Yazılar posta kutuna gelsin mi?

oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2014 Pazartesi

Kılıçla oynayan çocuklar saldırganlaşır mı?

Mert Kaan’ın doğum günüydü ve Poyraz’a da küçük bir hediye almaya karar vermiştik. Arca’nın dudak "hani bana" diyerek büküldü. Evet doğru ona da alınacaktı bir oyuncak. Bir cumartesi akşamüzeri saatleri Göztepe’ye indik, yürüyüş yapıp oyuncakçıya girdik. 2-4-5 yaşları için oyuncak. Hiç kolay değil. Arca’ya bütçeyi aşmayacak bir oyuncak seçmesi tembihlendi bu çerçevede oldukça pahalı ilk birkaç oyuncak reddedilince istediği oyuncağın fiyatını direkt satış görevlisine sormaya başladı zaten.

Bence çok ama çok uzun bir zaman sonra iki çocuğa hediyeler belirlenmişti. Bir tek Arca kalmıştı geriye. Fiyatı bütçeye uygun oyuncakları gösterdi, kılıç, korsan kostümü baltalı bıçaklı, oyuncak tabanca…vs…

Bundan birkaç sene evvel olsaydı, bu talepler karşısında dehşete düşerdim. Gel gör ki aştım artık bu işleri. Daha doğrusu çocuğa silah ya da kılıç almakla kendisini bir katile dönüştürmeyeceğimi biliyorum en azından. Zaten sen o oyuncağı alsan da almasan da o bir şekilde eline geçirdiği her şeyi silaha, kılıca çeviriyor zaten. Bakınız iki sene önce yaşananlar…

Kaldı ki dozu saçma bir boyuta varmadığı sürece çocukların yaratıcılığının gelişmesi bakımından faydalı olduğu bile söylenebilir.

3 Aralık 2013 Salı

Hafıza kartları ve Matematiğin büyüsü

Arca artık hezimete uğratmanın ne anlama geldiğini biliyor. Sık sık ana babasının ve hatta bu oyun kartlarını kendisine hediye eden Nadire teyzesinin üzerinde tecrübe ediyor. Hangimiz daha az hezimete uğradığımızın çetelesini tutuyoruz. Yani Arca ve diğerleri şeklinde bir rekabet söz konusu.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Olay nedir?

Arca'nın ateş başına vurmuş olacak, birbirinin üzerine çıkarmadığı, iç içe sokmadığı araba kalmadı evde!


hmm bunu anlayabiliyorum, sonuçta Mac Mcqueen'i taşıyor.


Çöp kamyonunun içine sokmaya çalıştığı minibüse yazık değil mi? Hem niye ki?


iki vosvos minibüsü kaynaştırma çalışması sanırsam, anne ile bebeği imiş onlar. Sanırım doğum sahnesini canlandırıyor.


Araba münasebetlerinde son nokta!!

Oğlum sen de normal çocuklar gibi arabaları yarıştırsana!!

20 Ocak 2011 Perşembe

İki eğlence bir şikayet

Görmemişin çam ağacı olmuş, Ocak ayının sonu gelmiş, hala başköşeyi işgal edermiş: )



Yok Arca üzülürmüş, ağacı pek severmiş, yok İlker üşenirmiş… Hepsi hikaye! Bildiğin toplamak istemiyorum işte!! Bu yaşıma gelmişim çam ağacım olmuş bir de büyük çaba harcamışım almak için 2012’ye kadar dursun köşede diyordum. Laf aramızda karşısına oturup seyretmekten hiç bıkmadım.

Ama eve gelen giden misafirin alay konusu olmaktan sıkıldım!

Arca’ya uzun uzun ağacın neden kaldırılması gerektiğini anlattım. Sandım ki çok üzülecek, kaldırmayalım isteyecek. Hatta küçük bir hikaye uydurdum, Noel baba gelmeden önce evimizi görsün hediyeler getirsin diye ağacı süslüyoruz, hediyeleri getirdikten sonra ağacı kaldırıyoruz, taa ki Noel baba tekrar gelesiye kadar. Arca “hokkayay” dedi ağaca, döndü kıçını gitti.

Anladım ki o hikaye benim kendime tesellimmiş.

Cumartesi öğle uykusunu tam alamamış Arca’yı fazla aktive etmeyecek aktiviteler düşünürken, ampul yandı! Ağacın süslerini kaldıralım mı? Arca bayıldı!! Hoplaya zıplaya süsleri söktü, kutularına yerleştirdi. Eğlenceliymiş be!! Ben de gözümde büyütmüşüm. Şimdi evin büyük oğlu İlkerin keyfini bekliyoruz, ağacı tamamen kaldırmak için.

Parmak boyası denedik Arca ile!! Çok eğlenceli çookk!! Keşke biri bana daha önce bu parmak boyalarının çabucak çıkabildiğini söyleseydi de kendimizi banyoya kapatmasaydık, Arca’ya artık küçük gelen kollu önlüğü zorla giydirmeseydim boşu boşuna, keşke: )

Arca bayıldı, vıcık vıcık diye diye elleriyle daldı boyaların içine. Ayak izi çıkarmalıydık ama öyle kolay olmadı tabii, önce gıdıklandı, sonra kıkırdadı. Banyoya gireceğiz vaadi çok işe yaradı.

Hem eğlendik hem de bir sosyal sorumluluk projesine minicik de olsa bir katkıda bulunduk.



Bu arada sarı boyamız yolda patlamış atmak zorunda kaldım. Bu vesile ile Yurtiçi kargoyu kınamak istiyorum.

Bu kargonun takibini yaptım ve evimize gelindiğini adreste kimse bulunmadığı için not bırakılıp paketin şubeye götürüldüğünü öğrendim. Şubeyi arayıp “sakın geri göndermeyin, ben gelip alacağım” dedim. Gitmeden önce tekrar aradığımda paket çoktan geri gönderilmişti. Sinir katsayımı hesaplamaya hesap makinasının basamakları yetmez!

Proje sorumlusunu arayarak durumu anlattım, sağ olsunlar paketi tekrar göndermişler ama boyamızın birini yitirmiş olduk. Benzer bir olay Monami’nin hediye paketlerinde yaşandı, ama Yurtiçi kargonun bu hareketi sebebi ile muhtemelen geri gönderildi paketler, bizimle iletişime geçen firma yetkililerine durumu anlatmama rağmen bir daha da bize ulaşmadı. Ne yapalım sağlık olsun.

Cep telefonlarımız alıcı kısmında yazıyor, çok mu zor mesaj atılması, paketimizin geldiğinin haber verilmesi? Ben mi çok şey istiyorum? Bilemedim?

6 Ocak 2011 Perşembe

5 Adımda Oyuncaktan Yana Sadeleşme Rehberi

Geçenlerde İlker, Arca’nın oyuncaklarını eleyelim, dedi. Hay hay! Canıma minnet!

Hemen bir aksiyon planı devreye sokuldu.

Birinci adım : Hangi oyuncaklar var?
Liste söz konusu olur da ben durur muyum: )

1. Sayısız araba, kamyon, otobüs, kepçe…
2. Ahşap puzzlelar (tutmalı ve içiçe geçmeli olanlardan)
3. Bul tak
4. Ahşap çekiç
5. Ahşap geometrik şekiller
6. Tamir seti – 2 set
7. Toplar
8. Hayvanlar
9. Ahşap bloklar
10. Tırtıklı legolar
11. Clippo
12. Küp blok lego
13. Bulmaca ahşap araba
14. Kuklalar
15. Ahşap tren seti
16. Yaramaz toplar
17. Şimşek Mcqueen üzerine binilen araba
18. Kaynana zırıltısı
19. Müzik aletleri
20. Medikal set (bu lafa koptum!! Ablam telefonda “Arcanın medikal seti var mı , hediye alabilir miyim dedi. Ne len medikal set! Oldum. Tecrübeli kadın tabi konuşurken terimleri doğru kullanıyor. Bildiğin doktorculuk oynama şeysi:) )
21. Hamurlar
22. Boya kalemleri
23. Bowling seti
24. Onlarca peluş hayvan
25. Balık-olta seti
26. Matruşka

İkinci adım : Görüşleri almak!

Önce uzman görüşleri alındı. Başak'ın bu çok güzel yazısını bir daha okudum.

Ayrıca Damla da geçtiğimiz günlerde güzel bir tecrübesini paylaşmıştı, çok faydalı oldu, kitubinin yazısı için bir tık

İlker, super gözlemcidir, iyi tespitleri vardır, hatta Hülya ile ortak tespit genine sahip olduklarını düşünürüm. Hemen söyledi, "ilk arabam" gidecek. Yer kaplıyor, oynamıyor, yaşına uygun değil! Hmm ama bir arkadaşı gelince biri mcqueen’e biri arabaya binip yarış yapıyorlardı? Emin olamadım. Ümit ablaya sordum.

Ne de olsa biz kısıtlı zamanımızı daha çok yumularak tepişerek geçiriyoruz, Ümit abla daha uzun süreler Arca ile birlikte oyun oynuyor.

Sonuç? İlk arabam gidiyor!

Sonra clippolarla hiç oynamadğını söyledi. Hemen listeye bir çizik daha atıldı.

Müzik aletlerine hiç ilgi yok artık. Babasının çocukluk orgu geldi, emektarların pabucu dama atıldı.

Küp blok legoları da oynamıyor, ahşap bloklarla oynuyoruz deyince, bir çizik de o maddeye. Oh rahatlıyoruz.

Ahşap puzzle’ların tutmalı olanları hani tek tek parçalı olanlar, hiç ilgilenmiyormuş. En son Kipa’dan 5 TL’ye aldığım 9 parçalık içiçe geçmeli yapboz seviyormuş. Aa şahane! Ahşap puzzle’lar ŞUT!!

Birkaç tane de benden gelsin.

Bul-tak güzel bir oyuncaktı renkleri ve geometrik şekilleri bu oyuncak sayesinde öğrendi ancak artık yaşına uygun değil, miyadını doldurdu. Gidecek!

Bowling seti ile pek oynamıyor, topu da çok ses yapıyor. Belki vermeyiz ama şimdilik saklayacağız.

Tamir setlerinden eski olana hokkayay!!

Bulmaca ahşap araba, yaşına uygun değil, biz yaparsak oynuyor, kötü seçim! Bowling seti ile birlikte saklanacak, belki sonra?

Doktorculuk oyuncaklarının hastası. Ancak o arabası var ya o arabası , acayip yer kaplıyor. Eski bir çantamı doktor çantası yaptım, aletler onun içine , arabaya güle güle!


Peluş hayvanlar ve bebekler büyük dert! Biz bunları odasındaki rafında dursun, dekorasyonun bir parçası olsun diye almıştık, sürekli o plastik koca kutunun içinde. Ben düzenliyorum, Arca hepsini oyun odasına yığıyor. Şimdilik çözüm o koca plastik kutuyu iptal etmek!

Üçüncü Adım: Kararlar alındı, uygulamaya geçiyoruz.

İlker yoktu dün akşam, işe giriştim. Yaşının oynamak için büyüdüğüne karar verdiğimiz oyuncaklar, daha sonra kuzenler oynar düşüncesi ile babanenin evine yollanmak üzere paketlendi.

Yaşının oynamak için küçük olduğunu düşündüklerimiz o iptal edilmeye karar verilen plastik kutuya konarak arka odaya şutlandı.

Arabalar ikiye ayrıldı, özellikle benzer özellikte olanlardan sadece bir tane bırakıldı. Kalan arabalar kutu içine yığılmadı, rafa dizildi. Rafta epey yer kaldığı için doldurması sorun olmadı.

Dördüncü Adım: Dağılım

Bizim ev görece büyük. Daha doğrusu Arca’ya ayrılan bölüm sayısı fazla. Oyuncakları oyunları böldük.

Arca’nın odası mobilyalar fazla ve çok da yer olmadığından sadece kitap, boyama, hamur işlerine ayrıldı.

Salonda tren seti duruyor. Ayrıca parkeler araba pisti olduğu için salon tren ve araba oynama odası denebilir.

Oturma odası yaklaşık 1 yıldır Arca’nın oyun odası. Özellikle Ümit ablayla bu odadan pek çıkmıyorlar. Oyuncaklar, müzik bu odada. Tabii kesin çizgiler yok yani Nilda geldiğinde masa bu odaya taşınıyor. Kitap çoğunlukla “kımını” koltukta okunuyor. Ama araba oyunu için tercih etmiyor, tren için de dar bir alan.

Arabada dursun diye, 3 boyutlu kitapları, mıknatıslı yazı tahtası ve ayrılan arabalardan birkaçı eski sırt çantasının içine kondu.

Beşinci Adım: Tespitler, özeleştiriler, yapıcı eleştiriler

Tespitlerimizi eleştirilerimizi sıralayalım ki bundan sonra daha dikkatli olalım.

Oyuncak konusunda genelde çok abartmadığımızı düşünüyordum ama iyimser düşünmüşüm. Hatalarımız çok olmuş. Bir kaç aylık periyotlarla eleme yaptığımıza göre?

Kendimi eleştireceğim en önemli nokta, ucuz bulduğum, Arca’nın sevdiğini düşündüğüm oyuncaklardan gereksiz almışım! Örneğin ahşap puzzle (takmalı olanlardan). Gerçekten bir ara deli gibi oynuyordu, ve ben BIM’de ucuz bulunca düşünmeden birkaç (tam olarak 6 :P) tane almışım. Ezberlemiş artık hiç bakmıyormuş. Aynı tuzağa yine düştüm aslında, Kipa’da 9 parçalık geçmeli olanlardan ucuz diye 3 tane aldım.

Doğru yaptığım şey şu, hepsini aynı anda çıkarmadım, eğer beğenmezse arkadaşlarına hediye ederim diye düşündüm. Ama yine de gerekli miydi?

Sonra o araba bulmaca gerçekten yaşına uygun değil, ben bile zor buluyorum. Yine BIM’den ucuz diye almıştım.

Arabaları da çok çok fazlaydı bence koca bir kutu tekerlekli nesne! Ümit abla kıyma onlara onları çok seviyor dedi ama gözümü kararttım bir kere, en azından azaltacağım.

Sonra bazı oyuncakları gereksiz tutmuşuz. Tırtıklı legolar geldikten sonra Clippolara gerek yoktu, kaldır değil mi? Ya da ilk arabam gerçekten sadece duruyor. Son birkaç gündür oynadığını görmesem yaramaz topları da kaldıracağım ama?

Oyuncak konusunda İlker bir ara abartır gibi olmuştu. Özellikle sabah evden çıkarken "sana ne getireyim gelirken" gibi çok çok tehlikeli bir soru sormaya başlamıştı. Hatta bir gün Ümit abla ben çıkarken Arca'ya : "annen ne getirsin sana?" diyerek bir sonraki aşamaya geçmişti. Benim cevap hazır tabii "ben kendimi getireceğim annecim:)" (narsist ana:P) Ama doğrusu bu! Çocuklar birşeyler getireceğiz, onları oyuncaklara boğacağız beklentisi içinde olmamalılar. Elimde oyuncakla hatta kitapla bile gelmemeye çalışıyorum. Kitapları kargocu abinin hediyesi sanıyor. Üstelik şimdi hediye olayına iyice sarmış durumda. Paketli sabunları bile hediye diye açıyor. Dikkat etmek lazım. Artık İlker de kesinlikle bu kırmızı noktalı cümleyi zikretmiyor.

Takdir ettiğim, kendimizi tuttuğumuz noktalar da var. Örneğin bu tamir setini taa Mayıs ayında İstanbul'daki toptancıdan yarı fiyatına almıştım. Eve geldiğimde Arca uyuyordu, İlker seti görünce sakla bunu görmesin dedi. İçim kaldı, çok heyecanlanmıştım çünkü. Allahtan aynı zamanda İlknur küçük bir set hediye etti ve Arca ilk tamiratlarını bu setle yaptı. Yılbaşına kadar çıkarmadık, iyi yaptık, çünkü heba olacaktı, yaşı henüz küçüktü.

Diğer iyi yaptığım şey ise Tuna gibi bir gurunun tavsiyelerine kulak kesilmek oldu. Zevkleri tutuyor işte! Bitti!

Son olarak oyuncakçılarda İlker Arca ile anlaşma yapıyor, elini kesinlikle bırakmamasını, sadece bakacaklarını söylüyor. Geçen Agora’ya gittiğimizde Joker’e daldı ama İlker uyarınca elinden tutu ve hiçbir şey almadan çıktık. Tabii ki biraz daha büyüdüğünde tutturmalar olabilir, şimdiden çözdük diyemem!

Sonuç:
Ay pek bi eledik yav, dur ben bir eksikler listesi yapayım:P

2 Kasım 2010 Salı

benim bebem muhteşem!

UYARI : Bu adı üzerinde bir “benim bebem muhteşem” yazısıdır. Kendisinin b.kundaki boncukları dizdim dizdim, 2 sıra kolye yaptım, biraz yazıp tatmin olacağım. Bu aralar pek bi sevişkeniz, iyi taraflarını yazayım da olur da büyür açar okur, “ulen ne iğrenç bir bebekmişim anamın anasını ağlatmışım” demesin yavrucak, özgüveni neyim zedelenmesin.

Arca’nın kitap sevgisi

Öyle alttan alttan imaya gerek yok! Bizim oğlan kitap seviyor abicim! Hani övünülecek bir şeyse bu, totom kalkabilir, günahtır indirmeyiniz!!

Kargodan gelen paketten çıkan Kirpi ile kestane… eve gelir gelmez daha elimi yıkamadan oturtup okutturdu bana.

alt metin: bütün gün çalış, sonra gel üstünü bile çıkarmadan bebenle ilgilen!! Vallahi muhteşem bi anneyim:P
içses : yok öyle diil yiyosa dur bi elimi yıkayayım de, Allah yarattı demez basar yaygarayı


Sandım ki beni beklemiş! Yok babaneye ve ÜT’ye sonrasında İlkere defalarca okuttuktan sonra bir de benden dinlemek istemiş. Diğer paketi açmamışlar, kitap mı bilememişler. Halbuki paketin büyüğü oydu. Kasaba’nın En şık devi top 10 listesinin tepesine yerleşince, üzerine sevgili Evrenin Julia Donaldson kitapları ile ilgili yazdıkları birleşince, diğer kitaplarını almaya karar vermiştim, bu ayki listenin çoğu bu yazara ayrılmıştı: Tostoraman, Değnek Adam, Pırtık Tekir. Atakan serisinden 2 kitap daha eklendi ayrıca.

Yemekten sonra Arca’ya kargo paketini açtım ve odadan çıktım, hepsini tek tek inceledi, sayfalara baktı.
alt metin : entel bebe kitap inceliyor

Böyle bir 10 dakika sadece yeni kitaplarını sevdi. Ben de çaktırmadan seyrediyorum: ) Yatağa yerleştik, önce Atakanlar okundu. Önceki 2 tanesini yırtıp kendisi çöpe atınca özlemiş belli ki.

kendini telkin edici içses : evet fazla kitap seviyor, sevgisini pek haşin gösteriyor yavrucak, yoksa öyle hırçınlıkları hiç yok bebemin

Değnek adamı okuttu önce ama adapte olamadı galiba pek sarmadı. Tostoraman’dan açıkçası tırstım hani canavar gibi bişey korkar mı acaba oldum, hatta okurken araya kahkahalar filan sıkıştırdım, komik kitap havası verdim. Bayıldı!!
alt metin : evet bebesinin tepkisini öngörebilen, strateji belirleyebilen muhteşem bir anneyim:P

O gece hiç oyun oynamadık, sadece kitap okuduk.
alt metin : diyorum işte, muhteşem anneyim!! Ama bebem de süper entel bebe, okuyor, okutuyor
içses : hay ağzına mıçayım ezeli de kaçırdık!!


Arca’nın damak tadı

Pazar günü yemeğe gittik, İlker büfeden fırında baharatlarla pişmiş patates getirdi, tadına bakmadan Arca’ya yedirdi: “ACİİİ” dedi. Evet dostlar Arca henüz acı yemedi ama tadının acı olduğunu biliyor. Nasıl? Bizim oğlan gurme!! 2 gün karı koca “allahım bir gurme yetiştiriyoruz, yakında şarap tadım kurslarına da başlatırız, evet evet o bir gurme” şeklinde birbirimizi ortak ürettiğimiz mahsül için tebrik ededuralım, ben olayı sabah ÜT’ye anlattım.
- Hee biliyo tabii canım, geçende eline verdiğim biber acı çıktı, epey bir içine işlemiştir, dedi. Sağolsun bizim balon tısladı: )
Bir de çirkini öğretmiş, sağolsun, beğenmediği yemeğe yaftayı yapıştırıyor. Artık sadece makka, piza, pide, ayyan… bu damak tadı denen illet bize yemek seçme olarak geri döndü!

iç ses alt metin filan yok hadise kabak gibi ortada işte!!!

Arca’nın oyuncak konsantrasyonu

Evet bizim oğlan hem entel, hem gurme, hem de oyuncak konusunda muhteşem. Özellikle oyun oynarken dikkat çekici derecede konsantre :))
Ben sustum video konuşsun.
Sesli izlemeye çalışın, hayvanların seslerini çıkarmaya çalışıyor.



Şimdi postu burada kessem diyeceksiniz ki "ne güzel oynuyor çocuk!" öyle değil işte, olayın devamında Arca acayip sinirlendi, yıktı döktü. Hehe tabii çekmedim o görüntüleri. Hiç yakışır mı “benim bebem muhteşem” postuna?

Son söz:
Çok kastım ama olmadı, “benim bebem muhteşem” postu bile ancak bu kadar oldu! Şunu anladım ki insanın önce kendini inandırması lazım çocuğunun herkeslerden daha bi harika olduğuna! Yoksa her çocuk özelinde özel, harika, muhteşem ve her çocuk aslında bir o kadar normal.

--------- bu post ilham kaynağım olan normal çocuk analarına ithaf edilmiştir ------------

31 Ekim 2010 Pazar

hem hepsi farklı hem hepsi aynı

bilmece bildirmece kaydıraktan kaydırmaca :)
5 toddler... hani ne çocuk ne bebek... ikisinin arası bir yaş döneminde geçiş aşamasını tamamlayan insan küçüğü tür.
en büyüğü 2 yaşını dolduralı hepi topu 4 ay olmuş. en küçüğü ise yer cücesi Arca.
Havanın kötü olacağını varsayarak topolinoya gitmeye karar verdik. Arca ilk defa gidecek böyle bir ortama. Nasıl anlatsam? Parka gidiyoruz dedim.

Hayat, Hülya, Elif, Nil... ve pek tabii diğer cüceler Ela, Tuna, Ege, Berk.
Oyun alanına girdik...

Naçizane gözlemler...

Ela(21 ay), Hülya'nın deyimiyle o bir amazon!! Ela ortama girdi ve direkt adapte oldu, hatta saniyeler içinde ortamın bir parçasıydı. Hiç yadırgama yok! Onun için kaydırak olsun, tırmanma, atlama, zıplama olsun. Ela'nın bizi kopardığı an!! Nil dedi ki : "Şahsen BEN kayamazdım!!"


ve son olarak bizim oğlanlar yorgunluklarını ara öğünle giderirken Ela hala orta pistte dans ediyordu.

Berk... 2 yaşını dolduralı henüz 1 ay oldu. Hiç sağa sola bakmadan direkt büyük çocukların oynadığı kaydırağa daldı. Dedim ki "Nil hayrola? geldiniz mi siz buraya daha önce? Berk ne güzel patır kütür oyuncaklara daldı?" ona göre kreşten alışkın, yoksa zor. Olabilir ama bayıldım. O nasıl bir özgüven, hiç arkasına bakmadı.

Yine Arca ile tatlı münasebetleri oldu. Bunlar ilerde garanti kanka olacaklar.

Ege... 2 yaşını dolduralı 1 aydan biraz daha fazla oldu. Tunayla birlikte zıp zıpın dibine vurdular. O nasıldı hatırlamıyorum, Hülya anlattı, Tuna Ege ayakkabısını çıkardı diye, çıkarmak istedi, Ege de Tuna çorabını çıkarıyor mu diye kenardan kesti:P Çıkarsa anında çıkaracak. Arca'nın araba gözüne hoş görününce şansını denedi, Arca ödlek düdük bastı yaygarayı, Ege de "efendilik bende kalsın, küçüğü üzmeyelim" dedi diğeriyle oynadı canım benim!

Tuna... en büyükleri, ortamın paşası (puhahaha)! şaka bir yana Arca sürekli Tuna'yı kesiyor. Turuncu kamyonu sırf o oynasın diye getirdi, benzeri Tuna'da var ya. Tuna için tüm oyuncaklar hikaye gibiydi, o kaydırağın 3 katı kadarına tırmanmışlığını bildiğimden Tuna'nın rahatlığı hiç şaşırtmadı beni.


Arca... kan bağımız olduğundan en çok onu gözlemledim, daha doğrusu gözümü üzerinden ayırmadım mecburen:) Evden çıkarken dedim ki Arca'ya 2 tane araba alabilirsin. Kırmızı kamyonun yanında üzerine binilebilen mcqueen'i seçti. Eh seçenekleri sınırlamazsan olacağı bu. Dedim ki arabaya sığmaz, bak bu Tunanın çöp kamyonundan hem o da oynar belki, o zaman bipbip'ten vazgeçti. Tabii bu hadise bi tarafımızda patladı. Çünkü bipbipe benzer arabalar varmış, Arca iki tanesini sahiplendi, en az 20 dakika ne bindi, ne paylaştı, sadece elinde tuttu.

Psikolojide bir analizi vardır kesin. Bir ara kaydıraklara gitmek istedi, sanırım, bırakmak da istemedi, beraber gitme girişimlerinde bulundu. Örneğin Elanın daldığı o kaydırağa yaklaşmak Arca'ya 15 dakikaya maloldu. Hatta o hani büyük çocuk kaydırağı var ya, orada sanırım yarım saat harcadık, sadece tepesine tırmanmak için. iki basamak tırmanıyor, 3 defa arkasına bakıyor, sonra birkaç defa geri dönmeye çalışıyor, sonra gözleri beni arıyor, ses etmezsem surat buruşuyor. Görünce, cesaretlenince devam. ÖDLEK!! kibarcası TEMKİNLİ:)

Tadını alınca kudurdu. Biya, biya (bir daha) diye diye defalarca bindi. Zıp zıp daha kolay oldu onun için, önceden alışkın olduğu bir oyuncaktı. (kanepe:P)

Hatta takla attı, çok hoşuna gitti, bir daha denemesin diye kırk takla attırdı bana. Dönüşte yemeğe gidiyoruz uyutmamak için de bir kırk takla atmışımdır. Sohbet etti, akayaylayını (arkadaşlar) saydı, oyunlardan atladığım olunca (bop-top) hatırlattı. Bu güzel günün Arca için ne kadar faydalı olduğunu bugünkü park tecrübesinde anladım. Kaydırağa kendi başına çıktı ve kaydı. Doktor çıkmış çocuğunun diploma törenindeki haklı gururu vardı dolan gözlerimde:)))


Hepsi birbirinden o kadar farklı ki aslında, ama hepsi kuru üzüm söz konusu olduğunda aynıydı!! hiçbiri hayır demedi:)
Canlarım seviyorum hepinizi!!

26 Ekim 2010 Salı

Bizim evin oyuncak gurusu



Benim bu hal vaziyetimin tıpta bir tanımı var mı? Ben bilmiyorum açıkçası.
Aklım fikrim sürekli Arca’ya bir şeyler almak üzerine çalışıyor. Geçtiğimiz haftalarda giyim kuşam eksikleri vardı, tamamlamadan rahat edemedim. Bakınız ,tüketim çılgınlığı… Giymediği oluyor mu? Samimi olacağım, olmuyor! Hepsi mutlaka giyiliyor. Daha az olsa eksikliği hissedilir mi? Ona da hayır, yani daha azı ile idare edilebilir bence de ana yüreği el vermiyor:P (Gören de tek kat giysi ile bütün kışı geçiriyoruz sanır) Bu arada gri pantolonum basenden patladıktan sonra sadece 1 (yazı ile bir) adet işe giyilecek pantalonum var ve hala kendim için alışverişe çıkmadım. Cimri bünye Arca söz konusu olunca bir anda şifa buluyor, nedense?

Sonra hemen her ay bir kitap listesi var. Giysilerden daha çok parayı kitaplara veriyorum, inkar edemeyeceğim. Bir taraftan övünüyorum ama bazen topuzun ayarı kaçıyor gibime geliyor. Son günler kisd sağolsun bir kitap anketi attı ortaya, yanıtlayan anneleri tıklaya tıklaya kitap listemi şişirdim. Misal bugün kredi kartım döndü ya zaten sepetimde olan kitapları bir tıkla sipariş verdim, şimdi bekliyorum gelsinler… Okumayacak mıyız? Yine samimi olayım, okuyacak biliyorum. Kitapların içinde kendimizden geçiyoruz.

Bizim yollardan önceden geçmiş annelerin önerileri çok işe yarıyor. Özellikle boyama konusunda, sonra oyun hamurları. Uzman görüşleri (Başakçım sağol) silkeliyor beni örneğin. Gereksiz tüm oyuncaklardan kurtulma kararı çok gecikmedi ve karar hayata geçirildi. Yapılandırılmış ve yapılandırılmamış oyuncak kavramları günün çorbası ailesinin evine girdi hatta günlük yaşam dilinin bir parçası oldular.

Oyuncak demişken… İşte bu kısımda kendimce tespitlerim var. En çok sağdan soldan kopya çektiğim konu bu. Oyuncaklar pahalı, gerekli gereksiz mi, o kadar para verildiğinde oynar mı beğenmez mi? İşte bu noktada mutlaka kulak kabartıyorum. Mesela Hülya’nın Tuna ile aralarında 6,5 ay var, biliyorum daha onunla aynı gelişim seviyesinde değil ama Hülya ne alsa Tuna’ya bir süre sonra zamanı gelince Arca da keyifle oynadı. Mesela araba rampası, hatta bizim rampa kırıldı da sadece arabalar kaldı. Sonra çöp kamyonu. Hatta bir gün IKEA da geziyorum gözüm bir oyuncağa takıldı, aşina geldi, Hülyayı arayıp sordum, nasıldır işe yarar mı, sizde var mı diye. Hani bu kadar da yüzsüzüm:P Ama fiyat yüksekti, boşver dedim. Dün Hülya Kipa’dan aldığı tren setinden bahsetmişti, Tuna'nın bayıldığıdan. Hemen yazdım aklımın bir köşesine. İlker Kipaya gidince o set aldırıldı, nerden çıktı bu deyince hemen Tunayı referans gösterdim, “haa tamam o zaman” dedi, fazla sorgulamadı. İşte böyle Tuna bizim evin oyuncak gurusu. Bazen kendimi psikopat gibi oyuncak sohbetlerinde “oyuncak” anahtar kelimesine yoğunlaşırken yakalıyorum. Allah ıslah etsin diyorum, tedavisi var mı? Peki tıpta bir tanımı? Bizim oralarda “gördüğünden g.t koparan” derler. Ben “tecrübelerden feyz alıyorum” diye kibarlaştırıyorum.

Sonuç? Bizim hantal orta sehpa vardı ya hani evden bir türlü şutlayamadığım? Artık Arca’nın tepesine çıkmasından daha ulvi bir görevi var sehpanın… Buyrunuz.



Not : Fotoğraflar yeni aletin ilk mahsülleri:)
Diğer not : Arca ilk kurulumda fazlasıyla aktif olunca bu manzaraları o uyuduktan sonraya bıraktık ve çocuklar gibi oynadık:)

25 Ekim 2010 Pazartesi

Sağlık olsun

Bu aralar Tübitak erken çocuk kitaplığından “Yeraltında”yı okuyoruz Arca’ya. Çok ilgisini çekti yeraltındaki trenler. Hadi dedim Kemeraltı’na inelim. Kemeraltı’na araba ile gidilmez, yani gidilir de ben gitmem! Park yeri sorun, ben kapalı otoparkta kolon gördüm mü dayanamayıp dalıyorum filan… gerek yok. Bu sebepten araba ile Üçyol’a gelinir, araba bırakılır, metroya binilir, mis gibi seyahat edilir. Bu programa bu defa Arca’nın da dahil olmasına karar verildi.

Öncesinde “kılım döndü ne yapayım” gibi sorunların bile paylaşıldığı “İzmirlianneler” mail grubuna danıştım. Şaka bir yana güzel bir platform, güzel faydalı paylaşımlar oluyor. Birkaç tane bildiğim çokça da bilmediğim yerleri tarif etti anneler sağolsun. Ananeyi de kafaladık… Böylece cumartesi planı yapıldı.

Çıktık yola…

diyerek başlayacağım bir post olacaktı. Ama olmadı. Çünkü Cuma akşamı eve geldiğimde, fonda “kul kurar kader gülermiş” şarkısı dönmeye başlamıştı. Arca’ya sarıldım, hmm biraz sıcak ateş mi var acaba dedim. Ölçtük 37,5.Yemek yedik, bir daha ölçtük 38!! Cuma akşamını Zeyneplerde dvd izlemeye ayırmıştık, hatta ateşi sıklıkla kontrol ederken dvd seçiyorduk İlkerle. Şarkı “nedense” kulaklarımda. Bu arada geleceğiz dedik ama hadi bir daha ölçelim diyor, erteliyoruz. Halbuki çanta bile hazır, biz giyinik. Yok 38,3 ü görünce vazgeçtik. Diştendir diyoruz ama Zeyneplerde de bebek var, bulaşıcıdır belli mi olur. Ateş düşürücüye başladık. Gece 39’a fırladı ve hatta Arca kustu.

Sabah ateş düştü, ama ateş düşürücünün etkisi kısa sürüyor. Doktoru aradım, akşama kadar orda olduğunu söyledi, ateşte farklı bir trend görürsek getirmemizi istedi. Öğlen yattı, bu arada belki de ömrü hayatında 2. Kez iştahı kesildi. Öğle uykusu sırasında ateş 38,5 in altına inmedi, İlkeri aradım uyanınca götürüyoruz dedim.

İlaç saati geldi ama doktor başka bir şey verir diye içirmedik, doktorda 39 un üzerine çıktı. Enfeksiyon! Bu ay güya doktor kontrolünü atlayacaktık, ne zaman böyle desek bir arıza çıkıyor! Antibiyotik! Ben anti-antibiyotikçi bir insan değilim. Antibiyotik vermeyeceğim diye kasmıyorum. Doktor uygun görürse verdiğimde de üzülmüyorum ama sanki bu ara sıklıkla oldu gibime geldi. Yok Türkiye ortalamasının altındaymışız. Bir de kreşe filan gitse doktorla akraba olacağız. Dedim ki “nereden kapmış bu enfeksiyonu?” artık nasıl sorduysam, dedi ki; “ ne yapacaksınız? İntikam mı alacaksınız?” “evet fena fikir değil!! Yakalarsam öpeceğim:)” Her şeyden olabilirmiş, kısacası CSI’cılığın alemi yok! Böyle böyle bağışıklığı artıyor.

Keyifle eve döndük, lakin ateş nispeten düşmüştü. Akşam ilkerin katılması gereken bir düğün var, tamam keyfimiz yerinde, sorun yok diye düşünüyorum. Arcaya da sırf yesin diye domatesli makka yapmışım, keyifliyiz. İlaç saati yaklaşırken ateş de hafiften çıkmaya başladı. Çünkü Arca “dakat” (yatak) gösterdi ve kitap okumalar başladı. İlacı içti ama ateş düşmüyor, daha da çıkıyor. Böyle durumlar için çok ağır bir ateş düşürücü vermişti ama gece 10’da içmesi gerekiyor önce değil. Defalarca soğuk duşa girdik birlikte, bu arada kesinlikle tepemden inmiyor. Ben lanet olasıca ateş ölçeri doğru kullanamıyorum 39 u görüyorum, garanti gerçekte 39,5!! Ah İlker olsa daha iyi ölçer diyorum. Benim ölçtüklerimin 38,5 gördüğüm an duşa sokuyorum, ben de tabii. Beni bırakmadığı için giyinemiyorum. (zaten ertesi günü cırcırspor olarak soğuk algınlığı etkisini gösterdi) neyse saat 10 oldu, ilacı içti, kendinden geçti ama vücut sıcak ayaklar buz. İlker geldi ve bam!! O kadar duşa hala 39’du ateşi, demek ki bir ara 40 a yaklaşmış. gittikçe düştü, ben de yığılmışım. Gece ilaca devam. Sabah sanki başka bir çocuktu, keyifli neşeli. Gecenin ilerleyen saatlerinde babane de bize gelmiş, kalmıştı, gece yaklaştırmadık uykusu açılmasın diye, sabah görünce şok oldu, sevindi. Onlar oynarken ben biraz uyudum.

Ve Pazar günü ateş hemen hemen hiç çıkmadı. Ama çok keyifsizdi. Hava güzel gel gezelim diyorum “ı-ıh” diyor. Bir ara markete gittik, bu defa da ben kötü oldum döndük.

Pek keyifsiz olunca genelde zıplamalı oyunlar oynamadık. Nopper Legoları sipariş etmiştim – iyi ki de hemen gelmiş : ) (Duploları 2 yaşında alacağız) ben işteyken konuştuğumuzda Ümit abla sevmediğini söyledi ama biz müthiş oynadık. Arabaları için köprü, hayvanları için ahır, ev, sonra robot, araba… çok keyifle oynadık. İlkerlerin de varmış babane saklamış getirecek, parçalarımız artacak. Zaten bizim çocukluğumuzda hemen herkeste bunlardan yok muydu? Bir de boya kalemleri aldık. Arkadaşlarımızın önerdiği gibi “sadece deftere çizilecek” kuralını koyduk, şimdilik iyi gibi, masa illaki boyandı ama onu da Arcaya temizlettim hatta temizlik kısmını daha çok sevdi galiba : ) hızını alamayıp bütün rafların tozunu da aldı.

Güzel neşeli bir hafta sonu planı kurarsın, kader sana güler, enfeksiyon kapını çalar ve işte böyle … Belki de bu sonbaharın en güzel ve son havaları, enfeksiyona kurban gitti. Olsun napalım, yeter ki minikler sağlıklı olsun, yeter ki sağlık olsun

3 Ekim 2009 Cumartesi

bunu yazmam lazım

dün akşam balık yaptık, Arca tattı çipurayı sevdi gibi ama biraz sulandırıp parçalayayım istedim. Arca mama sandalyesinde, İlker balık ayıklıyor bizim için, ben kasenin içindeki balığı blender ile bızlatıyorum. Önce blender bıııız diyor, sonra durup kıvama bakarken bu defa Arca bıız diyor. Koptuk gülmekten:) en az 7-8 defa tekrarlandı, hani tesadüf mü diye, yok diil... yemekten sonra İlker yine blenderı bızlattı arkasından Arca... taklitlere başladık hadi bakalım:)))

25 Eylül 2009 Cuma

Montessori Eğitimi - 1 : Sürpriz Sepeti

Nerden ilk duydum hatırlamıyorum, galiba bir blogger annenin yazısıydı...
Sonrasında biraz araştırma ile Tim Seldinin "Harika Çocuk nasıl yetiştirilir?" kitabını edindim, yaklaşık 1 haftadır okuyorum. Montessori eğitimi hakkında.
Bu linkten her türlü bilgiye ulaşılabilir.
buraya da sık sık uğruyorum.
Kısaca notlar:
- Maria Montessori İtalyanın ilk kadın doktoru
- Çocukların potansiyellerini görerek doktorluğu bırakıp onları eğitmeye adamış kendini.
- Küçük çocuklar pek çok ufak tefek işin üstesinden gelebilecek varlıklar
- Onlara verilen işlerin altından kalktıkça son derece özgüvenli bireyler olarak yetişiyorlar.
- Aynı zamanda eğleniyorlar.
- Ana fikir kendim yapabilmem için bana yardımcı ol!! Benim yerime yapma!

Tabii harika çocuk çok iddialı bir tanım, zaten her anneye yavrusu harikadır da benim bu eğitimden hoşuma giden çocukların bazı işlerini kendi kendine görebilmeleri, bunu başardıkça özgüvenlerinin artması, bağımsızlaşmaları.. 7 yaşında hala annesinin yemek yedirmesini bekleyen çocuklar, kıyafetlerini giymekte zorlananlar, bir bardak suyu bile annesinin elinden içenler, odasını toplamaya direnen veletler... bunlar hep karşıdan bakıp da üzüldüğüm sahneler.. Elimden geldiğince bunları yaşa(t)mamak istiyorum.

Anne İş'te ile mailleştim, burasına ulaştım ve Montessori mail grubuna üye olmak için davetiye talep ettim. Azimliyim yani :)

Bizim minikler için tabii ki çok erken ama onların bile gelişmelerini sağlayacak bazı oyunlar var.

Biz sürpriz sepeti ile başladık. Bu Arca ile aramızda birbirimize akşam sözümüz gibi oldu. Hani Anne İş'te kitabında çocuğunuzla 15 dakika bile geçirseniz her akşam aynı saatte sözleşerek ve mutlaka söz verdiğiniz gibi davranarak (resim yapmak, masal okumak, bebek dikmek...) birbirinizle çok özel bir bağ kurabilirsiniz diyordu. İşte bizim bugünlerde her akşam yemeğimizi yedikten sonra sürpriz sepetimiz var.
Bu sepetin içine hergün ayrı objeler koyuyoruz. Amaç sepetin içindekileri ses, doku, koku şeklinde algılaması. İlk gün sepeti önüne koyduk, sadece baktı, içinden biz objeleri alıp bakıp yerine koyduk, sonra sepeti tekrar önüne koyduk. İçinden tek tek objeleri alıp incelemeye başladı. Cam kavanoz içinde nohutlarla en az 15 dakika oyalandı. çıkardığı seslere bayıldı. Yün patiğe çok ilgi göstermedi. Kağıt sayfayı epey hışıdattı. Sonunda sepetle işi bitince sepeti ters çevirdi. Bu galiba bu oyunla işim bitti demek:) 3-4 gündür oynuyoruz artık sepeti elimde görünce gülüyor ve biz müdahale etmeden başlıyor içindekilerle oynamaya. Genelde doğal şeyler olması gerekiyor, tahta, cam, metal... Kitapta öneriler var. Hergün de ayrı objeler... Dün akşam metal çay kutusu ve tahta kaşıkla hem diş kaşıdık hem de birbirine vurup çıkardığı seslerle coştuk.

Şimdilik böyle... Büyüdükçe oyunlarımız gelişecek değişecek, sabırsızlıkla bekliyorum.