Yazılar posta kutuna gelsin mi?

kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2017 Cuma

kısa #18

Geçtiğimiz haftalarda İlker'e dolar alalım diyorum, hani pasaport filan aldılar, belki ufak bir tatil yapacak oluruz, kenarda dursun. İlker, yok dedi deli misin hesabında yastığının altında doları olanı vatan haini ilan ederler, aman diyeyim. Yok artık daha neler dedim, espri yaptı sanıyorum.
Meğer benim muhterem ileri görüşlü bir zat imiş, bilememişim.

Zaytung haberi değil, gerçek:
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/659164/Erdogan_elinde_dolari_olani_terorist_ilan_etti.html

24 Ekim 2016 Pazartesi

kısa #17: Eyvallah

En sevdiğim kelime.

Daha doğrusu en sevdiğim kelime olduğunun farkına yeni vardım. Geçen hafta uçaktan önce erken akşam yemeği için İtalyan misafirleri götürdüğümüz Yeşilköy'deki balıkçıda sohbetin koyulaştığı bir vakit, lisanlarımız hakkında konuşuyorduk.

6 Haziran 2016 Pazartesi

Hayatı ekonomik özgürlük parantezine mahkum eden anlayışla yetişenler, yetiştirenler

Vah babam vah!
“Evimi satarım yine de kızlarımı okuturum”, diyen babam.
“Alacaksınız elinize ekmeğinizi, kocalarınızın önünde dimdik duracaksınız” diyen babam vah!

Vah anam vah!
„Beni üniversite okutmadılar, ama benim kızlarım okuyacak. Kocasının eline bakmayacak. Ekonomik özgürlüklerini ellerine alacak benim kızlarım“ diyen, dışarıda çalışmasa da hep üreten hep didinen anam vah!

22 Mart 2016 Salı

kısa #15 : Kıyamet bu olsa gerek

Brüksel'de onlarca insanın canını aldı terör. Bizim istihbaratımıza b.k atıyorlar ya, yuh onlara, dört gün öncesinden uyardı bizim dünya liderimiz, patlar dedi, Brüksel çok mu farklı dedi, önlemlerini alsalardı. Ama kanımca kendi ülkesinin istihbaratını Almanya'dan öğrenen bir milletin liderine kulak asmadılar.

Güvenliğimizi Almanya'ya ne kadar borçluysak, adaletimizi de o kadar ABD'de arıyoruz. Allah biliyor ya, o rıza denen hırsız Türkiye'de yakalansaydı bu kadar sevinmezdim. Eh yani, üç güne kalmaz salınır, onu içeri atan savcı görevden alınırdı.

Savcıyı görevden almak deyince, Ensar vakfındaki tecavüz olaylarını yargıya taşıyan savcı görevden alınmış diye duydum. Sonra biz dünyaya sapıklığımızı şikayet ediyormuşuz diye ayıplanmışız, tabii ya kol kırılır yen içinde kalır değil mi? Hem bi' kereden bi'şeycik olmaz. Hayır bunu ben demiyorum, Aile Bakanı bir kadın diyor. Bak haberi de burada;

Hizmetleriyle gurur duydukları Ensar Vakfı’yla ilişkilendirilmek istenmesinin kötü niyetli insanların suistimali olduğunu savunan Bakan Ramazanoğlu, “Buna bir kere rastlanmış olması, hizmetleriyle ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz” dedi.

Zaman zaman düşünüyorum. Hep bu kadar korkunç muydu bu ülke? Hep sıkıntılar vardı ama bu kadar sapkınlık, bu kadar kötülük, bu kadar cahillik, pislik var mıydı yoksa biz mi daha bir farkında olmaya başladık? Devlet mensubu olmasını bırak, bir insan kırk beş çocuğun tecavüzünün ardından nasıl hala leş bir kurumu savunur? 

Kıyamet bu olsa gerek.

17 Şubat 2016 Çarşamba

kısa #14: başımız sağ olsun.

Arca maç izlerken uyuyakalmıştı (her zamanki gibi). Elimde telefon biraz sosyal medyaya bakayım dedim. Garip bir yavaşlık var. Kablosuz bağlantıyı bıraktım, 3G denedim, aynı. Facebook aynı, twitter aynı. Normal bir ülkede yaşıyor olsaydık, genel bir internet arızasına bağlardım ama hayır, burası Türkiye, burada sosyal medya bağlanma sorunu yaşıyorsa, bir olay olmuştur.

Olmuş. Ankara.

Kim yapmış, kim ölmüş, ölenler kimlerdenmiş(!) ... Bunlar bana detay artık. İlgilenmiyorum. Televizyonda saçmalayan bıyıklı bir adam 28 ölü dedi, allah rahmet eylesin. 

Bu olayların tek faili vardır, o da işini beceremeyen, eline yüzüne bulaştıran yetkililerdir. Bundan evvel yüzlerce insanımız ve bugün vefat eden 28 insanımızın vebali utanmadan o koltuklara nazik popolarını koymaya devam edenlerindir.

Başımız sağ olsun. 

17 Ocak 2016 Pazar

kısa #13 : Sınır

Arca uyudu. Muhterem kocam yeni oyuncağı Apple TV ile ilgileniyor bana bizim kuşağın çok iyi hatırlayacağı "karışık kaset"imsi müthiş bir şarkı arşivi hazırlıyor. Nefis şarkılar, hemen hepsi üniversite yıllarımızda dinlediklerimizden ve sanırım o yıllardan beridir benim müzikle hiçbir ilgim olmamış. Son on senedir ne dinliyorsun desen, bakar kalırım. Tamam var birkaç sanatçı ama anılarıma katkıları olmadığından olsa gerek, gönül bağım yok. Bak şimdi U2'dan One çalıyor hey yavrum hey. Laf aramızda muhteremle ikimizin şarkısı olur. Neden? Bilmiyorum, bu olsun bari dediydik galiba.

Benim halimse işte tam da bu!

25 Aralık 2015 Cuma

kısa #12 : Ağaca bu kadar düşmanlık?

Dinimizin ağaçlarla bir alıp veremediği mi var?

Bilmiyorum da ondan soruyorum. Zira ağzından Allahı kitabı eksik etmeyenlerin elinden kurtaramıyoruz ağaçları. Gezi’de böyleydi, yeni havaalanı inşaatında, 3. Köprü inşaatında da böyleydi. Seksen yıllık zeytin ağaçlarını da bu zihniyette olanların politikaları kıydı, Anadolu’nun her köşesinde yapılacak bir icraattan evvela ağaçlar zarar gördü.

Parçaları birleştiriyorum, hop karşıma yılbaşı ağacı çıkıyor. Yılbaşı ağacı nasıl bir rahatsızlık nesnesi oluyor? Dinimizde yeri olmayan her şeyi yakıp yıkmak zorunda mıyız?

Hem dinimizde olmayabilir ama kültürümüzde var, ceddimizi red mi edelim, ne edelim?

19 Aralık 2015 Cumartesi

kısa #11: Ölüm

"Bir şey yap, güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor? Güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz. Beceremez misin? Öyleyse güzel bir şeye başla. Ama hep güzel şeyler olsun. Çünkü her insan ölecek yaşta.."

Ne zaman genç birinin ölüm haberini alsam Şems Tebrizi’nin bu cümleleri aklıma gelir. Hepimiz ölecek yaştayız. Ve hemen hepimiz ölümden korkarız. Ölümü hayatın bir parçası olmasından ziyade hayatın düşmanı olarak görürüz. Oysa hayatta doğmak, büyümek kadar ölüme de yer var…

3 Kasım 2015 Salı

kısa #10: Nurella

Dün akşam Nurella’nın fonda çalan müzikle mest olmuş şekilde oturduğu yerden mimikleriyle çektiği klibini izledim. Ellerini kıvırıyor, manikürlü parmaklarını bir sevgiliye bakar gibi özlemle seyrediyor, seyrettikçe kendinden geçiyordu. Bir belgeselde hiç tanımadığım kürklü fokların çiftleşme mevsimine denk geldiğimde, nasıl merakla bakıyorsam, büktüm boynumu, öyle baktım ekrana. İlker’in soran gözleriyle karşılaştığımda, dedim ki bundan gayrı sadece kitap okuyup, sadece kendim gibi insanlarla takılmayacağım, türk insanı gerçeğini anlamaya çalışacağım. Bu demek değil ki, eskiden küçümsüyordum, şimdi halkın seviyesine indim, katiyen! Kim altta kim üstte ona ben karar veremem! Hali hazırda kendimi korumak için, bir sonraki seçimde dumura uğramamak, bu kadar şaşırmamak, bu kadar üzülmemek için hazırlıklı olmalıyım. Çünkü bu insanlar, bu programları izleyenler, bu ülkenin gerçeği. Bunlar hayatından hoşnut, bunlar kazandı.

8 Ekim 2015 Perşembe

Kısa #9: Gülümsemek

Bazı günler kötü geçer. İşler yolunda gitmez bazen. Dün mesela, sabah ofise gittiğimde hiç keyfim yoktu. Hatta tüm gün kendimi çok gereksiz hissettim. Bir türlü motive edemedim kendimi. Birkaç iş hallettim, bir tanesi süründü elimde. Diyorum ya keyifsizdi! İnsan bir işe yaradığını, bir şeyleri hallettiğini, tamamladığını hissettiğinde kendi de tamamlanmış gibi oluyor. Neyse ki evde tamamlanmayı bekleyen işler vardı. Sabahtan ıslatılmış nohut ile çözdürülmüş etten ertesi güne yemek yapılacaktı. Ütüler vardı, İlker’in ve Arca’nın t-shirtleri…

6 Ekim 2015 Salı

kısa #8 : İran'laşıyor muyuz?

Yıllar önce henüz Türkiye’nin İran’a dönüşeceğine ihtimal vermediğimiz zamanlarda İran’lı bir arkadaşım vardı: Salome. Öğrenci değişimi programı ile staj için İstanbul’a gelmişti, bizim yurtta kalıyordu. Anneannesi azeriydi ve çok iyi bir Türkçesi vardı. İran’lıydı fakat islami devrimden önce ailesi Avusturya’ya kaçmıştı, yani aslında Salome orada doğmuştu ve Avusturya vatandaşıydı. Mimarlık okuyordu, stajı bitince İran’a akrabalarını ziyarete gidecekti. Bize orada giyeceği çarşafı göstermişti, tüylerim diken diken olmuştu. Bir de çok ince olduğunu hatırlıyorum, içini gösterecek kadar ince. Işık vurdu mu içini gösteriyor zaten demişti, ama bunu giymek şart.

29 Temmuz 2015 Çarşamba

kısa #7

Sabah daha dokuz olmamış, karşımdaki memurenin evden çıkmadan duş aldığı aşikar, düşün ki daha saçları kurumamış. Nüfus kağıdıma bakıyor, bir de bana ve “bu size hiç benzemiyor” diyor, üslup oldukça ters. Şakaya vuruyorum, eh on beş sene önceki fotoğraf, benzemez tabii, diyorum. İlker, “bak yaşlandın işte gördün mü” diye dalga geçiyor, ıslak saçlı memure bizim latifelerimize gülümsemeyi bırak, vaktini çaldığımız için sinirli “ehliyet filan yok mu” diye soruyor. Bakıyorum aynı fotoğraf eh ehliyeti de on beş sene önce aldım, o varmış, onu koymuşum. Uyuzuna denk geleceğimi bilsem pasaportumu taşırdım yanımda. Cüzdanı kurcalıyorum, ilkyardım sorumlusu kartımı buluyorum. “Niye bunu veriyorsunuz ki” diye soruyor beriki; tamam artık geriliyorum “inanmadınız ya, son fotoğraflı kimlik” derken içimden daha fazla terslenemediğime kızıyorum. Ama kimse kusura bakmasın, sabah nemrutu ben bile bu kadar uyuz olamam. Memure o kadar bezgindi ki, yürümeye mecali yoktu, fotokopi çekmeye değil de sanki çile çekmeye gidiyordu, Allah çektirmesin.

İlker’le aynı şeyi düşünmüşüz, göz göze geldiğimizde “insanlar sabahın bu saatinde neden bu kadar bezgin olur?” diye sordu.

25 Mayıs 2015 Pazartesi

kısa #6

Sabah aktarma otobüsüyle ofise gidiyorum. Arkamda benim gibi işine giden iki kişi aralarında konuşuyorlar, dinlemeyeyim diyorum, olmuyor kulak kabartıyorum. Tam otoban köprüsünün üzerinde trafik hafif sıkışmışken birinin diğerine otobana bakarak "bak işte AKP yapıyor, kaymak gibi asfaltı döşemiş, adamlar çalışıyor..."  dediğini işittim. 

Arkamı dönüp, "iyi ama sen otobüsle gidip geliyorsun, n'aber!" diyecektim ki, sustum. Yoksa bile bugün yarın kredi çekip araba almayı planlıyordur kesin. O zaman da benzine ha boyna zam gelip durduğunda "ben zaten hep 50 tl'lik alıyorum" diyen malların arasına karışacak, boş ver!
Sabah sabah ne uğraşacağım, kitabıma döndüm. Ama aklımdan iki şey geçti:

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Kısa #5: Astroloji

Bu aralar, her gün bir kargo geliyor bana. Hayır canım sürpriz filan değil. Hepsi benim siparişlerim. Tabii o kadar çok geliyor ki, bazılarını sipariş etmiş olduğumu unutuyorum, sürpriz oluyor, yalan değil.

Kargo paketlerini masaya getiren arkadaşım “yeliz hanım size çalıştık bu ara” diye uyarınca fark ettim. Sen bana ben de alışveriş sitelerine! Dışarı çıkamıyor, alışveriş yapamıyorsak, alışveriş ayağımıza gelmiyor değil. Lanet! Ama ben abartmazdım. Tamam İlker’e yazlık t-shirt aldım, Arca’ya LCW’nin mağazasında bulamadığım birkaç parça şort vs aldım (bu arada LCW’nin mağazalarından nefret ediyorum, perakendeciliğin yüz karası. Ne aradığını bulabilirsin ne bulduğun tam doğru olur, saçma sapan bir yer. Ama internet sitesi başarılı bence.) ama kendime de hiç ihtiyacım yokken ne çok alışveriş yaptım.

11 Mayıs 2015 Pazartesi

kısa #4 : pis sakal

Bıktım yav yeminle sakallı erkek görmekten bıktım! Hadi bir muhteşem yüzyıl fırtınası esti, bir trend vukku buldu, anladık. Anlamadık da anlayış gösterdik diyelim. Yahu muhteşem yüzyıl biteli yüzyıl oldu, oyuncular sakalları kesti, başka yapımlarda rol almaya başladılar bile, şu sakal modası bir bitmedi.

30 Nisan 2015 Perşembe

#kısa 3 : izin istiyoruz. İZİN VERMİYORUM!

Yav arkadaş yettiniz be iki gündür! Bilgilendirme için izin istiyorlarmış.
Kampanyalarından haberdar olmaya devam etmek istersem 8364827 noya evet istemezsem hayır yazacakmışım. Daha fenası listelerinde bulunmaktaymışım, hemen bilmem ne linkine ışınlanıp istemiyor gibi hissetmemde kendimi suçlu hissediyorsam EVET'i tıklayacakmışım. (evet aynen kelime oyunu)

6 Nisan 2015 Pazartesi

kısa #2

Twitter yasağını twitter'dan öğrenmek... ve yasak hakkında yasak mecradan dalganı geçmek...
Yeni Türkiye'de yaşamak bu olsa gerek.

"başarılı" operasyonda can veren savcımızın görüntüleri yayınlanıyor diyeymiş.
Peki.

hadi twitter'ı kapattın, youtube'tan ne istedin allahsız?
Hani ben spor yapacaktım? Hani o youtube videolarıyla koca dötümü göbeğimi eritecektim, ha?

Bak buraya yazıyorum, o kota giremez, o düğmeyi ilikleyemezsem müsebbibi yeni türkiyenin özgürlük anlayışıdır!



14 Şubat 2015 Cumartesi

Özgecan Aslan

Oğlum dün akşam yanağında kalple geldi, sevgi günü kutlamışlar. Pasta yapmışlar dans etmişler çok eğlenmişler. 
Uzun uzun anlattı...

Sonra markete gittik, yanağındaki kalbi, ilgi gösteren küçük bir çocuğa anlattı. 

Her yanımız kalp her yanımız kırmızı... Markette indirimler var, sevgililer gününe özel. Küçük, sanal mutluluklar işte... İlker yarın başbaşa bişey mi yapsak diye yokluyor beni "yürü git" diyorum arkadaşlarımızla çocuklarımızla takılalım bana her gün sevgililer günü... Diyorum.

Sonra eve geliyoruz, yanaktaki kalp kırk nazla siliniyor. Arca uyuyor. Piyano dersi için kek pişiriyorum. (Bazen de cookie;)) ama dün akşam geç oldu, cookie başında beklemek istiyor, zaman istiyor. 

Evi kek kokusu sararken ig'ye baktım.
Hayvanların bile yapmayacağı şeyleri gencecik bir kıza yapan bir yaratık çetesinin haberine rastladım. Detayları okuyamadım, okumadım. 

Hep söylüyorum, bu ülkede cinskırım var! Bu ülkenin sözümona yöneticileri yapıyor bu azmettiriciliği! Ağızlarında düşürmedikleri kadın laflarıyla, cezaları ağırlaştırmayan politikalarıyla kadını sindirme projesinin mimarlarını ayaktaa alkışlıyorum, çok başarılılar! 

Ama bak buraya yazıyorum, bunların kökünü kadınlar kurutacak!