Yazılar posta kutuna gelsin mi?

fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2010 Salı

Bir haftasonu anatomisi Vol.2



Fotoğrafçılık kursunun son dersi.

Kordon'da pratik eğitimi.

Panning tekniği çalışılıyor.

Tüm kursiyerler Körfez'i arkasına almış, tek sıra halinde yan yana dizilmişler, herkes en iyi pan tekniği ile çekilmiş pozu yakalamaya çalışıyor (ki ilk defasında yapabilmek neredeyse imkansız)

Hoca konu mankeni olarak hızla bir sağa bir sola yürüyor.

Derken bu miskin Kordon sakini, İzmir'i yıkayan yağmurdan arta kalanların tadına bakmak için kursiyerlerin arasında başını uzatıyor.

Ben niye mi panning çekim yapmaya çalışmıyorum?

Eh ben köpeklerin her türlüsünden korkarım, ve ortamda köpek varsa her hareketini göz hapsinde tutarım ki bacaktan bir lokma almasın. Göz hapsinde tutuyorum arkadaşı : )

29 Kasım 2010 Pazartesi

Işığın Öyküsü



hep biz mi anlatacağız öyküleri?

Işık da anlatır.

Sağa sola çarpmaktan dökülmüş boyaları
ve yer yer kemirilmiş plastik tavanı ile

Arca'dan önceki sahibi tarafından da çok ama çok sevildiğini anlatır.

7 Kasım 2010 Pazar

Mandalin kokulu haftasonu

Evin erkekleri uyudu, hatta bir tanesi epey önce uyudu, sonrasında mutfağı topladım, kahve yaptım, 2 haftadır kaydetip izlemediğimiz dizileri izleyelim diye İlkere söz vermiştim, uyukladığı koltuktan uyandırıp kahve ile dünden kalan cheesecake koydum önümüze, ikinci dizinin ortasında baktım uyudu, kapattım televizyonu. çamaşırları topladım, çamaşır astım, banyo yaptım, 3 hapşırığı müteakip mendillik olmuş burun akıntısı ıhlamur alarmı verdi, koydum demliğe ıhlamuru, oturdum. Önce kisd'e mail yazdım, sonra bizim ekiple ufaktan program yaptım, ıhlamuru limonla tanıştırdım aralarını yapmak için bal ekleyecektim kalmamış artık bıraktım kendi hallerine.

Güzel bir haftasonu... Cumartesi sabahtan ananede kahvaltı, Arca ananede kalır yeliz fotoğrafçılık kursuna kaçar. Şahane bir ders geçirir, dersten çıktığında artık "ışık" onun için eskisi gibi değildir. Artık "ışığın" anlamı değişmiştir. Hayatın akan her sahnesi artık onun için bir fotoğraf karesidir. Lakin Kordon'da fotoğraf çekmek için vakti yoktur. Biri ablasının doğumgünü biri de akşamki dostlar için olmak üzere 2 cheesecake ile Alsancak sokaklarında park yerine ulaşmaya çalışır, beyninde binlerce kare fotoğraf ile. Aksi gibi trafik de sıkışık, neyse bir şekilde ananeye ulaşır, Arca'yla ufak bir ayşecik filmi çevirmeleri için "vee... motor!" repliğini duymaya ihtiyaçları yoktur!! Derken Duru'nun geldiğini haber veren zili duyduğunda kalbi küt küt kapıya koşar " kim o?" der. Der valla!! Sonra ikisinin en büyük ortak yanı... biri okumayı biri okutmayı seviyor...

"Of ya kaç yaşıma geldim hala mı doğumgünü!!!" diye sızlanan ablam cheesecake'e daha fazla karşı koyamaz, tatlı sohbetler yapılır. Neyse ki geçen gece Duru giderken ortalığı kaldıran Arca bu defa ayrılığı metanetli karşılar. Ablamlar annemi ananeme bırakırlar biz de eve yollanırız. Dostlar gecesine cheesecake damgasını vurur, Zeynepin sütünü garanti arttıracağı söylenerek bol bol yedirilir.

Pazar sabah kahvaltı için hala, emmi ve mamami ile Çakıl'da buluşmaya karar verilir. Burası mandalin ağaçlarının arasında harika bir yer. Öyle 3-5 ağaç değil bildiğin dönümlük mandalin bahçesi. Arca "mannamin"lere dalar, ağaçlardan toplamak serbest, Arca mutluluktan mest.

Kahvaltıda kuruyemiş getirmişler, güzel bir hoşluktu. Arca kahvaltısını evde yaptığı için kuru kayısı, incir ve üzümleri ve pek tabii mandalinleri götürmekle yetinir. Parkta oynar, çimlerde koşar, yorulunca arabalarıyla masada oynar. Oynar, oynar... Anne de dünkü kursun pratiğini yapar. Ancak ayar konusunda iyi bir seçim yapmadığını ahanda buraya fotoları koyunca fark eder. Bir de buraya koyamayacağı fotoğrafların - çok net ve yakın çekimlerindeki göz etrafı kırşıklarının derinliğini!!! böhüüü!!!

Uzun lafın kısası güzel bir haftasonunu elimde mendil kafamda bigudiler, kulağımda Arca ve damağımda ıhlamur ile noktalıyorum.

26 Ekim 2010 Salı

Bizim evin oyuncak gurusu



Benim bu hal vaziyetimin tıpta bir tanımı var mı? Ben bilmiyorum açıkçası.
Aklım fikrim sürekli Arca’ya bir şeyler almak üzerine çalışıyor. Geçtiğimiz haftalarda giyim kuşam eksikleri vardı, tamamlamadan rahat edemedim. Bakınız ,tüketim çılgınlığı… Giymediği oluyor mu? Samimi olacağım, olmuyor! Hepsi mutlaka giyiliyor. Daha az olsa eksikliği hissedilir mi? Ona da hayır, yani daha azı ile idare edilebilir bence de ana yüreği el vermiyor:P (Gören de tek kat giysi ile bütün kışı geçiriyoruz sanır) Bu arada gri pantolonum basenden patladıktan sonra sadece 1 (yazı ile bir) adet işe giyilecek pantalonum var ve hala kendim için alışverişe çıkmadım. Cimri bünye Arca söz konusu olunca bir anda şifa buluyor, nedense?

Sonra hemen her ay bir kitap listesi var. Giysilerden daha çok parayı kitaplara veriyorum, inkar edemeyeceğim. Bir taraftan övünüyorum ama bazen topuzun ayarı kaçıyor gibime geliyor. Son günler kisd sağolsun bir kitap anketi attı ortaya, yanıtlayan anneleri tıklaya tıklaya kitap listemi şişirdim. Misal bugün kredi kartım döndü ya zaten sepetimde olan kitapları bir tıkla sipariş verdim, şimdi bekliyorum gelsinler… Okumayacak mıyız? Yine samimi olayım, okuyacak biliyorum. Kitapların içinde kendimizden geçiyoruz.

Bizim yollardan önceden geçmiş annelerin önerileri çok işe yarıyor. Özellikle boyama konusunda, sonra oyun hamurları. Uzman görüşleri (Başakçım sağol) silkeliyor beni örneğin. Gereksiz tüm oyuncaklardan kurtulma kararı çok gecikmedi ve karar hayata geçirildi. Yapılandırılmış ve yapılandırılmamış oyuncak kavramları günün çorbası ailesinin evine girdi hatta günlük yaşam dilinin bir parçası oldular.

Oyuncak demişken… İşte bu kısımda kendimce tespitlerim var. En çok sağdan soldan kopya çektiğim konu bu. Oyuncaklar pahalı, gerekli gereksiz mi, o kadar para verildiğinde oynar mı beğenmez mi? İşte bu noktada mutlaka kulak kabartıyorum. Mesela Hülya’nın Tuna ile aralarında 6,5 ay var, biliyorum daha onunla aynı gelişim seviyesinde değil ama Hülya ne alsa Tuna’ya bir süre sonra zamanı gelince Arca da keyifle oynadı. Mesela araba rampası, hatta bizim rampa kırıldı da sadece arabalar kaldı. Sonra çöp kamyonu. Hatta bir gün IKEA da geziyorum gözüm bir oyuncağa takıldı, aşina geldi, Hülyayı arayıp sordum, nasıldır işe yarar mı, sizde var mı diye. Hani bu kadar da yüzsüzüm:P Ama fiyat yüksekti, boşver dedim. Dün Hülya Kipa’dan aldığı tren setinden bahsetmişti, Tuna'nın bayıldığıdan. Hemen yazdım aklımın bir köşesine. İlker Kipaya gidince o set aldırıldı, nerden çıktı bu deyince hemen Tunayı referans gösterdim, “haa tamam o zaman” dedi, fazla sorgulamadı. İşte böyle Tuna bizim evin oyuncak gurusu. Bazen kendimi psikopat gibi oyuncak sohbetlerinde “oyuncak” anahtar kelimesine yoğunlaşırken yakalıyorum. Allah ıslah etsin diyorum, tedavisi var mı? Peki tıpta bir tanımı? Bizim oralarda “gördüğünden g.t koparan” derler. Ben “tecrübelerden feyz alıyorum” diye kibarlaştırıyorum.

Sonuç? Bizim hantal orta sehpa vardı ya hani evden bir türlü şutlayamadığım? Artık Arca’nın tepesine çıkmasından daha ulvi bir görevi var sehpanın… Buyrunuz.



Not : Fotoğraflar yeni aletin ilk mahsülleri:)
Diğer not : Arca ilk kurulumda fazlasıyla aktif olunca bu manzaraları o uyuduktan sonraya bıraktık ve çocuklar gibi oynadık:)

17 Ekim 2010 Pazar

Tüm evren birleşti mi? Secret mı? Olabilir mi?

Canım kisd makinayla ilgili detayları uzun uzun anlattığı mailini şu cümle ile bitirdi:
“Bu makina çok güzel, güle güle kullan. Fotoğrafçılık kariyerin başladı :)”

İşte her şey böyle başladı demeyeceğim. Bu cümle hikayenin ortasında bir yerlere tekabül ediyor.

Arca daha portakalımda vitaminken fotoğrafçılık kursuna gitmeye karar vermiştim. Ara ara dellenirim ben gelir bana! Ama artık o vakitler hesapta para mı yoktu, başka bir şeye mi yöneldim hatırlamıyorum kaldı öyle…

Birkaç ay önceydi … dijital makinaların atası nikonumdan sıkılmaya başlamıştım. Bir taraftan da “ev,iş,arca” bermuda şeytan üçgeni tarafından sarıldığımı fark ediyor, bir şekilde arcaya anneliğe sarıyor, debeleniyor işin içinden bir türlü çıkamıyordum. Ve bir küçük ampul yandı! Evet o eskiden heves ettiğim başlamadan bitirdiğim fotoğrafçılık tekrar gündemin ilk sırasına oturdu. Hesap kitap yaptık, yılbaşında şöyle iyi bir makine alalım dedik. 2010 – 2011 tüm özel günlerin hediyelerine saydık, içimizi rahatlattık. Konuyu paketleyip yılbaşına kadar dinlenmeye bıraktık.

İşte tam o arada Nurturia’da Kisd’in güncellemesini gördüm, çok iyi bir makine vardı elinde satıyordu kardeşi. İlginçtir ben Nurturia’da pek güncelleme takip etmem hele cumartesi günleri hemen hemen hiç girmem. Biraz düşündük, alet güzel, fiyat iyi… Ama hiç araştırma yapmadık ki, hem ben bu işten zerre anlamıyorum. Lens dedin mi benim contact lenslerim gelir aklıma. O kadar hamım yani. Neyse … İlkerle konuştum, para ayarladık. Makine kargolandı. Canım Kisd uzun cümlelerle “fotoğrafçılığa giriş” dersi mailledi bana ve yukarıdaki o içimi pır pır eden cümleyi yazmış sonuna… Nasıl heyecanlıyım. İlker de öyle… Hemen gerekli ilaveleri almaya gitti. Biz cahiller bilmiyoruz tabii bu işin tuzlu olduğunu. (Kisd, Özge, Elfanam hafiften uyardı ama heyecan yapmışım bi defa hiç oralı değilim)

İlker bana compact flash disk aldı, çanta aldı. Lenslere baktı. Sonra dedi ki :

“aşkım senin bu fotoğraf işini 2010 – 2011 tüm özel günlerin hediyelerine saydıydık ya…”
“evet?”
“gel bi bunu 2018 yapalım !!”
“yapma yav ! eh düğünlere filan gider çıkarırım parasını artık napalım ya da sen bana bi fotoğrafçının yanında iş ayarlarsın”

Mağazada hafiften bu işten anlayan bi kardeşimize rastlamış, bu kardeş “abi onu da almalı bunu da almalı” diye diye başının etini yemiş İlkerin. Yine aradı beni : “bak bi daha masraf çıkarırsan boşanma sebebi olur habarın ola!” diye koydu postayı. Halbuki Kisd bana anlattıydı inceliklerini… Gülüyorum, alttan alıyorum “yok abicim boşanmayalım şimdi avukatı, mahkemeydi, velayetti, masraf çıkar altından kalkamayız, ayrı yaşayalım” deyince ikimiz de kopmuşuz.

Yok daha bitmedi. Kargoyu takip ediyoruz. Arıyorum, araçta, teslimatta diyorlar, Ümit ablaya haber veriyorum aman takip et diye. Neyse akşam eve heyecanla geldim Arca “kargo kargo” diye papağanlaşmış ama kargo yok. İlker şubeyi aradı, teslim ettik demişler. Nasıl ya kime ya??? Şöyle ömrümden 1 bilemedin 2 sene gitti, kapıcının teslim aldığını duyunca geri geldi. İlk akşam kutusunu bile açamadım, misafir vardı. İkinci gün açtık, pek güzel, karşıdan bakıyoruz. Kisd diyor ki kurcaladın mı? Ben diyorum “yok karşıdan seyrediyorum, kıyamıyorum” sadece kullanma kılavuzuna bakıp bakıp iç geçiriyorum “allahım nasıl öğreneceğimdir” diye.

Bu arada artık “kader ağlarını örüyor” mu dersin, yoksa “evrenin tüm güçleri benim bir fotoğraf sanatçısı olmam için birleşti” mi dersin bilemem (buraya dikkat daha makinayı elime almadım ama sanatçıyım!) ama bir türlü sonuç vermeyen fotoğrafçılık kursu arayışım mutlu sona erdi. İzmirli anneler mail grubundan 50% indirimli bir kurs bildirisi geldi hem de İzmir Fotoğraf Sanatı Derneğinden!! Yeay!!

Son bomba!! Kisd TR’deki kazık lensler için ABD’yi önermişti, ve canım arkadaşlarımdan biri gidiyor yakın zamanda!! utana sıkıla sordum belkim alır!!

İşte böyle dostlar... diyorum ya … secret günleri bunlar!! ben bu hızla sergi bilem açarım!

imza: Şipşak Yeliz