Yazılar posta kutuna gelsin mi?

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Arca'dan haller, haberler, komikler, seminer

Bugün keyfim yerinde! Yarın ne olurum bilmem!
Kore - Atina derken ... İşler iyi gitti diyelim.

Bir de Montessori Semineri var ki tadından yenmez. Aylar önce gaza gelip el atmıştım. Ancak bütçe çok zorlamıştı. Ücretsiz bulduğum dernek klimasız olunca hadi eylül-ekime erteleyeyim demiştim. Sonrasında tesadüfler Başakı çıkardı karşıma. Çok değerli eğitmenlerle bir seminer hazırlığında idi, hemen dahil oldum, Elfana'yı "pşşt alooo bak burda neler oluyor, bu eğitmenler kim tanıyo musun" şeklinde naçizane uyandırdım, tecrübe ve bilgileri ile o da dahil oldu, kısaca Başakın ön ayak olması ile ufaktan dayanışma içine girdik. Önceki mekan, bütçe çalışmalarımı aktardım, mekan konusu yorucu idi, İlknura danıştım, hatta yoğun iş temposundan vakit bulamadığım zamanlarda bizzat kendisi gidip görüştü, Elfana ve Başak da onu yalnız bırakmadılar ve ortaya güzel bir organizasyon çıktı. Bir taraftan bloglarımızda, bir taraftan İzmirli anneler mail grubu ve Nurturia'daki duyurularla güzel de bir katılımcı grubu oluşturduk. Tabii biz tohumları attık, seminer sonrasını değerlendirmek lazım. "Olmaz yapamayız nasıl olur" dediğimiz bir işi kotaracak gibiyiz, olur mu olur:)
(hala bilmeyen ve katılmak isteyenler için detay bilgi gelsin =>
3 Ağustos Salı, Saat 10:00, Türkan Saylan Sanat Merkezi, Kıbrıs Şehitleri Cd., Alsancak )

Haberleri dinlediniz, şimdi haller...

İnkar edecek değilim Arca çok yoruyor. Herkesin çocuğunun annesini yorduğu kadar. Vantuz modunda sürekli yapışma hallerinde! 12 kilosun sen kardeşim düş yakamdan!! diyemiyorsun tabii kol kası yapıyorsun.

Bir de Arcanın yüzüne bir yaramazlık ifadesi oturdu, bi bebeklik hallerine bakıyorum bir şimdiki muzırlığına, hep bi cinlik peşindeymiş gibi bakıyor. Gitti o uslu çocuk gitti!!! içine şeytan kaçmış bir atom karınca geldi.


Hafta sonu biz kahvaltı ederken bir şeyler çiziyordu. Gayri ihtiyari, “annecim ne çizdin bakim” dedim. “aydede” dedi ve çizdiği şey ters bir “C” harfi! O-ha! İlker gaza geldi, bizim çocuk Picasso ya… “çiz babacım araba çiz, kamyon çiz, otobüs, kedi çiz!” Tabii ki çizemiyor ama işin komik tarafı biz şunu çiz dediğimizde bişeyler karalayıp gösteriyor, adını söylüyor. (bu arada ilk şaşkınlığın ardından Ümit ablanın aydede çizmeyi gösterdiğini anladık tabii ki)

Tabii bizim picasso bunları yaparken annenin beklentisi yükseliyor. Aman allahım ben bebem aynştayn mı olcek yoksam :P Nerdeyse doğduğundan beri top oynayan Arca, evde her boydan en az 10 tane topu olan Arca, kelime dağarcığı gelişmiş, barbie bile diyen Arca topa bi türlü top demeyince anne olaya noktayı koyuyor, "oğlum top diyemiyorsan bari meşin yuvarlak de evladım" !! Gayet saf salakça ağızdan çıkan bu cümle, İlkere "ben bu kadınla niye evlendim" sorusunu belki milyonuncu kez sorduruyor.

Ayağına diken batan süper karga birkaç haftalığına uyku öncesi ritüelimizin bir parçası idi. Birlikte yatağa giriyorduk, Ayı yogiyi karşımıza oturtup kitabı okuyorduk(m). Şimdi günün herhangi bir saati kargayı okuyacağımız zaman hemen yatağı gösteriyor, giriyoruz, okuyoruz. Karga sadece yatakta bakılıyor (okunuyor) ve yatakta başka hiçbir kitap okunmuyor. Böyle bir prensibimiz var, bozmuyoruz.
Her kitabın ayrı bir ayini var. Erken çocuk kitaplığından Diş Hekiminde diş fırçaladıktan sonra, yatmadan önceki kitap bugünlerde. Elinde diş fırçası ile okuyor, temsili fırçalama ve doktora aaa diye ağız açma gösteriliyor. (bu doktora gidişimizde Ege ve Eceyi hatrlatarak açtırdık ağzını). Yaramaz fındık kitabı ile son sahnedeki kavuşma anne ile canlandırılıyor.

Yataktan atlama olasılığı korkutucu olmaya başladı. Henüz atlayamıyor ama ayak sürekli korkuluğun üzerine atılıyor, biraz daha uzun bir çocuk olsa, kafa üstü yerde! Bir çare bulmalı, yatağın korkuluklarından kurtulmalı, korkuluklar korkulu rüyam olmaya başladı.

Laf kazadan açılmışken, Arca sandalyesine oturup masada bişeyler yapıyor. Artık totosunun üzerinde oturmaya pek alışkın değil ya, sandalye ile ileri geri kaykılırken tam kafa üstü arkaya düşeceği sırada, ben panter atlayışımı yaptım, ama refleksler iyi Arcada, masayı tuttu, hoop kendini çekti. Allah koruyor yavruları mı demek lazım bilmiyorum.

Hep kalabalıklar olmalı Arcanın etrafında, insanlarla sarılmalı... Mikroplarımızdan kurtulduk, babane ege sahillerinden döndü, cümbür cemaat yemeğe çıktık. İlknurla babaneyle kudurmaca, kedilere yemek vermece. Dün akşam Zeynep ve Orçunun doğumgününü kutladık, Poyrazın kakaları temizlenirken Arca seyretti ve katıla katıla güldü. Kendi zıçmıyor ya:P Zeynepin sütleri bol (maşallah) benim pompayı vermiştim, alışmak kolay değil tabii, sağma çalışmaları yaptık birlikte, Arca da annesinin döt biti yanımıza geldi ama pompadan nasıl korktu, hadi dışarda oynasın dedik, ona da yok anne diye mızıklıyor. Kedilere bakmaya bile ikna olmadı. Neyse ama biz hallettik pompa işini. Bu arada Poyraz çok tatlı oldu, doğum kilosuna çoktan ulaştı, geçti.

Zeynepte ufaktan lohusa cinleri konuşlanmış... haftada bir gidip yokluyoruz (ki daha sık yapmalıyız, en son Gülle bu kararı aldık) "hadi poyrazı babalara satalım, caddede yürüyelim" ya da "kalkın bize gelin değişiklik olsun" teklifleri her daim yapılıyor. Zor zamanlar biliyorum:) böyle vakitler bir kap yemek, bir hoş sohbet, bir ufak kaçamak lazım. Bebekle o rutinin içine giren annenin bir nefes alması lazım. Haftasonu balığa gitme planları kuran İlker, Orçun ve Tufanı da olaya dahil etti, taze anne ile Gülü de bizimle yazlığa gelmeye ikna etti. Açıkçası zeynep istemez sanmıştım tam tersi fikir bile canlandırdı onu. Umarım bi aksilik çıkmaz ve haftasonunu annemin muhteşem yemekleri ile besiye çekilerek geçirebiliriz.

Son olarak keyifli posta bir nokta koymadan önce... Arca hastalıktan yırttı beri gece 12 civarı bir ağlama nöbeti ve anneye yapışma halleri dışında bütün gece uyuyor, uyutuyor. İtinayla kulak memesine asılıyoruz, dudaklarımızı büküp muck sesi çıkartıyoruz , işaret parmağını kıvırıp en yakın tahtaya vuruyoruz. Hatta kesintisiz uyku sonrası, sabah 06:10 itibari ile kalkmak bile koymuyor, sadece sabah kudurması sonrasında işe yorgun gidiyorum, o kadar . NOKTA .

Maaile Hafta sonu

Öksürük geçmiyor, bendeki boğaz ağrısı hep orda gitmiyor. Bi taraftan Nazlılara gitmek istiyoruz, akşamdan bavulu bile hazırladık. Bi yandan üşüttük herhalde deyip, ateş olmadığından mikroba yormayıp bi taraftan mikrobik bir durum ise Cansuya bulaştırırız diye tırsıyoruz. Neyse dedim olmayacak, doktoru aradım, gel deyince toparlandık gittik.
Doktor önce Arcanın ciğerlerini dinledi, bizim gibi o da burun akıntısı olmadan hırlama ve öksürük olduğu için ciğerden şüphelenmiş. Ama çok şaşırdı çünkü bu aylarda pek karşılaşılmayan boğazda enfeksiyon hem de hepimizde! Karı koca kendimizi de muayene ettirdik bu arada:) Maaile antibiyotiğe başladık. Ve çok bulaşıcıymış. Çeşme iptal, Tunanın doğumgünü kutlaması hayal, hatta yazlığa bile gitmek iyi bir fikir değil çünkü orada da benim ananem var, bünyesi pek sağlam değil. Tek tesellim ciğerleri ile ilgili bir şey olmaması. Doktor iyi ki getirdiniz, bakmadan anlattıklarınızla kesinlikle anlayamazdım dedi. Arcayı gören hasta olduğunu anlamaz. Doktorun karşısındaki koltuğa oturdu, sohbete katıldı. Bu arada araya muayeneyi de sıkıştırdık. Tek köpek dişinin kabarıklığı kalmış, diğerlerinin hepsi tamam. Köpeklerden kurtuluyoruz. Boy 2 cm uzamış (83 cm) ama kilo aynı (bana 3 kilo almış gibi geliyor)
Cumartesi temizlik kabusu çöktü üzerimize… Arca & temizlik aynı cümle içinde kullanıldığında bile bomba etkisi yaratıyor. Gündüz vakti serin tek yer AVM. Mikroplarımızı alıp Agora AVM’ye gittik. (iğrenç bilinçsiz, duyarsız aile:P) Gezdik, gezdik… Arcaya bi dolu oyuncak aldık. Kamyon, otobüs… Hala boya kalemlerinden tırstığım için parçaladığı mıknatıslı tahtanın yenisi, evdekileri ezberlediği için yeni ama daha büyük bir ahşap puzzle. Hatta uyudu da yemek bile yiyebildik. Küçük bi anı. A.ziz Üs.tel, yanında şıkşıkıdım mankenden bozma bir ablayla alışverişe çıkmışlar. AÜ kurulmuş koltuğa “şunu al, bunu alma diye” ablaya görüş beyan ediyor, o bildiğimiz oturuş şeklinde. Abla 135 tane kıyafet değiştirmiş, salına salına bakınıyor. Benim de yazlık bir ceket bakmam lazım, Arca peşimde kabine girip çıkıyoruz, ben ne giydiğimin farkında değilim, atom karıca gibi vızır vızır girip çıkıyorum da Arca pek keyifli. İlker pusetten sorumlu devlet bakanı, tekstilci geçmişiyle “o kumaş buna uymadı, bak şunu al filan” diyor. Tam karar verdik çıkıyoruz, Arca atladı AÜ’nün üzerine “DEDE!!!” mağazada çok kısa bir sessizlik, hemen tuttum, “senin deden diil o, amcayı rahat bırakalım” deyip kaçtım, kasada mağaza müdürü, 2 dakikada dedikoduyu patlattı “haklı çocuk ayol, dede olmuş hallere bak” Eve vardık, tertemiz ve düzenli evi eski haline getirmemiz sadece 15 dakikamızı aldı. Arca benim paçamı bırakarak yaklaşık 1 saat kamyon ve otobüsle oynadı. Allahım büyüyor mu ne!! Akşam Hataya inmem gerekti, Arca ile dükkanlara girip çıktık. Metro çalışması heryer beter aslında gidilmez ya neyse… Bolulu hasan usta bile şubesini geçici olarak kapatmış, öyle bir rezillik. Bi dükkana girdik, Arcadan biraz büyük bi çocuk. Arcanın direksiyonunu pek beğendi,
- Teyze bunu nerden aldınız?
- Bilmem ki babası almış, oyuncakçıdan almıştır herhalde.
- Bana niye almadınız?
- ??
Anne filan mahçup ama nasıl güldük, çok tatlıydı. Neyse çıktık, tam karşı caddeye geçeceğiz, kaldırımdan puseti indirirken ayaklarım dolandı, ben, puset ve arca hep beraber düştük. Puset resmen Arcanın kafasına geçti, etraftan koştular, Arcayı çıkardım, korktu, nasıl ağlıyor. Omzu sıyrılmış, su içirdim, orasını burasını yıkadım, yüzüne su çarptım. Etraftan herkes yetişti, abla taksi çağıralım, abla biz seni eve götürelim, abla çocuğun damağını kaldır… İşportacılar, o tatlı çocuğun annesi, etraf teyzeler hep başımızda, sağ olsunlar. Şoku atlattık, kendimizi karşıya attık. Arca keyiflendi ama kaş şişmeye başladı, meğer kafayı da vurmuş, bakkaldan buz gibi soğuk su aldım, kafaya. Nöbetçi eczane bulduk, lasonil. İlker geldi, o ana kadar sakinken patladım tabii zır zır ağlıyorum. Bu arada benim dizim sıyrılmış 3-4 yerde ezik morluk var. Ama benim sakar bünyem morlukları alışkın olduğundan hissetmedim herhalde. İşte böyle… Salaklığın sonu yok, dikkat et di mi? Yavaş git, telaşe memureliğinin sonu budur! Arca bütün gece pek çok defa ağlayarak uyandı, sanırım gündüz yaşadığı travma ona kabus olarak geri döndü.
Pazar sabah erkenden Arcaya meyva almaya çıktık, biz parkta “mi”leri kovalarken İlker alışverişi yaptı. Kahvaltı da bitti, Arca duşunu aldıktan sonra yatak keyfi yaparken, İlker aramıza katıldı, Arcaya masaj yaparken uyuyakaldı! Hem de 2 saat. Keyif pez…gi derler böylesine bizim buralarda!
Bu hafta sonu Arcanın uyuduğu vakitler yeni takıntımız bir PS oyunu “Heavy Rain”. Bir film gibi, ilk birkaç gün teknolojinin ilerlemesine hayranlığımdan (ben en son Sims II oynamıştım) oyuna adapte olamadım, ama izlemesi bile heyecanlı. Bir seri katili bulmaya çalışıyorsun. Dün gece 2’ye doğru oyunu bitirdik ama bence pek başarılı değildik. Yeniden oynamalı. Oynadığın karakteri sen yönlendiriyorsun, seçimin kadar olasılık var. Arca kalktı, tabii daha öğlen. Cehennem sıcağında İzmirde bir atom karınca hem de altı kuru, karnı tok, enerjisi full bir atom karınca nasıl oyalanır? Mesela eline kaşığı önüne çorbayı koyunca en az yarım saat oyalanıyor, bu arada sen “bravo çok güzel yiyorsun” diye cesaretlendirirken iki satır gazete bile okuyabiliyorsun. Ama garibim kendini pek doyuramamış herhalde bizim tavuklu pilavı da mideye indirdi. Ev toplandı, çamaşırlar yıkandı, asıldı, kamyon, puzzle, kudurmaca oynandı. Ama Arca gezmek ister evlere sığamaz. Nitekim sonunda yaygarayı kopardı. Paketledik Arcayı ve öğlenden kalan tavuklu pilavı, doğru Foruma. Vardığımızda akşam 8 di ve hava sıcaklığı 33,5 C idi. Bütün gün evden çıkmamakla ne kadar iyi yaptığımızı anlattık durduk birbirimize. Çocuk tiyatrosu vardı. Tam Arcaya göre, onlarca abla abi, hemen aralarına karıştı, oyuncu “hadi koşacağız” diyor, herkes yerine koşuyor, Arca da. Hemen ortamın adamı oldu. En sevdiği mağaza Zara! Ben hamileyken Zaraya çok gittim herhalde, hemen benimsedi. Koştu, coştu, kabinlere girdi, rafların tozunu üzerindeki hırkalarla aldı. 3-4 defa çıkardık, yine elimizden kurtulup girdi. Bu arada, anne nerde baba nerde arkasına bakmıyor bile! Yürürken bi abla görüyor hoop yön o tarafa çevriliyor. Başka bi abi görüyor, hop o tarafa. Mothercaredeki bütün oyuncakları parmakladı. Artık yorgunluktan tükendiğinde, altı değişti, pijama giyildi, Kipadan süt aldık, ben bardak getirmiştim yanımda, adam pipetle içti! Bazen yapabileceklerini küçümsediğimi hissediyorum. Dönüş yolunda pek tabii aydedeye baka baka uyudu.
Bu haftasonu kendimi sorgulamama vesile oldu. Bazen ne demek istediğini anlamıyorum, Ümit abla, bütün gün birlikte olsan anlarsın dediğinde (ki kötü niyet yok biliyorum) ufaktan dokundu. Evde Arca ile ne yapılır noktasında hep bir takım stratejiler ürettiğimi fark ettim, ister istemez oluyor artık otomatiğe bağlamışım. “Hafta sonu annesi” gibi hissediyorum bazen kendimi. Aman resim çizsin, aman puzzle oynasın, aman kendi kendine yemek yesin, aman şöyle böyle… En son oyun hamuru tariflerini kenara not ederken, İlker “bence kasma, adam oyuncakları ile güzel güzel oynuyor, oyun hamurunu da başka zaman oynar, çocuğu rahat bırak” dedi. Sadece hafta sonu değil sürekli birlikte olsaydık Arca ile iyice kafayı mı yerdim, yoksa her şey için daha mı rahat olurdum? Düşündüm, sanırım ben gündüz saatleri saldım çayıracı takımından yatma kalkma saatlerinde borusu öten cinsinden olurdum. EASY yöntemi ile 3 saatte bir meme verdiğim bebek değil Arca. O bir birey. Nitekim her saatli davranışımıza kendi iradesi ile cevap verdi. Biz gün içinde kendimizi ona göre düzenledik. Bildiği ve kendini rahat hissettiği tek şey; “evet şimdi bişeyler yiyeceğim, şimdi uyuyacağım” gibi ritüelleri idi, gerisi hep kendi kafasına göre… Uyku saatlerini öğlen yemeğinden sonrasına kaysın istememe rağmen hep öğlen uyudu misal. Ne oldu? Kafamıza taş yağmadı. Yani aman uyuduydu, düzeniydi, çok da gerilmeye gerek yokmuş. Sadece akşam 21:30-22:00 arası – herkesin selameti için – Arca uykuya dalmış olmalı! Bundan ötesi teferruat!

23 Temmuz 2010 Cuma

maaile hasta!!

long weekend* hayalleri suya mı düştü?
halbuki nazlılarla haftalar öncesinden plan yapmıştık, çeşmedeki yazlıklarına gidecektik, gerçi genel müdürün izin durumları yüzünden long weekend kuşa dönmüştü de şimdi tamamen iptali gündeme geldi.
çünkü...
nasıl oldu bilmiyoruz
3 gündür ilker + arca öksürük , bende boğaz ağrısı halsizlik.
geçen gün eve erken gidip uyudum.
arcanın öksürükleri aynı gece doruğa çıktı.
Doktor şurup verdi, sonra ayak tabanına vicks sürme konulu şehir efsanesi denendi.
Pek kar etmedi, nitekim geceyi kısmen ayakta geçirdik. 4 ile 7 arası uyuduğumuzu hatırlıyorum, 7 de arca suyuna uzanmaya çalışıyordu.
Gündüzleri şahane, gece inanılmaz bir ter ve öksürük!
Doktoru tekrar aradım, haftasonu birbirimize ulaşmak zor olur, getirin bi göreyim dedi. Gidiyoruz... Bakalım derdimiz neymiş?
doktor civanım
doktor doktor civanım
derdime bir çareeee


* : sıkça uyguladığım bir tatil şekli, duruma göre pzt ve cuma veya perşembe ve cuma izin alınaraktan 4 günlük kaçamak...

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Bu aralar...

Çok şey yazmak istiyorum, en çok da Arcadaki gelişmeleri. Ona bakınca bir mucizeye tanıklık ediyormuş hissine kapılıyorum. Akşam yazlıktan dönüş yolu tam bir kabustu, Arca arkada uyurken, biz de telefondan Arcanın fotoğraflarına bakıp uzun uzun sohbet ettik. İnanılmaz bir değişim. Bu değişimi engellemen veya ciddi anlamda hızlandırman mümkün değil, sadece rehberlik ediyorsun, o yolunu buluyor. Bebeklikle çocukluk arası bu dönem çok başka. Yorgunluğumun boyutu tarif edilemez. Çünkü Arca pimi çekilmiş gibi asla durmuyor. Evet onunla oynamak zorunda değilim, onun tepesinde de durmama gerek yok da henüz tam yürümeyi, merdiven inip çıkmayı kotarmamış bir minik adamın üzerinden gözümü ayırmam mümkün değil. Birkaç saniye gözümü üzerinden ayırdığım zamanlara birkaç örnek hemen gelsin:
- Cumartesi sabah. Evde bir telaş, erkenden yazlığa gidilecek. Arca kahvaltısını yaptı, baba etrafı topluyor, anne bavul hazırlıyor, Arca ortamın telaşından keyifli bi annenin paçasında bi babanın arkasında. Bir 10 saniye kadar sessizlik, ben deli gibi Arca aramaya başladım. Bütün odalara giriyorum, yok! 10 saniye yaa dakika bile değil! İlker koş gel buldum dedi. İlker akşamdan balkonda kalan mama sandalyesini mutfağa taşırken kapıyı kapatmamış, Arca plastik sandalyeye tırmanmış, geçen otobüslere bakıyor. Aklım çıktı!! Bi akşam önce 6. Kattan düşen çocuk haberi geldi aklıma.
- Zeyneplerdeyiz, pompayı deniyoruz arka odada. Ev kalabalık, Arca salona gitti sanıyoruz. Meğer yer cücesinin boyu yeter olmuş da sokak kapısını açmış, dışarı kaçmaya ramak kalmışken Tufan yakalamış.
- Yazlıktayız, yemek yiyor, bi peçete almaya diye arkamı dönüyorum, mama sandalyesinin üzerine tırmanmış, ayakta duruyor.
- bahçede oturuyoruz, arabanın anahtarını kaptı, koşmaya başladı, hadi koşmadık arkasından heyecanlanmasın diye, ayağı takıldı, bam diye alnı taşa vurdu, bi gittim, alnı şişiyor, pinpon topu kadar oldu, buz, lasonil… 2 dakika sonra gülüyordu ama ben bittim!
Evet çocuklar düşe kalka… ama izlemek bile yoruyor. Ana baba dediğin önden tüm olasılıkları hesaplayacak, düşer mi, bu oyunu oynarken alacağı keyif, göreceği olası zararın çok mu üzerinde? Kısacası yorgunum dostlarım yorgunum yorgun!!
Bi de geveze!! ama şikayet yok bayılıyorum.
Biber, bıcı bıcı, aydede, nine, aaba(araba) yeni kelimeler. Biber bahçeden koparılıyor, yıkanıyor ve kıtır kıtır yeniyor.
Yazlık hayatı Arcayı yoruyor ama hiç umru değil! Sabah uykusu kesinlikle yok, kahvaltıdan sonra büyüklerin kahvaltısı için anne babayla köye çıkılıyor, fırından sıcak gevrek alınıyor, sonra bi posta da 2. Kahvaltıda gevrek kemirmece, bahçede kudurmaca, sonra deniz, sonra yemek, uyku, uyanınca tekrar deniz (hayır deniz diye çıldırdığından değil, sadece akşamüstü saatlerinde başka türlü başa çıkamıyoruz, enerjiyi attırmamız lazım.), sonra park, tulumba, yemek, sonra büyüklerle yemek, kedilere kalanları götürmek… hiç oturmuyor. Deniz meselesi ilginç… Banyoda yaşayabilecek kadar suyu seven bir çocuk ancak denize çok temkinli. Belki serin geliyor, irkiliyor, çözemedik. Öyle ağlamak da yok, sadece temkinli. Etrafta çocuklar varsa daha cesur, ayak çırpıyor, şap şap yapıyor. Özellikle kıyıda oturmayı, dalgalara gel gel yapmayı, dalgalar gelince ayakları ile şap şap yapmayı tercih ediyor. Kendi haline bırakmak ve üstelememekle, çok tepki göstermediği için hemen vazgeçmeyip iyice sevdirmeye çalışmak arasında gel gitler yaşıyorum kimi zaman. Ama azim galip geliyor ve Arca denizde:P

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Saçlarımdan nefret ettiğimi söylemiş miydim?

Bu camiada dillendirmediysem bile hemen hemen haftada 2-3 defa dökülür dilimden! Bi kere sert, tam kıvırcık değil ama düz de değil. Anneme “bu saçlar senin bana genetik kazığın” derim, üzülür, kendisi de çok çekti biliyorum. Ben küçükken saçlarını ütü masasına koyup ütülediği bile vardı. (Güzel yöntem, ben de yurtta çok saç ütüledim)
Dümdüz, yıkayıp çıktığında fönlü saçlara sahip insanlara gıcığım. Çok uzağa gitmeye gerek yok bkz ablam, kuzen Zühre!! Ben çocuk onlar ergenken saçlarını savura savura dolaşırlar, ağzımın suyunu akıtırlardı. Bense bonus kafamı düzleştiricem diye 8 takla atardım. Ya da kıvırcık veya dalgalı saçların olur da saçlar yumuşak olur anlarım. Kuaförle fönle ortaokul yıllarında tanıştım. Kuaför koltuğunu sevmediğimden, üşendiğimden evde kendim şekil vereyim diye ciddi masraf yaptım. Kafası fön fırçası olan 10 senelik rowentam mefta oldu, halbuki çok iyi bir ikiliydik ama artık onlardan üretilmiyormuş. Günlerce elimde rowentanın cenazesi bayi bayi gezdik. Bulamayınca “en iyisidir” dedikleri remingtona servet ödedim . Öncesinde bir lissima tecrübem var ki detaylara girmeyeceğim, içler acısı, şimdi Arcanın saç kurutma makinası oldu. Ablam bi maşa almıştı, şimdilerde fön üstü maşa ile düzleştirmeye çalışıyorum. Çünkü… akşam saçlar fönleniyor, sonra sabah küçük canavar fön sesinden uyanmasın diye maşalanıyor. Bu saç bana 2 gün gidiyor en azından. Üşenirsem 3. Gün toplayıveriyorum.
Son numaram elektrikli bigudi. Şimdi bu sıcaklarda fön maşa olmuyor, zaten yorgunum. Jöle köpük desen hergün sürülmüyor. Bihterin saçları böyle oluyormuş, bi yerde okuduydum. Kolay gibi geldi. Annem teyzem misal aynı benim saçlar 70 lerden beri bigudilerler saçlarını. Tee Hollandadan gelme içi sulu kaynatmalı bigudileri vardı. Benim de denemişliğim var severim. Ama o eskiler kadar kalitelisini bulamayınca bu ısıtmalı, elektrikli bigudiye taktım. En azından iri dalgalı fön gibi durur.
Vakit yok ya İlkeri gönderdim, Media Markt senin Best Buy benim dolaştı garibim. Ordan arıyor beni.
----------------------------------------
İ : Yeliz bunların 25 likleri varmış ama uzun saça 32 lik öneriyorlar. Ama babyliss yok, remington yok başka bişey var.
Y : Ee su dalgası yapıyor muymuş, sor bakim.
Soruyor…
İ : Onun için 32 lik diyorlar.
Y : Islak kuru oluyor muymuş?
Soruyor…
İ : Evet
Y : Oluyorsa bigudi değildir o, kadife miymiş?
İ : ???
Hönk olunca telefonda tezgahtarı verdi.
Y : Seramik mi?? Yok anam ben elektrikli bigudi soruyorum.
Tezgahtar: hhaa yok burada ondan, eşiniz saç şekillendiricisi şeedince maşa verdiydik.
Y : İlker kaç ordan maşa var oğlum evde!
İ : Ya ben ne biliyim?
Y : Boynere git bi bak bakalım. Bu arada foto mail atıyorum
Telefon !
İ : geldim, burada bi remington var 149 diyolar başka da bulamazmışım.
Y : Aa çok pahalı, babyliss yok mu, o da iyidir.
İ : Yok kadın alalım işte, maymun ettin beni, hayatımda bigudi görmemişim. Elektriklisi ne ola ki?
--------------------------------------------------------
Ve böylece saç şekillendiricisi koleksiyonuma yenisi eklendi. Banyo dolabının hatırı sayılır bir kısmı benim oyuncaklarıma ayrılmış durumda.
İlk denemem fiyaskoydu, hamlaşmışım bigudi sarma işinde. İyice kabardılar. Sonra bi defa ufaktan fönle kuruttuğum saça uyguladım, iyi!! Geçen gün günlerdir jöle ile yaptığım saçlara bigudi arası verdim. Bu defa kendiliğinden kısa süre kurumuş saça uyguladım, sonuç şahane!
Tek sıkıntı kapıcı filan geliyor, kapıya çıkamıyorsun, Arca gördü mü “bu ne yaa” bakışı atıyor, bildiğin uzaylı modunda dolaşıyorsun. Ama mutluyum!! Sonunda kolay bir alternatifim oldu.

16 Temmuz 2010 Cuma

dün, önceki gün, bugün, yarın ...

Dün… arabadaki eti form kırıklarını ve boş paket yığınına baktım, ne kadar garip kadın olduğumu fark ettim. İnsan şunları bi çöpe atmaz mı? Sonra bazı şeyleri anlık hatırlayamadığımı fark ettim. Ofisten hep en son ben çıkıyorum ama istisnasız hergün kapıyı kilitleyip kilitlemediğimi kontrol etmek için tam yola çıkmak üzereyken geri dönüyorum. Sonra sabah bir anlık bilgisayarı evde unuttuğum aklıma geldi, bagaja koyduğum kareler tamamen silinmiş! Meğer almışım ama kesinlikle hatırlamıyorum.

Önceki gün … Ne kadar zor bir hamilelik geçirmiş, ne kadar zor bir bebek büyütmüş olurlarsa olsunlar, anne milletinin tekrar hamile kalmaya meylinin sebebini anladım! o mucizevi koku!! Bi tarafta kudurmaktan terlemiş ekşi kokulu kafasıyla Arca bi tarafta az önce emmiş tarifsiz kokulu Poyraz!

Önceki gün yine… Arca 2 hafta sonra ilk defa akşam yatıp sabah kalktı, rüya bile gördüm. Saçlarım dökülmüştü rüyamda. Köpek dişlerinden ikincisini patlatmanın rehaveti bu, biliyorum, yakında süreç yeniden başlayacak, enerji toplamalı.

Daha önceki gün ve birkaç gün üst üste…
Arca kakayı lazımlığa yapıyor. Tİ konusunda ufak bir yol almışken bırakmıştım, o kadar küçük bir çocuk için fiziksel anlamda tuvalet eğitiminin çok doğru olmadığına ikna olmuştum. Bezsiz bebek kitabı bile tam kafama oturmamıştı. Hatta kendime kızdım, sağdan soldan okuduklarımı çocuğuma zorla mı dayattım diye ve 1 haftanın sonunda birkaç işaretten sonra ve lazımlığa ufaktan tepki oluşur oluşmaz kesmiştim. İlkerin ve doktorun “sen bilirsin ama…” ile başlayan ufak muhalefetleri de etki etmişti. Ama farkındalık kazanması önemliydi. Hiç aksatmadan her tuvalete birlikte gittik. Kendisi oturdu, keyifle, üstünde kıyafetleri ile. Son birkaç gündür sabah akşam düzene giren kakasının ve belirgin işaretlerinin ardından denedik, hiç tepkisiz keyifle ve eğlenerek yaptı, sifonu kendi çekti ve bay bay dedi. Hala tam anlamı ile bir tuvalet eğitimi – iletişimi kafamda oturmuş değil. Belki bu kararsızlığım Arcaya da geçiyor, nitekim 3 defa lazımlıksa 3 defa bez şeklinde gidiyoruz. Önce benim kendimi hazırlamam lazım sanırım.

Bugün… kendime internetten ayakkabı almak yerine kitap almayı seçtim. Üstelik kitapların hemen hepsi Arca için. (Anneye sadece SOS! Ana babalara yardım) Çocuk kitapları derya deniz… Hangisini beğeneceğini bilmek öyle zor ki. Tavsiye kitapları yokluyoruz. Genelde çocukların beğendikleri kitaplar Arcaya da uyuyor. Mesela… Ayağına diken batan süper karga, Diş hekiminde, Annie ve Leo olan kitap, Cemile. Bugünkü siparişler : Atakan Süpermarkete Gidiyor, Ormanda Doğum Günü Partisi, Kirpi ile Kestane, (teşekkürler Esra özlem&Füsun) , Kasabanın En Şık Devi (sarıçizmelim sağol ) Yaramaz Fındık, (kimden okudum hatırlayamadım), Bay Bay Bezim (son zamanların gündemi) Nurturiada Özge güzel bir grup kurdu, herkesler tavsiyelerini döküldü, pek güzel oldu.

Yine Bugün… Akşam planı yapıldı, akşam yemeği sonrası sahilde yürüyüş.

Yarın… Yazlık! Arcaya 2 gecedir “Arca yazlıkta” hikayesi anlatıyorum. Gözleri pırıl pırıl dinliyor. Bu çocuğun gözlerinin için gülüyor ya bayılıyorum. Arca tulumbadan su çekecek, Arca kumlarda oynayacak, Arca parka gidecek, Arca dedeyle gezecek, Arca denize girecek…

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Haftasonu

İzmirde cuma akşamından herkes yazlığa kaçar. Otoban E-5'ten farksız olur. Cumartesileri sokakta sadece kedi köpekleri görürsünüz, onlar da park halindeki araba altlarında gölgelenmeye çalışır. İzmir terkedilmiş şehir görüntüsüne bürünür. Misal bizim sokakta park yeri kolaylıkla bulunur. Aslında İzmirin terkedilmişliğinde ayrı bir güzellik olur. AVM'lere gidip gönlünce alışveriş yapabilirsin. Ya da sabahın köründe sahilde sakin kahvaltı yapabilirsin. Bu hafta kaçan takımından bekçi takımına geçiş yaptık.
Arca çıkmak ister, oyun ister, atta ister ama hava sıcak!! Allahtan Ümit abla cumartesi gelmedi de en azından temizlik tantanasına kurban gitmedik. Bizim evde temizlik, Arcaya şenlik!! Vileda kovasına kafa sokar, elektrik süpürgesinin peşinden koşar. Mümkün değil koparamazsın temizlikten.
Sabahtan İlkerle bakkala gittiler, "mii" kovaladılar. Biz Montessori Semineri için bi yerle görüşecektik, görüşeceğimiz kişi yoktu, hem başka fikirler hasıl oldu, vazgeçtik. Sonra denizle zeynep ve poyrazı ziyaret edecektik, denizin işi çıktı. Kaldık Arca ile evde başbaşa.
Neler neler yaptık?
top oynadık
saklambaç ve yakalamaç oynadık
kitap okudum, dinledi (süper yaa, dinliyor, eskiden sadece kendisi bakmak isterdi)
dans ettik
puzzle yaptık
kudurduk
çekmeceleri dağıttık
manava gidip barbunya aldık - bu yaklaşık yarım saat sürdü. Manav sadece üst sokakta!
barbunya ayıkladık, yerlere attı, ben topladım, ben attım o topladı
sabah uykusunu reddettiği için öğleden sonraya kaydı
o arada işten aradılar, acil mail istediler
Arca yemek yerken uyuyakalacaktı nerdeyse
Yemekten sonra duş yaptı, külçe gibi devirdi, uyudu.
Dedim 2-2,5 saat uyanmaz.
yemeğimi yerken maili gönderdim, 2 telefon konuşması yaptım
barbunyayı, akşam için makarna sosunu ocağa koydum
biraz dinleneyim sonra etrafı toplarım dedim, TV karşısında bi dondurma yemeğe başladım
ki Arca uyandı:( daha ayaklarımı uzatacaktım, film seyredecektim, evi toplayacaktım.
Elimdeki dondurmaya yalana yalana saldırdı. hemen buzluğa attım.
Beraber balkon yıkadık
Yetmedi o kadarcık su, banyoya bıcı düzeneği kurduk. Yaklaşık 1 saat suyla oynadı. Tabii başında durmak lazım, bırakamıyorsun.
İlker geldi, ben bitmiştim. Evin halini gördü, neyse toplarız dedi, banyoyu gördü, ŞOK! Ben gamsız gamsız "uzanacağım siz arca ile etrafı toplayın" dedim. ama Arca peşimi bırakır mı? Ben uyurken burnumu sıktı, öptü, dürttü, tabii ki dinlenmek yok. ben de toplamaya yardım ettim. Gül ve Orçun geldi. Mis gibi kurabiye getirmişler, çayla nefiss! Arca muzun üzerine üzümlüleri götürdü. Gül ile Arca oynarken ben 20 dakika uyudum (ne büyük nimet!!!) Akşam balkonda kıymalı makarna yedik. Arca kendininkileri kafasından aşağı döktü, mıncırdı, sıktı, ara sıra yedi.
Ve günün en güzel kısmı, 9 da yatağa yollandık, yarım saat içinde tüm rutin tamamlanıp uyumuştu:)
Biz de Gülle bira-çiğdem klasiğinde balkon sohbetleri yaptık. PES'ten kafasını kaldıran Orçun ve İlker de ara sıra katıldı. Uykumuz gelince kanepede konuşlandık. Arca uyanmalarına devam etti ve sabah 6 da beni ayağa dikti.
Nispeten daha güvenli oyun odasının kapısını kapattım, kanepeye uzandım, müziği açtım. "bak anne uyuyacak, sen oyna, istediğin zaman yanıma gel, uyandır" anladı galiba en az 10 şarkı uyumuşum:) yanım geldiğinde kokudan durumu anladım.
İlker kalktı, Arca kahvaltı etmedi, biz umursamadık, babaneye gittik. Arca bi babanede çok zorlanıyor. "Babi" "bibabi"... zor tabii 3 hece. Babanenin evini de bi güzel dağıttık. Yine pek bişey yemedi biz yine takmadık. Sabahın köründe kalktığı için sabah uykusuna yattı.
Öğlen bilgisayardan kendi resimlerine bakarken kaptırdı bi tabak yemek yedi, yeay!!

Öğleden sonra hep beraber İlkerin kuzenlerine gittik.
Arca arabada uyumuştu, tesadüf Duru da uyuyordu, ilk Arca kalktı, Durunun oyuncaklarına musallat oldu.


Çamların altında kocaman bir bahçe... Ufukta ışıl ışıl bir deniz...

Arcanın kozalakla tanıştığı andaki mutluluğu...

Duru Arcaya oyuncakla nasıl oynanacağını anlatıyor.

Kurtlu Arcanın oturduğu nadir anlardan biri...

Top peşinde Duru ve Arca, gönüllerince koşarken...

Arcanın doğumunu yaptıran Gülnur teyzemizin Urladaki evindeydik. Evin her köşesinde onun izleri, emeği, fotoğrafları... En son öldüğü gün ordaydım. Ama daha çok son zamanlarına denk gelen bayram ziyaretimizden bahsedildi. Hep istediği gibi bütün çocuklar ,torunlar biraradaydı.

İlker kupa maçına yetişti, Arca o kadar köftenin ağırlığına dayanamayıp yolda sızdı, Yeliz makinaya çamaşır atıp, duş alıp bir kahve, dünden kalan kurabiye ve bir filmle (P.S: I love you) haftasonuna noktayı koydu.

9 Temmuz 2010 Cuma

köpekler yemez halimi

Halbuki haftabaşından beri köpek dişlerinin sorumlu olduğu uykusuzluğum için karar almıştım. Arca ile birlikte uyuyacaktım ki, hem gece nöbetlerine dinç kalkayım hem de biraz uykumu alayım, Leyla modunda dolaşmayayım! Tüm planlarım magnum double çikolata yalarken biraz zaplayayım dediğim anda değişti. Hani çok sevdiğin bir film çıkar karşına, hadi birkaç sahneyi izleyeyim dersin. Dün akşamın sürprizi “The Notebook” idi. Defalarca izlediğim ve içim çıkasıya kadar ağladığım filme anında kilitlendim. Ve adet olduğu üzere salya sümük ağladım. Hani baksan bizim Yeşilçam melodramlarından ne farkı var değil mi?
Fakir oğlan zengin kız, yaz aşkı, ailenin karşı çıkması, istemeden ayrılma, mektupların saklanması vesaire vesaire… Ama işte o filmde öyle bir sihir var ki her izlediğimde istisnasız ağlattı beni. Galiba aşklarındaki sonsuzluk hissini çok güzel veriyorlar.
Şiş gözlerle yatağa gittiğimin 10. Dakikasında nöbet başladı. Arcanın sağ alt köpek dişi küçük bir baloncuk, güldükçe bize nanik yapıyor. Diş jeli ve calpol bundan gayrı derdimize çare değil, anlamış bulunuyoruz. Arca en geç 22 gibi yattığında melekler gibi uyuyor, o kadar yorgun ki ilk 4 saatlik uyku deliksiz. Derken uyku hafifliyor, diş ağrıları hissedilir oluyor ve gece 2 nöbeti başlıyor. Eğer o vakte kadar henüz uykuya dalmamışsam vay halime! Dün gece – önceki 4 gece olduğu gibi - yatak-Arca arası defalarca mekik dokumaya dayanamadım, aldım yastığı yerde yattım. Arca dümbeleği yanında yatırmıyor ki şöyle ana-oğul koklaşa koklaşa uyuyalım. İlla ki çarmıha gerilmiş gibi yayılacak. Bizim yatak? Yok biz garanti ezeriz Arcayı, yemiyor. Diyordum, dün gece – kesinlikle hatırlamıyorum- almışım yanımıza. Bi uyandık saat 6. Kendi yatağına götürdüm, kaşınıyor, uyuz gibi. Soydum, sivrisinek ısırığı, fenistil sürdüm, bu arada ishalimsi kaka ve artık uyku kaçtı, gitti, kül oldu. Toplasan 2 saat uyumadım. Son 4 gecenin bilançosu maksimum toplam 10 saattir. Böyle zamanlarda çalışmamayı çok isterdim. Çünkü Arca bu uykusuzluğa garanti 9 gibi bir sabah uykusu çekecek, ben de yatardım onunla enerji toplardım. Ama çalışmak zorundayım, üstelik işe giderken 30 km araba kullanmak zorundayım. Sabah Nihat Sırdar reklama girdi, karşıdan tatlı sabah güneşi vuruyor, pencerelerden ılık rüzgar yüzümü yalıyor, ahanda dalacağım. Açtım telefon İlkere. En azından telefonda konuşurken daha dikkatli araba kullanıyorum. Reklamlar bitesiye kadar sohbet ettik.
Köpek etti bu köpekler beni, allahım duy sesimi!!!

8 Temmuz 2010 Perşembe

İzmir Montessori Semineri - DUYURU

Tarih: 3 Ağustos Salı
Seminer Saati: 10:00-Bitiş saati vermiyoruz, konular ve sorular bitene kadar devam edilecek
Yer: Alsancak'da (Tam adres daha sonra belirtilecek) bir seminer salonu olacak
Ücret: 40 TL

Eğitmenlerin diğer programları sebebiyle seminer hafta içi tek gün olarak düzenlenecektir. Çalıştığı için akşam 18:00'den sonra katılmak isteyenlere istenilen bölümler tekrarlanabilecek ve seminer gelen talebe göre istenilen saate kadar devam edecektir.
Seminerin konusu ''duyusal'' materyallerin tanıtımı ve uygulaması esaslı olup, katılımcıların istekleri doğrultusunda program şekillenecektir.
Detayları bu şekilde olacak seminere kesin olarak katılacakların 12 Temmuz Pazartesi akşamına kadar dönüş yapılmasını rica ediyoruz.

m.yeliz@gmail.com

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Poyraz geldi

3950 gr, sarı saçlı mavi gözlü 52 santimlik bir melek!!



Zeynep emzirirken gözlerim doldu, lisede dostluğumuzun temellerini attık, büyüdük, evlendik, çocuklarımız oldu, hala birlikteyiz. Kocalarımızın arkadaşlığı bizimkinden bile eski. Şimdi çocuklarımız arkadaş olacak ... Güzel günler yakında...

2 Temmuz 2010 Cuma

haftasonuna doğru

Neden bilmiyorum bugün bitmek bilmedi.
a. Cuma diye mi?
b. Arca köpek dişleri yüzünden uykusuzluk ve huzursuzluk rekoru kırdı
c. Aklım dışarıda
d. Akşam için organizasyon yapmakla meşgüldüm (Zeynepi hamile olarak son görüşümüz olacak)
e. Hepsi – EVET DOĞRU
Yarın yazlığa gideceğiz. Daha bi çöp bile hazırlık yok. Geçen sefer, 2 bavul kıyafet götürdüm ama telsizin alıcısını unuttum, İlker kargo ile gönderdi. Diş jeli, pişik kremi, kendi diş fırçam, Arcanın ayıyogisi hep unutuldu. Güya hazırlıklar 3 gün sürdü. Bu defa çoktandır bakmadığım listeyi çıktı alıp yine buzdolabı üzerine yapıştırıyorum, artık unutmam herhalde. benim gibi salaklıklarınız varsa ahanda liste, vakti zamanında kuzu elanın annesi paylaşmıştı.

Bu aralar...

Arcanın haller pek komik. İlkerle yeni eğlenceleri kumbaraya para atma. Her akşam özenle bozukluklar alınıyor, kumbara en kuytu zuladan çıkarılıyor ve paralar tek tek törenle atılıyor.

Araçlı puzzle, artık ezberlendi, tersten bile koyuyor, demek ki yenisini almak lazım. Yarın belediyenin içine ettiği yollarda Hatay caddesine inip oyuncakçıya bakmalı. Yollar demişken evet içine edildi, metro çalışması yüzünden ana cadde kapatıldı, bizim önümüzdeki cadde ana cadde oldu. Arca için tam şenlik, çünkü çok çeşitli araç geçiyor. Otobüsler, servis araçları, polis arabaları…

Babama ciddi baskı kurup yazlığın bahçesine kum havuzu yaptırdık. Arcayı uzun saatler oturtabileceğimiz tek aktivite kum+su. Artık denize gitmediğimiz saatlerde de kafa dinleyebileceğiz:) Aklıma gelmişken oyuncakçıdan bi takım daha kova almalı.
Sonra geçen yılki simit Arcayı pek kesmedi sanki. Kucakta denizin keyfini çıkardı ama simite oturtunca yaygara yaptı, bi çözüm bulmalı. (alışveriş listesi gibi oldu)

Geçen hafta doktor kontrolüne gittik. Kilo - boy iyi, koca kafalı. Bu kadar harekete kilo bile almış. Uyku konusunu konuştuk, gündüz ya tek seferde ya da sabah öğleden sonra ama toplamda 2-2,5 saatlik gündüz uykusunu çok dedi?? bence değil. Ama tatilde sürekli tek uyku uyudu- en az 2 saat. Tatil deyince ben de lohusalar gibiydim, Arca yattı, ben yattım:) tatilll sen ne tatlı şeysin:)

Arca saç çekmeyi çok sever oldu, bir de ara sıra ısırıyor. Çocuklarda en hoşlaşmadığım 2 şey. Belki de ben çok takığım diye beni buluyor. Doktorla paylaştık, sert tepkinizi gösterin dedi. 1-2 defa çok kızdım ama yüzüme bakıp gülüyor, her haltı anlayan velet anlamazdan geliyor.
Dün yeni bi yöntem ile görmezden geleyim dedim. Saçlarıma yapıştı. "aa tatlım yanlışlıkla elin saçıma dolandı, dur yardım edeyim de kurtaralım rahat et" dedim, üstelemedi. Vurma konusunda da uygulamalı belki bilmiyorum. Bildiğim tek şey, vuran ve ısıran çocuk olmasın lütfen!!!

Arcanın garip bi karakteri olduğunu düşünmeye başladım. Ultra uyumluluk arcanın göbek adı. Emmeyi, emziği bırakırken, süt içmeye alıştırırken ve hatta yatır kaldır yönteminde bile çok uyumlu davrandı, işimizi kolaylaştırdı. Ancak uyumluluk değişkenliği de beraberinde getirir oldu. Örneğin bir an kahkahalarla gülerken bir anda ağlamaya başlıyor. Sebepsiz... Ya da biz sebebini anlamıyoruz.
Anne tespiti: Aslında Arca değişken karakterli bi çocuk ve ortama kolay uyum sağlaması bu karakterin bir sonucu.
Bizim gibi sabit karakterli ve değişimlere kolay adapte olamayan bir ebeveyn çifti için bizi zor yıllar bekliyor:( - ergenliği düşünemiyorum.

Arca bu aralar pek geveze - biraz diyalog:

anne : "daha düün annemiiiizziin..." (o korkunç sesi ile şarkı söylüyor, allahım bu çocuk bana tapıyor olmalı ben bile tahammül edemiyorum sesime)
arca : "annih?"
--------------
baba : "baban köpeğin olsun senin!"
arca : havhav
-------------
anne & baba konuşuyor: lavaboda sümkürürken taklidini yaptı bugün
arca - oyun oynarken : fırk (eliyle burnunu tutuyor)
--------------
anne (süper karga masalını okuyor) : süper karganın ayağına diken batmış.
arca : gagga (ayağını gösteriyor)
-------------
anne : hadi gezmeye gidelim
arca (sandaletlerini alıyor ) : atta
---------------
baba hapşırıyor
arca : ellü hapşşş
-----------------
anne : bak arca aydede
arca : ayde
anne : aydede
arca : AYDE!
--------------
babane : hadi kedilere gidelim
arca : mii, mii
--------------
anne : top kimin?
arca : menim
-------------
anne: adın ne?
arca : aaça

biraz da monolog:
annih menim!
vuuu (elektrik süpürgesi)
abbi
abbla

Son olarak Arca bildiğin dans ediyor. Ayaklar pıtı pıtı, ara sıra da geri geri yürüyor. Anlatılmaz yaşanır... Video çekmeyi becerebilmeliyim (hüüllyaaa gel bana ders ver!!!)

Neyse bizimkiler gelir şimdi, balkonda pizza partisi ya da pide.. bakalım:) Poyraz için mothercare indiriminden şahane ciciler aldım, bakalım güzel anne Zeynep beğenecek mi?
Hadi ben kaçtım, iyi haftasonları, hayırlı işler, bol güneşler:)