Yazılar posta kutuna gelsin mi?

bisiklet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bisiklet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2014 Perşembe

#80şükürvesilesi : Bisiklet

Hangi gündü hatırlamıyorum, işten erken çıkmam gerekti ve yolda erken çıkmış olmamın gereksiz olduğunu öğrendim. Yani eve gitmeden önce bir saatten fazla boş zamanım vardı.

Ben de Konak’ta metrodan indim ve Konak-Göztepe sahil yolunu keşfedeyim dedim. Doğma büyüme bir İzmirlisin kadın hiç mi bilmiyorsun, diyebilirsin, haklısın. Ama bisikletle ilk defa çıkıyorum o yola. Hayatta bazı yerleri bisikletle yeniden keşfetmek ilk kez keşfetmek gibidir. Kafanı kaldırdığında baktığın gökyüzü yine gökyüzüdür ama pedallarken farklı görürsün her şeyi. O gün de öyle oldu. Beş kilometreye yakın pedal çevirmişim, hava da bir rüzgarlı ki sorma. Güneşin bir yarık bulup da sızdığı bulutlar, yağmuru müjdeliyor ama yağmayacak belli. Güneş karanlık ve dalgalı denizde ebruli desenler çiziyor, kimi yer aydınlık kimi karanlık. Sahilde hemen hiç kimse yok. Dalgalar vurdukça serpintisi yüzüne geliyor, yarabbi şükür diyorsun… Şükür anlarından biri daha… (#80şükürvesilesi : 23 müydü neydi:)) yok bir gün sayacağım tek tek!)

22 Eylül 2014 Pazartesi

Bana bir kadınlık geldi hemşire!

Bak işte şimdi sonbaharın anlam ve önemini konuşabiliriz, zira takvimlerimiz 21 eylül’ü gösterdi ve iş resmiyete bindi. Gerçi İzmir hala otuz derece ve üstü sıcaklıklarda seyrediyor ama ufaktan balkona veda etmeye başladığımıza göre sonbaharı karşılayabilirim.

8 Temmuz 2014 Salı

Yaşam kalitenizi artırmak için sporu tercih edin…

Reklam metni yazarı olacak kadınmışım be peh! Şimdi Gülçin yazmış da oradan aklıma geldi.

Bisikletle işe gittiğim ilk gün götü başı dağıtmış olmama rağmen dünyanın en pozitif insanıydım. Telefon da bile sesim çınlıyordu. Spor, dedim, hayata pozitif bakmanın yolu bu. Az biraz bacak iyileşsin yine bisikletle işe gitmeye devam edeceğim. Sonra ne oldu? Annem ayağını kırdı. Ne alaka deme yav, bisiklet için sabah erken kalkmak lazım, refakatçi olmaya gitmek için bisikleti bir şekilde bırakmak lazım. Neyse öylece bekledi beni… Hayır yılmış değildim, “düştüm de korktum” yok bizde. Bakma sen çocukken dere tepe bir cesaretle bisiklet binerdik, şimdi kendime azami dikkat ediyorum. Yokuş aşağı gitme konusunda temkinliyim, mümkün mertebe kaldırımdan seyrediyorum. Canımı sokakta bulmadım yani…

13 Haziran 2014 Cuma

Allah gönül yarası vermesin

Bugün bisikletle metroya bindiğimi, Bornova’da inip bir güzel Işıkkent’e pedalladığımı anlatacaktım ama al işte boktan yaralanma hadisesi “bisikletle metroda nasıl seyahat edilir” başlıklı bilgilendirici paylaşımdan rol çaldı, pis!

Üstelik hiç de cool bir kaza değildi, hatta kaza bile denemez.

BAL’ın önündeki kavşaktan geçtim, hadi dedim mis gibi kaldırım var, kaldırımdan gideyim, bam! Yav bu bisikletin gidonu çok hassas. Tamam bunu biliyorum, katlanan bisikletlerde hızlı bir yön değiştirme sağlıyor, yani kötü bir şey değil ama arkadaş, işte kaldırıma çıkarken gidonun hakimiyetini kaybet sen, denge yalan olsun sonra pat! Dizimin üstüne düştüm, pedal da epey paraladı bacağı. Bu arada bir türlü katlayamadığım pedalların katlanabilir olduğunu öğrenmiş oldum. Direkt bana katlandı diyeyim, sen anla!

27 Mayıs 2014 Salı

Bisikletle ulaşım tatbikatı hem de şehirde!

Dünkü yazı öyle “azzz sonnnnraaa” yazısı değildi tabii. Sadece oku oku baymasın diye yarısı ertelendi.

“porsiyonları azalt hareketi artır” düsturuyla birlikte algılarım “nasıl spor yaparım”a açıldı. Türlü beyin fırtınaları kopardım zihnimde. Boşa koydum olmadı doluya koydum almadı.

Yine en başa gittim, ta çocukluğuma. Çocukken de pire gibiydim. Peki en çok ne oynamayı seviyordum? BİSİKLET! Tabii ya! İlk bisikletim dört tekerlekliydi, kırmızıydı. Arca kadarken alıştırma tekerleklerini çıkarmıştık. Çıkarış o çıkarış… Yayından fırlamış ok gibi çıkmış, bir daha eve girmemiştim. Bisiklet çetemiz vardı, her sokak komşu siteler keşfedilirdi. 4-5 çocuk bütün yaz bisikletin tepesinden inmezdik. Burnumun üzerindeki çiller o günlerin güneş yanıklarından kalma.

Sonra kırmızı bir Pinokyom oldu. (üç kuruş fazla olsun kırmızı olsun:P) Zaten o yıllar ya BMX ya Pinokyo. Pinokyo daha bir evladiyelik görünmüştü gözümüze. Nitekim öyle de oldu, benden sonra kuzenlerim, babamın ustalarının çocukları bindi, belki sonra onların da kuzenleri binmiştir. Aynı gün ablama alınan Bisan’a ise Pinokyodan sonra el koydum, hala da onu kullanıyorum yazlıkta. Arca ile yarış yapıyoruz. Neredeyse 30 senelik… hey gidi…