Yazılar posta kutuna gelsin mi?

11 Ocak 2017 Çarşamba

bir bebek gece neden çığlıklarla uyanır ve ağlar?

Bir bebek gece neden çığlıklarla uyanır ve ağlar? sorusuna cevabı merak ederek bu bloga tıklayan sayın internet kullanıcısı, hoş geldiniz. Yeni anayasa, egemenliği milletten, milleti yönetme yetkisini meclisten alıyor ve tek bir insana – kim olduğu önemli değil, Ayşe Fatma Ali Veli – o TEK İNSANA veriyor. Ya o tek insan çok kötü bir insan ise? Bir bebek gece çığlıklarla uyanıp ağlıyorsa, bil ki, geleceğinden duyduğu endişedendir. Bil ki, sayın anne, bugün bebeğinin bir gece vakti ağlayarak uyanmasından, sen, endişe duyarak buraya geldiysen, bebeğin gelecekte de ağlamasın diye iş sana düşüyor.
Katıldığım bir SEO eğitiminde ilk paragrafta anahtar sözcükler bulunursa daha fazla tıklanma alır, gibi bir öneri aklımda kalmış. Ben o eğitimi aldım ama derdim bloğuma milyon tıklanma gelsin olmadığı için hiç dikkat etmiyorum önerilere, içimden geldiği gibi yazıyorum, okuyanlar biliyor zaten.
Bir süredir, gündemle ilgili eleştiri yazıları yazmamayı tercih ediyordum.

Hem korkuyorum, içimden geçenleri yazarsam çok ağır yazabilirim, hem gereksiz buluyorum çünkü benim bloğumu okuyanların benim gibi insanlar olduğunu düşünüyorum.

Bauman’ın da dediği gibi,

“gerçek diyalog sizinle aynı şeyleri düşünen insanlarla konuşmak demek değildir.”

Maalesef.

Böyle yaptığımda küçük sınırlı çevremle birlikte daha da demoralize olmaktan öteye geçemiyorum. Temcit pilavı gibi aynı şeyleri pişir servis et, aynı lafların sakızı çiğnensin. 

Uzun lafın kısası geviş getirmekten bıktım.

İşte bu sebepten, belki olan bitenden haberi olmayan birilerine ulaşırım diye, istatistiklerime girdim, en çok tıklanan yazıyı, en çok hangi soru ve konu ile arama motorlarından bloga ulaşıldığını tespit ettim ve SEO uzmanlarının önerisi ile bunu başlığa ve ilk paragrafa taşıdım. Yani yukarıdaki saçma paragrafın sebebi bu.

Bazen benim gibi düşünen fakat çok farklı kesimlerden insanlarla sosyal medyada etkileşimde olan Blogcu anne Elif gibi kimselerin paylaşımlarını ve Bauman’ın tabiriyle “diyalog” çabalarını okuyorum, daha da umutsuzluğa düşüyorum. Hangi birinin fikrini döndürebilirim? Çaresiz hissediyorum.

Ben ancak başından beri iktidar partisine oy vermekte direten mutfak çalışanımızın gerçekleri görebilmesine çabalıyorum, tek kişi ya tek kişi. Bıkmadan usanmadan her fırsatta (her öğlen yemekte) anlatıyorum. Aldığı asgari ücret artışının zamlarla vergilerle nasıl cebinden geri alındığını anlatıyorum, anladığını umuyorum. Tüm muhalefetimize rağmen, kenar köşedeki meslek lisesine değil de, imam hatibe verdi oğlunu diye gönül koymuyorum, oğluna kitaplığımdan kitaplar getiriyorum, “Fareler ve İnsanlar” gibi… Elimden bu kadarı geliyor.

Durum ciddi, çok ciddi. Bize soracaklar, anayasa değişikliklerini halka soracaklar. Diyecekler ki; bu büyük, bu demokratik, bu laik ülkenin insanlarının elinde olan egemenliği, bir kişiye vereceğiz, ne diyorsun?


O gece ağlayarak uyanmasından endişe ettiğimiz bebeğimizin geleceği için; Hayır.

3 yorum:

  1. harikasın yeliz! az takipçim var ama ben de en çok okunan yazımı bulup aynı şekilde revize edeceğim. bir kişi bile uyansa kardır. harikasın!

    YanıtlaSil
  2. Hani karıncanın hikayesi var ya,"ateşi söndüremesem de tarafım belli olsun" diye..Bizimki de o hesap işte,tarafımız belli olsun,bir kişi bir kişidir..Kalemine sağlık Yeliz ..

    YanıtlaSil
  3. Harikasın ve harika bir yazı olmuş. Çok teşekkürler.

    Göz göre göre egemenlik milletten alınıyor ve hiçbir şey yapamıyoruz. Kahroluyorum.

    YanıtlaSil