Yazılar posta kutuna gelsin mi?

dostlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dostlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2016 Salı

Girdik

Hayırlısıyla 2016'ya girdik. Sizi bilmem ama biz Balıkesir'de bir otelin bahçesinde kartopu oynayarak girdik. O otele sığınmayaydık, 2016 daha ilk dakikalarında bize girecekti. Zira yolda kaldık. Güzide memleketimin en gelişmiş batı bölgesinde en önemli güzergahlardan biri İzmir İstanbul yolu kapanmıştı. Niye? Kar yağmış, kazalar olmuş, peki.

4 Aralık 2015 Cuma

Havada bir kadın kokusu

Haftanın ortası bir gün, günün ortası bir saat. İlker’le arabadayız, galiba ev taşıdığımız dönemdi, yani benim izinli ve İzmir’de olduğum bir gün. Kendimi hava almaya çıkarılmış fino köpekleri gibi meraklı gözlerle etrafıma kolaçan ederken yakaladım. Etrafta insanlar, kadınlar, adamlar… Aklıma geldi, muhtereme sordum: “Ev hanımı diye meslek var mı? Yani çalışmayan kadınlar, ev hanımıyım diyor, bunu TÜİK (Türkiye istatistik kurumu) istatistiklere “işsiz” diye mi giriyor, yoksa “ev hanımı” diye bir meslek var mı?” Bir şey demedi, arkasından bir şey yumurtlayacağımı bildiği girizgahlarda sessiz kalmayı tercih eden bir kocam var. Ben tabii devam ettim. “Yani şimdi çalışmayan erkek olsa, TÜİK bu kimseyi “işsiz” mi yazar yoksa benzer şekilde “ev erkeği” diye bir meslek de var mı? Yani kadın çalışmıyorsa ev hanımı olabiliyor da erkek çalışmıyorsa ev erkeği olamaz mı? Ev hanımı veya ev erkeği meslekten kabul edilmiyorsa (ev erkeği diye bir tanımlamanın olduğunu bile sanmıyorum ya) yerine “işsiz” demeleri gerekir o zaman da işsizlik oranı çok yüksek çıkmaz mı? Ya da ev hanımlığı yapanlar işsiz kategorisine alınmıyorsa o zaman işsizlik istatistikleri yanlış olmaz mı? Sahi neden ev erkekliği diye bir şey yok? Ev kızı diye bir şey bile var, hiç evlenmemiş ve çalışmayan dişiler kendilerine ev kızı diyor, o nasıl oluyor?”

27 Ağustos 2015 Perşembe

İki havlu, bir t-shirt, bir plaj elbisesi ve bir...

Zeynep’le telefonda konuşuyoruz:
“çıkıyorsanız biz de çıkalım buzluğa içecekleri koyalım, ısınmasın beklerken” diyor.
Sıcak bir Çeşme günü. Bu yaz zaten hemen her gün çok sıcak. Tekneyle Paşalimanı açıklarına yol alıp, iki aile yüzüp geleceğiz, plan bu yani öyle Yunan adaları filan değil, Eşek adası bile değil. Maksat fazla da uzaklaşmadan sakin ve temiz açıklarda kulaç atmak.

Sahile evvela ben vardım, ancak benzin alınacakmış, İlker elime bidonları tutuşturdu. İyi o zaman buzluğu bırakıyorum, Zeynep gelince içecekleri koysun, dedim, buzluğu sahilin denize en yakın kısmına bıraktım.

25 Ocak 2015 Pazar

hepimiz ölecek yaştayız

Arca’yı dokuz buçuk civarı ite kaka yatağa soktum. İkimiz de öyle yorgunduk ki, tek kitapta anlaştık. Üstelik de kısacık bir iki yaş civarı kitabı, Tübitak Erken Çocuk kitaplığından “çiftlikte”. Paylaşım bilinciyle fotoğrafını çektim, tüm sosyal hesaplarımda paylaştım. Artık bana kalan zamanlar başlayabilirdi. Başladı. 

Ne yazsam diye düşünüyorum, daha doğrusu önce aklımdaki hangi konuyu yazıya döksem… Okuma köşesine ki artık biraz da yazma köşesi, sindim. Biraz maillerime baktım, biraz facebooka takıldım. 

17 Eylül 2014 Çarşamba

Şükür

O an orada bulunmak istemediğiniz bir yerde bulunduğunuz oldu mu hiç? Benim çok oldu. Ofiste sıkıcı bir işi yapmakta iken aslında evde çay içip kitap okumak istediğim çok oldu. Ya da… sohbetinden hoşlanmadığım biri ile konuşurken kendimi bahçe sularken hayal ettiğim anların sayısı azımsanmayacak kadar çok… “Ben burada ne yapıyorum, ben aslında…” şeklinde çok cümlem var benim. Ama o gün o an olmak istediğim başka bir yer yoktu, olamazdı.

16 Nisan 2014 Çarşamba

Köpek severken dikkat edilecek noktalar

Geçtiğimiz haftalarda Alsancak'ta olduğumuz bir cumartesi Hülya ve iki bebesiyle denk getirdik, buluştuk.

Arca da tam arkadaşsızlıktan kafayı yemek üzereydi, sanki bütün hafta okulda arkadaşlarıyla takılmıyormuş gibi bir de hafta sonları arkadaş diye tutturmuyor mu ay bayıltacak yeminle. Benimle birlikte gezmek, parka gitmek filan artık tatmin etmiyormuş cüceyi, akran istermiş. En azından kuzen Deniz filan olmalıymış. Neyse ki o cumartesi Tuna vardı da didişmekten kurtulduk.

“Evladından şikayetler” programını dinlediniz, esen kalın…
Yok lan kalmayın, şikayet bitti, hani bitmez de şimdilik bitti.

Ne diyordum?

30 Ekim 2012 Salı

"KOLİ GELDİ!" ... Ege Sepeti'nden

Yurtta kaldığım son iki sene eve çıkmayı çok istemiştim. Elvan'la ev hayallerimiz vardı. Allah biliyor ya İlker'le müstakbel evimizi o kadar hayal etmemişimdir. Yıllar sonra annemlerin eve çıkmayayım diye Elvan'ın anneleriyle işbirliği yaptığını öğrendim. Birbirimizsiz çıkmayacağımızı bilirlerdi. Yurtta kaldık.

Yurt insana çok şey öğretiyor. Tam yatakhane gibi değil, ev hiç değil. Arada derede kalmış bir toplu yaşam. Yurt günlerinin en güzel tarafı memleketten koli gelmesiydi. Koli mühimdi. Kimin kolisi geldiyse onun odasında toplaşılır, anne sarmasından, böreğinden nasiplenilirdi. İlk yılımızdı, Emel'e Kırşehir'den annesi koli içinde kestane göndermiş. Kestane yav, iki adım yukarı çıksan Taksim meydanında zilyon tane kestane kebapçı bulursun. Ama yok Emel'in annesinin gönderdiği o kestaneler gecenin bir vakti öyle iyi gitmişti ki, bak hala hatırlıyorum.

iyi bir kitap gibisi yoktur... bir de dost... unutmadan bir de yağmur...

Yağmur öfkesini aldı. Ayların öfkesini. Şimdi dingin bir ritmle yağmayı sürdürüyor. Lodosun öfkesi günlerdir dinmiyor. Hala deli deli esiyor.

Arca ile sızmanın en güzel tarafı - belki de en kötüsü - gece yarısına doğru uyanmaktır. Eğer uykusuzluğuna eşlik edecek iyi bir kitap varsa sorun yok. Kuvvetle muhtemel kanepede sızmış İlker'in uyku sesleriyle (bak kesinlikle horultu demiyorum, uyku sesi onlar) saatlerce okuyabilir, şükretmek için sebeplerin olmasına şükredebilirsin:) Bitki çayın demlenirken arada bir yazı molası bile verebilirsin.

19 Haziran 2012 Salı

Kararlar aldım blog...

Kız çocuklu ailelerle görüşme yasağı koydum kendime! Hatta ikinciyi kız bekleyen muhteşem güzellikteki hamile annelerle de ilişiğimi bundan böyle kesiyorum!


Bu kız çocukları insanı erkek evladından soğutur şerefsizim!

O cana yakınlık, o sosyallik, o sevecenlik, çıtırlık güzellik, o misafirperverlik...
Evren’leri ziyaret etmek insanın üzerinde böyle bir etki yaratıyor maalesef !

23 Ocak 2012 Pazartesi

Sosyal cücenin hafta sonusu

Aylardır bir araya gelemeyen dostların kaynaşma gecesinin adresi bizim evdi Cuma akşamı. Arca ile Poyraz pek sevişgen bir akşam geçirdi. Sıfır arıza! Arca uyuduktan sonra Poyraz epey zorlandı uyumaya ve ciddi arıza çıkardı, haklı olarak. Bebek bekleyen Gül ve Orçun için National geographic tadında ve öğreticiliğinde bir belgesel, bir ön gösterim idi.

19 Aralık 2011 Pazartesi

İlker'e diyet bozduran kurabiyeler

Son bir taneyi, yalvar yakar kaçırdım İlker'den. Bayıldı!!

Tarçınlı, zencefilli, ağızda dağılan kıvamda... Yani tam kıvamında...

Tarif veriyorum.

9 Aralık 2011 Cuma

Festival

Üzerinden iki gün geçti demeyin derbi maç dediğin 90 dakikada oynanıp bitmiyor arkadaş, en az bir haftalık bir festival havasında geçiyor.


Maçtan önceki gündü, ben Arca’yı uyutup kitaplarını paketlemeye oturdum, arka fonda bir ses goool diye bağırıyor, Van Hooijdonk!! Haydaaa ben bu ismi biliyorsam kesin nostaljik bir karşılaşmadır. Bingo, 2003 FB GS’ye geçirmiş, şort ve oyuncuların saç modelleri seneyi şıp diye ele veriyor zaten, maçın eski olduğunu bilmek için futbol otoritesi olmaya gerek yok, modadan az buçuk anlaman yeterli!

17 Ekim 2011 Pazartesi

Sezonu açtık

Dün sabah gri bir gökyüzüne uyandık. Bu şehre gri yakışmıyor.
Dün sabah buz gibi bir hava çarptı yüzümüze, hoşumuza gitmedi. Daha sonbahara karpuz kesecektik.

6 Ekim 2011 Perşembe

Bir Kar masalı Online satışta!

Yüzü güzel ruhu güzel bir insan yazdı onu, bir anne...

Yakında kitapçıların raflarında, ama önce kitapyurdu ve idefix'te satışa çıktı bile.

Bir mektup arkadaşım var!

Ne güzeldir mektup arkadaşlığı.

Ben yazma meraklısı bir tipim, mümkünse konuşmayayım yazayım.

3 Eylül 2011 Cumartesi

"Elvan nerde?"

Günlerdir, her gün defalarca sorduğu soru bu!

"Elvan nerde?"

Elvan tuvalete gider.... "Elvan nerde?"

30 Ağustos 2011 Salı

Eylül'ün habercisi serin rüzgar, perdeyi havalandırıyor...

Ne kadar özlemişim beni gerçekten tanıyan on beş senedir tanıyan bir dostun sohbetini... ne kadar gerçek olduğunu unutmuşum dostluğun.

İyi ki gelmiş tam zamanında!

27 Haziran 2011 Pazartesi

Masal dedik bağrımıza bastık

Bu masal işi biraz sarpa sardı son günlerde.

Hani ben totomdan masallar uyduruyorum ya, bazı dostlar sağolsunlar çocuk kitabı yazmamı bile önerdiler, hani hazır ilham perileri gaza getirmişken...

Peri deyince...

Eskiden günlerce üst üstüne anlatsam sıkılmayan Arca için at çiftliğinden kaçan Doru Tay ile Miki ve Tiki’nin orman maceraları hatta bunları ormanda buluşturan versiyonlar aylarca popülerliğini korudu. Ancak son zamanlarda her güne bir masal uydurmamı talep eder oldu.

Lakin bu masal olayı bi tarafımda patladı. Yine Arca yeni masal istedi, tabir-i caizse eskileri pişirip koyma önüme dedi. Ben de uyumak bilmeyen cüceye “uyku perileri” adlı şaheserimi (!) uydurdum. İşte bunlar dört taneymiş, minicikmiş, kanatları varmış kelebek gibi, biri masal anlatır, biri ninni söyler, biri sırtını kaşır (babası kılıklı:P) biri öpermiş. Hepsi ayrı renkmiş, bık bık bık bık…

Neyse perileri tasvir ederken biraz abartmışım. Arca ilgilendi filan diye pek seviniyorum. Gel gör ki bizim Arca meğer bunlardan tırsmış. Gece uyanır, periler geldi diye mızıklar, karanlıkta perileri görür…. Hehe benim totom tutuştu tabii.

Demek ki neymiş?

Orman maceralarından ve hayvanlarından vazgeçilmeyecekmiş,
Hayali kahramanlar fazla abartılmayacakmış,
Veee çok büyüdüğümde bir gün ben de Esra Özlem gibi gerçek bir masal yazmayı düşünürsem kesinlikle ve kesinlikle bir pedagogdan görüş istenecekmiş.

Unutmadan;

Hayatımızda çok özel bir yeri olan "Bir Kar Masalı"nın yaratıcıları canım arkadaşım Esra Özlem ve hastası olduğum OIP ile iphone ve ipad'de uygulamalarını hazırlayan eski dostum kertenkele :P Özgürüm , şahane bir röportaj vermişler, tatil arasında kaynamış.

Kuvvetle muhtemel olay vukuu bulduğunda ben açık büfe mamaları dıkınmakla meşgul idim:)

Neyse cıvıtmadan Türkiye sizinle gurur duyuyor : Buyrun röportaja

22 Haziran 2011 Çarşamba

Arca der ki: “Çok eğlendik di mi! Çok eğlendik!”

Öyle vallaha çok eğlendik. Yazlığa gitmemiz gerektiği için erkenden kaçmak zorunda olmamıza rağmen Alpi’nin doğum günü partisi süperdi.

Hatta sonrasında Duru ile yazlıkta oynamaktan helak oldu.

Unutmadan rakamlarla:

0: Arca’nın çiş kaçırma adedi. Etrafta çokça bezi atma aşamasında çocuk ve günün devamında hava atmaya çalıştığı Duru olunca, 0 kaza ile günü tamamladık. Söylüyor mu? Hayır hala biz hatırlatıyoruz ama artık gündüzleri bez yok!

1: Tam takım ve 1 fazlası partideydi, Nurturia’nın Ortadoğu şubesi Zelal ve Loran da bizimleydi. Yeay!!

2: Arca’nın yediği kurabiye sayısı, Alpi’nin çikolatalı kurabiyelerini çok beğendi.


3: Arca’nın scooter denemesi sayısı. İlkinde itti, İlker’in “üstüne bineceksin”
uyarısı ile tepesine çıktı. Üçüncü defasında doğruyu buldu ama sıkıldı bıraktı.


5: Alperen’in doldurduğu yaş! Kocaman bir delikanlı artık!

10: Ela’nın topu oyun olsun diye rampadan yuvarlayıp İlker’i peşinden koşturduğu rutinin yaklaşık sayısı

20: Ela’nın yanlışlıkla düşüp bunun Arca ile birlikte yerlerde yuvarlanma oyunu haline dönüştürülmesinin yaklaşık sayısı!

14: O muhteşem günden çekebildiğim fotoğraf karesi sayısı ve doğum günü çocuğunun tek karesi yok:( (shutter cimrisi Yeliz :P)
Neyse onu da anasının bloğundan okuyun gari:)

8: Duru ile Arca’ın zavallı tavşana yedirdikleri marul yaprağı sayısı

20+ : Arca’nın yazlığın etrafını tavaf etme tekrarı

4: Gül dikenlerinin Arca’nın kolunda açtığı çizik sayısı
.
.
.
Çok eğlendik ama çooookkkk!!