Yazılar posta kutuna gelsin mi?

bakıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bakıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2011 Perşembe

"Umidimizin" son günü


Dündü. Yanında ayrılma olayını konuşmuyorum bile, hemen ağlamaya başlıyor ve bizim gözler doluyor. İki buçuk seneye ne çok sığmış. Ayaküstü olmaz dedik, akşam beraber yemeğe çıkıyoruz, veda yemeği.

25 Kasım 2011 Cuma

Al benden de o kadar!

Son bir haftadır ofise asla zamanında gelemedim. Sebep? Tabii ki Arca.

Son haftalarda Arca kendi kendine bir veda ritüeli hazırladı. Şöyle ki, benim iş için evden çıkmama yakın Ümit abla geliyor. Kapıyı Arca açmak istiyor ancak Arca mutlaka benim kucağımda olacak. Sonra Umidine bir hıh yapıyor ve biz birlikte salona gidip oturuyoruz.

Bu ritüel her gün eskizsiz tekrarlanıyor, eksik bir done olduğunda ev yıkılıyor.

İşin kötüsü son bir haftadır alışma süreci için yeni bakıcımız Nadire abla da geliyor. Aynı ritüel ona da yapılıyor. Tek fark anne son bir haftadır katiyen işe salınmıyor.

Diller döküyoruz, anlatıyoruz, ikna etmeye çalışıyoruz, yok! Gören de Nadire çocuğa zulmediyor sanır. Halbuki süper anlaşıyorlar. Kanımca Ümit ablanın gidecek olması gerginliği tırmandırıyor. Bir de sabah evde üç kadın küçük beyin peşindeyiz (harem kurdu şerefsiz!) ya iyice şımarıyor.

(Ah ulen hastalıktı Ümit ablaydı derken hassas ruh haline ilişmiyorum, öyle bir tersime gelecek ki feleğini şaşacak ya neyse…)

3 Ekim 2011 Pazartesi

 Post yazmakla kitap okuyarak sızma arasında kaldım. Hehe bil bakalım tercihim ne oldu:)

11 Ağustos 2011 Perşembe

Bugün...

Sabahın köründe Ümit ablanın telefonu ile uyandım. Hastaymış, doktora gidecekmiş.

Geçmiş olsun. Tabii bize de. Annem yazlıkta İlker'in annesi misafirlikte, İlker aldı eline sazı, daha doğrusu Arca'yı, Agora senin ofis benim geziyorlar. En kötü ben yıllık iznimin bir bölümünü kullanacaktım.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

KREŞ

O malum günün geleceğini hiç düşünmemiştik. Sırça köşkümüzde her yükümüze yardımcı olan Ümit ablamızın gideceğini öğrendiğimizde uzun bir süre bu konuda konuşamadık, bu ani haberi hazmedemedik. Sanki konuşmazsak o gerçek, gerçek olmaktan çıkacaktı. Araya hastalıklar, hastaneler girdi. Yok saymadık ama geciktirmek için dünya kadar bahane türettik.

Ümit abla, bakıcı bulmamız gerektiğinde bir perinin sihirli değnek ile yarattığı bir büyü gibiydi. Tek şansımızdı. Ama ne şans! Allah yüzünüze güldü, diyenler çok oldu.

Bizim için önemli olan Arca ile arasındaki ilişkiydi, başka da beklentimiz yoktu, talepkar da olmadık ama o bize çok daha fazlasını verdi. Hangi birini sayayım? Arca daha 1,5 aylıktı, işe başladığında. Süt arttırıcı yemekler mi istersin, anne sütü depolama döneminde manevi destek mi istersin, lezzetli yemeklerini, evi her zaman derli toplu tutmasını, ütüye el sürdürmemesini… hangisini anlatayım?

O Arca’nın bakıcısı değil, bizim evimizin Ümit ablası. Daha da ötesi yok.

Herkesin onun gibi bir dosta sahip olmasını dilerim.

İstanbul’daki kızı hamile, Eylül başında doğum yapacak, kendi torununa bakacak bundan böyle. Konu tartışmaya kapalı.

Kızının süt izinlerini de birleştirerek Ocak ayına kadar bizimle kalacağı gibi bir tesellimiz var, umarım bir aksilik çıkmaz.

Arca Eylül’de 2,5 yaşını doldurmuş, Ocak’ta ise neredeyse 3 yaşında olacak.

Kreş mi? Yeni bir bakıcı mı? Yeni bir bakıcıya alışma sürecinden kısa bir süre sonra bir de kreşe alışma konusu düşündürdü bizi. Böyle bir gelişme olmasa yine 3,5 yaşında kreşe vermeyi düşünüyorduk.

Bakıcı ile ilgili en çok kafamızı karıştıran: ÜA gibisi insanın karşısına hayatta kaç defa çıkar?

Sonunda ÜA’nın Ocak ayına kadar bizimle kalma olasılığı ibreyi kreşe çevirdi.

Şöyle düşündük, Eylül – Ocak arası haftada üç gün yarım, Ocak’tan sonra tam gün.

Öncelikle çok uzun bir süre Arca'nın hazır olup olmadığına kafa yorduk.
Arca,
- Normal insan gibi konuşuyor, derdini anlatıyor.
- Kakasını lazımlığa yapıyor, çişini çoğunlukla beze yapıyor, ancak 1-2 ay içinde bezden tamamen kurtulacağının sinyallerini veriyor.
- Benim tecrübesizliğimden kaynaklanan yaşının annesiz bir oyun grubuna uygun olmadığını sonradan fark ettiğim bir oyun grubu süreci var. Gitmek için yanıp tutuşup ama benimle oynamak istediği ilginç bir deneyimdi :)
- İnsanlarla iletişimi iyi görünüyor.
- Mizaç olarak uyumlu bir çocuk oldu. iki yaş inatları, zorlukları tabii ki var ama memeyi bırakmada, emziği bırakmada bizi yıldırmadı.

Kısacası - emin olmak mümkün değil ama - biz hazır olduğunu hissediyoruz.

Kreş seçimine dışarıdan bakarsan vakit çokmuş gibi görünüyor, kapıdan içeri girdiğin anda seçim sürecinin zorluğu, aslında ne kadar az zaman olduğunu yüzüne tokat gibi vuruyor.

Çalakalem dalmadım olaya. Dersimi çalıştım geldim.

Kitubi (Nurturia) Damla’nın kreş mimini ve mimi cevaplayanları okudum. Sonra Özgürümün yazısına daldım, Kirazımın yazısına gelen yorumlardan çıktım. İzmirli anneler mail grubuna danıştım, Nurturia’da sordum.

Hazırlandım, piştim geldim.

Bu arada İlker iki gündür boş vakitlerinde kreş geziyor. Gezdikçe ne kadar zor olduğunu anlıyoruz. Haftaya bir gün ben de izin alıp tüm donanımımla gezilere katılacağım.

Şimdi teçhizatlarımız tamam, teori zehir gibi ama tecrübe sıfır, dolayısı ile gittiğimizde gezdiğimizde

“Ah şunu da soraydık!”
“Tüh bak ben o konuya hiç dikkat etmedim, hay Allah!”
gibi cümlelerle hayıflanmak istemiyoruz.

Aklımdaki sorular, dikkat edilmesi gereken noktaları maddeledim:
1. Hijyene dikkat edilecek !
2. Yemek konusu mühim : Sağlıklı mı? Abur cubur ara öğünlerde veriliyor mu? Gazoz, çay vs… evde tatmadığı gereksiz tatlar menüde mevcut mu?
3. Kreşte TV var mı? (olanlar varmış)
4. Bahçe nasıl? Çim, halı, plastik vs? Kötü hava koşullarında da bahçeye çıkılıyor mu?
5. Eve ödev veriliyor mu?
6. Sınıflar kaç kişilik? Okulun fiziki koşulları nasıl?
7. Yılsonu gösterisi var mı?
8. Ana baba ile iletişim nasıl sağlanıyor? Özel defterler veya yazışmalar nasıl yapılıyor?
9. Tuvaletler açık mı? (Arca mesela kaka yaparken artık bizi tuvaletten şutluyor, çocukların mahremiyete önem veriliyor mu?)
10. Alıştırma süreci nasıl yönetiliyor? “Ağlar ağlar alışır” zihniyeti mi var?
11. Öğretmenlerin eğitim seviyesi, yaklaşımı? Tanışmak mümkün mü? Pek çoklar müdürü boşver öğretmene bak diye tavsiye veriyor.
12. Çocuklar yemeğini kendisi mi yiyor? Uykuya kim yatırıyor?

Bunlara eklenecek “aman ha şuna da dikkat edin”, “aman şunu atlamayın sakın” diyeceğiniz noktalar var mı?

22 Nisan 2010 Perşembe

Bakıcılı hayatımız

Can'ın annesi sormuş, biz de yanıtlayalım, sözümüzde duralım.

Bakıcılı hayatlarımızda "denge" olduğunu size ne gösterir?
Annenin evde olduğu saatler mi?
Bakıcı ile yaptığı etkinlikler mi?
Annenin yedirme, giydirme, oyun oynama etkinliklerinin miktarı mı?
Annenin mutlu ve güler yüzü mü?
Kuzuların mutlu ve güler yüzü mü?


Anane ve babane bize yakınlar, hık desek yanımızdalar ama biz hiç onların Arca'ya bakmasını düşünmedik. Ben sabah 8-akşam 7 evde yokum, ayda birkaç defa İstanbul, birkaç ayda bir de yurtdışı seyahatleri oluyor. Onların da hayatı var, kimseyi bağlamak istemedik. İmkanları zorlayalım dedik, olmasaydı mecburduk tabii.
Arca'nın doğumundan 1,5 ay sonra artık bakıcı konusunu netleştirmek gerekti. Zaten Arcanın 3. ayını doldurduğu gün iş başı yapacaktım. Üstelik 2. ayda ofisten "hadi bakalım yavaştan başla" sinyalleri almaya başlamıştım.
Bakıcı konusunda hiç alternatifim olmadı ama ilk ve tek adayım yüzlercesi içinden de gelseydi tek tercihim olurdu. Şanslıydık. Arca 1,5 aylıkken yarım gün olarak başladı. Birbirimizi tanıdık, anladık. Sadece Arcaya değil bana da baktı:) Süt yapsın diye az kuru börülce pişirmedi bana:) Ümit abladan tek isteğimiz Arca ile ilgilenmesi oldu, yemekti, ütüydü, temizlikti, hiç talepkar olmadık. Ama zamanla kendi evi gibi her işimizi halleder oldu.
Arca konusunda aramızda bir iletişim var, paralel hareket ediyoruz. Bazı günler evi aramıyorum bile, bazen birbirimizi görmüyoruz, İlker erken gelince Arcayı ona teslim ediyor. Cumartesileri de yarım gün evin temizliği için geliyor, onun buna, bizim ona ihtiyacımız var. Cumartesileri bile Arcanın sabah uykusu sonrası yoğurdunu buzdolabından çıkarıyor, ya da ben üzerini örtmemişsem (kötü anne diilim ayol, henüz uyumadan örtersen gıcık oluyor, dalsın diye bekliyorum) bakıyorum, o örtmüş, o kadar işinin arasında unutmuyor. Huzur önemli sanıyorum. Arca bazı günler Ümit abla evden giderken ağlar, boynuna sarılır bırakmaz. Ona bağlanmasının Arca için ne kadar sağlıklı bir davranış olduğunu bildiğim için hiç üzülmüyorum, hatta hoşuma gidiyor. Arcaya sevgi gösteriyor ki Arca da onu seviyor. Annem bize gündüzleri uğradığında bir gözlemini paylaşmıştı, sevinmiştim: "Arca bütün gün Ümit ablayı takip ediyor, gözünü ondan ayırmıyor" demişti. Biz de Ümit ablayı hiç kırmamaya çalışıyoruz, naif çünkü biliyorum. Bazen yapma dediklerimizi yapıyor, biliyorum. Akşamüzeri muhallebi yedirme, meyva yesin yoksa akşam yemiyor diyorum, eğer gün içinde iştahsızsa yediriyor, söylüyoruz, dayanamadım diyor:) Kızmıyor muyum? Kızıyorum, bazen Arcanın tırnağını derin kessem, ya da hasta etsem kızar bana kızı gibi!! Bunlar göz ardı edilebilen şeyler. Bazı şeyler görmezden gelinmeli, sık boğaz edilmemeli. Önemli olan genel anlamda birbirlerini sevmeleri, bakıcı da evi kendi evi olarak benimsemeli.
Umarım Arca kreşe başlayasıya kadar Ümit abla ile birlikte devam edebiliriz.

Bizim bakıcı ile durumlar böyle. Çoğunlukla iyi. Bu durumda kulağımı çekip tütütü diye ekrana tükürüyorum.

Bakıcılı hayatımızda dengeleri iyi tutturup karşılıklı anlayışa dayanan bir ilişki kurmanın faydalı olduğunu düşünüyorum. Böylece bebek mutlu ve güvende, bakıcı benimseyici, anne ve baba işlerinde huzurlu olur. Formül bu sanıyorum.

Bakıcılı hayatımızın tatlı bir rutini var. Sabah Arca uyanmasa bile mutlaka 7 buçuktan sonra kaldırıyorum. Birbirimizi öpüp koklamalıyız, ben giderken hergün aynı şekilde "ben işe gidiyorum, akşam geleceğim, birlikte yine kuduracağız" diyorum. Bu parolamız gibi bişey. Zaman geçtikçe kudurmanın yerini oyunlar, resimler alabilir, bilmiyorum. Arca genelde ağlamaz ben giderken bazen mızıldanır, CE-E oynarız. Ümit abla kucağına alır, bi içeri bi dışarı ben de asansörü beklerken birkaç dakikada neşemiz yerine gelir, asansöre bindiğimde kahkahalarını duyarım. Ben gittikten sonra pijamasını çıkarırlar, kahvaltı ederler, oynarlar, Arca sabah uykusuna yatar. Uyanında yoğurt yer, oynarlar, mutlaka dışarı çıkarlar. Parka gidemeseler bile ittirgeç arabasını alıp apartmanın önüne inerler. Dışarı çıkamazlarsa bile komşuculuk yaparlar, Nilda ile takılırlar. Sonra öğle yemeği, uyku, akşamüzeri öğünü ve anne gelir:) Akşam geldiğimde "anne geldiii" diye seslenirim. Arca cücesi de bazen "annih" diye saldırır bazen oyununu bırakmaz bile, ben saldırırım. Akşam yemeğini yer, sonra kudurmaya devam, bu aralar yürüyor ya sürekli yürütmeye çalışıyoruz, çok komik:) 9'a doğru son ara öğünle yatma vaktinin geldiği anlaşılır. Gün biter...(bu arada bizim düdük mütemadiyen yiyormuş, yazınca anladım :) )
Arca neyin ne zaman olacağını bilir, Ümit abla geldi mi biz gideceğiz, bilir. Şaşırmaz. Zaten rutin seven bir çocuk, belki biz öyle olsun istedik, yönlendirdik, o da uyumlu bir mizaca sahip olduğu için bize ayak uydurdu. Kimbilir...

Annem hiç çalışmadı, halbuki öğretmen olmayı çok istemiş zamanında, iyi bir öğretmen olurdu, eminim, keşke... Ama hayatı boyunca hiçbir zaman evde oturmadı, öğretmen olamadı ama müzmin öğrencidir, bütün kursları bitirdi (çiçek, kumaş boyama, resim, - acayip yeteneklidir - , seramik, dikiş, nakış, tahta boyama, cam boyama, makrome, daktilo, ingilizce, bilgisayar... eminim atladılarım vardır), şimdi kurs kalmadı, üniversiteye hazırlanıyor, seneye sınava girecek. Ve ablamla ikimizin mutlaka meslek sahibi olmamızı, ekonomik özgürlüğümüzün olmasını istedi. Belki de hayatında bizden tek beklentisi ne kadar zengin olursak olalım asla evde oturmamamızdı. Belki de bu o kadar kanıma işlemiş ki çalışmamayı hiç düşünmedim. Mutsuz olurdum gibi geliyor.

Bir taraftan da kendi mutluluğum için çalışmak acaba evdeki cüceme haksızlık mı diyorum?? Annelik bu işte, acabalar kemiriyor bazen. Sonra evde olsaydım, mutlaka mis gibi kurabiyeler yapabilen, evi her daim toplu, düzenli, bir anne olmak isteyecektim (annem gibi... bizim evde her zaman okul dönüşü kek, kurabiye olurdu, mis gibi kokardı). Ve beceremeyecektim muhtemelen. Hele düzenli olmayı asla beceremeyecektim ve becermeye çalıştıkça mutsuz olacaktım, sanıyorum.

Ne diyordum, konu dağıldı...
Toparlayıp kapatıyorum.
Ahkam kesmek gerekirse, anne mutlu huzurlu olacak. Bunun yolu ne ise öyle yapacak!! Annenin huzuru, mutluluğu, yedikleri sütünden geçer gibi, bebeğe geçiyor. Molalar verecek kendine, zamanlar çalacak. Zor biliyorum, hep yaşıyoruz ama çalıntı zamanlar anneye dolayısı ile bebeğe iyi geliyor. Denge annede bitiyor!

13 Şubat 2009 Cuma

Bakıcı ? Ama nasıl ?

Bakıcı telaşı şimdiden sardı. Tabii daha çok var ama en azından şimdiden belirlemek istiyoruz. Dün İlkerin annesinin bulduğu potansiyel bakıcıyı görmeye gittik. Anne-kız 15 senedir çocuk bakıyorlarmış, İlkerlerin eski komşuları, İlkeri bebeklikten beri tanıyorlar. Anne mutlaka kendi evinde bakarmış çocuklara ama kızı belki başka evlere gidebilirmiş. Kızı dediysem ablamız gibi, yaş 35-40 arası hiç evlenmemiş. Tabii biz sizinle çalışmak isteriz diye atlamadık, geçerken uğrayalım demiştik şeklinde yaklaştık. Ev temiz düzgün görünüyor, anne-kız şen şakrak sevecen. Tabii 30 dakikada bundan başka bir izlenim edinemiyorsun. İlkerin annesi tanımasa, tavsiye etmese herhangi birisinden farklı değiller benim için.
Akşam İlker nasıl diye sordu, işte dedim böyle böyle... Ama bakıcı için nasıl kriterler olmalı?
Kısaca benim için önemli olanlar:
- Sigara içmeyecek (İlker bile bıraktı!!)
- Tecrübeli olacak ama çok da yaşlı olmayacak
- Düzgün Türkçe konuşacak (valla ayrımcı değilim ama önemli olduğunu düşünüyorum)
- Güvenilir olacak
- Sevecen olacak, bebişime çok çok iyi bakacak

da başka neler aramak lazım ? Sonuçta bırakacağım bebiş 3-3,5 aylık olacak, birkaç yaşında değil ki. Tabii ki annelerimiz hergün kontrol edecek, girecek çıkacak eve ama çok tecrübesiziz bu konuda.

Kendisinin yada yakınlarının bu konuda tecrübelerini paylaşmak isteyenler, size çok ihtiyacımız var...