcimendi ki arkadaşlarım bir ablam olduğunu bile bilmezdi. Kıl olurdum ablama o yıllarda! Zaten aşağıdaki bale tütülü fotorafımızda pek sevişken olmadığımız aramızdaki mesafeden belli!
Aradan yıllar geçti ben 12-13 yaşlarında, ablam 16-17, ben büyüklük taslıyorum, büyük de gösterdiğimden ablamın arkadaşlarıyla takılmaya çalışıyorum, hatta abla filan demeyi redediyorum, gizli gizli kıyafetlerini giyiyorum, bu sefer o bana kıl:))) Ablam öğretmen oldu ben İstanbula üniversiteye gittim, olanlar oldu. Biz kanka olduk! Ayrılıp da birbirimizi özlememiz mi gerekiyormuş? O yıllar harika ikiliydik, annemler yazlığa gittiğinde evin temizlik, bulaşığı onda, yemek işleri bendeydi. Annem ikiniz bir kadın edersiniz siz ancak derdi. O evlendi ben bir süreliğine İzmire döndüm, çalışıyorum, bizim için birbirimizden başkası yok. Sürekli birlikte takılıyoruz. O birbirimize gıcık olduğumuz ilk gençlik dönemlerimizde bile hatırladığm öyle güzel şeyler de var ki, bana makyaj yapmayı öğretişi, sigara kaçamaklarımız, üniversite tercihlerimde bana yol gösterişi (ki sayesinde İstanbula gitmişimdir), araba kullanmama tahammül edişi, diyet cola + sigara eşliğindeki sohbetlerimiz, üniversite yıllarımda bana hariçten harçlık göndermeleri, sürekli üstüme başıma birşeyler alması, sorgusuz sualsiz hep benden taraf olması, onu bunu çekiştirmelerimiz... İnsanın taban tabana karakter zıtlığı bulunan birisiyle bu kadar iyi anlaşabilmesinin sebebi ne olabilir? Biz kardeş olmasaydık bu kadar iyi anlaşabilir miydik? Kardeşlik güzel şey...

not1: bu yazının bir kısmını 3 yıl önce eski bloğumdan arakladım, acayip tembelim bu aralar...
not2: fotolara bi daha bakınca farkettim ki ablam hakikatten hanım hanım bi kız çocuğu bense tam bir cadıyım! o ilk fotografın çekildiği zamanı hatırlıyorum, teyzeme gideceğiz diye kandırılıp 3 gün tarak girmemiş saçlarım taranabilmişti. Tütülü fotografın çekildiği gün makyaj yaptırmayacağım diye yaygarayı basmıştım, annem de beni palyaçoya çevirmiş!! Tüm bu şirretlikleri yaparken ben, ablam sakin sessiz otururdu.