Yazılar posta kutuna gelsin mi?

29 Haziran 2010 Salı

bir kadın... iki iş seyahati

yıl 2007..
istanbuldaki ofisten izmirdeki ofise geçmek durumunda kalmış, bu durumda kaldığı için de izmirde de işleri aynı şekilde yürütebildiğini göstermek için de ciddi çaba içinde bir kadın. Genel müdürüne söz verdiği gibi ne zaman gerekse soluğu İstanbulda almak durumunda. Uçakta en rahat ettiği koridor tarafında, üzerinde bi dolu para saydığı yeni takımı, elinde yapacağı sunuşun notları, saçlar jilet gibi fönlü. Yanında bir anne, biri kucağında biri cam kenarında iki çocukla seyahat ediyor. Kucaktaki durmadan ağlıyor, yandaki durmadan konuşuyor. Derken kahvaltı servisi yapılıyor. Meyvesuları kahveler ütüsü bozulacak diye endişelendiği takımının üzerinden yalpalaya yalpalaya geçiyor, bizimkinin içi cız ediyor. Kucaktaki bebe elindeki sandviçi 3 defa cekete teğet geçiriyor. Anne çaresiz ara sıra özür diliyor, mahçup. Bizimki kafası önünde notlara boğulmuş, kibarca ama fazla da yüz vermeyerek gülümsüyor. Aklından geçense bir an önce yolculuk bitsin ve fazla yara almadan kendini dışarı atsın. Annenin de aklından aynı şeyler geçiyor ama tamamen farklı sebeplerle. Yolculuk kucaktakinin ağlayışları, etraftakilerin "zavallı kadın" bakışları ile son buluyor. Bizimki arkasına bakmadan kaçıyor, içinden "ucuz atlattık" diye geçiriyor. Gergin gergin terminalden çıkıp iş arkadaşının arabasına biniyor, ofise gidiyorlar. Yolda ordan burdan işten izmirden konuşuyorlar.

yıl 2010...
Yine bir seyahati, kadın aynı kadın da artık anne. Gece bebesi deliksiz uyumuş anneye izin vermiş. Fön çektirmeye vakit olmadığından elektrikli bigudi ile yapmaya çalışmış saçları tam bir enkaz. İki toplantı sıkıştırmış tek güne. Gece dönsün, çocuğunu kendi uyutsun diye. Artık İstanbulda 1 gece kalayım, arkadaşlarla felekten bi gece çalayım lüksleri yok. Giyinirken ufaklık uyanıyor, anne mutlu, birlikte oynuyorlar. Veda vakti... Uçak rötar yapıyor, tatil ya çocuk dolu, rötardan hemen hepsinin keyfi kaçmış. Bizimkinin elinde sunuş notları yerine Elizabeth Pantley var. Okuma fırsatı doğmasına seviniyor. Uçuş bilgileri tanıtım filmini çocuklarla yapan firmanın yaratıcılığına hayran, belki yıllardır ilk defa uçuş bilgileri dinliyor, keyifle, hatta rötara kızgınlığı bile geçmiş. Gözü kulağı etrafta, annelerin yolculukla nasıl başa çıktıklarını görmeye çalışıyor. Arkasında sürekli ağlayan bebeğe anahtarlığını şıklatıyor, ondan bundan özür dileyen anneye "çocuk o, olacak tabii" diye rahatlatmaya çalışıyor. Yolculuk bitiyor, terminalden çıkmaya yakın bir elinde olsa olsa 2 aylık bebeği ile diğer elinde poşetinden puseti çıkarmaya debelenen bir anne görüyor. Bebeği kapıyor, süt kuzusu nasıl güzel kokuyor. Anne işi bitirip sanki dünyanın en büyük hayrını görmüşçesine teşekkür ediyor. Bizimki "her gören elbet yardım ederdi, ben önce gördüm ben ettim, öyle önemli bişey değil, algıda seçicilik" diyor içinden ama bi yandan da yüzünde salak bi tebessüm. Terminalden çıkar çıkmaz bir kelebek karşılıyor onu, "You've got mail" filmindeki metro sahnesi canlanıyor gözünde, hayat sanki bir müzikal, şimdi araçları çeken polisler de dahil olmak üzere tüm havaalanı dans edip şarkı söyleyecek sanki. Şarkı : Let the sunshine in. (o puslu İstanbul havasında nasıl olacaksa) Derken o kelebeğin kendisine özel olmadığını anlıyor. ISG'yi kelebekler basmış, ya da bunlar bildiğin güve. Aynı arkadaş alıyor onu, yine sohbet. Bu defa konu çocuklar. 3 yaşındaki oğlunun kendsini reddettiğini sadece babasını istediğini anlatıyor, terapiye bile gitmişler. 1 yaşına kadar gece uyanmalarına bel rahatsızlığından dolayı gitmediğini hep babanın koştuğunu anlatıyor. Çocuk babayı anne zanneder olmuş. Şimdi kesinlikle anneyi istemiyor, başı sıkışınca babayı istiyor. Böyle böyle sadece çocuklardan konuşarak ofise geliyorlar. 2 toplantı ve yine havaalanı. Dönüş yine rötarlı. Bebek pijamaları giymiş, balkonda karşılıyor, "anne!!" sesleri sokağı çınlatıyor. Görülmemiş bir vuslat yaşanıyor. Sanki yıllardır görmemişler birbirlerini, sanırsın Ayşecik filmi. Uyku vakti çoktan gelmiş. Süt içiyor, yatağa birlikte giriyorlar. Ayağına diken batan süper karga belki 100. defa ve üstü üste 2 defa okunuyor, ayağına diken batma ve dikeni çıkarma sahnesi temsili canlandırılıyor. Işıklar kısılıyor. Bebek anneye kocaman sarılıyor. Koklaşıp kafayı gömüyor yatağa. Anne başında biraz durup çıkıyor odadan. Ona sahip olduğu için milyon defa şükrederek...

27 Haziran 2010 Pazar

Tatil albümü

Çoook yağmur yağdı.


Arca'yı içerde tutmak namümkün...


Duru'nun doğumgününü kutladık:)


Arca & Duru...


Topların hepsi MENİM!!!


Annenin defalarca bozduğu 40 senelik radyo artık Arca'nın ellerinde:)


Hafriyat işleri Arca'dan sorulur



Sonunda BİİBAH (Barbie) ile tanıştı!!


Motor Duru'nun bebekliğinden kalma, Arca kornasına hasta.


Salatalık bahçeden


Mısır pazardan


Tatilin tadı damağımızda...

21 Haziran 2010 Pazartesi

Sokak köpeği Arca

Arca 13 aylıkken birkaç adım sıralıyordu, 14 aylıkken yürümeye başladı – galiba:) evet nurturia buluşmasında henüz kendi başına pek yürüyemiyordu. Demek ki adam gibi yürümesi 14-15 ay civarı. Aylar süren oturan boğalık halleri yerini kıpırlığa bıraktı. O oyuncakları ile dakikalarca oynayan , o kitaplara, dergilere yarım saatten fazla dalan çocuk gitti, yerine bir canavar geldi. Her gün dışarıya çıkıyor. Hava çok sıcaksa ya Nildalara gidiyor ya da Cansulara. Yani her günü ayrı bir heyecan. Geçen hafta birkaç akşam dışarıdaydık, birinde babaneye bıraktık, yemekten sonra “mi”lerin (kedi) peşinden koşmuşlar. Akşamları sokağa giriyorum, hop Arca karşımda. Artık balkon kesmiyor,”abi”lerle top koşturuyor. Bi akşam yakındaki parka bi akşam da çamların olduğu Ahmet Piriştina parkına götürdüm, yemekten sonra. Hava kararasıya kadar kudurdu, kum oynadı, yorgunluktan tükendi. Eve gelip duşa giriyor, sonra süt (artık içiyor ya acayip mutluyum) tumba yatak!! Bu rutini seviyor. Geçen haftanın 4 günü dışarıda olunca Cuma günü yorgunluktan ölüyordum. Hülyanın tavsiyesi üzerine Red Bull bile içtim. Kanatlanmama ramak kaldı! (çok da çirkin bi tat yaa , bööö)
Cuma bi ara öğlen Foruma gittim, Arcaya top aldım. Akşam geldim, kapının önünde Arca, Nilda, ÜT ve Nildanın ananesi. Eczanenin tüm çalışanlarını toplamışlar, oynuyorlar. Elimde topu görünce çıldırdılar. Arca kendini bilmez halde elinde top bi oraya bi buraya saldırıyor. (Bu arada çocuklara sade bişey almak mümkün değil, yani bildiğin tek renk toplar vardı eskiden. Şimdi Cars, Ben 10, Barbie, Winx…. İlla bişeyler olacak ya da ben bulamadım sadesini) İlker evde yemek yapıyor, ben de oturdum aşağıda Arcanın kudurmasının son bulmasını bekliyorum. Saat oldu 7 buçuk, ÜT gitti, Nildalar aşağıda. Üzerimde iş kıyafetleri. Hadi dedim arcaya eve gidelim üstümüzü değiştirip tekrar inelim, yine oynayın. Kıyamet apartmanı yıktı. İstikrarlı olacağım ya, o ağladıkça ben de mızırdıyorum ama yukarı çıkarıyorum. Eve geldik, üstümü çıkardım, İlker sakinleştirmeye çalışıyor, ben kucağıma aldım. Sakinleşsin öyle inelim istiyorum, ki mızıkladığı için inildiğini sanmasın. Ama yok başaramadım, indik. Yine kudurdu topun peşinden, Nildaya cırladı. Bizim evde olduğumuz sırada Nazlı gelmiş, Nildanın ananesi Arca için “yaramaz” demiş, Nazlı şok!! Ben Cansuyu vereyim size görün yaramazlık neymiş, demiş. Aslında ben de Arca hakkında yaramaz denmesine alışık değilim ama son yaşananlardan sonra çok da şaşırmadım:)
Cumartesi AVM gülüydük. Sabahtan çıkıp yolda uyutunca bana 1 saat izin verdi bütün alışverişi bitirdim. Öncesinde Nazlılara uğradık, Cansu ile bi posta kavga etmişler. Dönüşte yine uyudu. 5 saat sokaklarda gezen o değilmiş gibi kapıları yumruklamaya başladı. Sanki çiş saati gelmiş köpek. Çıktık, top koşturdu kapının önünde. Sonra markete gittik yürüyerek. Enerji tavan yapmış durumda.
Babalar günü güzeli kahvaltıdan sonra İlkerle bizim için kahvaltılık almaya Göztepeye indiler. Kuşlu parka gitmişler, caddeyi boydan boya gezmişler. Ama düdüğe yetmemiş. Sabah uykusunu atladı, kapıları tırmalamaya başladı yine. Allahtan İlknurlar geliyor, oyalanır biraz dedik ama yok yemedi. Anlaşma yaptık, öğle uykusunu uyuyacak, akşam zaten Güzelbahçeye gideceğiz Zeyneplerle, o zaman gezersin dedik. Anladı galiba, uyudu. Sonra bi kalktı, ilk iş sokak kapısının önüne yatmak oldu. Hava da sıcak, bari markete yürüyelim dedim. İlker hadi anneme gidelim, orda kudursun, ordan yemeğe geçeriz dedi. Bakar mısınız işi gücü bıraktık Arcaya gezmek ayarlıyoruz. Hadi gezmeye deyince hop kapıda, hop sandaletler elinde. Babaneyle koşturmaca oynadı, koridor defalarca arşınlandı. Yetmedi birkaç defa sokak kapısının önünde mızmızlandı. “mi”lere gitmek istedi. Eskiler gibi koloni hayatı yaşamalı, anane, babane, kuzenler, teyzeler, halalar hep etrafta olmalı, çekirdek aile bebelere yetmiyor. Derken akşam oldu, erkenden kaçtık. “Parmak yalatan” el değiştirdiğinden beri ikinci gidişimiz ve harika bi yer olmuş. Harika bir oyun bahçesi var. Etler süper, ortam uygun, önü sahil, vs vs , şiddetle tavsiye:) arabadan iner inmez çantalar ilkere biz Arcayla parka. Tam oyuncaklara biniyoruz, aha arkada kocaman bir Rotweiler  Bağlı değil, arkasından 2 küçük daha koşmaya başladı, Arcayı kucakladım kapıya gidiyorum, küçükler peşimizde, anne de kalktı, Arca havha lara gitmek ister, – anne köpek görse tansiyonu düşer, yolunu değştirir cinsi – hop kaçtık. Verdim Arcayı İlkerin kucağına dedim ki köpekler güzel, ben tırsar, sen Arcayla sev ki anası gibi köpektenkorkar manyak olmasın. Ne zamandır bildik köpeklere temas etsin istiyorum. Fırsat ayağımıza geldi. Arca köpeklere çıldırdı ama benim telaşım mı yansıdı, çok temas etmedi. Sonra ördeklere, civcivlere, tavuklara saldırdı. Sadece yemek yiyeceği zaman oturdu, diğer zamanlarda kesinlikle dötü yer görmedi. Yemekten sonra da bir posta havhavlar ve oyuncaklar, yorgunluktan mahvoldu. El yüz yıkandı, pijama giyildi, pusete atıldı, erkekler maça dalmışken biz kadınlar ve Arca sahile indik, Arca pusette, deniz havasına günün yorgunluğuna ılık ılık esen rüzgara dayanamadı, uykuya teslim oldu. Zeynepin hamileliğinin son 2 haftası, bebek sohbetleri, Poyrazın tekmeleri, ufaktan dedikodular, Gülle kaynatmalar. Yorulunca bankta oturup sohbete devam, sonra lokantaya dönüş, kahve, sohbet ve ev…
Arca ile yeni bir dönem başlıyor. Bol hareketli, bereketli yorucu, ama en keyifli zamanlar. Bu zamanlar hiç bitmesin:)

Not : yazarımız ve kıpırdak oğlu senelik izinlerinin bir kısmını kullanarak yazlığa kaçıyorlar. Dönüşümüz muhteşem olacak, bol foto, bol atraksiyon çok yakında bu blogda:)

20 Haziran 2010 Pazar

baba

bi ara taratmışım, resimleri karıştırırken buldum.
çok şey söyleyesim yok, bi anı olsun istedim. babasının dibinden ayrılmayan kıvırcık saçlı meraklı bi kız çocuğuydum. Babamın her tamir işinde yamağıydım, tornavida, ingiliz anahtarı, hep ondan öğrendim, daha küçücükken...
seni seviyorum yakışıklım:P


sonra bu fotorafı çektik hatta yarışmaya koyduk, buna baktığımda çocukluğumu hatırlıyorum. ne güzel babasın sen ilker, seni seviyorum.

18 Haziran 2010 Cuma

bir tecrübe


Kitaplarda okuduklarımızı, tecrübelerden dinlediklerimizi kendi annelik potalarımızda eritip üstüne çocuğumuzun sinyallerini ekleyip içgüdü süzgecinden geçirerek uygulamalı. Sadece kitapların hap gibi verdiği yöntemler, bilmem kimin bebesine uyguladığı bilmem ne tavsiyeleri her zaman iş görmez. “Ben kafama göre bebeme bakarım, benim içgüdülerimden ötesi hikaye” de her zaman iş görmez, tıkandığın noktalar olur. Nerde okuduğumu hatırlamadığım ama çok aklıma yatan bir şey yaşadık o gün (SPK olabilir). Tecrübe dediğin paylaşılmalı….
Bakışlarımızn birbirine, salyalarımızın birbirimizinkine karıştığı, ağız dolusu kahkahalar attığımız, uykular haricinde hatta bir kısmında dahil de olmak üzere yapış yapış aşk dolu bir hafta sonunun ardından iş günü geldi çattı. Kapıda her günkü konuşma yapıldı. “Anne şimdi işe gidecek, akşam gelecek, birlikte kuduracağız yine, sen şimdi Ümit teyzenle oyna” o gününün diğerlerinden farkı Arca direkt cırladı, yapıştı, bırakmak istemedi. (teribıl tu kokusu alıyorum) ÜT’nin kucağına gitmedi. Yaklaşık 5 dakikalık kriz anında – ki bu bana saatler gibi geldi - beynimin bir tarafı “acayip geç kaldımi zaten ÜT de geç geldi, sürekli geç kalıyorum”, diğer tarafı “ağlamadan ve el sallayarak evde uğurlamalı beni, kaçmak yok, sıvışmak yok” derken kucağıma aldım, konuşa öpüşe koridoru aştım, nerden aklıma geldiyse yatak odasına gittim, sadece bana ait olduğunu bildiği bir şeyi – toplu lastik toka - aldım, Arcaya verdim, “şimdi bunu al, birlikte çekmeceye saklayalım, bizim sırrımız olsun, akşam gelince buraya gelelim, bana ver tekrar ben de saçıma takayım” bıçak gibi sustu, sıkı sıkı tuttu, ÜT’nin kucağına gitti, kapıda hergünkü cee oynunu oynadı, el salladı ve ben gittim! Akşam tokayı bulduk saçıma taktı. (yok canım şekil filan yaptığı yok, kafama koyuyor tokayı) Birkaç gündür hep aynı!! Bu yöntem işe yarıyor, huu çalışan anneler!!!

16 Haziran 2010 Çarşamba

yazmak istemiyorum ama unutmak da istemiyorum

ya işteyim ya yokum!!
evde değilim iş yoğun keyfim yok. yeni bişeylere ihtiyacım var. Nurturiaya takılmıyorum, arkadaşlarımın yazdıklarını okuyorum ama yorum yazmak içimden gelmiyor. keyifsiz günler...

Ama...

Tunişle Arcanın birlikte değil ama paralel kamyon oynamalarını...


Ela ile Arca'nın sularla keyfini ve akşam günün hikayesini uyku öncesi masalı olarak anlatırken "şap şap yaptılar" kısmında Arca'nın yatakta oturup sahneyi elleriyle şap şap yaparak canlandırmasını...


Arca'nın Ela'nın devasa ördeğine su içirmeye çalışmasını...


Bütün haftasonunu "Eya" (Ela) ve "Abbi" (Tuna) yı dilinden düşürmeden geçirmesini...


Vee... Elanın profitrole fütursuzca dalıp keyifle yemesini


unutmak istemiyorum:)

10 Haziran 2010 Perşembe

En güzel baba&bebe fotosu yarışması

tembellikten ancak katılabildik buyrunuz efem, siz de beğendiyseniz oy verebilirsiniz:) Şuraya bi TIK

8 Haziran 2010 Salı

yazasım var

bu aralar pek bi yazasım var, kendi içime dönmek ve bi yerlere varmak üzere yol alasım var.

Arcanın saçlarını kestirdik geçen gün. Yine İlkerin mahalle berberi geldi, salona mama sandalyesi kuruldu. Baby TV açıldı (özgür duymasın:) ) Arca şok!! Bu yeni muamelenin sebebini anlamadı ama 10 dakikalığına sorgulamadan keyfini çıkardı. Direkt makinayla girecektik ama huylanınca makasla devam ettik. 3 numara oldu. Suratı daha da ortaya çıktı. Tam yaz bebesi!!

dün öğlen tatilinde ikea ya gittim. "ikea evimizin herşeyi" sloganını "evimizde herşey ikea" diye değiştiresim var. Mammut sandalye ve nispeten daha sağlam görünüşlü beyaz ahşap masa ile olayı çözdük sanıyorum. O masanın sandalyesi pahalıydı. aslında Arcanın arkadaşları için de mammut tabure alacaktım ama mavi yok galiba?
Hani OIP'in çizdiği günden dönen teyzeler var ya , orada gün yapıyorlardı sanırım. Sahi onların saçlar neden hep sarı olur? Bu teyzelerden bir de Forumdaki cafelerde gördüm. Şahane!! kahve içip laflıyorlardı. Bense işlere dönecem diye haldur huldur koşuyordum.


Arca ile ilgili tüm düzenlemeler bitti. İlker marangozuna ayakkabılık yaptırırken artan malzemeden Arca için kitaplık (hülya senin orijinal kitaplıkta hala gözüm ama ayakkabılıktan malzeme artınca bedavaya yaptırdı) bir de raf yaptı. Herşey yerli yerinde de, Arcada düzen kavramı henüz oluşmuş değil. Zamanla olacak. Ya da bize benzerse hiç olmayacak. Ona örnek olacağız diye biz de düzenli olmaya çalışıyoruz, Allahım ne zor şey! Ama ne demişler: Çocuk öğütle değil örnek alarak öğrenir.

Hadi bakalım soru : -mış gibi yapmak ikiyüzlülük mü?

bi taraftan da kendimize bakıyorum. Benim annem de İlkerinki de acayip düzenli temiz titiz insanlardır. Annem yıllarca eve kadın almadı, birgün yatağı düzensiz olmadı. İlkerinki desen çalışmasına rağmen gece 4lerde temizlik yaptığını söyler. İlkerin yazlıkta elinden vileda düşmezmiş. Hem çalışan hem çalıştıran cinsi (okuyorsun şüko, biliyorum, ama napıyım öylesin) peki biz neden böyle olduk. Düzeni sevip bi türlü düzenli olamamanın altında yatan ne? Arca mümkünse anane+babane genlerini almış olsun, bizim de mıçımızı toplasın. Temenni temenni. Bu arada İlker + yeliz vakası yukarıda bahsettiğim : "çocuklar öğütle değil örnek olunmakla öğrenir" tezini çürütüyor:)
Bu aralar pek bi işe yaramıyormuşum gibi geliyor. Evde hemen hiçbir iş yapmıyorum, ütü duruyor, Ümit abla vakit olunca yapıyor, yemek sadece haftasonu yapıyorum, temizlik desen yok. Sadece gecenin bi vakti mutfak topluyorum, çamaşır yıkıyorum. Gerçi Elifle Hülyanın "ev işleri nasıl olursa olsun libidon yüksek olsun" temennisi var ama o kısma girmeyeceğim. Canım sıkıldı mı bi güzel İlkerden çıkarıyorum. Sonra kendime kızıyorum. Sakin olmak lazım. Bi vakitler yoga filan yapardım. İyi gelirdi. Hamileyken bile yapmıştım. Normal doğum gibi hazırlanıp sezeryan diye direten garip bi hamileydim:P - Galiba erkenden normal doğuruverecekmişim gibi bir korkum vardı bilinçaltında:)
ilkerin kuzeninin bebeği olmuştu, ziyarete gittik maaile. Duru Arcadan 1,5 yaş büyük. Kardeşine de Arcaya da o kadar anaç o kadar sevecen ki , ah bu kız çocukları dedirtiyor:) Arca onun oyuncaklarına "menim" diye atladı, o da Arca ile oynadı. Mıncırdı, öptü, sıkıştırdı.


İşimi seviyorum ama son zamanlar bir motivasyonsuzluk peyda oldu. Şöyle bi kudur kudur çalışamıyorum. Biraz da sıkıntılar var, hayırlar ola diyorum. Belki de tatile ihtiyacım var. Ay sonu 5 günlüğüne yazlık planlıyoruz, ne şahane!! ama diğer taraftan Ümit ablanın eşi ameliyat olursa ona göre değişiklik durumları var.

Size de olur mu? bazen olmadık şeylere takarım. mesela çok sevdiğim birileri beni görmezden mi geliyor, beni takmıyor mu, bana gıcık mı oluyor paranoyalarım gelir bazen. Herkes beni sevsin isteyen bir tipim, ne fena. SEVİN BENİ!! yorum yazın, beben pek şirinmiş deyin!! ne bileyim sevin işte. bu aralar böyle bi ihtiyaçtayım sanki.

An itibariyle... İşlerden kısa süreliğine kaytarıp postumu düzenlerken dışarıda inanılmaz bir yağmur... açık penceremden içeri girip bir güzel ıslattı. Yaz yağmurunun kokusu bir başka

7 Haziran 2010 Pazartesi

KABUS HAFTASONU!!

Bazı günler süper geçer. Bebek yer, uyur, keyiflidir, yapışmaz. Alpinin doğumgünü haftasonusu misal. Vay be benim minik pek iyi filan dedim. Dilimi eşşek arıları soksun diye diye yakında zorla sokturacam!

Kabus cuma akşamından başladı. bebek ziyaretine gittiğimiz insanlar ofisten arkadaşlar. ama ev tabii arca gibi meraklı bir minik için hazineydi. açık mutfak, kurcalanacak onca şey. ben sürekli peşinde. yeni yeni yürüyor ya kendine zarar verecek bu aralar derdim o. İlkerin de BENİM iş arkadaşlarımla sohbeti koyultası geldi (!) sonuç saçım başım dağılmış bir anne ve hiperaktif tavrlar sergileyen arca pozu. enfesti:) Benim bu pozlarımdan pirelli takvimi olur!

Cumartesi Hülya + Elif ile miniklere sandalet bakalım dedik. Hayatlar da katılacak ne şahane!!! Bi akşam önceki keyifsizliği atamamışım üzerimden üstüne köpek dişleri bütün gece havlamış, uykusuzum. Evde temizlik var, İlker var, elektrikçi var. Arca bu elektrik süpürgesine dayanamaz, matkap sesine aşık, uyumamak için direnir. Amaaan dedim önce arabada uyur. Nasılsa 12 de alsancakta olucaz. Hülyadan gecikicez mesajının üzerinde Arca gözleri kaşıyınca hadi dedim belki uyur. Detaya girmeyeceğim, vazgeçtik. Bu arada sabır konusunda ödül almak üzereyim. Attım Arcayı arabaya, bi de yağmur bastırdı. Hülya henüz otobüse binmemiş olsa direkt Agoraya kaçalım diyeceğim ama geç kalmışım. Neyse yağmurun sesi radyoya karıştı, Arca uykuya teslim oldu. Gazide park yeri (bu ancak senede 1 filan olur) bulunca tamam dedim ibre anne yönüne dönüyor. Yağmur altında Hülyayı bekliyoruz, telefon, Tuna uyuyormuş amanın Arca da uyuyor. Yani bi kahve içebiliriz, nasıl da sırtımı dayayıp bi kahve içesim var. İçimden diyorum ki bu benim moral denen şeyim ne çabuk düşer ve ne çabuk toparlanır oldu, küçük şeylere hemencecik sevinme halleri. Hemen Reyhanda yer tuttum, Elif geldi, Hülya geldi. Sonra Arcanın uyanası geldi:) O gözünü cin gibi açtıkça ben gerildim. Boyun bölgesi damarlarım 10 metreden seçilebiliyordu. Pusette biraz gezinti ile belki uyur dedim, hayııır... Çaresiz masaya döndüm. Elif ve Hülya çevreyi Arca için mümkün olduğunca tehlikesiz hale getirmeye çalışıyor, Arca saksıların arasından götünü attıra attıra çıkıyor. Alpi onu oyalamaya çalışıyor, bir yandan Elif ve Hülya beni sakinleştirmeye çalışıyor. Benimse gözümün önüne Arcanın düşerek metal kenarlara çarpmış, ağzı burnu gözü dağılmış sahneleri oynuyor. "Final Destination bilmem kaç"ı çeviriyorum beynimde. Strateji belirlemeye çalışıyorum. Hangi açıdan düşerse kaşı kurtarır hesaplarındayım. Kafein beni manyak mı yapıyor yoksa kafa daha fazla mı çalışıyor seçemiyorum. Bu arada Hülyanın bana bir ara "patlatsın kafayı, gider Ege sağlıka diktiririz" dediğini duyar gibi oluyorum, o an koptum galiba. Neyse kalktık, Ceyoya gittik, sevmedik. Pek bi plastik. O kadar paraya Nike neyim alırım olduk. Hayatla konuştuk, hadi dedik Agora. Arca diyorum garanti uyur arabada, iki arada bi derede köfteli çorbayı götürdü ya, karnı da tok. Gazide yer bulduğuma sevindim demiştim di mi? hehe patladı bi tarafımda, benimkinin arkasına 3-4 araba koymuşlar, zaten öncesinde bi 10 dakika diğer tarafta arattılar. Uzatmayayım, 3 anne 3 bebe 3 puset olarak sığıştık. Bu arada otokoltuğu 1 tane!! Alsancak İzmirin göbeği, polis kaynıyor. Neyseki ceza yemeden ama Arcanın yaygarası ile Agoraya vardık. Arca 99% arabayı sever ve ağlamaz. Artık ben diyim uykusuzluk sen de diş, bi elim elinde bi elim direksiyonda, kelle koltukta vardık. Bi de pusette oturmayı seven veledin istemeyecği tuttu. Yeni pozumuz : Arca AVM'de koşuyor, yorgunluktan düştü mü iki takla atıp öyle ayağa kalkabiliyor, Annenin bi elinde puset sırtında çanta arcanın peşinde... Nasıl şık di mi:) Bi taraftan Tunanın sakinliğine oturup yemeğini yemesine gıpta ediyorum bi yandan dilimi ısırıyorum, nazar değmesin diye. Tabii arca durmadı. Saklambaç oynayan büyük abilerle takıldı. Sobe yapmayı öğrendi. O kalabalıkta 3 adım geriden kendisini takip ettiğimi söylememe gerek yok sanırım. Tunanın kız versiyonu Ela katıldı aramıza. Pusetinde sakin sevimli. Gerçekten çok sevimli!! Hayatı nasıl özlemişim, öyle bi sarıldım. Sanki Hayat geldi, Arca durulacak gibi iyimserlik kapladı içimi, hani saçma sapan değişikliklerden medet umarsın, öyle bi psikoloji. Nah duruldu, daha da kudurdu. Bu arada Wenice'e giriyoruz, M&S, Joker... Arca ya ağlıyor ya kuduruyor. En son hep beraber Jokerde buluştuğumuzda dedim ben gidiyorum, son 4 saattir pilim bitti, biraz evde atsın enerjisini. Kısacası zaten varolan pimpirikli anne bünyesine, meraklı minik Arca halleri, üzerine de sos niyetine uykusuzluk ve diş sancıları eklenince dadından yenmez bir yemek çıktı ortaya.
Düdük arabaya biner binmez uyudu, iyi mi!! Ablama sabahtan sözüm vardı, erken çıkıcam diye uğrayamamıştım, arca uyur vaziyette attım kendimi ablamın kollarına. Durunun İngilizce neyim gösterisi varmış, Videosunu izledik birlikte. Keman çalmış canım ya nasıl ciddi. Sonra Külkedisi oyununu izledik. Şimdi bizim Duru çok güzel bir kız çocuğu, sarı saçlı mavi gözlü, uzun boylu, yani hani reklam çocukları gibi. Duruyu Külkedisinin balo sahnesindeki o güzel hali yapmışlar, Külkedisi halini de daha böyle silik görünümlü bir kız yapmışlar. Ay nasıl üzüldüm ya!! Yazık değil mi kıza ? Sorcaklar ne oynadın tiyatroda Külkedisinin çirkin halini dicek!! Yok o perili sahnede üsstünü değiştiremez diyeymiş, o zaman Durunun üzerine çirkin kıyafet giydir, büyü sahnesinde ışıklar kapanır, soyunur, içinden güzel kıyafet çıkar. Ay ne biliyim gıcık oldum. Ne fena!! Biz böyle istişarelerde bulunalım, Arca durunun odasında yer yatağında götünde pirelerle takılıyordu. iki lokma yedim bişeyler allahtan. Baktım uyanmıyor, akşam oldu, aldım gerisin geri arabaya koydum, eve götürdüm, hala uyuyor!! İroninin böylesi!! Oğlum uyuyaydın ya arkadaşlarımla keyif yapaydım, hadi uymayaydın da bi sakin olaydın be!! evde de uyumaya devam etti, ben akşam yemeği hazırladım o kadar yani. Akşam tüm kudurukluğu devam etti, uyumadan Cansulara da inemedik, Cansu hastaymış. Neyse uyudu, telsizi kaptık aşağı indik, Flashforwardın son 3 bölümünü izledik. 2 kahve ile göz kapaklarımı açık tutabildim. Bu arada Arca 1 defa uyandı bizim daireye koştum. Sonra gece yine 2 nöbetinde birlikteydik. Dişler... Acıyla uyanıyor ve acıdan geri dalamıyor. Zorla calpol içti, diş jeli tekrar, sonra birkaç saat daha uyudu. Sabah Zeyneplere kahvaltıya gittik. Orda da bi hareket bi kudurukluk. Arkadaşlar yorgunluğuma üzüldüler. Uyumak bilmez sonrasında da kalkmak bilmez bi bebem var. Ya da yer yatağını seviyor. Öğleye kadar uyudu. Bana iyi geldi, sohbet, keyif... Ama bir daha uyumadı. Eve döndük, anneye yapışma halleri, keyifsizlik... Diş çıkarma menapoz gibi bişey. Akşam 9'a kadar uyumadı, bi ara İlkerin annesi uğradı. Bu kadar olumsuzluğa rağmen neyseki eski iştahına kavuştu. Akşam bezelye pilav yoğurt üçlüsünü lüpletince evde bize yemek kalmadı, lahmacun söyledik, ona da yanımızda otursun diye mısır koçanı verdik, kemirdi, keyif almadı, lahmacun istedi, yarım bitti. Gören bu çocuğu aç bırakıyorum sanacak.
İşte böylee. Bazı günler Arcanın huysuzluklarından yaka silkiyorum, bazı günler ne bileyim sabır tellerim tıngırdıyor.

Anne tespiti: rahatlık, serinkanlılık, aymazlık . Bu üçlü bende yok anladım! Hiç olmadı zaten şimdi mi olacak! Ama törpülenmek lazım, kendini yetiştirmek lazım. Hülya hayat ve elif üçlüsünden özel ders almalı!!

3 Haziran 2010 Perşembe

haller - yazalım unutmayalım

Geçen Cansu bizdeydi, bunun bowling topunu annesi Cansuya verdi diye bi bakışı var, tırstık cümleten. Baktı olmuyor, aldı topu Cansunun elinden, diğer topu da kutudan aldı, pıtı pıtı bizim odaya kaçtı. Orası Cansunun girmyeceği kurtarılmıiş bögle ya yatağın üzerine koymuş, döndü geldi. Sonra tek tek bütün oyuncaklarını bizim odaya taşıdı. Yuh diyorum başka bişey demiyorum. Bencil teneke!

Beni çok özlüyor biliyorum. Yapışma halleri eve girdiğim andan itibaren başlıyor. Yemek hazırlarken bile izin yok anneye. O kadar alışmış ki bana mızırdanmaya, geçenlerde koltukta uzanıyordum, ilkerle oynuyorlar, sonra ben bi bilgisayara bakıyım dedim, masaya geçtim. Bu benim yer değiştirdiğimi görmemiş. Oynarken kafayı gümletti yine – bu arada anasına çekmiş acayip sakar – mızırdanmaya başladı. Kafayı tuta tuta koltuğa geldi. Ben yokum tabii, - anaa noluyo lan? – şeklinde bir şaşkınlık kafayı filan unuttu. Böyle rahat bi 10 saniye geçti. Bakındı beni gördü, sonra aklına geldi, yine kafayı tuta tuta başladı mızırdanarak bacaklarıma sokulmaya.

1 Haziran 2010 Salı

Mim Gelsin mi? - Toddler Shopping

GELSİN!!

Arcanın mecburi defilesi Hülyanın postuna denk düşünce “posta yorumumdur” şeklini aldı. İşlek zekalı Hülya da dedi ki hadi mim başlatalım! Hadi!!
Geçen yıl bu zamanlar bizim bebeler pek bi bebeyken baby shopping mimi döndüydü aramızda. Çok faydalanmıştık. Benim post da işte burada.
Yaz kapımızda, gardroplar değişti, bebeler büyüdü. Kim nasıl giydiriyor bebesini merak ediyoruz.
Sorular şöyle:
1.Nasıl giydiriyorsunuz?
2.Marka mı? Pazar mı? Semt butiği mi? Nerelerden alışveriş yapıyorsunuz bebelere?
3.Haftada 3-5 defa makine döndüren çamaşır canavarlarının cicilerini ütülüyor musunuz?
4.Terlik mi sandalet mi?
5.Şapka sorun mu? Nasıl çözüyorsunuz?
6.Malum deniz mevsimi açıldı. Mayo kullanıyor musunuz? Öneriler?

Sonra siz de 5 kişiyi mimliyorsunuz, mimlediklerinize link veriyorsunuz. Nurturia üyesiyseniz, güncellemelerinize postunuzu atıyorsunuz ki eş dost da faydalansın:)
Gelelim benim merak ettiklerime:
Kirazımın Doruk: pek bi cool tarzın var biliyorum, bazı tulumlarda Arcayla pişti olmuşluğunuz var. Hadi dökülün bakalım ana-oğul!
Başak'ın Çınar: Nurturia sayesinde tanıdım, merak ettim, Çınar neler giyiyor?
Yakışıklı Cevcev: Deli annen neler alıyor sana?
Sarı çizmelim ?

Ben tabii hep erkekleri merak ediyorum, biraz da kızlardan soralım:
Blog aleminin en tarz kızı Kuzu Ela, o tombul totona ne giysen yakışır:)