Yazılar posta kutuna gelsin mi?

hastalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hastalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2013 Salı

Perişanlar Sezon Finali (mi acaba?)

Salyası sümüğü eksik olmayan Arca cücesinin böyle böyle sezonu kapatacağını umuyorduk. Meğer fena halde yanılıyormuşuz. Araya bir film sıkıştıran yapımcılar, tatmin olmamış olacaklar ki muhteşem bir sezon finali tasarlamışlar, sağ olsunlar (!)
Evde nanemolla geçirilen hafta sonunun son gecesinin karanlığını “anneaaa kulağım ağrıyor” çığlıkları yırttı. Perişan ana önce yine oralı olmadı (ne geliyorsa başına bu görmezden gelmeler yüzünden geliyor zaten. “No spoon” deyince hastalıklar yok olmuyor yavrucuğum deprem vergisi mi bu!)

1 Nisan 2013 Pazartesi

Perişanlar "the movie"

Yoğun istek üzerine filmi çekilen Perişanlar'ın özeti şöyle:

Okula gitmemek için kırk takla attığı düşünülen Arca'da yine ufaktan ateş görülmeye başlamıştır. Yüreğini çürütmemeye çalışan anası olayı bir süre görmezden gelmiş lakin sabaha karşı karın ağrısı ile tuvalete zor yetişen bebesinin feryatlarına daha fazla kayıtsız kalamamıştır.

2 Şubat 2013 Cumartesi

"Perişanlar" dizisinde aksiyon bitmiyor

Hasta yatağımdan bildiriyorum. Bir aydır devam eden öksürüğü sallanmayanların başına kötü şeyler geliyormuş, benden söylemesi. Eşşeklik etmek ve doktora gitmemek zatürre başlangıcına sebep oluyormuş. Yüksek bilmem ne değeri, kesin istirahat (zaten yiyorsa yatma ayakta duramıyorsun) iki çeşit antibiyotik, dengeli beslenme, bol sıvı alma... Vesaire...

31 Ocak 2013 Perşembe

YEPYENİ BİR DİZİ "günün çorbası" EKRANLARINDA : "PERİŞANLAR"

Günün çorbası ekranları yepyeni bir diziye ev sahipliği yapıyor. "PERİŞANLAR"

Arca yazdı, yönetti, oynadı.
Anası ile babası yardımcı rollerde.

Ateş dizinin kötü adamı. 40 C'nin altına düşmeyerek adrenalini hep top seviyede tutuyor. Tam ateş düşürücüler ile hizaya soktum diyorsun, pat bir anda fırlayarak yürekleri ağızlara getiriyor. Gizli kötü adam, "enfeksiyon baronu", hep perde arkasında ama biliyoruz ki tetikçisi Ateş'ten daha sinsi daha tehlikeli rezil bir herif.

16 Kasım 2012 Cuma

semptomatik tedavi

Sevgili Gülçinim,


Twitter’dan selam etmiş, iyi misin yavrum demiş, teee uzaklardan merak etmişsin. Tek gün iki satır yazmayınca endişelenmişsin.

Nasıl manyak çalışkan bir bilogırım işte gel gör ki bumerang kıymetimi bilmedi, beni ilk bilmem kaça sokmadı : ))

Bizim ipad yalan oldu bacım! yok len küsmedim, yazacağım elbet lakin bu haftanın yoğun gündemi ve buna daha fazla dayanamayan bünyem beni biraz yavaşlattı diyelim.

Fazla uzatmayıp direkt küfredeceğim!

Ben İstanbul’un havasının taaaaa…..

19 Ekim 2012 Cuma

“Bir çocuğa bakamadınız”

Arca ilk ateşlendiğinde doktoru, espri olsun diye, bize böyle demişti, ulen zaten gerilmişim el kadar bebeye enfeksiyon bulaştırdık diye, adamın üzerine yürüyecektim. “Etmeyeceksin kardeşim o lafı etmeyeceksin vallahi tıbbın neferi demem kaşını gözünü patlatırım”… diyemedim tabii kös kös boynumu büktüm.


Bakamamıştık evet. Hala da bakamıyoruz.

3 Ekim 2012 Çarşamba

Dün aşı olduk, bugün ateş?

 Dün akşam aşı olmaya gittik. Evet grip aşısı. Bu bence biraz kurşun döktürmeye benziyor. Hayır, aşı oluyoruz, sonrasında daha beter hasta oluyoruz. Hani olmazsak daha daha beter olur muyuz? işte bundan tırstığımız için “olmayacağız” demeye cesaret edemiyoruz. Çaresiz, her yıl olduğu gibi tıbba teslim ettik kendimizi.

Arca aşı lafını duymasıyla “aşı olmayacağım” nakaratına başladı. Üstelik doktordaki muayene sırasında ortalığı birbirine kattı. Hayır ağlama değil, katiyen, bir hiper-süper-düper aktivite hali. Her şeyi kurcalama, yerinde duramama, o kadar ki doktor “ne çekti bu?” diye sorma ihtiyacı hissetti. Okulda Prozac verdiklerinden şüpheleniyorum:P

Aşı konusunda Arca ile polemiğe girmedik. Nasıl olsa hissetmeden acımadan aşı olacaktı.

4 Eylül 2012 Salı

Bugün günlerden...

AMİPLİ DİZANTERİ!! Yok artık "bir bu kalmıştı, bizim oğlan bunu da kaptı" söylemlerine girmeyeceğim. Zira önce Allah'ın sonra tıp dünyasının gücüne gidiyor olacak, yepyeni bir hastalık ile tanışıyoruz.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Makarna sen nasıl mucizevi bir şeysin!!

Şırıngayla boğazından aşağı milupa mamaları gönderdiğimizin ertesi günü Arca "ekmek yemek istiyorum" diye böğürdü. İlker hemen fırından kaptı ekmeği getirdi. Baktık, sağ tarafına koyup koyup lokmaları yiyor. Günlerdir ilk defa ağlamadan yediği birkaç lokma...

29 Haziran 2012 Cuma

İç güveysinden hallice:(

Tek evladım ağzındaki yaralarla savaşıyor. Hiçbir şey yemiyor. Kelimenin tam anlamıyla yemiyor. Yiyemiyor. Semirsin diye aylarca uğraş, lokma gibi yap çocuğu şerefsiz virüsün biri gelsin telef etsin bebemin iştahını. Hadi hasızlık etmeyeyim iştah yerinde, yemek istiyor ama ağzına aldı mı başlıyor ağlamaya. Bugün artık Aptamil aldık. Zavallı yavrum bebekken anne sütünden pirzolaya direkt geçiş yaptığı için - hatta ikisini eş zamanlı götürdüğü içim - hiç aptamili tatmamıştı. Kısmat üç buçuk yaş civarınaymış:( Şırıngayla boğazından aşağı yolluyoruz, ağzındaki herşey dakikalarca ağlatıyor. 

28 Haziran 2012 Perşembe

Hack’lediler evladımı!

Şerefsiz virüsler! Hack’lediler ve hatta hakladılar evladımı! Pek tabii ateşle başladı. Kesmedi, dilinde kocaman yaralar çıktı. Yetmedi bütün damağı yaralarla kaplandı. Boğazındaki enfeksiyonu saymıyorum bile. Bir anda ellerinin içi dışı ayaklarını altı kırmızı kırmızı kabardı.

Doktor virüs dedi. Saldırgan bir virüs! Salgın bir virüs!

El ayak ağız hastalığı deniyormuş. Özge’nin Aylin de olmuş geçtiğimiz günlerde. Yaz ve sonbaharda görülürmüş. Özge’nin anlattıklarının aynısını yaşıyoruz. Garip… İnsan hastalıkta da yalnız olmadığını bilince biraz teselli mi buluyor ne?

28 Nisan 2012 Cumartesi

Var bir gudubetlik!

Haftaya İstanbul’a fuara gideceğim, fark ettim ki beni unutmuşlar. Benim gibi kadın unutulur mu be! Otel yok, uçak yok, kaldım ortada. Madem unuttunuz gelmeyeyim o zaman dedim, yemedi! Eh madem unuttunuz ve madem geliyorum, o halde bari WOW’da bir oda ayarlayıverin, dedim, hiç yemedi.


Günlerdir yana yakıla otel arıyorum. Merter tarafı iptal. Taksim’e yöneldim mecburen. Fiyatlar uçmuş, fuar zamanı son günler… Normal. Bakalım, Beyoğlu'nda kalacağım bu gidişle. Parkta da yatıracak halleri yok ya, buluruz elbet.

5 Mart 2012 Pazartesi

Var mı tanıdık bir exorcist* ?

Cuma çok keyifli geçti, balonları şişirdik, kendi çapımızda bir parti havası yarattık evde. Sonra annemler geldi, hem ablamların hem kendilerinin hediyelerini getirdiler. Arca pek tabii eğlencenin dibine vurdu. Gece kaşıntılar ateş biraz silkeledi. Cumartesi fazla koşup oynamasın diye film izledik birlikte. Ice Age yeni favorimiz. Arca piyasada yokken izlemiş bayılmıştık, onunla izlemesi daha eğlenceli. Kaşıntılar tavan yaptı. O kaşınmayı önleyici krem pek işe yaramıyor bence. Hatta rahatlasın diye duşa soktum, daha iyi geldi sanki.

2 Mart 2012 Cuma

"aa kahve mi içiyorsun?" diye soranı çok pis tepelerim!

Blogun adını değiştiriyorum.
Hayır "özhakiki günün çorbası" değil, o var zaten wordpress'te.

Yeni blog adı : BAHTSIZ BEDEVİ AİLESİ

Bizim oğlanın doğum günü ile ilgili bir gudubetlik var ama henüz bunu çözecek bir bilim dalı yok. Dolayısı ile gülüyoruz, sadece gülüyoruz.

Bahtsız bedevi şeklinde çöllerde kutup ayımızı arıyoruz. Sahi niye arıyoruz ki, o bizi zaten buluyor!

24 Şubat 2012 Cuma

3

Önce kötü haber(ler)i vereyim (hastalık detaylarından içi bayılan okumasın)

Ateş dün gece de yüksekti, sabah doktora gittik.
Sol kulakta da enfeksiyon var.
Tedavi hafta sonu devam edecek, cevap vermezse pazartesi başka bir antibiyotik.
(bu demek oluyor ki, İlker'in de umumiyetle evde olmayacağı hafta sonu yine uykusuz, yine diken üstünde, yine berbat geçecek)

23 Şubat 2012 Perşembe

Cinayet!

Dün akşam öküzün trene baktığı gibi baktım televizyona. Sahi insan ne kadar güzel vakit öldürüyor şu meretin karşısında? Ciddi anlamda bir cinayetten bahsediyorum. Vakitsizlikten yakınan insanların (mesela ben) alenen vaktini katletmesi bu oluyormuş, test ettim onayladım. Gerçi pek çoğuna göre günün yorgunluğunu atmanın bir yolu ama benim için ateş nöbetinde uyanık kalma amaçlı kullanıldığından öyle bir gevşeme rahatlama, günün sorunlarından uzaklaşma gibi görevleri yoktu. Zaten koltuğa bile oturmadım, yemek masasının kenarına iliştim, sandalyenin tepesinden inmedim, zira tekli koltukta bile sızma potansiyelim vardı.

21 Şubat 2012 Salı

Uykusuzluk, paçozluk, hastalık, video, vesaire..

Allahtan ofisin ücra bir odasında bir başıma çalışıyorum. Zira insan içine çıkacak halde değilim. Bir satış ofisinin giriş katına katiyen yakışmayan bir kombinim var bugün.

12 Şubat 2012 Pazar

Son üç haftadır, her hafta sonu öncesi, bir ateşlenme... "Antibiyotiksiz atlattık şükü yarabbim" şeklinde başlayıp Meksika dalgası ile sona eren bir sevindiriklik hali. Lakin bu sevinç uzun sürmüyor ve birkaç gün içinde tekrar aynı döngünün içinde bir cüce! 

9 Şubat 2012 Perşembe

Termodinamik ukelası burada!

Neden sürekli “sıcaklık” yerine “ısı” kelimesi kullanılıyor? Fitil oluyorum. “Isı” bir enerji birimidir. Isının düşmesi diye bir tabir yoktur!
Sıcaklık düşer, çıkar.
Isı ? düşmez kalkmaz bir Allah!

Bunu bir de ulusal haber kanallarında yapmıyorlar mı, deli oluyorum. İsimsiz tehdit mesajları gönderesim geliyor!


Bir mühendis olaraktan hemen bilimsel olaraktan -sokaktaki insanın anlayacağı şekilde - açıklıyorum, anlamayanın kafasına terliği atarım.

6 Şubat 2012 Pazartesi

olmadı...

 Hafta sonu hava güzel olacakmış diye türlü aktivite planı yapmıştım, Arca ateşlendi, olmadı...

Hani ateş de bir garip, 39'a kadar çıktı, ama 24 saat içinde kontrol altına alındı, daha da çıkmadı. Ama hep diken üstünde, hep nöbette... bu hafta sonu bir güzel dinlerim diyordum, olmadı...