Yazılar posta kutuna gelsin mi?

31 Ocak 2014 Cuma

Dumur diyalog #117

A: ben kime benziyorum?
Y: babana benziyorsun
A: sana benziyorum bi kere!

29 Ocak 2014 Çarşamba

Vedalaştım

Beraberliğimizin onuncu yılıydı. Yıllar ikimizi de yıpratmıştı, beni ondan biraz daha fazla. Daha sürerdi bence en azından birkaç kış daha bedeni bedenimde geçirebilirdik. Ama her güzel şeyin bir sonu vardı ve onunla beraberliğimizin onuncu yıl kutlamaları, harika bir veda töreni oldu.

Yine yollarımız kesişecek biliyorum, kapının önüne koyamayacağım ama an be an çıkacak hayatımdan. 

Ufukta bir nokta haline gelen ağır aksak bir gemi gibi köhne… köhne bir gemi gibi sessizce mazimin bir parçası olacak.

Dumur diyalog #116

Bütün koltuk minderlerini oturduğum koltuğun etrafına yığarak bana yuva yapan Arca, son olarak tepeme de çıkar. Tamam öpüşür koklaşırız, derken inmesi gerekir:
Y: Ay annecim dikkat et tepelerden düşeceksin
A: Küçük bir çocuk olarak koltuktan atlama konusunda uzmanımdır da düşmem merak etme!

28 Ocak 2014 Salı

Ayfer Tunç ile tanışmak için güzel bir kitap : Kapak kızı

Kitap kulübünde Türk kadın yazarlara taktığımız bir dönemdi, Mine Söğüt’ün hikayeleri ile başlamıştık, Leyla Erbil’in Tuhaf bir Kadın kitabını çok sevmiştik. Evet Elif Şafak’tan, Ayşe Kulin’den  başka kadın yazarlarımız da var onları da tanımalıydık.

Ne okul mu? Hayır, karnım ağrıyor :(

Antibiyotik iğneleri fenadır, geçen sene beş tane oldum oradan biliyorum. Bir de küçük bir çocuksan of nasıl acır. Ama bizimki gibi bir yer cücesi ise söz konusu olan gözlerine dolan yaşları akıtmayacağım diye derin nefes alır çünkü sen ona “bak Arca hasta olduğunda okula gitmeyeceğim diye seviniyordun, ama hastalık çok kötü bir şey görüyor musun” diye farkındalığını arttırmaya çalışmışsındır.

26 Ocak 2014 Pazar

Ee nerde kalmıştık?

Bitmeyen düşmeyen inatçi ateşin ebesini öpüyorduk. Daha doğrusu ben öpüyordum. İlker ise babalıktan on beş günlük bir izin talep etti, birleştirelim izinlerimizi bebeyim başbaşa takılalım dedim. Yok beni bile istemiyor!

18 Ocak 2014 Cumartesi

İnadım inat dötüm iki kanat...

---- Dikkat! Ağır küfürümsü cümleler içerir!  Yok efendim terbiyemizi bozdun diyene çok pis küfrederim sonra darılmaca gücenmece yok! -----

.. diyen ateş! Senin de gelmişinin de geçmişinin de sülalenin de ebesini öpeyim e mi?

Şu an kafein komasında olabilirim. Söylediklerimden yazdıklarımdan ve hatta düşünebildiğim kadarıyla düşündüklerimden mesul değilim. Sahi dün gece uyumadım biliyon mu blog? He vallaha... Bir ara nöbeti ilkere devretmeyi planladım ama İlkerin Arca'yı duşa ikna etme çabaları kulağıma gelince bir fırlamışım yataktan, gözümü açamıyorum ama ateş ölçer elimde, şaşı olmuşum rakamları okuyacağım diye.

17 Ocak 2014 Cuma

Benim muhterem bir alem!

Antibiyotik dün bitti, biter bitmez de yeni bir öksürük başladı.
An itibariyle kulağımda öksürük krizi elimde bilgisayar... Halim hal değil ya neyse...
İlker'in hastalığı Arca'nınki bitmeden başlamıştı, zaten bir haftadır uyumuyordum, üç gün daha eklendi. Onunki bitti, yine Arca. Sıra bana gelmesin hiç sırası değil zira...
İşleri eve getirir durumdayım, az önce yazdığım yığınla maili Çinli kardeş bilgisayarını açar açmaz görecek ve muhtemelen ebeme küfredecek. Saat farkı bebeyim idare et bir zahmet!

Bu aralar aynı anda birkaç kitap okumak, deli gibi yazmak, sosyal medyanın altını üstüne getirmek istiyorum, öyle deli bir enerji hasıl oldu bünyeye. Allah hayra çıkarsın. Hemen hiçbirini yapamıyorum tabii.

14 Ocak 2014 Salı

Başbakan olsaydım önce eğitim sistemimizi değiştirirdim

Bir ülkeyi cehalete sürüklemek için önce kadınların eğitimlerini kısıtlayacaksın, böylece toplumun %50'sini (hayır meşhur %50 değil:P) cahil bırakmış olacaksın, sonra da o %50 geri kalan %50'yi yetiştireceği için toplumun tamamı otomatikman geri kalmış olacak.

Nefis bir cahilleştirme modeli, bana bir yerden tanıdık geldi, ama nerden:)

Sonra şu aşağıdaki haberi okudum, baktım baktım... hiç ama hiç tanıdık bir şey göremedim, yaz siz?

13 Ocak 2014 Pazartesi

Grip beni teğet geçer - mi acaba?!


An itibariyle yine bir ateş nöbetinde karşınızdayım sayın seyirciler! Hayır bu defa İlker. Cuma gecesinden beri 38.5'in altına düşmeyen ateşin tek açıklaması muhtereme göre it gribi! Bence h3n2 mi ne herhalde ondan. Bütün belirtiler net. Ama ona sorsan köpek ettiği için farklıymış bu, it gribiymiş, öyle diyor.  Dağ gibi adam (tamam bir everest değil ama bir sipil dağı olabilir pekala) iki gündür kolunu kaldıramadı. Bir yerlerde okumuş ilaç şirketlerinin ilaç satmak için laboratuvar ortamında ürettiği bir virüsmüş, ellerinden öpüyor üreticileri, buradan da belirteyim dedim. 

10 Ocak 2014 Cuma

Ben niye tırsıyorum?

Efendim bundan 3 sene kadar önce bu yavru ciddi bir antibiyotik tedavisinin ardından düşmeyen ateşle başa çıkmaya çalışmış, başaramayınca da doktora tekrar gitmiştik. Dinleme bulgusu yok, öksürük yok, akıntı yok, bir bok yok yani ama bam ciğerinde kist. Kandaki enfeksiyon tavan.

Teşhis bile konamıyordu. Efendim parazit mi doğuştan mı, yoksa Allah muhafaza…

9 Ocak 2014 Perşembe

iyi bir anne değilim, sadece çabalıyorum.

31 Aralık’ta Arca’ların okulu yarım gündü, eh bizimki 11:00’de okula gittiği için göndermemeye karar verdik. Sabah saatlerinde evin kapısı çalındı, karşı komşu. Dört yetişkin bir oğlanı okula gitmeye ikna etmeye çalışıyorlar, destek istiyorlar. Tuna, Arca’dan iki yaş küçük ve o an onu ikna edebilecek tek şey “hmm evet Arca da okula gidiyor bak hadi bakalım giyin hemen” cümlesi. Babası da aynen bunu talep ediyor bizden. Düşünmeden talep edilen cümleyi sarf ettim. Arca yanımda, sesini çıkarmadı, el salladı içeri girdi. 

Pörtleyen göbeğime evrenden mesaj geldi! #bugunbasliyorum

Yılbaşı sofrasında ipin ucunu kaçırınca gerisini koyverdim gitti. Küçük çapta pörtleyen göbeğime bakıyordum ki, bu aşağıdaki paket geldi.



Tam da hah “artık biraz dikkat edelim yediklerimize bu ne böyle? Vol.47147913473” sinyal vermeye başlamışken. Tamam budur. 

Bugün yine yeni yeniden başlıyorum.

Yok yav diyet bize ters. Yediklerimize dikkat edeceğiz, her sabah susamlı İzmir gevreği kemireceğimize, biraz da Nesfit tam buğday ve pirinç gevreği tüketeceğiz. Yemeklerimizin yanına salatayı eksik etmeyecek, her gün mutlaka meyve yiyeceğiz. Ha unutmadan bir de yeniden yogaya başlayacağız. Biz derken ben yani, ama ben de katılırım dersen, buyur bacım dükkan senin!

https://nestle-fitness.com/tr/bugunbasliyorum/ 

Buradan girip bir güzel fotoğrafını mesajını yazıyorsun sonra da reklam yüzü olma şansı yakalıyorsun. Tabii benim kadar şansın olur mu bilmem:PHadi eyvallah ben yogaya kaçar! Gülmeyin yav! Bu defa kesin başlıyorum, çok pis gaza geldim:)


8 Ocak 2014 Çarşamba

Anket! Günün çorbasının rengini seçiyoruz.

Çok ama çok sadık bir okuyucumdan :) turuncunun kendisini rahatsız ettiğine dair bir duyum aldım. Yo aslında direkt arayıp bu ne?! dedi, şu an burada açıklayamayacağım sebeplerden dolayı haklıydı. Ben de hadi yaptım oldu olmasın, gözü gönlü ne görmek ister okuyucunun diye anket yapmaya karar verdim. 

Cevaplamadan geçmeyin vallahi kaldırmam bu postu daha da yazı filan yazmam! bıkarsınız banner görmekten yeminle! Hadi bakiyim fuşya mı, gri mi, mor mu, sarı mı? blog geneline de seçilen renk hakim olacak belirteyim.


FUŞYA

GRİ


MOR


SARI


Daha

Hakan Günday'ın okuduğum ilk kitabı son kitabı yani "daha".

Oldukça gerçek dışı bir hikaye oldukça gerçekçi anlatılıyor hem de bizzat kahramanın kendisi tarafından. Fena halde dağıtan bölümler var özellikle çocuk tecavüzü. Etkilenmemek mümkün değil. Ama açık konuşmak gerekirse beni en etkileyen kısım dünyanın en güzel kızı kısmıydı. 

7 Ocak 2014 Salı

Tamamlanmak

“Dost nedir?” desen, hiç düşünmeden “yıllar sonra görüştüğünde bile yıkıla yıkıla gülmeyi başardığım insanlar” derim. Çok şükür ki elimde hatırı sayılır sayıda var :) Üç tanesiyle yılbaşından önceki hafta görüştük, Tuba te Hong Kong’lardan gelmiş kaçırır mıyım! Gülayşe ve Elvan derhal dahil oldular ve Midpoint’teki o masa bir anda on beş sene önceki yurt odamıza döndü. Etraf masalardan kulak kabartanlar, kahkahalarımıza cıkcıklayanlar, “susmayacak bunlar, yar bana biraz huzur” deyip başka masalara kaçanlar oldu mu bilmiyorum. Ben dostlarımla kahkahanın dibine vurmaktaydım. Bir de ateş, öksürük, hastalık… bıyyy çekilecek bok değildim de çektiler sağ olsunlar. İçmeden sarhoş kafası ettiler beni yeminle! Akşamın ilerleyen saatlerinde Arca’nın videolarını açıp dalgamızı geçtik, (çocuk istismarında son nokta, kadın muhabbetlerine meze oldu garibim) en son ayrılırken botokstan bahsetmekteydik, mevzu öyle derindi ki bitemedi kaldı öyle…

6 Ocak 2014 Pazartesi

Dumur diyalog #115

A: Annem artık yılbaşı ağacını kaldıralım
Y: Niye oğlum ya ne güzel ışıl ışıl kalsın biraz daha?
A: Yılbaşı geçti artık hediye gelmez nasıl olsa kaldıralım gitsin!

4 Ocak 2014 Cumartesi

Pinterest’i nasıl bilirsiniz?

Ya da bilir misiniz? diye sormak lazım belki de.

Ya da bilmeyen kaldı mı diye… Ben bilmeyenler için anlatacağım. Çünkü deyim yerindeyse faydalı bir icat. Ama sadece doğru kullandığınızda. Pinterest bence diğer tüm sosyal paylaşım mecralarından daha fazla zaman hırsızlığı yapan ucu bucağı belirsiz dipsiz bir kuyu. Her gün bakmaya kalksan saatlerini yer şerefsizim. Çünkü görseller nefis, fikirler yaratıcı, bak bak bak bak doyamadım türünde…

3 Ocak 2014 Cuma

"Arca oğlum, senin annen bir salaktı!" Vol.19

Hatta baban da…
Yazacağım unutuyorum. Ter testi konusu.

Yurt dışındaydım, İlker Arca’yı bitmek bilmeyen öksürük şikayeti ile doktora götürmüş. Bunca zamandır devam eden öksürük ya akciğer enfeksiyonu ya da sinüzittir denmiş, sinüs grafisi çekilmiş, sonuç? Tabii ki sinüzit. Samimi söylüyorum, akciğer enfeksiyonu daha çok üzerdi beni. Ama asıl üzüldüğüm kendi mallığım. Zira bende annelik kumaşı yok farkındayım. Bir anne çocuğunun sürekli öksürmesini nasıl sorgulamaz. Ne var bunu altında yeni bir hastalıktan görmezden gelerek mi kurtulacağımızı sanıyorum? Ne yani? Bilmiyorum. Tek bildiğim İlker’de benden daha fazla annelik içgüdüsü var. Allahtan…

Aile Çay bahçesi

Muhteşem bir çocuktan sonra “ay biz bu işi iyi yapıyoruz bir tane daha yapalım” diyerekten ortaya çıkan bir hayal kırıklığıyım ben. Yok lan o kadar değil tabii ama ben öyle olduğumu düşünürdüm. Ablam prenses, hanım hanımcık bir kız çocuğuydu, benim gibi peruk kafalı bir cadı beklentileri pek karşılamamıştır kanımca.


Babababak illa taklit edeceğim kızın oturuşunu, duruşunu... ama tabii serde asalet olmayınca benim gibi bir şebek çıkıyor ortaya.

Konuşturan Banner Uygulamasıyla Binlerce Kişi Huzurevlerindeki Yaşlıları Kutladı

Mobil teknolojileri gençler her zaman daha yoğun kullanmış ve faydasını daha çok görmüştür. Ta ki 1 Ekim 2013’e kadar... TENA tarafından gerçekleştirilen yaşlılara özel sosyal sorumluluk projesinde, mobil ve internet teknolojileri, yaşlılarımızı mutlu etmek ve onlara unutulmaz bir gün yaşatmak için kullanıldı. Dünya Yaşlılar Günü’nde tüm Türkiye’nin sesini huzurevlerindeki yaşlılara ulaştırmak ve onları hatırlamamızı sağlamak için, dünyanın lider yaşlı ve hasta bezi markası TENA tarafından bir interaktif banner kampanyası gerçekleştirildi.

Gün boyunca www.hurriyet.com.tr ‘deki bannerlarda ve www.herzamangenc.com ‘da gerçekleştirilen sosyal sorumluluk projesinde; mobil teknolojinin gücü, internaktif bir video banner ile mutluluğa dönüştürüldü. Sabahtan akşama kadar yayınlanan reklam bannerlarına tıklayanlar, açılan ekrana cep telefonu numarasını girerek, saniyeler içinde çalan telefonlarının diğer ucunda bir huzurevi sakininin sesini duydular ve dünya yaşlılar gününü kutladılar.

Bu sürpriz kutlama kampanyasının iç ısıtan görüntülerini izleyince, kendinizi bir huzurevinde ya da bir aile büyüğünüzü ziyaret yolunda bulmanız kuvvetle muhtemel.

Bu kampanya, bir taraftan huzurevlerindeki yaşlılarımızı 1 Ekim boyunca aldıkları telefonlarla mutlu ederken, diğer taraftan 12 Kasım günü ödül töreni yapılan Mediacat Felis Ödülleri’nde 2 dalda aldıkları yaratıcılık ödülleri ile hayatlarındaki en özel anlardan birini yaşatmış oldu: http://www.herzamangenc.com/11/en-yaratici-dijital-sosyal-sorumluluk-projesi/  

Siz de bu sosyal sorumluluk kampanyasına destek olmak ve huzurevlerini aradığımızda yaşlılarımızın yüzlerinde yaratabileceğimiz mutluluğu etrafınızdaki kişilere anlatmak için kampanya videosunu #bukızıgüldür hashtagi ile paylaşabilirsiniz.

Bir boomads sosyal sorumluluk içeriğidir.

2 Ocak 2014 Perşembe

Okumak güzeldir.

Hani hobilerini sorarlar ve başlarsın “sinemaya gitmek, kitap okumak …” DITTTTTTTT

Hayır yavrum evladım okumak bir hobi değildir bir yaşam biçimidir. 

2013'ü gömdük... Yaşasın 2014!

Arca takriben sekiz defa hasta oldu. Son olarak portföyüne sinüzitin de eklenmesiyle "bitti artık" diyenlere nanik yaptı. Ancak bütün yazı hiç hasta olmadan geçirmesi, "bu çocuğa bakamıyoruz anneannesi ve babaannesi daha iyi bakıyor" düşüncesinin belleklerde yer edinmesini sağladı.

Yeliz zatülcenp olarak on gün yattı ve bir üç gün de anjin olarak yattı. Uzmanlar yelizin artık yaşlandığında hemfikir.