Yazılar posta kutuna gelsin mi?

ilkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2014 Cuma

Tarihte dün

Arca bir sene evvel, okuma öğrenmek istediğini söylemişti. Okuyan arkadaşları filan varsa demek özendi dedik, üzerinde durmadık. Ama çok sıkıştırdı. Ben de öğretmenini aradım. Öğretmeyin, biz öğretmiyoruz ama tabu haline de getirmeyin, sorarsa söylersiniz, diye görüş bildirdi. Peki… Arca soru sordu. Hem de çok. Biz de cevap verdik. Bir ara kitapları heceleyerek okuttu, okuduk. Yani gel otur yanıma öğreteceğiz demedik, o da demedi. Süreç bir oyun gibi, soru cevap gibi gelişti. Hatta öyle yavaş gelişti ki nasıl bir anda kelimeleri okumaya başladığını anlamadık. Hatta bir ara ukalalık yapıyordu, kendi öğrenmişmiş.

Hiç böbürlenme Arca, her çocuk, her kafasına koyduğu, ilgi duyduğu alanda başarı gösterebilir, yeter ki, istesin, yeter ki sevsin ve üzerinde emek harcasın.

Yüz vermiyoruz ama hoşumuza da gitti ha, otu boku bize okutturuyordu, artık "a kendin okuyuver" diyorduk.

18 Aralık 2012 Salı

Arca ilk kez...

... Bir arkadaşından mektup aldı.
Evet Ege bir ev resmi çizmişti, kıyamam Elif'in kafasının eti yiyip postalamıştı resmi, resim Arca'nın eviydi, Arca'ya postalanmalıydı.

Allahtan Arca'ya söylememişim, garibim her gün sorardı kesin mektubu geldi mi diye. Aradan üç hafta geçti mektup geldi. Vaktiyle hemen her Türk kadını gibi Strawberry'den öte beri sipariş ederdim, allah seni inandırsın daha çabuk gelirdi dünyanın bir ucundan. Bizim mektup Karşıyaka'dan üç haftada teşrif edemedi, gözünü sevdiğimin ptt'si.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Bu hafta sonu günün çorbası ailesi ilklere imza attı!

Geçtiğimiz hafta “plan ve bütçe görüşmeleri” yaptık ve son zamanlarda ne çok harcadığımızı fark ettik. “Masraflardan kısma” konulu ufak bir workshop ile hemen inisiyatifi ele aldık. Bundan gayrı bizim haneye tasarruf hakim!

Beni ilgilendiren kısım kitap harcamaları! Her ay mutfak masrafı gibi kitap masrafım var. Hani kenara atsan birkaç ayda bir çeyrek altın alırsın. Okumayalım da cahil mi kalalım? Tabii ki hayır, işte bu yüzden kütüphaneler var. YAŞASIN KÜTÜPHANELER! Lakin Arca üyelik sistemini, kitapların okunduktan sonra geri verildiğini öğrendiğinde benimle aynı görüşü paylaşmadı, şiddetle karşı çıktı.

Nasıl yani kitabı alıyorsun ve senin olmuyor mu? Olmaz öyle şey!

20 Eylül 2012 Perşembe

Tarihte bir ilk...

İlker maç izlemeye dışarı gitti. (hayır bu ilk değil : P)

Arca cücesi nezle ile sezonu açtı, an itibariyle ateş çıkacak mı çıkmayacak mı diye bahisleri açıyorum!! (Tabii ki bu da bir ilk değil puhahaha)

Bu vesile ile uyumamam lazım, bilgisayarı ve televizyonu açtım. Zira kitap okursam uyuyakalmayacağımın garantisi yok. Nurti senin face benim takılıyorum, işin bilgisayar kısmında sıkıntı yok lakin televizyon konusunda pek acemi pek pratiksiz kalmışım. Kuzey Güney ile Muhteşem yüzyıl arasında mekik dokuyorum. İkisi de pek güzelmiş, bir defa daha beğendim.

11 Eylül 2012 Salı

Bugün günlerden...

... Arca cücesinin öğle uykusuz ilk okul günü.

"Büyüdün" demişler, uyutmamışlar bugün. 4 yaş grubu uyumuyor okulda. Oh canıma değsin.

Bütün yaz içim şişti bu cücenin öğle uykusu mevzusundan! Akranları aylar öncesinden bırakmıştı ve Arca inatla "uyumıcam, uyumayı sevmiyorum" diye haykırıyordu ancak ben biliyordum, yoğun yazlık günlerinde uykuya ihtiyacı vardı. Var ya despotlukta, çocuğun yerine karar almada üstüme yok, bırak uyumasın değil mi? Ama yok biliyorum ki arızaya bağlayacak. O kadar denize gir çık, bisikletti, atom karıncaydı tepesinden inme, sonra öğlen uyumayacağım de! Yok vallaha bütün yaz uyuttum.

21 Haziran 2012 Perşembe

Yılsonu gösterisi Arca cephesi : Run Forrest run!!

Arca? Arca’nın ilk sahne performansıydı.

Yıl ortasında yapılan gösteriye suçiçeği olduğu için gidememiştik. Hatta öğretmeni nasıl olsa bütün okul suçiçeği, getirin bir şey olmaz, hem size gösteri yapmak için çok çalıştılar dediğinde, “onlar çok küçük zaten bize bir şey ispatlamak zorunda değiller, ben gösterilere karşıyım” diye bıkbıklamıştım.


Hala da aynı şekilde düşünüyorum, tamam çok eğlendik, çocuklar da stresli gibi görünmüyorlardı ama yine de bizi eğlendirmek zorunda değiller bence.

26 Mart 2012 Pazartesi

Ortadoğu ve Balkanların en ... (2)

korkunç kuklasını gururla sunar, kaçarım:P
Yok yok kaçmayacağım:) Tabii fotoğrafa bakan kaçabilir, katiyen alınmam!

10 Aralık 2011 Cumartesi

"Arca hazzı erteledi"

Hazzın ertelenmesi ne ola ki diyenler için bir tık.

Cümle içinde kullanırsak, "Arca hazzı erteledi."

2 Kasım 2011 Çarşamba

İlk veli toplantısı

Genel müdür Almanya’dan aradı, sonra “5 dakika sonra tekrar arayacağım” dedi, kapattı. Tuvalete gitmem lazım gidemiyorum, bari post yazayım vakit geçsin.

Ne diyecektim? Dün ilk defa veli toplantısına katıldık. Acayip heyecanlıyız.

Hemen araya kendimden bir anı sıkıştırmalıyım, Arca ve toplantısı ve çişim az beklesin.

31 Ekim 2011 Pazartesi

Arca's day out Vol.2 : Arca the Kepçecibaşı

Arca’nın halka indiği o gün, daha eve varmamışken İlker aradı. “Şantiyeye gelin kepçe çalışıyor” diye. Arca’nın bırak inşaat kepçesi çorba kepçesi görecek hali yoktu. “Uyusun uyansın bakarız” dedim. Uyandı. Allahım bu çocuğun uyanmasına bayılıyorum. Yanaklar kırmızı gözler şiş, sıcacık pelte bir beden, uyku kokan bir gıdı, yumul yumul doyamazsın tadına. Kucağımdayken İlker’i aradım, “geçerken alırım” dedi.

Arca kepçe anahtar sözcüğüne bir dirildi, sanırsın atom karınca. Hiç bu kadar hızlı hazırlandığımızı hatırlamıyorum. Sonrası? Ben sustum fotoğraflar anlatsın…

30 Ekim 2011 Pazar

Arca's day out Vol.1 : Sade vatandaş Arca

Arca burjuvaziyi bir kenara bırakıp halka inmeye karar verdi ve hayatında ilk defa belediye otobüsüne bindi, sayın seyirciler! Otobüs durağına giderken kırtasiyeden aldıkları bayrağını otobüs beklerken sallamayı ve Atatürk şiirini durak halkı ile paylaşmayı ihmal etmedi!

29 Ekim 2011 Cumartesi

Atatürk yoktu Düşman çoktu...

"Atatürk yoktu
Düşman çoktu
Atatürk geldi
Düşmanı yendi
Bu güzel yurdu
Bizlere verdi"

Diyor bu videoda Arca...

17 Ekim 2011 Pazartesi

Sezonu açtık

Dün sabah gri bir gökyüzüne uyandık. Bu şehre gri yakışmıyor.
Dün sabah buz gibi bir hava çarptı yüzümüze, hoşumuza gitmedi. Daha sonbahara karpuz kesecektik.

21 Eylül 2011 Çarşamba

Bu hafta sonu Vol.3 : Arca ilk kez...

Vesikalık fotoğraf çektirdi! Okuldan istemişlerdi, giydirdik damat gibi, indik Hatay caddesine. İlk fotoğrafçıdan girdik içeri. Bir güzel oturdu, bir güzel güldü, “iiii” diyerekten.
Büyüdün mü oğlum sen!!

Demişken…

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Arca ilk kez...

Sinemaya gitti!



Allah biliyor ya, sonuna kadar izleyeceğinden ve bayılacağından 100% emindik!

9 Ağustos 2011 Salı

Kelebek etkisi

“Ne sürüyorsun?” diye bence garip bir soru soran İlker’e “oje görmüyor musun?” dedim. “Rengi yok” dedi, ne gördüğünü söyledi evet cila sürüyordum sadece.

33 yaşıma geldim, üç (sayı ile 3) defa kırmızı veya renkli bir oje sürdüğüm görülmemiştir. En afili manikürüm Fransız olanıdır. Süse pek Fransız bir kadının kocasının da oje konusunda algıda seçiciliği olmaması çok doğal, niye garip bulduysam sorusunu : )

13 Haziran 2011 Pazartesi

Domestik bir hafta sonu

Misafirler geldi, biz misafirliğe gittik, evcilik oyunları.

Arca inat konusunda master programına dahil oldu yakında doktorasını verecek. Ailecek kendisini kariyerindeki bu atılımlar için destekliyoruz.

Öğle uykusu öncesi babayla yüksek dozda tepişme, ve dolayısı ile yorulma, sinir krizleri, duş ister duşu açarsın suyun sıcaklığını beğenmez ağlar, gel kitap okuyalım okumaz, sonunda ağlamaktan helak olup kucakta sırt kaşıma ile sonuçlanan bir uyku öncesi yaşattı bize eksik olmasın.

Öyle bir ruh haline soktu ki beni, salonda kucağımda kaşınırken açık televizyonda bir düğün sahnesi görüp "aa gelin" dedikten sonra "gelin olmuş gidiyorsun" dizeleriyle şarkı söylediğimi, İlker'in korku dolu gözlerle bana bakıp acıdığını hatırlıyorum.

Bu arada bizim oğlanın bütün dişleri çıkmış, 20 tane olması gerekiyor değil mi? Arka azılar ne ara çıktı? Hastane dönüşü birkaç defa "dişim acıyo" demişti ama başka sorunlardan fark etmemişiz. Dişlerindeki lekelere kafayı taktım, o ara ağzını açınca saydım. Lekeler fena ve nasıl kurtulacağımızı bilmiyorum. Yatmadan önce sütü kaldırdım, yemeklerden sonra diş fırçalanıyor zaten, şekerli yediği tek şey puding, kek. Neyse sağlığı yerinde olsun, bık bıklamayacağım.

Çoğunluk evde olmamıza rağmen keyifli bir hafta sonuydu. Arca'nın uzun öğlen uykularında püfür püfür esen pencere kenarında keyif yapmak iyi geldi. Bir de hayatımda ilk defa baştan sona Muhteşem yüzyılı izledim. Hep bölük pörçük bakıyordum. Diziye uzun süre maruz bırakılan bünye bir süre sonra kocaya hünkarım, velede şehzadem demeye başlıyor.

Pazar akşamı Nazlılara yemeğe gittik. Maksat Cansu ile Arca tepişirken biz de seçim sonuçlarını değerlendirelim.

Kendimiz gibi insanlarla yaşadığımız bir kabuğumuz var. Aslında ne kadar azınlıkta kaldığımızı bir defa daha görmüş olduk. Daha da bu ülkenin insanlarından "açız, işsiziz, çocuklarımızın sınavlarda hakkı yeniyor, küfür yiyoruz, aşağılanıyoruz..." gibi şikayetler duymak istemiyorum. Yurdum insanı, güllük gülistanlık bir ülkede yaşadığını cümle aleme ilan etmiştir, daha da konuşacak söz kalmamıştır.

Arca çok ama çok eğlendi ve defalarca ne kadar eğlendiğini anlattı. Cansu ile o kadar kudurdular bir şey olmadı da, tam giderayak araba oynarken kaydı ve çeneyi yere vurdu. Yarıldı, çokça kanadı. Kan tutuyor beni (bir de sırf doktor olabilmek için fen lisesine girmiştim iyi ki son sene mühendisliğe çark etmişim) üstüm başım kan olunca midem bulandı, tansiyonum düştü, neyse ki Arca'yı biraz sakinleştirebildik. Yakındaki tıp merkezine gittik dikişe gerek yok dediler, biraz façası bozuldu. Bant takıyoruz, "çok yakıştı" diyor düdük:)

9 Haziran 2011 Perşembe

Sürece mi sonuca mı?

Aslında bu yazı tam bir "Arca bugün ilk defa..." başlıklı yazı olacaktı.

Az önce uykumu kaçıran yatak sohbetinden sonra soluğu bilgisayarın başında aldım. Önce Esra Özlem'in klavyesinden çıkmış küçük bir öykü ile kendimden geçtim. Şimdi de bloğun başına geçtim.

Cümlemizi tamamlayalım, "Arca bugün ilk defa bir konser izledi, çok keyif aldı ve deliler gibi alkışladı. Kendisinden beklenmeyecek bir konsantrasyon performansı ile cemi cümlemizi şaşırttı."



Duru bugün çok başarılı bir solo performansı ile en az Arca kadar şaşırttı bizi. Gururlandırdı, sevindirdi. Son olarak - Duru mezun olduğum okula devam ediyor - müzik öğretmenlerinin benim de öğretmenim olması da şaşırttı, kendimi genç bile hissettim :) İlker de pek şaşırdı hatta salondaki sessizliği yaran bir kahkahasına engel olamadı: Kendisine Nevval Hoca'nın beni ısrarla koroya almak istemesi ile ilgili anımı anlatmıştım da, sesimi ve yeteneğimi pek çekemiyor kıskanç ruh:P



Şimdi İlker fosur fosur uyurken benim uykum kaçmış sonuç süreç muhakemesi yapıyorum.

İlker, müzik konusunda bilgi ve yetenek sahibidir (benim aksime:P). Dolayısı ile bugün bir oda orkestrası dolusu çocukların çalamadıklarını düşündü. Gerçi bunu anlamak için müzik otoritesi olmaya gerek yok, işitme kaybınız olmasın yeter.

Hatta bu yıl liseden mezun olan bir kızın yaklaşık 10 senedir viyolonsel çaldığını öğrendik. Çalabiliyor muydu? İlkere göre bu kadar sene bir şeyi bu kadar çalışırsan çok başarılı olmalıydın.

Bence? Bıraksalar sabahlara kadar tartışırım bu konuyu.

Bu çocukların belki hiç biri güzel çalamadı, sonuca varamadı, ama hepsi çabaladı mı? çabaladı!

O ablamız müzik otoritelerini tatmin eder mi? Bilemem, ama ben hayatının en deli çağlarında ergenlik süresince böyle çok da popüler olmayan bir aleti çalıştığı için, istikrarı için alnından öperim.

İlker'e katıldığım noktalar var. Ona göre bu çocukların çoğunluğu için bu geçici bir heves. (kuvvetle muhtemel!) Belki pek çoğu ailesinin yönlendirmesi ile başladı bu işe, hani bir çocuk neden keman çalmak istesin ki? Olabilir?

Ama futbol takımında oynayan her çocuktan Arda olmasını, piyano çalan her çocuktan Fazıl Say olmasını bekleyemeyiz. Beklememeliyiz.

Pek çok konuda sonuç odaklı bir bakış açım olmasına rağmen bu konuda çok çeliştim kendimle. Belki sanata olan hevesimin her zaman yeteneğimden fazla oluşundandır, belki okul hayatımın böyle performanslarla dolu olmasındandır, belki okullu Yeliz olarak empati kurmuşumdur, kim bilir:)

Anne Yeliz olarak, Arca'yı yönlendirmemeye karar verdim hatta el sıkışmasak da İlker'le anlaştığımızı düşünüyorum. Bir şeye ilgisi varsa, sal gitsin, çok gaza getirme, yönlendirme, illa ki yapmak isterse yolunu bulur. Su yolunu bulur :)

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Arca ilk kez...

Kendi deyimi ile: Havyanat bahçesine gitti.



Tamam çok bi hayvansever olmayabilirim. Hayvanların dünyası benim küçük dünyama oldukça uzak dolayısı ile uzaktan seviyorum kendilerini.



Bir de onlar da can ya... kafes, sirk, hayvanat bahçesi gibi hayvanların insanların beğenisine sunulduğu ortamlara son derece karşıyım. Yıllar önce İstanbul Darıca'daki sıcaktan helak olmuş, beton üzerinde yatan aslanlara içim parçalanmış, hayvanat bahçesine tövbe etmiştim.



Sasalı'daki doğal yaşam parkının methini çokça duymuştum. Hayvanların doğal yaşam alanında doğal koşullarda yaşadıkları anlatılıyordu.

Şehir efsanesi gibiydi.



Gidelim görelim dedik. Arkadaşları da peşimize taktık, güzel bir gündü. Arca hayvanları kaçırmamak için uykuya direndi.



Küçük çocuk annesi olarak en çok hoşuma giden şey, belli yerlerdeki café'lerin hemen dibindeki çocuk parkları ve çocuk hayvanat bahçeleriydi. Çocuklar tavşan, ceylan, sıpa, keçi gibi küçük sevimli hayvanları burada besleyebiliyorlar, okşayabiliyorlar. Tabii biz de çokça vakit geçirdik bu alanda.



Tabii ki tamamen doğal ortam sağlamak mümkün değil. Ama hiç olmazsa kafeslerin içinde değil, rahatça koşabilecekleri bir ortam yaratılmaya çalışılmıştı. Çaba bile övgüye değer.

Doğal ortamlarına müdahale edilmesin diye mesafeler epey uzak tutulmuş. Olsun Arca kendince bir çözüm buldu. Dikkatle bakınca dürbünü ters tuttuğu görülüyor ama o ısrarla zürafaları görebildiğini iddaa etti, şebek:P



Yılmaz Özdil de Sasalı doğal yaşam parkının bilinmeyen yönlerine değinmiş buradaki yazısında.