Yazılar posta kutuna gelsin mi?

31 Aralık 2011 Cumartesi

Bir yılbaşı yazısı : KÖPEKLER GİBİ PİŞMANIM!


Evet abicim güya sabahın köründe kalktık kimseler dadanmadan işleri hallederiz diye yola çıktık. Bu kadın, yani ben son üç günümü uykusuz ve mutsuzi depresif ve manyak geçirdiğim için Nadire ablaya hediye almayı unuttum. Üstelik izin günümün yarısını İlker'le AVM dolaşarak geçirmiş olmama rağmen!

30 Aralık 2011 Cuma

Yıllık yılbaşı ağacı hatıra çekimi

İzin günü, boş boş oturacağıma geçen yılki gibi fotoğraf çekeyim, her sene için ayrı bir anısı olsun.

Burda biri pazarda teyzelere şevket-i bostan tarifi veriyor!

Pazara gidince ilk iş Elif nineye uğruyorum. Ot çer çöp hep ondan alıyorum, bazen de yumurta. Minik ama sarısı neredeyse turuncu yumurtaları var.

29 Aralık 2011 Perşembe

Hayata insanlara dokunmayı başarabildin mi?

Bazı insanlar vardır, "gözlerimi kapatır görevimi yaparım" derler. Bazıları ise gözlerini dört açmış, yaptığım işe daha fazla ne katabilirim diye didinirler.
Bizim ofiste Gül var mesela. Canavar gibi. Gencecik evlenmiş, benim yaşımda ama boyunca çocuğu var. Ortaokul mezunu, çok uğraştık liseyi bitirtemedik, velisi olacaktım yav...

Cansu bize geldi


Aylardır görüşmüyorlardı.
Sırayla hasta oluyorlardı.
Cansu'nun geleceğini öğrendiği o gün takım eşofmanlar giyildi. Bevk'in aldığı parfüm süründü.

28 Aralık 2011 Çarşamba

Dumur diyalog #35

A: Cansu beni koklasın.

Y: Çok güzel kokuyorsun.

Hafta sonu Vol.3 : DIY'ın Dibine vurdum şerefsizim!


Hafta sonu ayazdan burnumuzu dışarı çıkarmadık. Arca pencereden güneşi gösterip "bugün hava çok güzel" şeklinde kıtır attı ama yemedim:P Yağmur, kar eyvallah... 10 C'ye kadar dış hava koşulları eyvallah ama ayaz soğuk bııırırırı...

Arca ile tek başımıza olduğumuzda her şey çok güzel. Üçüncü şahıslar olmasın mümkünse, hatta İlker bile... Tüm cumartesi günü tek arıza çıkarmadı. Tamamen onun istekleri doğrultusunda hareket ettik.

Misal erkenden öğlen uykusu uyumak istedi, hay hay... Erkenden pilav istedi, hemen! Yanına et, derhal! Ayran pek tabii!

Kurabiyelerden bahsetmiştim.

Şirinlere ev yapalım mı dedim, atladı fikrin üzerine!

Yaratıcılıktan değil be ya... Ela'lara gittiğimiz o gün çok şaşırtıcı bir şey oldu ve Arca, Ela'nın oyuncak evi ile epeyce uzun vakit geçirdi. Oyunlar kurdu, konuştu, vs...Eve döndüğümüzde ilk iş İlker'e anlattım.

Nitekim Şirinler'in şarkısını söyleye söyleye beklentimden çok daha uzun zaman bu dandirik evin önünde oyunlar oynadı.

"Oyuncağın, oyunun kızı erkeği olmaz"ı pek güzel gösterdi bize.

Ela'nın oyuncak evi ile pek mesut zamanlar geçirdi
Postun alt metnini henüz kavrayamayanlara açıklama:
Var ya bu anne D.I.Y.'ın dibine vuruyor dostlar.
Ayakkabı kutusundan oyuncak ev yapıyor var mı ötesi?
Üstelik çevreci bir duyarlılık ile "geri dönüşüm" olayına destek bir öneri sunuyor!
Hey yavrum hey!! GERİ DÖNÜŞÜM D.I.Y.'I BURADA!!  D.I.Y.'A GEL  D.I.Y.'YA!

27 Aralık 2011 Salı

Hala duymadınız mı? STET?

Sınır tanımayan ebeveynler topluluğu , kısaca STET.

Nehir blogunda bahsetti, hala duymayanlar duysun, duyursun.

Değerli insanlar güzel işler yapmak için bir araya geldi. Şimdi bir dernek oldular, amaçları çok basit ve net:
Gebeliğinden itibaren maddi manevi zorluk içindeki her anneye yardımcı olmak...
Web siteleri burada.

Gönülden destekliyorum.

"Tevazu, kişinin kendisini anlamadığını kabul etmesidir."


Hafta sonu kitabın biteceğini biliyordum. Hani bazı kitaplar vardır, bitmesin istersin, bitişini ertelersin. Pazar Arca uyuduktan hemen sonra uyuyakalmışım, her yerim ağrıyordu. Bir pazara gitmek bir insanı bu kadar mı yorar kardeşim! Ama böyleyimdir ben, hafiften depresyondaysam, uyku paklar beni. Tam dalacakken telefon çaldı, uyku açıldı.

Hafta sonu Vol.2 : İktisadi İlimler Akademisi

"Selam ayaz mı ne varmış dışarıda, tıkıldık eve! Annem iktisat ekonomi tasarruf filan diyor. Koydu cüzdanı, kumbarayı önüme, maksat muhabbet"

26 Aralık 2011 Pazartesi

Hafta sonu Vol.1 : Chocolate chip cookies activity

Arca : "of kurabiyeleri de koyduk fırına, bekle şimdi işin yoksa! Ege'nin annesi Elif teyzeyi yakaladığm yerde öpmeli, süper yapboz yav!"

“haydi oylar Yeliz’e, Yeliz gelsin meclise”!!

Yaşım 33.

25 sene bu şekilde çalışırsam emekli olacağımı düşünüyorum.

Allahın biçtiği ömür bilinmez lakin bu hayat şartlarında 25 sene yaşayabileceğimi sanmıyorum. Dolayısı ile emekli maaşımı muhtemelen hiç göremeyeceğim.

Eğer milletvekili olursam;

25 Aralık 2011 Pazar

Evde bir çocuğun olması demek…


Evin mütemadiyen savaş alanı olması demek.
Buzdolabında bolca süt, meyve, yoğurt demek, sağlıklı beslenmek demek

24 Aralık 2011 Cumartesi

Kaz ayaklarımın müsebbibi bulundu


Hayır pek çok sırıtmak değil sadece. Tamam o da var. Tamam cidden sürekli sırıtan bir suratım! Lakin sadece o değil. Asıl sebep lensler! Daha doğrusu kuruyan lensler!

23 Aralık 2011 Cuma

HAYIR, yalnız değilim! : Bu bir TO DO LIST postudur!


Geçenlerde Gamze ile yazışırken ikimizin de sadece kendimizde var olduğuna inandığımız, bir benzerimizi bulduğumuz için ölümüne sevindiğimiz bir yönümüzü keşfettik. 

LİSTELER!

Hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum, benden bir tane daha var, üstelik neslimin tükendiğini sanıyordum. Evet biz Gamze ile “to do list”lerin bile listesini tutan kadınlarız. Hayata ne gibi bir katkımız var bilmem ama biz böyleyiz, bizi seven böyle sevsin!

Yeni yıl yaklaşırken fark ettim ki ben – tatil günümde yapılacaklardan, menüye kadar, market alışverişinden, yılbaşı hediyelerine ve hatta “okunacak” “alınacak” “daha sonra alınacak”, “alınsa da olur alınmasa da olur” kategorisindeki kitaplara kadar liste hazırlayan – ben, hayatımda hiç yeni yıl listesi hazırlamamışım.

Hay bin kunduz!


Dün saat dedim çıkarmıyorum dedim ya, hay eşek arıları sokasıca dilim! Akşama doğru klik diye bir ses, saati elimize aldık. Var bir gudubetlik hadi hayırlısı : )

Hafta sonu dötümüz donacakmış. Ayaz olacakmış. Ayaz bir hava koşulu değildir, hiç haz etmem kendisinden! Ilık olsun yağmur olsun. Ha illa ki soğuk yapacaksa kar yağsın, bir anlamı olsun.

Uzun lafın kısası umumiyetle evde ikamet edeceğiz cüceyle.

22 Aralık 2011 Perşembe

“Bebekten sonra hayatınızda ne değişti?”


Hani klasik anket soruları vardır, “bebekten sonra hayatınızda ne değişti?”

Ulan hayatım değişti dalga mı geçiyorsun!

Dün şu ZAZ ileilgili yazıyı okuyan Emre, kahkahalarla beni aradı. Evet “okuyucularımdan beğeni telefonları alıyorum” alt metnini işte tam bu noktada yazıya enjekte ediyorum! Çiçek göndermek isteyen olursa adresimi verebilirim:P

Emre kim diye merak edenler yazının sonundaki dip notu okusunlar. Burada bana uzun uzun şahıs tasviri yaptırmasınlar.

Neyse biz telefon sohbetine dönelim.

Taktik taktuk tiktak tiktak


Dün akşam annemlere gittik, balık alkol. Maçın bitimine doğru benim gözler kaymaya başladı. Arca bir cin. Ufak tefek uykusuzluk arızalarını müteakip uyudu eve gelince… Ben de o miskinliğin üzerine dört gündür kıyamadığım fönlü kafamı yıkadım, biraz miskinlik daha… 

Dumur diyalog #34

Hazzın ertelenmesi ile ilgili olan oyunu yeniden oynamak konusunda konuşurken...
A: Noel Baba’ya kızıyorum.
İ: Neden babacım?
A: Hep kitap getiriyor, hep kitap getiriyor, hiç oyuncak getirmiyor.

---------------------------------------------------------------------
A: Annem seni seviyom.
Y: Neden beni seviyorsun?
A: Anne olduğun için seviyom.

21 Aralık 2011 Çarşamba

Magandalık sana mı kaldı kadın!

Yağmurun şehri esir aldığı o gün, sabahın beşinde İstanbul’a gitmek için yola çıktım. Bu aralar taksi kullanmıyorum, otoparka bırakmak daha ucuza mal oluyor.

Neyse… Gece gök yere inmiş, sokaklar Venedik’ten hallice… Arka sokaklardan kestirmeden gidiyorum. Zira velet sabahın köründe naz yapmaya karar vermişti. Önümde tıngır mıngır bir beyaz Şahin. Ne sinyali belli olur, ne freni. Sollayayım şunu dedim. Hiç huyum değildir, tin tin takılırım önümdekine, şeytan dürttü kanımca. Magandalık şeytanı. Gaza bastım, tam yanından geçerken bir su birikintisine – su birikintisi pek mütevazi bir tanım oldu, Tahtalı barajından hallice demeli – girdim, bütün su beyaz Şahin’in üzerine…

Karışık kaset


Yağmurun İzmir’le işi bitmiş, bulutlarını da alıp gitmiş bu sabah. Geriye yıkanmış, temizlenmiş bir şehir kalmış. Öpesim geldi, hani çocuklar banyodan sonra mutlaka öpülür ya …

Bizim gençliğimizde (hey allam yaşlanıyoruz) “karışık kaset” diye bir kavram vardı. Hatta bunun için dükkanlar vardı, resmen sektördü yav! Misal Göztepe’de bir Murat vardı, karışık kaset hazırlardı. Yasemin Hediyelik eşya dükkanının yanında. Birkaç basamak ile inersin, her yağmurda su basar. Listeler vardı, seçerdin. Sevgililer birbirlerine mesaj kaygılı karışık kasetler hazırlardı. Hah işte muhterem kocam dün gecesini buna ayırdı. Tabii devir değişti, şimdi karışık MP3 CD’si hazırlanıyor.

20 Aralık 2011 Salı

"Bebenizle vedalaşıp öyle evden ayrılın" diyor...

ben değil uzmanlar... işe giderken çocuğunuzla vedalaşarak evden ayrılın, böylece gittiğinizi bilsin. En doğrusu buymuş. Biz de uzmanların pek değerli görüşlerine riayet ettik ve bu yaşına kadar hiç uyurken bırakmadık Arca’yı. Çok bilirim sabah sekizde melek gibi uyurken dürtüp, "kalk len anan gidiyor, öpüş koklaş sonra arıza yapma" dediğimi.

Yalnız küçük küçücük bir detayı atlamış uzmanlar…

Salyangoz ailesinin pazar gezmeleri

Yağmur yağdı mı duramıyorum evde, salyangoz muyum neyim:)

Yürüyüşe çıkamıyorsam, balkona çıkarım mutlaka o yağmur kokusunu duymam lazım. Misal dün akşam korkunç geçen İstanbul seyahatinden ve Arca’yı uyuttuktan sonra montları giyip balkona çıktık İlker’le. Yıllar sonra ilk defa iki fırt sigarasından çektim, içime çekmeden ama : ) 

Hey gidi eski dost hey gidi ezeli düşman!

Neyse yağmur en güzelinden Pazar günü yağmıştı. İlla ki dışarı çıkalım diye tutturdum İlker’e. Güzelbahçe mi Alsancak mı derken Alsancak ağır bastı. Üç yedek kıyafet ve hatta içlik tayt Arca’nın nazik totosu üşümesin diye. 

Kıbrıs Şehitleri, Kordon… 

19 Aralık 2011 Pazartesi

İlker'e diyet bozduran kurabiyeler

Son bir taneyi, yalvar yakar kaçırdım İlker'den. Bayıldı!!

Tarçınlı, zencefilli, ağızda dağılan kıvamda... Yani tam kıvamında...

Tarif veriyorum.

18 Aralık 2011 Pazar

Arca bu aralar...


Çorabını çıkardıktan sonra ayak parmaklarının aralarındaki pislikleri temizliyor. İnce motor gelişimi açısından olumlu buluyoruz.

Hala ana babasının aksine tavuklu kereviz ve kıymalı kabak yemeklerine bayılıyor. Arca’nın gastronomisi ile ilgili yorum yapmaktan çekiniyoruz.

16 Aralık 2011 Cuma

Günün çorbası : Köfteli çorba

Bloğun isminden kaynaklı bir çorba tarifi beklentisi her daim vardı, biliyorum. Özellikle katı gıdaya geçildiği dönemde takipçiler, Arca’nın sebzeli çorba tariflerini buradan yayınlayacağımı sandı, avucunu yaladı.

İki sebebi var;

Dumur diyalog #33


Uyku monologları:
Umidim gelsin! Umidim gelsin! (Çok özlüyor garibim)
Sarp benim makarnamı yemesin! Yemesin! Yemesin! (Sarp tombul ve çok tatlı bir çocuk, belli bizimkinin de yemeğine sulanıyor)
Bal yiycem bal yiycem (getiriyorum gecenin bir vakti yemiyor eşek herif:P)

15 Aralık 2011 Perşembe

"Yeliz, yeni yıl akşamı cezbedici ol."


Puhahahahah
Bugün mailimin gelen kutusuna teşrif eden postalardan birinin “konu” kısmındaki emir cümlesi bu idi.

“Yeliz, yeni yıl akşamı cezbedici ol.”
PEKİ!

Günün çorbası production gururla sunar: Yazdı, yönetti, oynadı... Arca'nın tek kişilik gösterisi

Arca günlerdir babasını birlikte uyuma vaadiyle kandırmakta, her seferinde son anda çark etmektedir.

Evvelden birlikte uyuyacakları tarihi "ayın on beşi" olarak belirlemişti, bugün ayın on beşi diyerek ona laf bırakmadığımız için yeni taktikler geliştirdi.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Havadan sudan çoğunlukla kitaptan

Dün fark ettim ki inanılmaz umursamaz bir insan olmuşum. Uçakta nemlendiricimi sürdüm, makyajımı yaptım. Etraftan gelen garip bakışları sallanmadım. Böyle bir rahatlık, bir sallamazlık. Sonra aramızdaki boş koltuğun yanında oturan kadının hangi kitabı okuduğunu anlayamadım – böyle bir manyağım ben, ne okuyor millet illa ki göreceğim, sonra bu tanımadığım insanların hakkında okudukları kitapla ilgili yorumlar yaparım – dayanamadım, o kitabı açık kucağına bırakmış halde uyurken ben kemerimi çözdüm, kitabı hafifçe kaldırıp kapağına baktım, derken küçük bir hava boşluğu bir sarsıntı, kadınla göz göze geldik. Kanımca benim sapık olduğumu düşündü. Bense onun henüz evlenmemiş, iş güç sahibi, kuvvetle muhtemel ailesi ile yaşayan ve birer birer evlenen arkadaşlarının ardından kendisi de geç kalıyorum korkusu ile ilk aklına yatanla nikah masasına oturacak, 30 yaş üstü bir kadın olduğunu düşündüm.

Evet, kitabın ne olduğunu anlayabildiğim için bu kadar fikir yürütebiliyorum.

Günün sebzeleri ızgara!

Dün İstanbul’daydım. Hayır oralardan post yazmaya kasmadım, hazır yazılmışları vardı. Blogger istediğiniz zaman yayınlayabiliyor postları, heyecan yok!


İstanbul muhabbetlerim var tabii ki. Ama öncesinde Lale abla diyete girmiş, sebze tarifi aramaktaymış, nöbetçi gastronomi uydurukçusu gururla sunar: Izgara sebze!

13 Aralık 2011 Salı

Dumur diyalog #32

Yemekte karnabahar olduğunu öğrenen Arca olmadık arızalar çıkarır.

Y: karnabahar yememek için mi mızıklıyorsun Arca? Söylesen anlarım ağlamana gerek yok.


A: Hayır! Köfteli çooba yemek için mızıklıyorum.

MİM : Hayatımda gizli saklı kalmış gerçekleri açıklıyorum!

Ev ödevimizi unutmayalım, Hypo mimlemiş, atlamayalım : )

Göz kırpamam! Yüzümün aldığı şekil o kadar komik olur ki bırak çaktırmayı puhahahah diye gülersin. Çocukken katil kim diye bir oyun vardı katiyen oynayamazdım. Göz kırpmaya çalışırken maymun gibi bir şey oluyorum. Ağzım burnum oynuyor, gözümden başka yüzümdeki bütün mimikler oynuyor.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Sansür dönemi


Sansürün hemen her türlüsüne karşı olan bendeniz, huzurlarınızda çark ediyorum.

Yeter ulen yeter! Başlayacam bu düdüğün aktan boktan kitaplarına!

10 Aralık 2011 Cumartesi

"Arca hazzı erteledi"

Hazzın ertelenmesi ne ola ki diyenler için bir tık.

Cümle içinde kullanırsak, "Arca hazzı erteledi."

9 Aralık 2011 Cuma

Festival

Üzerinden iki gün geçti demeyin derbi maç dediğin 90 dakikada oynanıp bitmiyor arkadaş, en az bir haftalık bir festival havasında geçiyor.


Maçtan önceki gündü, ben Arca’yı uyutup kitaplarını paketlemeye oturdum, arka fonda bir ses goool diye bağırıyor, Van Hooijdonk!! Haydaaa ben bu ismi biliyorsam kesin nostaljik bir karşılaşmadır. Bingo, 2003 FB GS’ye geçirmiş, şort ve oyuncuların saç modelleri seneyi şıp diye ele veriyor zaten, maçın eski olduğunu bilmek için futbol otoritesi olmaya gerek yok, modadan az buçuk anlaman yeterli!

Bacılar! Analar ! toplaşın, mühim izahatlarım var! Vol.3

Şimdiye kadar gerek sosyal paylaşım ağlarında gerekse yakın çevrenizde önceki derslerimizdeki kavramları kullandığınızı varsayıyorum. Evde beyiniz üzerinde uygulayabilirsiniz. Hatta ona da öğretmekte fayda var toplum içinde ana baba olarak ne kadar bilinçli görünürseniz o kadar iyi!

Günün çorbasında ayrımcılık yok "analara faydalı bilgiler kılavuzu" dedik ama baba, hala teyze amca dayı ve hatta dileyen aile büyükleri tarafından kolayca anlaşılabilen herkese açık bir hizmettir!

Önceki derslerimizi kaçıranlar için;
1. ders konuları : "farkındalık" - "sonuca değil sürece" - "algısı açık" için buraya bir tık!
2. ders konuları : "öğütle değil örnek olarak eğitim" - "sınırları çizmek" - "doğal ebeveynlik" - "kötü hava yoktur kötü kıyafet vardır" için buraya bir tık!

Son dersimize geçmeden önce bu kavramları kullanırken geleneksel bir takım enstantaneler katarsan, "beyim, bizim kız, velet..." etraf analar seni bağrına basar, bir üst ligte kendinden sayabileceği biri olarak görür seni, puanın feci artar. Kısaca bunları öğrendim, götüm kalktı yok, mütevazi bir portre çizeceksin!

8 Aralık 2011 Perşembe

Bacılar! Analar ! toplaşın, mühim izahatlarım var! Vol.2

Serinin ilk ayağında "farkındalık", "sonuca değil sürece", "algısı açık" konularına değinmiştik. Kaçıranlar buraya bir tıklayıversin, nadide bilgilerden mahrum kalmasın.

"Analara faydalı bilgiler kılavuzu" zamane analarını bilinçlendirmeye devam ediyor.
(Kılavuzunuz karga burnunuz bokta:P)

Bu dersimizi biraz daha genişletiyoruz ve yeni kavramlarla tanışıyoruz.

Bacılar! Analar ! toplaşın, mühim izahatlarım var!

Günün çorbası hiçbir fedakarlıktan kaçmayarak taze analara inanılmaz bir hizmet sunuyor.
  • Entel ortamlarda nasıl konuşacağınızı bilmiyor musunuz?  
  • Didaktik söylemlere cevap verirken altta kalmak canınızı mı sıkıyor?  
  • Sanal alemdeki bilge anaların yazılarına kafanız basmıyor mu?  
  • Bebeniz hakkında beyanat verirken “vay be” diye ışıldayan gözler üzerinize çevrilsin mi istiyorsunuz?  
  • Çok okumuş, çok araştırmış, çokbilmiş bir ana profili mi çizmek istiyorsunuz?
Tamamen anlaşılır, hayata uyarlanmış cümle içinde kullanılmış süper düper entel dantel lügat! kısacası ihtiyacınız olan her şey bu seride!

7 Aralık 2011 Çarşamba

Dumur diyalog #31

A: Annem halamın evinde doğum günü partisi yapabiliriz.


Y: Nereden anladın?

Hazzın ertelenmesi

Arca sanırım henüz bir yaşını filan bitirmişti. Bir doktor kontrolü sırasında artık onun bir birey olduğundan, çocuk eğitiminden, sınırlardan bahsetmiştik. Arca’dan söz ederken birinci çoğul şahıs yerine üçüncü tekil şahıs ile cümle kurmaya başlamam o günlere rastlar. Üç yaşındaki çocuğu hakkında bilgi verirken “artık çişimizi tuvalete yapıyoruz” diyen anneye, doktorun “sizin adınıza çok sevindim, demek bu yaşta hala bezliydiniz” esprisine o gün epey gülmüştüm. Hadi üç yaş neyse de ben ilkokula giden çocuğu ile ilgili “sınavı kazandık” gibi bir cümle kurulduğuna şahit oldum, çok antipatik!


Neyse konuyu dağıttım. Doktor o gün bana bir soru sormuştu. “Pastanın neresini seversiniz?” “kekini” “peki önce pastanın neresini yersiniz? Kekini mi? Kremasını mı?” “kekini sona bırakırım” demiştim.

6 Aralık 2011 Salı

İlgili makamlardan taleplerim


Haftalık çalışma günlerinin 3 gün ile sınırlandırılması ve çıkış saatinin 17:00 olmasını talep ediyorum.

Geçen hafta pazartesi izin almıştım, Cuma Deniz doğunca artık öğleden sonra ofise dönmedim. Dolayısı ile üç gün çalıştım. Son derece verimli bir üç gündü. İzin günlerimde Arca’yı okuldan ben aldım, lokum gibiydi. Ben bu üç günün tadına vardım, katiyen bırakmam, yasal düzenleme istiyorum!

Okulun tiyatro etkinliklerini mümkünse Arca’nın pek vakıf olmadığı oyunlardan yana tercih etmesini talep ediyorum. Baştan sona bildiği Pamuk Prensesin tiyatrosu sırasında “Yedi cüceler nerede? Kötü kalpli kraliçe nerede? Cadı zehirli elmayı verecek mi?” gibi sorularla çevreyi bunalttığı yetmiyormuş gibi, bütün hafta sonu biz de detaylardan nasibimizi aldık!

Bu kadar değil tabii ki!

Kürk Mantolu Madonna'nın hafta sonu etkileri

İnsan okuduğu kitaptan etkilenebilir, kitaptan sahneler gözünde canlanabilir, kitabın kahramanı ile kendisini özdeşleştirebilir ve hatta ağlayabilir… Ben hemen her kitapta hemen hepsini yaşarım.


Peki ya dilini diline dolamak ne oluyor? O kelimeleri kullanmak, hayatına eski Türkçe’den yeni kelimeler eklemek? İşte bu benim başıma ilk defa geliyor.

Nasıl mı?

5 Aralık 2011 Pazartesi

Agora Kuralları


Agora İzmirlilerin çok iyi bildiği çok kalabalık bir alışveriş merkezidir. Hatta orası AVM ötesi bir şeydir.. Hava yağışlıysa, bayramsa, hava güzelse, hafta sonuysa… Sanki yapılacak başka hiçbir iş yok gibi bütün İzmirliler buraya akın eder. Özellikle cumartesi öğleden sonra gitmeye kalkarsan Kemeraltından beter olur, omuz omuza yürürsün. Ne yediğinden ne gezdiğinden bir şey anlarsın.

4 Aralık 2011 Pazar

Deniz Kaptan & Arca

Arca'nın çoook uzun zamandır, ne zaman çıkacak diye sorduğu Deniz Kaptan aramıza katıldı! Yeay!!
Fotoğraflar pek yakında burada :)

Bir yerlerden aklımda kalmış, derler ki bizim cüce kadar veletlerin yeni kardeşleri doğunca ona bir hediye verilmeli, bunu sana kardeşin hediye getirdi denmeliymiş. Böylece aralarında güzel bir ilişkinin başlangıcı olurmuş. Deniz'in doğduğu gün tesadüfen kargo geldi. Kitaplardan biri Arca'nın son zamanlarda yediği içtiği ayrı gitmeyen serinin -bence - en eğlenceli kitabı : Aferin, Küçük Ayı!

2 Aralık 2011 Cuma

Çeyiz

Bloglarda iç geçirdiğim o güllü dallı fincanlardan anneme bahsetsem kızar “ayol senin çeyizinde alası var, sen de çek fotoğrafını koy bloguna sanal alemden eksikli kalma evladım” der. Vallahi der: ) Çünkü benim çeyizimin haddi hesabı yoktur.

Arca diyor ki...

Geçenlerde annem aldı benim okuldan. Pek duygusalmışım o gün, Sevcan ağladığımı anlattı anneme. Annem de “Ümit teyzesi ayrılıyor diye olabilir, bu aralar böyle” dedi. Hey allam size ne yav benim ruh halimden! Kardeşim bi rahat verin doya doya acımı yaşayayım.



Evet Umidim gitti. Dün akşam o kuşlu lokantaya gittik. Söylemesi ayıp götürdüm etleri, fabrika ayarlarına dönmüşüm annem öyle diyor. Umidime hediyesini verdim, çok şaşırdı, çok sevindi. Her geldiğinde görüşeceğiz, ben de İstanbul’a gideceğim. O Ege denen veledi gözüm tutmamıştı bak ne işler açtı başıma! Güzelimi Umidimi aldı pis velet.

1 Aralık 2011 Perşembe

Bizim bildiğimiz başka bir Madonna vardı eskilerden...["like a prayer" geyiğine girmeyeceğim, korkmayın okuyun]

Bu D.I.Y. meselesi çok acayip, insanın kanına bir şekilde girdi mi evdeki her türlü çer çöpe DIY'acak bir şeymiş gözü ile bakar oluyorsun.

Arca ile Ümit abla için el emeği göz nuru fotoğraf kutusu hazırladık demiştim ya, aynı gece o kitap yastığını yaptım. Yetmedi bir de kitap ayracı yaptım. Allahım sana geliyorum kim tutacak beni?

"Umidimizin" son günü


Dündü. Yanında ayrılma olayını konuşmuyorum bile, hemen ağlamaya başlıyor ve bizim gözler doluyor. İki buçuk seneye ne çok sığmış. Ayaküstü olmaz dedik, akşam beraber yemeğe çıkıyoruz, veda yemeği.