Yazılar posta kutuna gelsin mi?

30 Mayıs 2013 Perşembe

#avmleriboykotediyoruz

İstanbul’a ikinci gidişimin sebebi üniversiteye kaydımı yaptırmaktı. İlkini bizimkilerin “çocuklar gezsin öğrensin” projesi kapsamında yapmıştık, bütün sarayları, müzeleri gezdirmişlerdi bize, çocukluğumun ne keyifli anılarından biridir. Arabada yolculuk ederken arka koltuğun tam ortasında, bacaklarımı iki ön koltuğun arasına sıkıştırıp kucağıma açtığım deftere gezi notlarımı yazdığımı hatırlıyorum. (Evet, o zamanlar da otu boku yazmak gibi bir manyaklığım vardı ve evet, o zamanlar arka koltukta emniyet kemeri yoktu ve evet, ben son derece “tehlikeli” bir biçimde yolculuk ederdim ve evet, o zamanlar bu kadar maganda da yoktu)

28 Mayıs 2013 Salı

Dumur Diyalog #100 : Özel sayı - oku oku bitmez:)

---- Yok yok sezon finali, büyük final filan değil. Sadece #100 özel olsun diye uzattım. Arca'da bu çene anasında bu azim oldukça #1000 görür bu "dumur diyalog" serisi:) -----

A: Her sabah peynir yumurta mı yicem ben!
Y: Sen bilirsin annecim peynir yumurta kemikleri güçlendirir, yemezsen arkadaşlarınla koşmaca oynarken onlara yetişemezsin, hep arkada kalır, üzülürsün.
A: Bir şey olmaz. Dairede koşarsan en arkada koşan hep birinci olur.
………………..

24 Mayıs 2013 Cuma

Nerden aklına geldi dersen... Hiç öyle işte...

Hıdrellez geçeli çok oldu gerçi, Arca'nın yine hasta olduğu günlerdi dünyamızı şaşırdığımız günler. Nitekim dileklerimizi yazıp da denize atamadım:( neyse Hıdrellez deyince aklıma Arca'nın yaşında olduğum o yıl geliyor. Ya da daha büyüktüm bilmiyorum. Göztepe sahilinde ateşler yakılmış herkesler üstünden atlıyor. Nasıl istiyorum atlamayı ama mümkün değil tabii. Götü başı yakarsın.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Büyüyecek diye ödüm patlıyor!

Geçen akşam eve girdiğimde İlker’le Arca çoktan gelmişlerdi. Hepimiz yorgunuz, açız. Havadaki elektrik küçük bir kasabasının şebekesine yetecek boyutta. İnce bir çizgi üzerinde cambazlık yapıyoruz, ilk kim patlayacak, birbirimizi süzüyoruz inceden.

“Yemekte ne var?” sorusu yer cücesinin ağlamasını tetiklemeye yetti. Sabah NA ile birlikte karar verdikleri yaz ıspanağı vardı (semizotu) bir de hafta sonu yaptığım bezelye.

Önce dudak büküldü, semizotu yemek istemezmiş, şansını denedi. “iyi de çocuğum NA ile karar verdiniz, senin istediğin yapıldı ya…” dememize kalmadan sel suyu gibi aktı gözyaşları.

Ben bazen Arca’nın ağlamasına çok gülüyorum. Ayıp aslında, sen ağlarken biri sana gülse iyi mi olur ama tutamıyorum kendimi. Öyle çocukça, öyle safça ağlıyor ki sebebini umursamıyorum bile. Eskiden gıcık olurdum, ağlamasını durdurmak isterdim, İlker mesela, hala gıcık oluyor. Her istediğini ağlayarak istemesinden nefret ediyor. O açıdan bakınca haklı ama belli işte bu saatte karnı aç, yorgun, şarj olması lazım. Eh bir şeyler de istediği gibi gitmeyince ağlayarak deşarj olması lazım.

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Çocuklar tekrarları severler : “Süper Kurti”

Arca ilk defa bir kitabı üst üste yedi kez okuttuğunda, “bu ne be!” demiş, sonradan bu küçük insanlar hakkındaki gerçeği öğrenince fazla ses etmemiştim.

Tekrar, küçük çocukların öğrenme biçimdir.

İyi tarafından bakalım, bir süre sonra biz de kitapları ezberliyor ve metinden kafamızı kaldırıp nefis çizimlerin tadını çıkarabiliyoruz. (züğürt tesellisi:P)

Merak eden çocuk... BÜMED

Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından kurulan BÜMED Merak Eden Çocuk Anaokulu ve İlkokulu, Arnavutköy'den sonra şimdi de Çekmeköy'de ikinci şubesini açıyor. Eğitim dünyasına farklı bir bakış açısı getirmek üzere yola çıkan Merak Eden Çocuk Okulu, 150 yıllık geçmişi olan Boğaziçi Üniversitesi'nden aldığı kültürel ve bilimsel mirası, uzman eğitimcilerinin dinamizmiyle birleştiriyor. Okul merak eden, hayata olumlu bakan, öğrenme sürecinden keyif alan, kendine güvenen, mutlu bireyler yetiştirmeyi hedefliyor. Çekmeköy'deki ilkokulun anasınıfları ve 1. sınıfları için kayıtlar halen devam ediyor.
http://www.merakedencocuk.com/index.html

Okul seçiminin daha da önem kazandığı şu günlerde sizlerle paylaşmak istedim. Hepinize iyi şanslar ve çocuklarımıza da zihin açıklığı diliyorum!

21 Mayıs 2013 Salı

Arkadaş edinme sanatı, yazan: Arca

Arca küçükken parkla ilgili iki hayalim vardı, biri arkadaş edinsin mal mal bakınmasın etrafa, anasına yapışmasın. İkincisi büyüsün de o kendi başına oynarken ben de rahat rahat kitabımı okuyabileyim.

Büyüdü. Arkadaş edinmeye de başladı, hatta bu cumartesi “çok az arkadaşım var, yeni arkadaş edinmek istiyorum” dedi. Allahtan başka bir şey isteseymişim: )

İkinci dileğim hiç gerçekleşmeyecek kanımca. Her parka gidişimizde elime alıyorum kitabı, iki sayfa okumadan geri getiriyorum. Zira Arca’nın park halleri kadar ilgi çekici bir kitapla tanışmadım henüz.

20 Mayıs 2013 Pazartesi

John Fante, Toza Sor

Garip ama gerçek! Bir gün facebook’ta birinin durum güncellemesinde kitaptan bir alıntı okudum, vuruldum. Neden kimse bana daha önce John Fante’den bahsetmemişti?

Kinci değilim. Bu yamuğu hemen unuttum ve gugılladım, “John Fante, Toza Sor”. Patır kütür çıktı bilgiler… Bukowski’nin taptığı adam! Bukowski’nin yere göğe sığdıramadığı ilham kaynağı yazar! Ve Bukowski’nin önsözünü yazdığı kitap!

Kefir nasıl yapılır? Kefir mayası nereden bulunur?

Ben bile yapabildiğime göre çok kolay yapılır!
Allah seni inandırsın, kaçtır yapıyorum, mis gibi.
Kefiri ve yapımını ben keşfetmedim tabii ki binlerce yıldır yapılan içilen çok faydalı bir içecek kendisi. Dilim döndüğünce söyleyeyim, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, bağırsak florasına iyi gelen bakteriler içeriyor, sindirim sistemi için de son derece yararlı. Sonra süt içemeyen insanlar vardır, misal ben! Hem sevmem hem de Nesfitin içine azıcık koyduğum light süt bile rahatsız eder beni. İşte benim gibi mıymıntılar için nefis bir alternatif. Aslında süte alternatifim yoğurttu benim, bir kilo yoğurdu bir oturuşta bitirecek potansiyelim var. Gel gör ki son zamanlarda yoğurt da karnımı şişirmeye başladı (dikkat bira şişirmiyor katiyen, terbiyesiz yoğurt şişiriyor), hatta inek sütüne ve süt ürünlerine bir alerjim mi var diye düşünmeye başladım.

16 Mayıs 2013 Perşembe

Blogcu Anne dizi oyuncusu mu oluyor? "Kıvanç Tatlıtuğ'la bir projeyi düşünebilirim!"

Blogcu Anne Elif Doğan şaşırtıcı açıklamalar yaptı.
Dizi oyunculuğuna göz kırpan güzel annenin hiç bilmediğiniz yönleri bu söyleşide.

Dün akşam, “Kuzey”den esen fırtınadan sonra, bu söyleşi böyle bir manşeti hak etti kanımca. Hani o manşete aldanıp okuduğumuz haberler var ya, onları yazanlar kesin çok eğleniyorlar. İçlerinden yaramaz bir ses “var ya şimdi nasıl merak edecekler, okumak isteyecekler, nihohohoa” demiyorsa, şerefsizim!

Her şey
Blogcu Anne’nin kitabının ofise gelmesiyle başladı. Yok, yok aylar önce Blogcu Anne söyleşilerinden birine "Yav Elif ben de seninle bir söyleşi yapsam, pek geyik olur ama ..." gibi bir yorum bırakmamla başladı. Elif, tabii ki tüm mütevazılığı ile “VARIM” demişti. 

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Sen beni işten atamazsın, ben istifa ediyorum!

Bitmek bilmeyen ateş ve kulak ağrısına son çözüm antibiyotik iğnesiydi.
Hastaneye gitmeden önce sadistçe “sen hasta olmak için elinden geleni yapıyorsun, hasta olurum evde kalırım, içtiğim bir şurup olsun, diyorsun ama o iş öyle kolay değil! Bak iyileşemedin, doktor iğne verdi, şimdi hastaneye gidip iğne yaptıracağız sana” dedim. Bizde yalan yok abicim, kelimesi kelimesine böyle söyledim. Bilsin başına gelecekleri, ağlayacaksa ağlasın, hiç koymaz bana.

14 Mayıs 2013 Salı

Fransız mıyım neyim?

Bir “Fransız” modasıdır gidiyor. Çok net hatırlıyorum, yıllar önce çok satanlar listesinde bir kitap vardı. Fransız kadınlarının formlarını nasıl koruduklarını anlatıyordu. Hayır, özel bir şey yapmıyorlardı. Yemeklerini keyifle yiyorlardı, sadece porsiyonlarına özen gösteriyorlar, şaraplarını tatlılarını sofralarından eksik etmiyorlardı. Kesinlikle her yere yürüyerek gidiyorlardı.
Tamam demiştim, ben kesin Fransız’ım. Sosyal aktivite olarak aklına ilk gelen şey “dışarıda yemek” veya "yemekli misafir" ise, üstelik 50 kilodan bir gram fazla almıyorsan ne düşünürsün? O yıllar gençtim ve dötümle yemeye başlamamıştım. Üstelik arabam yoktu. Taksim-Bebek arasını vasıtasız sadece tabanvay tamamlayan kaç manyak tanıyorsun, sorarım! Bir Fransızlar bir ben, üçüncüsü yok.
O kitap çok tutmuş olacak, o gün bugündür Fransız aşağı Fransız yukarı.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Bu ülkeyi terk etmek için 10. sebep: 35 ACR 11' in temsil ettikleri

Sadece bu hafta sonunu yaşamış olmak bile en az dokuz sebebi saydırıyor:

1. Hatay’daki saldırı
2. Daha fenası buna gösterilen tepkisizlik
3. Yas ilan edilmemesi
4. Medyanın duyarsızlığı
5. Maçlarda toplanan kalabalığın Hatay’daki saldırı için tek yürek olamamış olması
6. Bir taraftarın bıçaklanması

daha sayayım mı?

7. Reyhanlı’da ölenlerin sayısını duyuran gazetecinin tutuklanması
8. Haber yasağı getirilmesi
9. tüm bunlara rağmen hükümetin hala istifa etmemesi (gerçi umudum yoktu da gelişmiş ülkelerde böyle yapıyorlar ya hani belki bir ihtimal dediydim)

Bunlar benim takip edebildiklerim sadece.

Gelelim 10. sebebe.

“Cimbom’a koyduk eğleniyoruz”

Bunu facebook’unda paylaşan “arkadaşım”a, “iki göbecik de Reyhanlı’da ölenlerimiz için atın da tam olsun” diye yorum yazacaktım ki durdum. Yoo, Galatasaraylı olduğum için değil, bunu Galatasaraylı bir öküz de yazsaydı ona da aynı hisleri beslerdim.

Dün gece küme düştüğü için pek “incinip” İzmir’i savaş alanına çeviren Göztepeliler çok mu farklı?

9 Mayıs 2013 Perşembe

Adamı strese sokmayın kardeşim, yoga yapın işte!

Strese dayanıksızmışım ben. Geçenlerde yaptığım kişilik testinin sonucu böyle diyor. Aynı testin diğer iki sonucu (çok sosyal ve çok sadıkmışım aynı zamanda) için “evet kesinlikle doğru” derken acele etmeseydim, “yürü git, antin kuntin testler bunlar! dayanıklıyım ben strese! Döverim lan ben stresi” şeklinde saçmalayabilir, testi haklı çıkarabilirdim.

Diyemedim, içimde kaldı. Sadece “hadi ya ilginçmiş” şeklinde konuyu kapattım. İtiraf edeyim fena koydu. “Stresli miyim ben? Strese dayanıklı değil miyim? Zayıf mıyım ulen manyak mıyım?” diyen iç sesimi susturmadım, muhterem kocama sordum. Öyle ya beni benden iyi kim tanır?

Dumur diyalog #99

Sabah anasıyla babasını yataklarında uyurken dürten cüce; “FINDIĞIMI YEMİŞSİNİZ!”

“Hönk?”

“Paketini çöpte buldum, fındığımı yemişsiniz!”

Y: Üf arca sabah sabah yaaa

A: Sürpriz* torbam da ortadaydı, ne yediniz içinden?

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Depresyonda bir manyağın serzenişsel tespitlerine kuşbakışı göz atış

-          Yasal uyarı! İntihara meyilliysen okuma, sebebin olmayayım! –
Uzmanlar on beş gün boyunca her gün mutsuzsan, hiçbir şeyden zevk almıyorsan, uyku düzensizliklerin ve yeme bozuklukların varsa “depresyon” teşhisi koyuyorlarmış.
Boş ver uzmanları! Bugün “ak” dediğine yarın “kara” diyenin önde gideni onlar. Gel ben sana depresyonu anlatayım.

7 Mayıs 2013 Salı

Edebiyattan anlamam!

Oradan bakınca, anlıyor gibi mi görünüyorum?

Tamam evet, Türkçe’m düzgündür. Noktalama işaretlerinin doğru kullanılmasına, anlatım bozukluklarına dikkat ederim, o kadar. Benimkisi dilbilgisinin matematiğine duyulan bir şefkat sadece.

Bana kısaca Türkçe’yi doğru kullanmaya çalışan bir “okuma - yazma meraklısı” denebilir.

Perişanlar Sezon Finali (mi acaba?)

Salyası sümüğü eksik olmayan Arca cücesinin böyle böyle sezonu kapatacağını umuyorduk. Meğer fena halde yanılıyormuşuz. Araya bir film sıkıştıran yapımcılar, tatmin olmamış olacaklar ki muhteşem bir sezon finali tasarlamışlar, sağ olsunlar (!)
Evde nanemolla geçirilen hafta sonunun son gecesinin karanlığını “anneaaa kulağım ağrıyor” çığlıkları yırttı. Perişan ana önce yine oralı olmadı (ne geliyorsa başına bu görmezden gelmeler yüzünden geliyor zaten. “No spoon” deyince hastalıklar yok olmuyor yavrucuğum deprem vergisi mi bu!)

3 Mayıs 2013 Cuma

Ömrümün kalan yarısının ilk günleri Vol.2

Büyüdüler resmen! Sabah Nil’i aramam gerekti, Arca Berk ile görüşecekmiş, telefonda kim hangi arabayı getirsin sohbeti yapıldı.

Güya bu cüceleri sinemaya götürecektik, üç oğlan ile güne başlıyorsan gün asla planladığın gibi bitmez.

Önce Agora’da yemek sonra Palmiye’de sinema, oradan Kipa’da alışveriş, Hayat’larla buluşma ve doğum günü kutlamasıyla sona eren bir gün yaşadık. Biz bunları yaşadık ama bizim oğlanlar için dün günlerden “AVM koridorlarında koşma” günüydü. Ve ayrıca yerlerde sürünme ve hatta tepişme…

2 Mayıs 2013 Perşembe

Ömrümün kalan yarısının ilk günleri Vol.1

Zatülcenp (bu ismi de çok seviyorum yav, ince hastalık tınısı var, sanırsın ki ben bir küçük hanfendüyüm ay neyse…) geçirdiğim hafta mal mal televizyona bakarken bir filme denk geldim. “Jane Austen kitap kulübü”. Beş kişi her biri farklı sebeplerle Jane Austen kitaplarını tartıştıkları bir kitap kulübünde buluşuyorlar. Her ay Austen’in bir kitabını okuyorlar ve aralarından biri ev sahibi oluyor. O kişinin evinde ya da misafir edeceği bir yerde toplanıp, yiyip içip kitabı konuşuyorlar.

Merak edenler için film budur: http://www.imdb.com/title/tt0866437/

Bizim de Nurturia’da kitap ve film kulübümüz var, ama sanal ortamda tartışmak, o elle tutulur atmosferi vermiyor sana. Ben kitapların bende bıraktıkları izleri blogumda da yazıyorum, diğer kitap kurtlarının yazılarını da okuyorum, sanal ortamda kitap tartışmak buna benziyor biraz da.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Yaş 35 yolun yarısı... Klişemi seveyim.

Hep böyle bir başlık atmak istemiştim eh insan ömründe bir defa 35 olduğuna göre bugüne kısmetmiş:)