Yazılar posta kutuna gelsin mi?

kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2016 Salı

İki kitap yorumu: Enigma ve Doppler

Dün sabah, her zamanki gibi “geç kaldım” söylenmeleriyle evden çıkmaya çalışma dakikaları… Benim şapşal telaşlarımı baba oğul, uykulu gözlerle izliyorlar. Bir odadan diğerine savrulurken, banyodan çıkıp mutfağa girerken sürekli elimde çantaya tıkıştırılacak bir şeyler var, çenem hiç durmuyor, beni izleyenler yoruluyor. Arada Arca’nın sütünü çıkarıyorum, oda sıcaklığında tercih ediyor, ne sıcak ne soğuk. 

1 Kasım 2016 Salı

Kitap yorumu: Güvercinler Gittiğinde

Bir kitabı tavsiye etmem için beni alıp götürmesi ilk kriter. Alıp götürmek terimi açıklıyorum. Mesela metrodayım, ayaktayım ayağım ağrıyor fakat yine de kafamı kaldıramıyorum kitaptan, boşalan yerleri bile kesemiyorum. Hatta otobüste bile ayakta kalsam, o sıkışıklıkta birkaç sayfa okumaya çalışıyorum. Sonra elime sosyal medya hesaplarının yerine kitabı alıyorum, bitinceye kadar elimden bırakamıyorum. Sonlara doğru goodreads’teki yorumlara bakıyorum ve hatta yazarın bundan bile iyi bir kitabının olduğunu öğrenince derhal sipariş veriyorum. Öyle işte…

Bu günlerde şansıma böyle iki kitapla yollarımız kesişti.

19 Ekim 2016 Çarşamba

Kitap yorumu: Hayvanlardan Tanrılara, Sapiens

İkinci üniversite olayını duymuş muydunuz? Eğer bir fakülte bitirmişseniz, iki yıllık veya dört yıllık bölümlere, herhangi bir sınava girmeden kaydınızı yaptırabiliyorsunuz, açık öğretim gibi. Ben bu yıl sosyoloji bölümüne ön kaydımı yaptırdım.

Bölüm seçimimde “Yılmaz Morgül’ü bir millet neden izler” sorgulamamın etkili olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Yok lan şaka yapıyorum, bana ne. Bizim millet Kürk Mantolu Madonna’daki Madonna’yı şarkıcı Madonna diye canlı yayında goygoy yapanları izliyor, Yılmaz Morgül ekranların gülü be gülü!

26 Temmuz 2016 Salı

Kitap yorumu: Gökkuşağı Günleri

Okyanusun öte yakasında boylamasına bir ülke Şili.
Şili'yi çocukluğumun unutulmaz programı "7'den 77'ye"de Barış Manço'nun "bu ülkenin haritası böyle açılıyor" deyip boylamasına haritayı açtığı sahneyle hatırlıyorum. (Ne harika bir programdı bu arada, hala ekvator çizgisini anlattığı bölüm hatırımda.)

17 Mayıs 2016 Salı

Okusun da …

Geçenlerde Arca cücesinin babaannesi Salih Memecan’ın iki karikatür kitabını getirmiş, “Sizinkiler” serisinden. Bir süre kitaplıkta öylece durdu, sonra bir gün Cansu’nun doğum günü için Çeşme’ye giderken yanına almak istedi. Yolda okuyacakmış. Bak bu bir ilk. Kitap dergi karıştırmıştı ama bütün yol boyunca kahkahalarla bir kitap okuduğu olmamıştı. Ben gıcık oldum. Okumasına değil de, Salih Memecan’ın bir kitabını bu kadar sevmesine. Ama Arca’ya nasıl anlatılır, bu kitabı yazan adam yalakalık yapmak uğruna, insan hayatını hiçe saydı diye… Okusun da… ne okursa okusun diyemiyorum arkadaş, adama ziyadesiyle bileniyorum:/

Neyse ses etmedik, her takıntı gibi, bunun da tozlu raflarda yerini alacağını düşündüğümüzden üzerine varmadık. Ama Arca tutturdu illa devam kitaplarını istiyor. İlker’e bir kitap alacağım gün (allahım hayatımızdaki ilklere bir yenisi! Kıyamet kapımızda mı ne? İlker onun için kitap almamı istesin, olacak iş değil – fikrini değiştirmesin diye alelacele siparişi verdim zaten), Saftirik Greg’lerden de birkaç kitap ekledim listeye. Evet Sizinkiler’den vazgeçirmek için başka bir bağımlılık yaratmaya çalıştığımı inkar edecek değilim.

26 Ocak 2016 Salı

Kitap yorumu: Büyük Sihir // bölüm 1

Kaptan Düşükdon'un maceralarında maceranın kendisine gelesiye kadar birkaç "önce şu" öyküyü okursunuz. Tamam, anlatacaktır ama "önce şu" öyküyü anlatmalıdır. 

Bir Kaptan Düşükdon macerası vaat etmiyorsam da benim de ilgi çekici bir maceram var, o yüzden az önce bitirdiğim Büyük Sihir isimli kitabı anlatmadan "önce şu" olayı okuyun, diyeceğim, sonra “sadede gel kadın, ne çok konuştun” demeyesiniz.

19 Ocak 2016 Salı

Kitap yorumu: Anne, Baba ve Çocuk Arasında

Paylaşmak iyidir. Birilerine bir faydam olur mu, düşüncesi ile yaptığım paylaşımların çok büyük kısmından ben bir şeyler öğrenerek çıktım. Örneğin "ebeveyn kitapları gerekli mi" ve "ebeveyn kitaplarıgerekli" derken onlarca kitapla tanışma fırsatı bulacağımı hiç bilmiyordum. Ama buldum. Mesela "koşulsuz ebeveynlik"... Mesela "Anne, baba ve çocuk arasında"...

Fikirlerine çok güvendiğim birkaç arkadaşım tarafından önerilince, derhal edindim "Anne, baba ve çocuk arasında" kitabını ve sanırım bu kitabı okumak yaptığım en iyi şeylerden biriydi. Şimdiye kadar okuduğum pek çok kitabın bu kitaptan esinlenmiş olduğunu fark ettim. Eleştirel bakış açısı ile öne çıkan "koşulsuz ebeveynlik" ise, Haim G. Ginott ve kitabını çok olumlu anlatıyordu.

Okurken onlarca sayfa işaretlemişim. Bugün, okumamın üzerinden haftalar geçmişken, kitap hakkında birkaç kelam edeyim istedim ve işaretlediğim sayfalar arasında hangisini alıntılasam bilemedim.

7 Ocak 2016 Perşembe

Kara kitap

Kara kitap hakkında bir şey yazmak haddime değil. Büyük insanlar tezler yazmış, hatta kitaplar yazmış, incelemeler yazmış üzerine, ben mi tüy dikeceğim? Mümkün değil.

Geçen yıl bu zamanlar Tufan kitabı ödünç verdiğinde, "çok acayip bir kurgu, çok zekice yazılmış" demişti.

Geçen kitap kulübünün son Nobel edebiyat ödül konuşması üzerine yaptığımız atölye toplantısında Selda, Orhan Pamuk için genel bir tanımlama yapmıştı: “Medeniyet kuramcısı” ooooo…

Aynı akşam bir tabir de Pınar’dan geldi, “kurgulayıcı / kurcalayıcı,” hmmmm…
Kadınlara bakar mısın, düşünmüş, irdelemişler Orhan Pamuk’u, helal olsun.

O an masada oturanlardan bir kısmımız gözlerini kısıp, bu yaratıcı tabirlere vay be derken Sıla; “eh biz de bu durumda avcı toplayıcı oluyoruz” lafını patlatınca kahkaha koptu.

24 Kasım 2015 Salı

Sindrella Kompleksi

Geçen haftaydı. İlkere hasta olduğu için çok kızmıştım. Ve tepkimi de açıkça dile getiriyordum. Bok mu vardı hasta olmuştu! Nasıl hasta olurdu? Hatta şefkatle yaklaşmam gerekirken adama resmen kötü davranıyor, itip kakıyordum. Dudağını bükmüş, “hasta olmak benim suçum mu” demişti. “Evet senin suçun” diye bağırmak gelmişti içimden. “Evet senin suçun daha doğrusu hasta olmak değil de, gözümdeki “kahraman” imajını yıkmak senin suçun!”

"Sen, hem duygusal, hem psikolojik hem de fiziksel olarak sağlam olmalısın, çünkü sen busun. Sen bu olduğun için ben kendimi iyi hissediyorum, bütünleşmiş hissediyorum, sen hasta olduğunda sana gıcık oluyorum. Normal bir insana dönüşüyorsun."

Ne kadar sağlıksız değil mi? Biliyorum.

20 Kasım 2015 Cuma

Kumkurdu

Arca’ya doğduğundan beri yüzlerce kitap aldım. Tabii hepsini onlarca defa okuduğum için kendime de almış oldum:) Ben çocukluğumda bu kadar çocuk kitabı okumamıştım!

Arca’nın kelimeleri doğru telaffuz ederek çok erken yaşta konuşmaya başlamasını da, kendi kendine okuma yazma öğrenmesini de, benim Arca’yı kitaplarla beslemem, hatta semirtmemle açıklayabiliriz. Ama konumuz o değil.

Konumuz tüm bu kitaplar arasında en çok neden Kumkurdu serisini sevdiğim(iz).

3 Kasım 2015 Salı

Kitap Yorumu: Yalnız Kadınlar Arasında

Ekim ayında çok kitap okudum demiştim, değil mi?

Bunlardan biri de Cesare Pavese’den Yalnız Kadınlar Arasında idi. Ben şiir sevmem, daha doğrusu pek anlamam. Kendimi bu dala yakın hissetmediğim için de okumuyorum. Pavese’yi de şair olarak tanıdım ama romanını okumayı tercih ettim. Ve tabii ki Tezer Özlü sayesinde tanıdım. Okuyanlar bilir, Yaşamın Ucuna Yolculuk romanı aslında bir Pavese arayışıdır.

7 Ekim 2015 Çarşamba

Saçında Gün Işığı

... Vücudunu kıza göre konumlandırdı. Başı hafif öne eğik, eli kızın yüzünü güneşten korumak için aralarında bir gölgelik oluşturuyor. Nafile bir jest. Sadece sessizlik. Kızın saçında gün ışığı...

Kitabın son satırları…

Bayılırım bir filmin ya da kitabın sonunu söylemeye. Evet pisliğim biliyorum. Ya da şöyle kıvırayım; “mühim olan süreç, sonucun önemi yok, okumanın tadına varmak için sonunu bilmemeye ihtiyaç yok..”

Tamam, boş ver. Yukarıdaki satırlar kitap hakkında hiçbir ön bilgi vermiyor. Cümleten sinirlerimiz yatışabilir. Alıntılamaktan hoşlandığım birkaç cümleyi de yazmış olabilirdim. Ama en hoşuma giden cümleyi yazar sona bırakmış, elden ne gelir:)

18 Ağustos 2015 Salı

Kitap yorumu: Renklerden Moru

İyi ki okumuşum dediğiniz kitaplar olmuştur mutlaka. Benim de var, hem de çok. Ama bugün sadece bir tanesinden bahsedeceğim.

“Renklerden Moru”.


Baştan söyleyeyim, basımı tükenmiş. Sonra aradık, bulamadık diye sitem istemem, baştan söyleyeyim. Ben kitaptan önce filmiyle tanışmıştım, tamam izlemedim ama çok ses getirdiğini hatırlıyorum, bir edebiyat uyarlaması olduğunu da. İyi ki de izlememişim, izlesem kitaptan bu kadar keyif alır mıydım? Bilmiyorum.

4 Ağustos 2015 Salı

Ebeveyn eğitim kitapları gerekli!

Geçen yazıda "ebeveyn eğitim kitapları gerekli mi?" diye sormuş, "okusan da olur, okumasan da olur" listesi çıkarmıştım. Okuyucuya katkılarım bu kadarla kalacak sanıyorsan yanılıyorsun bacım! 

Okuduklarım arasından şiddetle tavsiye ettiklerimi de listeledim, allahım bu kadar fayda sağlayan başka bir blog daha bilmiyorum ve bekle beni, kollarımı açtım sana geliyorum!

Ebeveyn eğitim kitapları gerekli mi?

Bu satırları okumaya başlamış insan, beni az buçuk tanıdıysan, okuma manyağı olduğumu biliyor, beni böyle seviyorsundur. Sevmiyorsan canın sağ olsun da, konumuz o değil.

Umumiyetle edebiyat eserlerini tercih etmeme rağmen ara sıra dellenip kişisel gelişim kitaplarına da el attığım olmuştur. Ana baba eğitim kitaplarını kişisel gelişim türünden sayarsak hatırı sayılır adette kişisel gelişim kitabı okuduğumu itiraf etmem yerinde olur. Tabii geliştik mi gelişmedik mi bilemem, onu zaman gösterecek.

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Marie Kondo ile "hayatı sadeleştirmek için derle topla rahatla"

Marie Kondo, “derle topla rahatla” demiş ama önce atıyorsunuz! Yani kitabın adı “at, derle, topla, rahatla” olmalıymış. Evet, her şeyi atıyorsunuz, sonra kalan sağlarla yeni bir düzen oturtacağınız ve o düzenin devamlılığı vaat ediliyor kitapta. Her şeyi atmanın bin bir türlüsünün anlatıldığı uzunca bölümü okurken sık sık, “yav benim muhterem de atıp duruyor, at demek ne zamandan beridir üç milyon sattırdı” diyor, allah biliyor ya anlamıyordum. O kadar attıktan sonra yani evde tek çöp eşya kalmadıktan sonra düzenin bozulmasına imkan var mı? Yok! Yani olmaması lazım.

3 Nisan 2015 Cuma

Ölüm bir varmış bir yokmuş

Kitap kulübünün bu ayki kitap konuğu Saramago’dan “Ölüm bir varmış bir yokmuş” idi.
Saramago, Ölüm bir varmış bir yokmuş
Ben okurken önce yadırgadım, zira sana anlatır gibi anlatıyor yazar, konuşur gibi. Diyaloglarda tırnak işareti yok, sonra bir kahraman yok, dahası kimsenin ismi yok. Alışageldiğim tarzın oldukça dışında bir tarzı vardı romanın.

Sonra baktım, kitap şahane. Anlatmak istediğini öyle güzel hicvediyor ki, gülümsemeni tutamıyorsun.

En sonlara doğru yine daral geldi, itiraf ediyorum. Bu sebepten kulüpte kitabı çok sevenlerden değildim. İşin ilginç tarafı, toplantıda öyle keyifle tartıştık ki, ölümü, kitap hakkında fikrim değişti.

Hep diyorum, "okumak güzeldir, birlikte okumak daha güzeldir."

12 Mart 2015 Perşembe

Bir kitap siparişinin akış şeması

"Okunacak kitaplarım bitmiş?"
"Kitap kulübünde yeni bir kitap seçtik."
"Kitap satış siteleri indirimde!"
"Tavsiyelerine güvendiğim birilerinin bir kitap hakkındaki iştah kabartıcı yazısını okudum."
"Sadece canım istedi."

…..


Biri ya da birkaçı fark etmez. Bahane ne olursa olsun, kitap siparişi akış şeması bir dişlinin çarkları gibi gırç gırç dönmeye başlar! Çünkü bir kitap asla yetmez ve bir yerlerde bir kitap listem, notum, sepetim her daim mevcuttur, sipariş edilmesi için bir kıvılcım beklemektedir.

Günün çorbası hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak siz sevgili okurlarıyla "kitap siparişi akış şemasını" paylaşmaktan gurur duyar! 

5 Mart 2015 Perşembe

Bir kitabı arayışının amma velakin bulunamayışının öyküsü

---  Not: Bu yazıyı birkaç gün önce yazmıştım. Sonra Gamze'yi duydum ve tekrar okuduğumda ne kadar manasız geldi, anlatamam. Hayatta işte biraz sonra anlatacağım yazıdaki gibi boktan aptal saçma dertlerimiz olsun, e mi! Allah bizi sağlıkla sevdiklerimizle evlatlarımızla sınamasın. Amin. ----

......


Her hikayenin sonu iyi bitmiyor. Bazı hikayeler hiç bitmiyor. En kötüsü ise iyi biteceğinden neredeyse emin olduğun hikayelerin seni ters köşe etmesi.

20 Şubat 2015 Cuma

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Bazı insanlar, bazı filmler, bazı kitaplar özellikle de bazı kitaplar hayatta ikinci bir şansı hak ediyor. Hatta üçüncü...

Saatleri ayarlama enstitüsü (SAE) için bir yandan "iyi de her kitabı sevmek zorunda değilim ki..." diyedurayım, umudumu hiç kaybetmemiştim.

Birkaç yıl önce aklıma başka bir kitap takılınca ilk otuz sayfasında da bir şekilde içine giremeyince, okunacaklar rafına geri koymuştum. Geçen yıl ise, yine elime almış, bu defa elli sayfanın sonunda "galiba sevemeyeceğim" deyip yine aynı rafa yolcu etmiştim. Artık okunacaklar rafının müebbet sakini olmaya aday haline gelmişti ki, bir akşam açık havada sigara sohbetinde (içmem ama içenlerle mutlaka dışarı çıkarım, dumandan mıdır bilmem, sohbet hep keyifli olur çünkü) Selda'nın anlattığı bir bağlantı kitabı yeniden gündeme oturttu. (Tamam biraz bira da etkili olmuş olabilir:P)