Yazılar posta kutuna gelsin mi?

tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2017 Salı

Samos'a gidin ama...

Biz gibi bayramda filan gitmeyin. 19 mayıs tatilini değerlendirmek için kötü bir alternatifmiş, düşünemedik. Gidişimiz ve dönüşümüz kabus gibiydi. Şöyle anlatayım, feribot 08:00'de kalkacaktı güya, bir buçuk saat rötar yaptı ve Karlovasi'deki pasaport kontrolünü geçip de otele vardığımızda saat 15:30 civarındaydı. Dönüş de aynı.

Ha bir de unutmadan, Sığacık-Karlovasi feribotunu tercih etmeyin, mümkünse Kuşadası'ndan gidin. Bizim gittiğimiz hat sanırım çok yeniydi, organizasyonsuzdu, yığılmalar oldu, belki tatildendir bilemiyorum ama özellikle feribot seyahatini üstlenen firma çalışanlarından çok şikayet oldu. Free-shop da yok maalesef, hani içki, parfüm almayı free-shop'tan halletmeyi düşünürseniz, aklınızda olsun.

19 Eylül 2016 Pazartesi

Tatil sonrası hayata adapte olma rehberi

Derler ki, bir tatilin tam anlamı ile tatil olması için işle ilgili her şeyi geride bırakmak ve unutabilmek gerekir. Ancak böyle tazelenmiş bir zihinle işe dönebilirsin. Benim genelde tatillerim telefon, mesaj ve mail trafiği ile piç olduğu için uzun zamandır işi, en son işte ne yaptığımı unuttuğum bir tatilim olmamıştı. İlk defa geçen haftayı tam anlamıyla kafayı boşaltarak geçirebildim. Bundan sebep hep gülümseyerek hatırladığım bir tatil olacak. İçimize sinsin.

Gel gör ki, zaman geçiyor ve tatil de bitiyor. Gerçek hayata adapte olmak gerekiyor. Her ne kadar rutinin, düzenin, yerleşik hayatın özlemini çeksek de, itiraf etmem gerekirse, bizim hane için hayata dönüş çok zor oluyor.

1 Eylül 2016 Perşembe

Arca ile tatil günleri

Sınıfın whatsapp grubunda velilerin çocukları hakkında “okulu çok özlemiş” “çok heyecanlı” gibi cümleler yazdıklarını okuyunca biraz imrendim. Arca’da tık yok. En son, ikinci sınıfta okula gitmesinin gereksiz olduğuna kanaat getirdikten sonra, biz kitaplarını alırken okula girmemeyi, arabada beklemeyi teklif etti. Sanki adamı okulda bırakıp kaçacağız. Kırtasiye malzemelerini almaya gittiğimizde bendeki heyecanın onda biri cücede yoktu. O, hotwheels arabalarını seçmekle meşguldü, sanki bana defter, kalem alıyoruz!

Vallahi açıkça yazdım, bizimkinin okula dönmeye niyeti yok, dedim grupta.

12 Temmuz 2016 Salı

Arca'nın tatil anıları

Gülçin’ce Gülçin, bizim yazlıktan komşu, vallahi bak, bisikletle beş dakika:) Bayramda geleceğim deyince, o göbeği canlı canlı görmek için ne yaptım ettim, çoluğu çocuğu sattım, vardım yanına. Ne güzel sohbet ettik, ne tatlı bir salıncak keyfi yaptık… Blogdan konuştuk. Zor dedik, uzun uzadıya yazamıyoruz, güzel resimler koyamıyoruz artık diye dert yandık. Ve aslında blogların eskisinden daha kıymetli olduğuna karar verdik. Yok ya sosyal medya dediğin mecra duygunu anlatmaya yetmiyor ki… Bir de ben şahsen blog okumayı seviyorum ve blog yazmasa da keyifle blog okuyanlar olduğunu biliyorum, bu da beni çok mutlu ediyor.

Bir de anılar… Yıllar önce yazdıklarıma bir yorum aldığımda, sayfa sayfa eskiye dönmek çok keyifli… Neler yazmış, neler paylaşmışım, nasıl bir emek… Gülçin bana iyi ki yazmışsın diyor (hafta hafta gebelik, ay ay Arca bebek gelişimi:))) şimdi dönüp okuduğumda birilerine bir faydam olduğunu hissetmek bile yeter…

İşte bu sebepten tam da Arca’nın resmi yaz tatili başlayalı bir ay olmuşken, yine benzer bir anı derleme yazısı ile karşınızdayım sayın blogseverler:) Maksat yıllar sonrasına hatırlanası anılar bırakmak…

28 Eylül 2015 Pazartesi

Ben sana doyamadım doysun sarı yapraklar

Tekneyi çıkardılar denizden, römorka bağladılar, temizlediler, İlkerle Emre. Epey uğraştılar. İşleri bitince Emreler gitti, biz de toparlandık, çıktık yola. Arca daha Zeytinler kavşağını göremeden uyumuştu. Sağımdan akan yolu ve rüzgâr türbinlerini seyrediyorum, aklıma Don Quijote ve yel değirmenleri geliyor. İki cilt öyle uzun sürdü ki serüvenleri, sanırsın Don Quijote bizim uzaktan enişte. Kanımca çocuklar için olan versiyonda yel değirmenleri serüvenine kadar yazılmış, gerisi atlanmış. Yel değirmenlerinin üzerine 700 sayfa okudum hala bitmedi. 

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Yeni başlayanlar için 15 maddede yazlıkçılık rehberi

Babam hala oturdukları yazlığı inşa etmeye başladığında ilkokul birinci sınıftaydım. O yaz daha kepenkleri ve korkulukları bile takılmamışken evin, biz taşındık. Otuz sene olmuş, bizim oralar hep dutluktu:P.  Sadece bizim oralar mı? Şimdi Alaçatı denen yer köydü mesela. Hani zilyon liralar bayıldığın o Alaçatı beach’leri filan var ya, kimseler girmezdi orada denize. Alaçatı’lı arkadaşım Gül anlatır, kışın Alaçatı’da oturanlar, yazın Ilıca’daki yazlıklarına geçerlermiş. Geçen instagram’da biri “Alaçatı’nın en güzel sahili Ilıca” deyince bana bir gülme geldi ama ses etmedim, eli dili sürçmüştür dedim, İstanbulludur dedim, geçtim.

Ne diyordum? Yazlıkçılık… Otuz yıldır Özdere’de, dört yıldır da Çeşme’de yazlıkçılık yaptığımıza göre ben bu işin kitabını yazarım dedim. Hadi kitabını yazamasam da el kitabını yazarım, yok abartma dersen, peki rehberde anlaşalım. Maksat okuyucu da tecrübelerimizden faydalansın naçizane...

Günün çorbası “yeni başlayanlar için on beş maddede yazlıkçılık rehberi”ni iftiharla sunar!

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Süper kadın... mı acaba?

Bu aralar bana biri süper kadın filan derse, tevazu göstermeyeceğim, müsterih olunuz.
Zira dötümde motor, köpeğin kuyruğu duruyor ben durmuyorum, allah biliyor ya, bu halime kendim de şaşırıyorum. Çarşamba günüydü, akşam ofisten en son ben çıktım. Eh bayram öncesi cümle alem arazi… Baktım ofisin önünde kargo arabası, benim bikiniler vardı, verin bakalım paketimi dedim çocuklara. Yapma abla, nasıl bulalım dediler, araba ağzına kadar silme paket. Tınmadım, o araçta benim paketim, girer kendim ararım dedim. Adımı sordular, duyunca bir tanış hissettiler, sohbete daldık. Bir tanesi, “abla sana ne geliyor böyle ya, sürekli kargo sürekli kargo” “vakitsizlikten kıçımdaki dona kadar internetten alıyorum” demedim tabii ki elin kargocusuna, “aa n’apayım bütün alışveriş siteleri de sizin şirketle gönderiyor” dedim, ay babasının şirketi sanki, bir aidiyet duygusuyla şişindi seninki, paket derhal bulundu. Arca donlarına ben de bikinilerime kavuştuk neyse ki… Don derken abartmıyorum yani, vakitsizlik derken hele hiç abartmıyorum.

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Bizim evin halleri, tatil ve diğerleri

Allah biliyor ya, çok yoruldum. Yazlık tatili çocuklar için ne kadar eğlenceliyse, anneler için o kadar yorucu. Hele ki yazlığa hepten taşınmamışsan ve birkaç günlüğüne gitmişsen. Yazlığa okullar kapanır kapanmaz giden ve tüm yazı orada geçirenler yazlık temposuna bir şekilde alışmış oluyor, günlük rutinine ayak uydurabiliyor. Ama benim gibi kendine dinleneceğim diye manasız hedefler koyarsan fena halde ters köşe olursun. Baştan kabullen bacım, dinlenemiyorsun. En azından vücuden dinlenemiyorsun.

9 Eylül 2014 Salı

Çocukla en ideal tatil

Uzatmayacağım ve sadede geleceğim; yazlık.
Eskiden olsa ay hiç uğraşamam, otele gidiverelim zaten bir hafta tatilim var derdim.
Evet maalesef biz kapitalist kölelerin sadece bir hafta tatili var ve o bir hafta tatiline de bilgisayarınla akıllı telefonunla gitmen lazım. Mütemadiyen online olmadın mı, aman işler sensiz halloluveremez filan, dünyayı kurtaramadığınla kalırsın. Sanki o mesele o gün hallolmazsa tüm kurumsal hayat duracaktır... Kapitalizmin çarklarına çomak sokulmasın aman diyeyim...
Bu sene bir haftalık tatil yerine her cumayı tatil yapmayı denedim. En geç çarşambadan gidecekti Arca, ya anneannesiyle Özdereye ya babaannesiyle Çeşmeye. Ben de Perşembe akşamından arazi olacak, hem çocuğumla dolu dolu üç gün geçirecektim, hem işlerden tam anlamıyla kopacaktım (ben daha bir haftalığına tatil çıkıp da tatilde çalışmadığım gün bilmiyorum, en azından derler ki yeliz pazartesi gelecek ilişmeyiverelim…) hem de o hafta sonu göçebeliğini zaten yapıyordum bari üç günlüğüne yapacaktım, değecekti. Oldu da, yaptım da… Sadece annemin ayağı kırılıp ameliyat olunca işin Özdere ayağı salıdan çarşambadan değil Perşembe akşamından başlamış oldu. Olsun...
Yazlıkçılık iyidir, keşke tüm yazını yazlıkta geçirebilme imkanı olsa... Öğretmenliğe hiç bu kadar özenmemiştim :) 

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Yeni yepyeni bir şeyi çocuğunuzla tecrübe ettiniz mi hiç?

Çocukla tekrar çocuk olma şansın var. Çünkü onların kahkahasındaki saf mutluluk ve neşe, başka hiçbir şeyde yok. Çocuklar belki de kendi çocukluğumuza dönmemizi sağladıkları için bu kadar seviliyorlar. Yoksa mesela benimki bazen çekilecek bok değil!

Keyfimin kaçtığı bir akşamdı. Olur öyle arada. Kaçar, sonra bir yemek yaparım, yanına güzel bir şarap açarım, hatta yemeği yaparken şaraba başlarsam daha bile güzel olur. Zira kokusuyla yemeğin, tadıyla şarabın, terapi başlamıştır. 

Terapi dediğin şeyi bir yoga merkezinde, bir dağ başı meditasyonunda araman manasız.
Terapi, yaparken dünyadan koptuğumuz şeylerin bütünüdür ve bu kişiden kişiye değişir.

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Haller haberler

Bloga tek satır yazmamışsam da internet detoksu filan yapmış değilim. Tekneden boy boy fotoğraflarımı, şaraplarımı, kitaplarımı, yer cücesini, balıkları kalamarları ve daha nicelerini instagram’da paylaştım. Blogun pabucunu dama filan atmadım, instagramın tatil fesatlıklarımı göze sokmanın daha iyi bir yolu olduğunu düşündüm. Puhahahha kılım yav, harbi kılım! Son günboynumun tutulmasını hak ettim kanımca, milletin gözüne sokarsan…

Bizimkilerle geçirdiğimiz bol kahkahalı iki günün haricinde bu tatil umumiyetle Çeşme’de ikamet ettik. Zira İlker teknesiyle haşır neşir olmak, balık tutmak, karadan ziyade denizde vakit geçirmek istedi. Bunca yıllık kocamı kıracak değildim ya…(istemem yan cebime:P) 

Bu tatilde çok yeni kararlar aldım. Hayır, istifa edip sayfiyeye taşınmıyorum (keşke:P) 

30 Ağustos 2012 Perşembe

Bisiklet

Köy, pazar, deniz, zıpzıp, parktan sonra hala enerjisi tükenmeyen veledi yormanın en eğlenceli yolu: bir saatlik bisiklet turu, maceralı bir bisiklet parkuru.

Emektar bisiklet ablamdan yadigar. Ancak ondan daha çok kullandığım için bizim mahallede beyaz Bisan benimle anılır. 27 yaşında. Babam müthiş baktı beyaza. Katiyen gıcırdamaz, hiç bir aksamı teklemez. On numara bisiklettir. Bunlardan yapmıyorlar artık.
Arca kulübede bu bisikleti gördüğünden beri aklı iki tekerlekli kullanmakta. Alıştırma tekerleklerine çok gıcık oluyor garibim. Yavaşlatıyormuş kendisini. O kaskı kafaya taktı mı kendini bisiklet yarışçısı sanıyor cüce.

Bayramda bir heves birlikte binecektik, lastiğini şişiremedik, babamın içinde kalmış, lastiği şişirmiş, zinciri yağlamış 27 yaş bakımını tamamlamış. Bu tatilin sürprizi beyaz Bisan.

Akşam üzeri, Arca ile birlikte bisikletlere atlayıp sahil yoluna çıkıyoruz. Zıpzıp ve parkın ardından üç buçuk kilometrelik sahil yolunda "maceralı yolculuğumuz" başlıyor. İlk gün bir yavru köpek Arca'nın peşinden koştu, heyecandan kalbi çıkacaktı yerinden.

Hep daha ileriye yolun sonuna kadar gitmek istiyor, hiç vazgeçmiyor.

Çok eğleniyor, benimle birlikte bisiklete binmek inanılmaz keyifli onun için... Biliyorum çünkü, bana kendi bisikletindeki gizli yeri gösterdi. Oraya bir şey sakladı mı kimse bulamıyormuş, bu bizim sırrımız olsunmuş. Bir de "biz bisiklet takımıyız, di mi!" diye soruyor. Evet eminim benimle bisiklete binmeyi çok seviyor!!

Laf aramızda her gün bir saat bisiklet demek, Arca'nın itirazsız uykusu demek. Tek sıkıntı idmansızlıktan hamlamış döt kaslarımın et kesmesi:))

Çocuğu yoracaksın!

Çocuğu yoracaksın, hem de çok pis yoracaksın. O kadar meşgul olacak ve yorulacak ki sana bulaşmayacak.

Uyan, yürüyüş yaptır, köyden gevreği kap, yarısını yolda yesin. Kahvaltı için bu arada acıkmış olsun. Tıksın yemekleri ağzına, vakit dar üç tekerlekli ile teras turu atmalı. Derken pazar arabasını verdin mi eline, doğru pazara. O zaten dünden razı. Kıçını kaşıya kaşıya alışverişte. 

Ne? yorulmadı mı? Doğru denize. İki kulaç attı mı zaten başlar dili dolanıp yorulmaya. "Eve kadar ben taşırım" vaadiyle kamyonun kasasına doldurduğu taşları anneannenin eline tutuşturdu mu anla ki, yorulmuş:)

27 Ağustos 2012 Pazartesi

adettendir...

tatile giden sosyal medya insani kumsalda bir ayak fotografi ceker, instagramin imkanlarindan faydalanarak facayi duzeltir, sonra da facebook senin blogger benim paylasir da paylasir. ayaklari benimki kadar bakimsiz blogger da devekusu misali ayagi kuma gomer de ceker. maksat adet yerini bulsun:)

an itibariyle...

tea&pot'ta mojitolarimizi yudumlarken hain bir karin agrisi ile eve donduren cuceye sovmekte, cayimin demlenmesini beklemekteyim.

yer cucesinin dedigine gore bugun en guzel tatil gunuymus...

Ilica plajindan essiz goruntuler instagram'in ardindan azzzz sonraaaa bu sayfada...

Maksat her mecrada takipcilerin gozune gozune sokmak... tatilde oldugumu:P

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Tatil yorgunu

Arca'nın "Dulucuğu" etrafta olduğu zaman kendimi dinlenmiş hissediyorum. Hmm eğer bir kızım olsaydı, sanırım 8-10 yaşlarındayken bir tane daha doğururdum:) Zira büyük erkek çocukların küçük kardeşleriyle ilgilendiğine hiç tanık olmadım ama Duru Arca ile ilgilenme konusunda kendini aştı artık! Hiç "ben 11 yaşındayım seninle oynamam" filan demiyor, birlikte müthiş oynuyorlar. Bir de gönüllü kitap okuyucusu. Arayıp bulamayacağın bir oyun ablası resmen! Bu bayramın şekeri Duru'ydu:)

7 Ağustos 2012 Salı

Tatil, tam tadında

Tomografi haricinde süper bir tatildi. Kısa ama güzel. Tam tadında. Çocuğun toplumla paylaşılmasının anneye ne denli fayda sağladığı hakkında bir belgesel çekmek istiyorsan bizimkilerin yazlığında birkaç gün geçirmen yeterli.


Her şey çok hızlı oldu aslında. Pazartesi gününü izin almam, gecenin bir körü eşya toplamam, Cuma akşamı daha yedi olmadan dedenin arabasıyla yollara düşmemiz. Arca için her şey oyun, eğlence. Arabadan indiği anda bizim sokaktaki üç oğlan çocuğu Arca’nın eve girmemesi için yeterli bahaneydi.

Cumartesi sabah yaşanan tomografi gerginliğine de “Alsancak’ta sabah çayı içesimiz gelmiş, gezdik geldik” diye gülümseyip geçiyoruz. Tabii ancak akşam suyuna yetişebildik. Gün batımında nefis bir deniz, kumsalda “sen sarışınsın ben esmerim” dediği sarı kafa Egemen’in aradaki bir buçuk yaş farka bakmadan hareketlerini taklit etmesini tasvir edemiyorum ama hala gözümün önüne geldikçe gülüyorum. Komik lan bizim oğlan!

19 Temmuz 2012 Perşembe

siz bu satırları okurken ben...

... geçen hafta piç olan tatilin bir kısım kırıntılarını Çeşme'de değerlendirmeye gidiyorum.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Acayip bir yer... Özdere


İnanılmaz bir sıcak şehri kavurmaktaydı. Öyle ki yer cücesinin minik bedeni, ancak klimalı ortamlarda rahata eriyordu. Sıcağa çare vardı da, can sıkıntısına bir türlü çare bulamıyordu minik. Sık sık ağzından "canım sıkıldı" cümlesi dökülüyordu. Okulda arkadaşları hep tatildeydi, hiç bir yerler tat vermez olmuştu.
Babasının hemen her akşam cüceyi erkenden okuldan alması ve gezdirmesi bile kar etmiyordu.

Acilen bir şeyler yapılması gerekiyordu. Anasının 5 günlük tatili de Çin istilasına uğramış suya düşmüştü. Piç olan tatilden kırıntıları toplayarak acilen anneannenin yazlığına kaçtılar.

10 Eylül 2011 Cumartesi

Orada...

Orada...

Ama özellikle Eylül ayında hava nefis olur. Yazlıkçıların mevkiyi terk etmesini müteakip önce hava tazelenir. Ardında deniz durulur güzelleşir.

Anane nefis mamalarla besler seni. Kilo almış olduklarını fark ettiğin çocukluk arkadaşlarından ikişer tane genç kızlık halleri çıkabileceğini hesaplayıp kendince şaşırırken, dört günün ardından iki boğum olmuş göbeğin düğme pırtlatır, pörtler inceden. O zaman çocuklu ve anne evinde tatilde olup da kilo almanın ne kadar olağan olduğunu fark edersin.

26 Ağustos 2011 Cuma

Tatil hiç bir zaman yeterince uzun değildir!

Ümit ablanın kızı erken doğum yapıyor. Kıyamadık erkenden yolluyoruz İstanbul'a. Gelecek, dönecek şimdilik ama en az iki hafta sonra.

Ding dong! Sinyaller yandı. Bayramdan sonraki haftayı izin almalıyım.