Yazılar posta kutuna gelsin mi?

31 Ağustos 2009 Pazartesi

gitmeli mi gitmemeli mi??

1 ay sonra bir yurtdışı iş seyahati gündemde. 3 gece, 2 gün ortalarda olmayacağım.
Arca 7. ayını bitirmiş olacak.
Tüm gün görüşmediğimiz oldu, günübirlik seyahatler oldu, ama gece hiç ayrı kalmadık.
İş için gitmek lazım ama hayati değil, iyi olacak sadece.
Doktora sordum, mecbur olsaydınız gitmek durumunda kalacaktınız, gece ayrılığı etkiler ama telafisi yapılabilir, sorun olacağını sanmıyorum dedi.
içim rahat değil.
karar vermem lazım.
İlker alırım Arcayı da gelirim seninle der ama benim iş geceli gündüzlü, boş vaktim yok ki, bu plan yatar.
Muhteşem haftasonunun ardından beni kapıda uğurlarkenki sevimliliği, pijamalarının içindeki tatlılığı gözümün önündeyken ne kadar doğru karar verebilirim?
Gitmeli mi gitmemeli mi?

30 Ağustos 2009 Pazar

baldan tatlı haftasonu

Yazlığa gidesim geldi, İlkerin bizi cuma akşamından götürme teklifine balıklama atlamaca:)

Eylül havası gelmiş, yaprak kımıldamıyor ama serin.
Taze sabaha Arca ile uyanmak yatağa almak onu ve bir posta da birlikte şekerleme yapmak... Ohhh yedim Arcayı, gözlerim gözlerinde, Arcayla hep dipdibe, kucak kucağa, bel fıtığına ramak kala...
Arcayı kahvaltı sonrası uyutmanın ardından sahilde 3 km lik bisiklet turu, çeyrek asırlık beyaz Bisan, hala taş gibi:)
Çocukluğumdan beri beni tanıyan komşularla sıcak selamlaşmalar...
Ramazanın etkisi ile sahil bize kalmış, tertemiz sularda yüzmek...
Arcanın deniz sevdası, ayak çırpışı, keyfi, hiç çıkmak istememesi...

Ömre bedel sabah kahkahaları...

Meyve filemizle ilk siyah üzümler...


Şimdi... Balkonda geçirilecek son akşamların tadını çıkarmak gerek, Eylül kapıda!! gelir gelmez buz gibi yıkandı balkon... Arca uyuyunca masaya kuruldum, kulağım telsizde, tüm bloglar tarandı, özlem giderildi blog dostlarıyla, özlem, özgür, kuzu, tekir, günebakan, off daha kimler yazmış hepsine göz atmaca:)

pazar akşamı, haftasonunun tadı hala damakta, gözlerimi kapattığımda dalgaların sesi kulaklarımda... tatlı bir haftasonuydu, bitti.

27 Ağustos 2009 Perşembe

kısa kısa...

tam zamanlı çalışmada 3. günüm...
yavaştan alışmaya çalışıyoruz...
ilk gün beni kapıda görünce çıldırdı, gözlerim doldu, fena oldum, çılgınlar gibi koklaştık...
dün yarım günlük geçiş dönemine dua ettim, mümkün değil bir anda Arcasızlığa alışamazmışım, şimdi bile zor...
akşam babane, hala evde olunca bana çok çıldırmadı sanki...
vakit buldukça Anne İş'te kitabını okuyorum, ne garip yarım gün çalışırken hiç ihtiyaç duymamıştım
sık sık evi arıyorum, halbuki gözüm arkada değil sadece neler hissediyor anlamaya çalışıyorum, bir de yemeklerini yiyor mu?
yemek, ek gıda...
daninoların içinde hiç bir yapay katkı maddesi olmadığını gördüm, şimdilik veriyoruz, belki sonra Ümit ablanın yoğurtlarına geçeceğiz. Çilekliden haz etmedi halbuki çilekli Calpol şurubu itirazsız götürdüğünden sever sandık.
Kayısılıyı severek yiyor. O kadar anne sütünün üzerine yine iyi yiyor küçüğüm belki kendince biz sevinelim istiyor:) Üzümün ve şeftalinin suyundan tattırdık, bayıldı. Hatta dün akşam şeftali suyundan içtikten sonra ben kaseyi götürürken arkasından baktı, daha yok mu gibilerinden:)
yarın sebze çorbasına başlanacak...
böyle böyle böyle...

25 Ağustos 2009 Salı

gecikmiş kreativ mim

herkesleri tanıma bakımından mimleri seviyorum.
Hem dağlar kızı reyhana hem de özgür anneye teşekkürler...

neler yapıyoruz?

1. Ödülün logosunu bloga ekliyoruz.(işte burdaaa)


2. Ödülü veren kişinin linkini yazıyoruz (o da yukarıda)

3. Hakkımızdaki 7 ilginç şeyi listeliyoruz - peki birazdan ki benim gibi biri için çok zor

4. Sevdiğimiz 7 blogu listeliyoruz
Özgür Anne , Tugce , Kiraz , Hülya , kuzu , Ruhdağı, bir dilim sohbet, aslının günlüğü, Pratik Anne, Fashinn.... 7 yi geçti di mi ? o zaman yandaki listenin tamamı diyelim geçelim.

Ben pek ilginç birisi olmadığım için bu zor olacak...

1. Kitapların önce sonunu okurum, bitirmeden başıma bişey gelecek olursa kitabın sonunu görmeden gitmeyeyim diye, iflağ olmaz kötümserim işte
2. Sarışınlığı hiç sevmem ama mahalle baskısı yüzünden hep sarışınımdır. Aslında üniversiteye kadar doğal sapsarıydım, sonra bi şekilde koyulaşmaya başladı, gölgeyle başlayıp röfleye döndüm. Geçen yıl, yıllar sonra ilk defa kumral dolaştım, mutluydum ama yine İlkerin ve çevremin sarışınlık yakışıyor gazlarıyla yine sarıyım:(
3. Makina mühendisiyim ama meslek hayatımın ilk 2 yıl ı haricinde hiç mühendislik yapmadım.
4. 4 yıl önce daha yeni araba kullanmaya başladığım zamanlarda geri viteste fren yerine gaza basınca park halindeki bir uno yu haşat ettim, komşu apartmanın demir kapısını yıktım ve bahçesine girdim, ayağım hala gazdaydı, el frenini çekerek durabildim. Hala o kazayı nasıl yaptım bilmiyorum.
5. Üniversite yıllarında pedikür yaptıramazdım. Bir insana ayaklarıma hizmet ettirmek gibi gelirdi, sosyalist bir yön mü bilemiyorum. Şimdi masaja bile gidiyorum:)
6. Burnumun büyük olduğunu - fiziksel anlamda :) - evlendikten hemen sonra farkettim. Çünkü düğün videocusu aptal adam hep profilden almış beni. Videoyu izleyince şok olmuştum, hala da burnuma gıcık olurum.
7. İlkerle lise sonda aynı dershanedeydik, sınıf arkadaşıydık. Birbirimizin üniversite tercihlerinden haberimiz yoktu. Ben İTÜ Makina mı yazsam 9 eylül endüstri mi diye düşünürken ablam 9 eylül mühendislik fakültesinin boktan bi yerde olduğunu söyleyince sildim, İTÜ Makina yazdım, kazandım. İlkerin ÖSS derecesi filan vardı, Boğaziçi, ODTÜ filan yazmış, son tercih İTÜ Tekstil yaz demişler, nasıl olsa o kadar düşmem deyip yazmış, BAM!!! kötü geçen sınavın ardından İTÜ tekstil olmuş. Birbirimize telefon ettik, aaa bir baktık koca İTÜ'de aynı fakülte içinde sadece tekstille makina aynı binada:) meğer kader ağlarını örmeye başlamış bile....

kimleri mimleyelim? herkesler birbirini mimlemiş ama mimlenmeyenlerden seçelim;
nazlının annesi nihan, tekir??, pıtırcık, yenianne, ruhdağı, zeren (gerçi uzaklardasın ama belki vaktin olur), ömer tuna

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Haftasonu ve İLKLER

Hayatımın en yorucu haftasonlarından biriydi.
Romanyadan misafirlerimiz geldi. Arkadaşımız Umut Romen Mirela ile evlenip bir de Deniz Martin ortaya çıkınca kapmış onları bize getirmiş. Çok komikler, bütün haftasonu onlara güldük. Mirela, Türkçe anlıyor ama konuşmak zor tabii, ingilizce anlaşmaya çalışıyoruz. Umuta Romence anlatıyor, Umut kızıyor, kızım Türkçe konuş bana tercümanlık yaptırma diyor, arada hem Romence hem ingizlice hem türkçe kelimeler çıkıyor: "Da Mirela, öyle different mifferent değil işte, speak Turkish" çok eğlendik valla:) Arca ilk defa yabancıladı, Umut yaklaşınca bastı yaygarayı, önce dudaklar büzüldü sonra kucağa yapışıldı, birkaç gün araları düzelmedi. Deniz Arcadan 2,5 ay küçük, pek sevimli bişey. Sürekli gülüyor, bizim suratsızdan sonra Deniz epey popüler oldu valla.
Deniz ve Arca cuma ben işteyken böyle resmedilmişler:

Cuma doktor kontrolünün ardından Güzelbahçeye balık yemeğe gittik. Mirela çok ilginçtir, balığın kafasının kopartılarak sofraya gelmesini istedi, gözlerini görünce yiyemiyormuş:) Arca huysuzdu, Deniz uysal, bir güzel uyudu.
Cumartesi nefis bir kahvaltının ardından Arcaya ilk yoğurdunu yedirdik cümbür cemaat. (Bkz bir önceki post)
Denize girelim dedik, hadi Çeşmeye gidelim dedik ama orda ev yok, bebeklerle bir beach club da zor olabilir. Sonra annemler aradı, bize gelin dediler. Toplandık gittik. Yolda kitap okuduk, deniz canlılarını tanıdık:)


Bebişleri denize soktuk. Deniz hiç korkmadı ama Arca mızıkladı. Çünkü;
1. Zaten uykulu deniz kenarına gitti
2. Denize sokmadan önce kıyıda uzun süre simidiyle oynadı, yoruldu

3. Ben yüzünü denize verdim, dalgalarla oynar sandım kıyıda kucağımda oturttum ama dalgalardan korktu, acemi annelik işte:(
Arca suda hiç korkmuyor ama deniz ürküttü sanırım, bir sonrakine sırtımı denize verip sadece arcanın yüzünü karaya vereceğim, bakalım nasıl olacak. Denizin içinden kareleri koymuyorum, surat 5 karış çünkü:(
Bizimki kaptan Deniz de korsan imajı ile sahilde, henüz denize girilmemiş, keyif yerinde:)


Bu arada artık ayak parmaklarımızı emiyoruz. İlker altını alırken "kaldır oğlum bacaklarını, altını temizleyelim" diyor, ayaklar havada, "indir oğlum hadi bezini bağlayalım" diyor hop iniyor. Laftan anlıyormu ne??

Pazar günü Hanedanda kahvaltı yaptık, Arca da meyveli yoğurdundan 1 kaşık yedi, daha bi alıştı sanki, bilemiyorum. Biraz Çeşmede gezindik, Arca acayip huysuzdu, dişe yoruyoruz şimdilik. Misafirleri uğurlayıncaya kadar uyumadı düdük, ne zaman kapıdan uğurladık, uykuya daldık. Diyorum ben misafir ağırlıyoruz.
Romanyaya gitme planları yaptık, ama illa ki kışın olacak, Arca kar görecek, belki seneye, neden olmasın?

23 Ağustos 2009 Pazar

Ek gıdalara geçtik - 6. ay doktor kontrolü

Perşembe bebekli misafirlerimiz geldi, cuma ben işe gittim:( öğlen ilker aradı, misafirlerle birlikte Agoraya gitmişler, 3 yetişkin 2 bebek ve 2 bebek arabası arabaya zor sığdırmışlar, iş çıkışı direkt buraya gel dedi. Arabaları bölüşüp eve uğradık, kısa bir emme molası ve hazırlanmanın ardından Alsancak a indik. Misafirleri Sevinç in önünde bırakıp biz doktor kontrolüne gittik. Katı gıdalara geçeceğiz ya nasıl heyecanlıyız, İlkerle soracağımız soruları birbirimize tekrar ediyoruz. Doktorun bizi 20 dakika geç alası tuttu. Neyse bu ay kilomuz durmuş Eh biliyorduk zaten, artık zırt pırt olmasa da haftada bir tartıyoruz hala.
kilo: 9600 gr (hala kiloluyuz ama bu ay az almışız)
boyumuz : 68,5 cm (1 cm uzamış)

öyle hareketlendik ki yine 1 kio kadar alsaydık yuh diyecektim:) Benim yeme düzenimde değişiklik yok, hatta daha fazla yiyorum, Arca aynı emiyor, ama pek çoklarının dediği gibi 6. ay itibariyle kilo alım hızı düşüyor, bence anne sütü ne kadar besleyici hatta benimki gibi şişirici olursa olsun artık bebeğe yetmiyor. Bu sebeple katı gıdalara geçilmesi kadar doğal birşey yok.

Bu arada bazı sorular soruldu yine:
Bir nesneyi bir elinden diğerine geçiriyor mu?
elinden bıraktığı bir nesneye uzanmaya çalışıyor mu?
döndüğünde elini kurtarıyor mu?
elleri ile ayak parmaklarını tutuyor mu?
Kağıt buruşturuyor mu?
Yabancılama başladı mı?

Hepsine EVET!! Hadi katılara geçelim:)

Aslında bu kontrol bazı açılardan benim için hayal kırıklığı oldu. Çünkü katı gıdalara geçmekle bazı anne sütü öğünlerimizi atlayacağımızı sanıyordum. Evet Tuğçe anlatmıştı, anne sütü aynen devam sadece gıda eklemesi oluyor diye ama hani artık 6 ay bitmiş oluyor ya ben nedense kendimi öğün atlamaya odaklamışım.

Kısaca;
sabah emiyoruz,
ara öğünde yine emiyoruz üzerine ek gıda
öğlen emiyoruz
ara öğünde yine emiyoruz üzerine ek gıda
akşam emiyoruz
ara öğünde yine emiyoruz üzerine ek gıda

Yani emmek bitmiyor, ek gıdalar ekleniyor, öğün filan diil. Ben sabırsız kulum ya çocuğa yumurta yedirecem:)
Ek gıda olarak ilk etapta yoğurt yiyoruz. İlk gün kaşığın ucu ile, ikinci gün her öğün 1 kaşık, üçüncü gün istediği kadar. Sonra başka bir gıdaya geçebiliriz. Malum alerji tepki kontrolü.

Doktor yemek listesi vermedi. (kuzucuğum bu sebepten sana yazamadım:() Amaç herşeyden yedirmek, 1 yaşı itibariyle bizim yemek düzenimize ve adabımıza uyan bir çocuk yetiştirmek. Çorba tarifi vermesini beklemiyordum ama ne biliim insan bi bilgi yüklemesi bekliyor.
İlginçtir daninolara karşı değil hatta çalışan insanlar için destekliyor. Kesinlikle doğal niye yoğurt mayalamaya kasacaksınız görüşünde. Ümit abla yoğurt yapabiliyor, arada ev yapımı, arada danino, neden olmasın? Anne sütü ile yoğurt yapalım mı? isterseniz peynir yapın DA gerek var mı?
Vitaminleri gitmesin diye cam rende olayına da çok hevesli değil, hergün multi vitamin veriyoruz, az biraz vitamin kaybı için kendinizi yıpratmayın diyor. Burada amaç bebek için öncelikle protein!!! Laf aramızda ben cam rende olayına gireceğim:)
Bu arada anne sütleri ne alemde dedi, biz dedik ki artıyor stoklar. Çüş!! oldu doktorcum, dedik bizim mandıra iyi çalışıyor, epey güldü, adamın cuma neşesi olduk:) Nasıl oluyor diye açıkça sordu. Gece emmeyince sabah memeler kafam kadar oluyor, sağmasan ayrı dert, dolayısı ile sağmaya üşenmeyince çıkıyor bişeyler. Ama işe tam zamanlı başlıyorum yani Allahın emri süt stokları azalacak, bir resimleyelim de arşivimizde olsun, bir daha bu kadar yüklü stoğumuz olmayacak:) Doktorumuz, stoklar tükeninceye kadar anne sütüne devam, bitnce başımızın çaresine bakarız görüşünde.

Yine rotavirüs aşımızı olduk, hatta Arca öyle yaladı yuttu ki aşıyı, doktor korkmayın işiniz kolay olacak, sadece biraz sabır diyerekten uğurladı bizi, haftaya sebze çorbaları için telefonla konuşuyoruz, yavaş yavaş adım adım...

Efendim ek gıda yoğurt için plan hazırladık:
Ben 11 öğünü için Arcayı emziriyorum, bu arada İlker mama sandalyesini ve kamerayı ayarlıyor, Umuta anlatıyor. Sonra "kaşığın ucu ile" veriyoruz. Hadi bakalım.
Arca yüzünü buruşturdu. Bu ne yaaa? dedi. Eğer geçen post ve tecrübeli annelerin uyarıları olmasa epey hayal kırıklığına uğrardım. Yoğurdu iştahla yemedi. Ama püstkürtme, kusma, öğürme de yapmadı. Arada yüzünü ekşiterek yalandı. Yani hem yiyor hem ıııy yapıyor, çok komikti:) Video çektik ama çok uzun olunca buraya ekleyemedim, onun yerine bir foto ile postumuzu noktalayalım. Arcanın diğer ilkleri pek yakında burada:)


Not : Tuğçenin ve Tekirin önerdiği Chicco Polly Magic ısmarlamamış olmamıza rağmen sadece Polly de karar kıldık, çünkü artık 6. ayı geçti ve polly daha geniş gibi geldi. Şimdilik memnunuz, Arca rahat oturdu, sevdi.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Katı Gıdalara geçiyoruuuuzzz

Arcanın 6. ayı bitirmesi ile bir dönem kapanıyor, yenisi açılıyor.
Şimdiye kadar sadece emzirmekle çok rahat etmiştik, orası kesin. nerde olsa doyuruyorduk karnımızı. yenidoğanken herkes kadar zorlanmıştık ama sonrası çok rahat ve muhteşem bir dönemdi. Arca emdikçe, yeliz beslendikçe sütler çoğaldı, sütler çoğaldıkça Arca beslendi. Herşeyi Arcanın 6 ay anne sütü almasına göre ayarlamıştık, özellikle de süt iznini. Bu zamana kadar herşey istediğimiz gibi gitti. Blog dostlarımızdan takip ettiğimiz kadarıyla ve doktorumuzun da bizi hazırlamasıyla son 2 aydır ek gıdalara geçebileceğimizi düşünüyorduk ve heyecanlıydık. Ama Arca bir dana, yeliz de mutlu bir inek (araştırmalar mutlu ineklerin sütünün daha yağlı olduğunu ortaya koymuş - bu bilgiye çok güldüm) olunca bizim bu yeni dönemimiz ertelendi. Katı gıdalar bizi heyecanlandırıyor çünkü yeni tecrübeler edineceğiz, Arca yeni tatlara nasıl tepki verecek, sevecek mi, istemeyecek mi? Sonra İlker acayip hevesli çünkü bugüne kadar 5 defa bile besleyemedi Arcayı, onun için bu yeni dönemin ayrı bir anlamı var. Artık beslenmesinde de aktif rolü olacak.
Ben dersini hep yumurta kapıya dayanınca çalışan biri olduğum için şimdiye kadar hiç araştırma yapmamıştım hatta Tracy nin o bölümünü bile okumamıştım. Son 2 haftadır yoğunlaştım, blog dostların yazılarını tekrar tekrar okudum. Doktora soracaklarımı hazırladım. Bu arada mama sandalyesi arayışındaydık, imdadımıza Tuğçe yetişti, taklitçi zihniyet olaraktan aynısını ısmarladık:) Ne zaman bebek mağazalarına uğrasak artık gözümüz hep araç gereçlerde ve mamalarda, Arca annesütü ve sudan başka birşey ağzına koymadığı için tabii pek birşey anlamıyoruz ama öğreneceğiz, deneyim kazanacağız.
Bu yeni dönemin bir özelliği de benim tam zamanlı işe başlamam. Evet 25 ağustos salı gününden itibaren tam zamanlı çalışacağım, süt iznim bitiyor. Bu ayki doktor kontrolümüz, dolayısı ile katı gıdalara geçişimiz 24 ağustostu ama ben ilk deneyimleri Ümit abla yerine benimle yaşasın istediğim için randevuyu cumaya aldırdım, haftasonumuz Arcayı yeni tatlarla tanıştırmaya ayrılmıştır!!!

17 Ağustos 2009 Pazartesi

6. ayımızı bitirirken....

süt iznimiz de bitiyor. Artık anne yeliz sabah 8-akşam 18:30 arası evde olmayacak, mutlu öğleden sonraları bitiyor... bu durumu idrak ettiğimden beri yani yaklaşık 2 haftadır, kendimi telkin ediyorum ve şimdilik iyi gidiyor. Yarım günden 3 ay olarak belirlediğim süt izni "6 ay sadece anne sütü" şeklindeki hedefim için bir araçtı. Şimdiye kadar hem çalışıp hem Arca ile öğleden sonralarını birlikte geçirip hem de emzirebildiğim için şükrediyor ve önümüze bakalım diyoruz:)

Sonuçta ben çalışan anneyim, bunu öncelikle benim kabullenmem ve doğal karşılamam lazım ki Arcaya da aynı elektriği verebileyim. O da - aklı ermeye başladığında - umuyorum bunu doğal karşılayacak. Nasıl babası sabah gidip akşam geliyor, annesi de öyle olacak. Haftasonlarımız, akşamlarımız, tatillerimiz hep birlikte geçecek. Yeni becerilerine gelişimlerine tanık olacağım, belki sürekli evde olduğumda farkedemeyeceğim güzelliklere "kaliteli zamanlarda" daha çok dikkat edeceğim. Bu haftasonu olduğu gibi...

Efendim bu hafta Romanyadan bebekli misafirlerimiz geliyor. Umut benim üniversiteden sınıf arkadaşım, İlkerin de kankası, hem kız hem erkek tarafı yani:) Senelerce yurtdışı şantiyelerinde çalıştıktan sonra Romanyaya kök saldı, bir güzel evlendi, bir de bebek yaptı. Deniz Arcadan 2 ay küçük, Arca abi bebek yani. Kendimizce program yaptık, çarşamba temizlik için yardımcımız gelecek ama öncesinde çarşaflar, çamaşırlar hep halolmalı yoksa zor. Hem iş yapalım hem de dolu dolu haftasonu geçirelim dedik ve Arcayla güzel bir program yaptık.

Cumartesi 8 gibi emdikten sonra sahile indik, anne tost çay kahvaltısını yaparken Arca pusette uyudu, sonra birlikte yürüyüş yaptık. Taze yaz sabahının tadına doyum olmuyor, cümle İzmir sayfiyeye taşındığından tek tük arabalar caddelerde, esnaf yeni yeni dükkanının önünü temizliyor, dinginlik, yavaşlık, sakinlik hüküm sürüyor. 11 öğünü için eve kaçtık, bir güzel oyunlar oynadık, yeni keşifler yaptık. Evet Arca cücesi oyun halısında artık sadece sırt üstü yatmıyor, hatta hiç yatmıyor, sürekli fır fır dönüyor.

Yorulup da uyuyakalınca ben de ütüleri bitirdim. Sonra İlker geldi, Jokere gittik. Arca için mama sandalyesi ısmarlamıştık, Tuğçenin önerdiği, Durununkinden ama henüz gelmemiş, sadece Polly modeli vardı. Arcayı oturttuk, önüne çatal kaşık koyduk, bardaklara saldırdı, galiba mama sandalyesinde duracak, umarım sıkılmaz.
Farkettik ki artık bizim Arca anakucağına sığmıyor. Biz de pusetinin kendi oturağını kullanmaya karar verdik. Pazar alışveriş için Foruma gittiğimizde denedik, acayip rahat etti, zavallı bebişimi boşuna iki büklüm ana kucağında taşıyormuşuz:)
Bu otururken....

bu da yatarken.... hatta bir güzel uyudu düdük:)


biraz da 6. ayımıza ait notlar...
- herşeyi ama herşeyi kemiriyoruz. Oyun halımızda fır fır dönmekle kalmıyoruz, sağını solunu dişliyoruz.

- Ayrıca memeleri de dişliyoruz, özellikle de karnımız doyunca memeler dişlik oluyor.

- Yemeklere saldırıyoruz. Anne ile babaya yemek haram bu aralar.

- Oyun çocuğu olduk, illa ki kuduralım istiyoruz. İlkerle yastık savaşı bile yapıyorlar.

- Emmeyle işi bitti mi, hemen kahkahalara başlıyoruz.

- Banyo delisiyiz. dolu küvetine oturtunca her taraf su oluncaya kadar şap şup oynuyoruz.

- Arada anne diyor gibi ama bence bana öyle geliyor.

- Yalnız kalmaya tahammülümüz hiç yok, illa ki birileri etrafta olacak.

- Eve geldiğimde arkası kapıya dönük bile olsa sesimi duyduğunda çıldırıyor.

- Acıkınca kulaklarıma kadar kemiriyor, hatta öyle kuvvetlendi ki nerdeyse beni devirecek.

- Eğer karşısında yüzünü asıyorsan güldürünceye kadar gülümsüyor.

- Hala desteksiz oturamıyoruz ve emeklemeye dair hiçbir sinyal yok, bizimki epey hımbıl olacak gibi:)

......

böyle böyle büyüyoruzzz.....

16 Ağustos 2009 Pazar

bizim emektar

Gezmeye giderken illa ki bireyler unutuyorum, birgün suyunu, birgün emziğini, birgün oyuncağını.... Sonunda kendime bir liste yaptım buzdolabının üzerine astım, aha da işte liste:

Biz Arca için alışveriş yaparken birçok şeyi fazlasıyla ve belki birçoklarının vermeyeceği paraları vererek aldık ama bazı şeylere de hiç yaklaşmadık. Mesela bebek çantası. Ofisten hergün 30 km hem de en az 35 C sıcakta, süt taşıyacağım için, Aventin pahalı termos çantalarından aldık da bebek çantası hiç düşünmedik. (Bu arada o termos çanta özellikle rötarlı İstanbul seyahatlerinde çok çok işime yaradı, yoksa sütlerin sağıp atmam gerekecekti.)
İlk dışarı çıkacağımız günlerde aklıma fotodaki çanta geldi.

Sene 1990 ların son yarısı... Nerden baksan en az 10-12 senesi var. İlkerin bana Mavi Jeans ten hediyesi. Şöyle tek omuzda asılan, askısında kocaman bir cep telefonu kılıfı bulunan... Kılıf o yılların Ericsson 688 leri için düşünülmüş belli. Bende de vardı, pili uzun dayansın diye büyüğünden almıştım, o kadar ağırdı ki, ateş tuğlası misali, evden çıkarken çantaya atmamışsam hafiflikten hemen farkederdim. Allahım bu çanta ne işlere yaradı... Önceleri hergün okula kullandım. Sonra tatillerin değişmez plaj çantası oldu. Evlenmeden önce step, evlendikten sonra pilates, yoga, yüzme... hhoooop bütün malzemeler bunda. Seyahatlerde kitaptı, suydu, yolluktu, hep bu çantayla taşındı. Şimdi ise Arca'nın gezme malzemelerine ev sahipliği yapıyor. Askı cırtlı cırtlı olduğu için boyu ayarlanıyor ve Arcanın pusetinin tutma yerine asılabiliyor, yani ben taşımıyorum bile. Renk siyah olunca İlkeri de bozmuyor. Bu gidişle Arcayı ilkokuldan da mezun edecek bizim emektar:)

14 Ağustos 2009 Cuma

bir akşam gezmesi


Arcayla gezeriz biz, hiç dert etmeyiz. Aslında ben biraz gerilirim, aman çocuğun düzeni bozulacak, aman keyfi kaçacak, uyuyamacak filan diye, İlker imdadıma koşar, rahatlatır, bir defadan bişey olmaz der, benim yelkenler suya iner. Nerdeyse 3 haftadır şöyle bir toplanıp da balık yemeğe gidememiştik. Zeyneple konuştuk, hadi dedik perşembe yapalım, hem haftaiçi daha sakin olur. Güzelbahçede balık halinde KArdeşler var, artık kanka olduk, balığın en iyisini en ucuza ayırırlar bize. Sonra Reise geçeriz balıklarımız da peşi sıra temizlenir, yollanır ardımızdan. Sonra deniz kenarında masamıza kurulur, gün batımı ve balıkçı teknelerinin sesi eşliğinde rakı balık yaparız. Tatil, yaşgünü organizasyonları hep o masada karar verilir, hatta kutlanır, maçlar izlenir, sohbetler edilir, balık kokusu rakının biranınkine karışır, içmesen de çakırkeyif olursun. Dün akşam bizim değişmez altılıya (Arcayla 7 olduk) İlkerlerin başka bir mahalle arkadaşı eşi ve 1,5 yaşındaki Ali katıldı. Ali bebeklere çok ilgili, Arcaya kalamar yedirmeye çalıştı, bizimki de sanki yiyecek, ağzının suyu aktı. Dakka 1 gol 1 Arca anında kaka yaptı, sandalyeler birleştirip işlem tamamlandı, ciciler çıkarılıp uykuya hazırlık başladı. Tabii ne mümkün, yolda kestirdiği 15 dakika arkadaşa yetmişti. Ama huysuzluk da yapmadı. Saatler ilerdikçe hava esmeye başladı, hırkalar giyildi, pike örtüldü, Arca kafayı gömdü ve gitti... Ama saat 10 olmuştu bile. Uyku öğünümüzü biberonda getirmiştik, deniz havasında kafayı çekti, sonra da eve kadar uyanmadı. Keyifli bir yemekti ama ben tabii Arcayla ilgilendiğim için bir kısmına katılamadım, olsun buna da şükür, en azından yaygara yoktu. Bu defaki konu tatildi. Bu grupla geçen yıl minibüs kiralayıp çılgın aktivite tatili yapmıştık, bu yıl tabii mümkün değil, zaten Zeynepler evlendi, balayı yaptılar, yani öyle senelik izinden geriye pek bişey kalmadı. 3 günlük güneyde bir eylül tatili planlıyoruz. Belki Arca da denize girer. Biraz kafa dinleriz, değişiklik olur. Hem Ramazanda heryer daha ucuz. Bakalım, zaman ne gösterecek...

12 Ağustos 2009 Çarşamba

mim

Özürüm mimlemiş beni, becerikli demiş, evin haline bakınca bir tebessümle karşıladım bu sözü:)
Efendim Arcadan önce çok çok önce, ben düzensiz fakat temizlik yapmayı sevmeyen, temiz bir kadındım. Cumartesileri çalışmadığım ve İlker de tekstil sektöründe çok uzun saatler çalıştığı için İstanbulda yaşadığımız o ilk yıllarda koridor taşlarının aralarını beyazlasın diye tuzruhu ile ovmuşluğum bile vardır. 2 düzensiz olaraktan bütün hafta evi altına üstüne getirdikten sonra cumartesileri yarım gün evi düzenler yarım gün de panjurlara varasıya temizlik yapardım. SALAKLIK:))) Napalım annemizden böyle görmüşüz!! Eve gündelikçi filan almazdım. Sonra hadi len dedim, hayat kısa, güzel yaşa.... Karşı komşumuzun çok tatlı bir yardımcısı vardı, bize de ayda bir gelmeye başladı. Hatta İzmire dönmeden önce başka bir arkadaşa tavsiye etmiştim Gül ablayı, şimdi onların bebeğine de bakıyor, iyiydik yani. O dönemde ütü yemek hep bendeydi tabii ki. Ama ikisini de severek yaptığım için hiç koymazdı. Sadece temizlik hiç sevmem!!! İlker rahattır, öyle tozmuş kirmiş düzenmiş umursamaz, zamanla beni de acayip rahatlattı. Bir de benim işler, seyahatler yoğunlaşınca çok da umursamaz oldum. İzmire yerleştiğimiz ilk dönemler de böyle devam etti. Hamileliğim rahat geçtiğinden temizlik filan yapıyordum hatta doğumdan birkaç gün önce bile temizledim evi:)

Arca doğumuyla Arcayla ilk dönemimiz başladı. Her ay düzenli yardımcımız gelir oldu, benim temizlik yapmam ne mümkün!!! Arcanın çok nadir uyuduğu günlerde biraz yemek, temizlik, ütü halletmeye çalıştım. Ama tam olmuyor tabii hiçbir şey. konu biraz da kendini telkinle alakalı. Oturup düşüneceksin, nasıl mutlu olurum, ev işleri tamam olmuş ama okuyamamışım, yazamamışım, Arcayla ilgilenememişim ne anlamı var. Haaa arada illa ki ev işi yapılacaksa, Arca ana kucağında iken ve onunla kesinlikle konuşarak çok iş yaptım ben. Ama ev işi yapacağım diye de arcayı bir kenarda bıraktığım hiç olmadı. Anne dediğin biraz kalendermeşrep olacak. Amaaan ... et diyebilecek, yoksa zor çok zor. Arcayla ilk aylarınmız böyle geçti.

Sonra işe başladım, yarı zamanlı, ve Ümit abla başladı. Arca uyurken çok olmasa da elektrik süpürgesi tutuyor, toz alıyor, yemek yapıyor, ütü yapıyor. Ama ben yap demiyorum, o an için uygunsa yapıyor, yapmıyorsa da canı sağolsun diyorum. Ben de kasmadığım için bugün olmazsa yarın yapıyor, yarın yapmasa ben yapıyorum. Her ay yardımcı geliyor, dip köşe temizliyor. Ama yaz olduğu için böyle. 2 hafta sonra tam zamanlı işe başladığımda 15 günde bire düşüreceğim, Arca eemeklemeye başladığında belki haftada bire.

Bu aralar okuyabiliyorum çünkü öğlen eve gidince arcayı emzirdikten sonra uyursa ben de uzanıp okumaya fırsat bulabiliyorum. Ama eskisi gibi 3 günde bi kitap mümkün değil tabii. Akşam yemekleri mutlaka balkonda yeniyor, arcayı uyutunca İlkerle keyfe devam edebiliyoruz, bunda pek değişiklik yok eskiye göre.

ancak tatil anlayışı değişti tabii, atraksiyonlu tatil severiz biz. geçen yıl 6 arkadaş minibüs kiralayıp her gece başka otelde konaklayaraktan kaş marmaris arası acayip eğlenceli maceralı bir tatil yapmıştık. hatta ben Arcaya 4 haftalık hamileydim de biraz tempoyu düşürmek zorunda kalmıştım. bu yıl yazlıkçıyız. olursa eylülde küçük bir güney kaçamağı yapacağız ama artık daha sakin ve konforlu otel tatili olacak.

Kordonda bira patates çok özledim. Aslında bunun sebebi arca değil, alkol anne sütüne zararlı olmasa götürürüz onu da... çay içmeye, kısa süreli düğüne, nikaha hep gidiyoruz birlikte. Arca pusetinde duruyor, arabada sorun çıkarmıyor, dolayısı ile heryere götürebiliyoruz. En son yazlıkta pazara bile götürdük. Arca pazar güzeliydi, herkesler bir makas aldı tombul bacaktan:)Araba kullanmak çok işime yaradı çünkü bizim ev maalesef sapa biraz, yürüyüşe bile önce arabayla gitmek lazım.

Yarım gün çalıştığım için tam iş koşturmacasını ve düzenini kestiremiyorum şimdiden ama 2 hafta sonra bundan sonraki düzenimiz için start vereceğiz. Mutlaka o zaman işler değişecek.

Son olarak bu dönemde İlkerin acayip desteğini gördüm. Gözüm kapalı Arcayı ona teslim edebilirim, hiçbir tembihte bile bulunmadan:) Alt açmadan tut da uyutmaya kadar her dakikasını paylaşabilirim, böylece başka işlere de vakit ayırabiliyorum. Sonra ablam, İlknur, anneler ihtiyacımız olduğunda yanımızdalar. Gerçi şimdiye kadar toplasan 5 defa ihtiyaç olmamıştır ama bunun güvenine sahip olmak bile güzel.

Bakalım tam zamanlı iş, katı gıdalara geçiş döneminde ne gibi değişiklikler olacak...

10 Ağustos 2009 Pazartesi

küçük tatil

küçük bir tatil yaptık miniğimle...
daha doğrusu KAÇTIK susuz İzmirden. Olmaz ki yaz sıcağında 4 gün susuz kalınmaz ki!
Zaten Ümit ablaya izin vermiştik, biz de kaçalım dedik.
Salı akşamından hazırlıklar başladı, öğlen geldim mi kaçacağız çünkü, plan bu:)
İlknur pazartesi Arcayla hiç oynayamamıştı zira veletin erkenden uyuyası tutmuştu, halamız azmetti salı akşamı da geldi, neyse ki Arca bu defa uyanıktı ve coşmaya hazırdı. En sevdiği şarkılar Begging - biz Begüm huuu versiyonuna da takılıyoruz - ve Yalının o hareketli parçası. Arca İlknurun kucağında biz İlkerle karşısında dans ediyoruz, Arca kahkahalardan katılıyor, tabii biz de... Acayip coştuk, sonra Arcanın yorgun düşen minik bedeni kendini yatağa bıraktı. Ben de biraz eşya topladım, İlker Arcaya park yatak aldı. İki aylığa kadar odamızda uyuturken kullandığımız sepet yatak artık Arcaya küçük geliyor. Bizim bambam ayağını keyiften atınca beşiğin üzerine çıkıyor, yatak sallanınca korkuyor, sıkı sıkı tutunuyor kenarlıklara. Acayip komik:) Zaten kollarını 180 derece açamıyordu içinde. Neyse iyi oldu, çok detaylı birşey değil ama Chicco aldık yine de.
Kuzucuğumun annesinin tatil listesini çıktı aldım, epey işime yaradı. Yalnız tabii o liste bütün yaş gruplarına hitap ediyor ve beslenme kısmındaki listeyi görünce emzirmekle ne kadar şanslı olduğumu bi defa daha görmüş oldum, tabii bundan sonra yaşayacaklarımı da:) Bu liste sayesinde İLK defa bişey unutmadan yazlığa gitmiş olduk. Salı gece Cansuyu ananeye teslim eden Nazlılar da uğradı bize, 1 buçuğa kadar oturduk, sohbet sohbet... Cansu yoruyor onları ve bir türlü düzene giremiyor, sürekli ağlıyor, yani Arcanın tam tersi. Biz yaptıklarımızı anlatıyoruz, naçizane önerilerde bulunuyoruz ama mizaç farklı tabii ki. Şimdi 3 aylık belki yakında huyu değişir, umuyoruz:)
Çarşamba hemen herşey hazırdı, Arcayı da kapıp yazlığa gittik, yatağımızı kurduk. İlker arada bir gece İzmirde kaldı, sonra hep bizimleydi. Emme saatlerimizi ve düzenimizi hiç aksatmamaya çalıştık, sadece temiz hava Arcaya iyi gelince akşam üstü uykularını almak istedi, yoksa biz en geç 9 da yatsın diye 5 ten sonra uyutmazdık, yazlıkta 10:30 a kaydı saatimiz. Ama sonrasında hep gece deliksiz uyudu. Biz de okey oynadık, malum yazlık eğlencesi... Ben genelde okeye 4 modundaydım, ama eğlendik yine de:)
Bol bol denize gittim, hiç üşenmedim, hemen her emzirme sonrası anneme satıp Arcayı yüzdüm, özlemişim. Önce deniz dalgalıydı, sonra da rüzgar çıkınca tırstım Arcayı denize sokmadım. Halbuki bu tatilin en büyük amaçlarından biri buydu. Sanırım geçen haftaki ateş caydırdı beni. Ama her sabah güneşlendik, bakkala birlikte gittik. Her öğleden sonra banyomuzu yaptık, maşrapayı Arcadan zor kurtardık:)ama denize yanaşmadık, inşallah eylüldeki tatilimizde.
Anane dede doydu Arcaya, artık bir süre onlara yeter bu tatil:)

Arcada bazı ilkler gözledik. Yastığa yatırınca hiç ellerine destek olmadan kendi kendine doğruluyor ama 10 sn sonra öne düşüyor. Oturma konusunda hevesli ama hımbıl olduğu için zor. Yüzüstü yatırırken bile bi süre sonra vücut ağır gelip kafayı yere gömüyor. Dişler iyice çıktı ve 2 defa meme ısırdı. Nasıl can acıtıcı bişey bu!!! İlk emzirme zamanlarım aklıma geldi. 5,5 aylık bebişe nasıl anlatırsın ki ısırma diye:) Zaten kızdın mı gülüyor, sen de gülüyorsun:) Biraz da emeklemeye kasıyoruz ama pek gelişme yok. Arcanın hımbıllığı ile örtüşmeyen davranışları da var. Mesela ben de kuzu gibi elleriyle ayaklarını tutamaz diyordum ama tutuyor,sadece henüz ağzına götürmüyor.
Füreyya yı bitirdim, gözlerim doldu, iyi ki bu günleri görememiş bi defa da kahrından ölürdü diye düşündüm. Güzel insan, güzel hayat... Aşk a başladım ama çok yeni... Öyle çok kitap okuyasım var ki... Ah zaman ah!!!
Ben de dinlendim yada işten güçten uzaklaştım demek daha doğru olur. Yoksa Arca ile dinlenmek kolay değil. Annem beni besiye çekti. Hergün taze şeftali suları, homini gırtlak pufidi kandil, tumba yatak bir tatil sağladı bize kısacası. Dün öğlen gibi döndük çünkü akşam Arcayı dünyaya getiren doktor teyzemizin oğlu kuzen Serhat evleniyordu. Benim kuaförde gelin başı varmış, dımdızlak kaldım ortada. Sonra İlkerin annesine sordum nerde yaptırıyor saçını diye, hemen yanına koştum. Ablam Arcaya bakmak üzere eve geldi, tüm düzenimizi anlattım ona. Biz gittikten sonra uyuyup sonra da hiç uyanmamış, biz de 12 rüya öğününe yetiştik zaten. Düğün çok güzeldi, iyi bir organizasyondu. Teyzemizin kanseri yine nüksetti. Aslında iyi değil hem de hiç!!! Bu düğün sanki onun hayatındaki son göreviymiş gibiydi. Eğer sonuçlar iyi çıkmazsa kemoyu da tamamen bırakacaklar... Aldırma gönül şarkısını söyledi düğünde, hiç ağlamadım önce, halbuki nasıl dolmuştu gözlerim, akabinde eve gitmek için dışarı çıktık, İlkerle dayanamayıp ağladık. Hadi ben sulugözüm de İlker hayatında toplam 5 defa ağlamamıştır, çok dokundu ve ödüm patlıyor ölecek diye, gerçekten korkuyorum, o kadar tatlı bir insan ki... Düğünde sapsarı peruğuyla hep dalgasını geçti, hep güldü ama akşam İlkerin annesinde kalmış ve çok ağrı çekmiş. Nedir bu lanet hastalık yaaaa, sevgili Aslı Cinin kardeşini de alıp götürdüğünü öğrendiğimden beri daha bir hınçla doluyum, kimseye vermesin, uzak dursun, canlar yakmasın artık!!!
derin bir iç geçirdim, şimdi devam edebilirim, Arcadan bugün ayrılmak zor geldi, tek tessellim öğlen görüşecek olmamızdı. Ama birden dank etti, tam 2 hafta sonra tam zamanlı işe başlıyorum!!! Kendimi motive etmek için önümde tam 2 haftam var. Napalım buna da alışacak bünyemiz...

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Arca & Yeliz kaçanziiii

sular kesik!!! depo suyu dün akşam itibariyle de bitti ve daha cumaya kadar gr su yok. koktuk:)
Ümit ablanın kızı evleniyor, izin istedi, ne demek, gençlere mutluluklar:)
ve...
çamaşırlarımızı toplayaraktan - depo suyu bitince makinada kalakaldı :)) - kaçarcasına Özdereye gidiyoruz!!!
sevgiler...

2 Ağustos 2009 Pazar

şimdi haberler...

- Arca antibiyotiğe cevap verdi ve ateş düştü, tamamen enfeksiyonmuş, çok şükür... dostlara sevgiler.

- Bu hastalıktan sonra Arcanın sanki siması değişti, bir tür badire sonrası değişikliği., bilemiyorum.

- Yine bu hastalık Arcanın düzenini iyice bozdu. Bazı akşamlar yaptığını artık alışkanlığa çevirdi, gece 10 olmadan uyumuyor. Dün akşam kaç defa uyumaya gittik, sonra ağlamalarla döndük. Ayrıca dandini ninisine artık kıl oluyor sanırım, eskiden söyledikçe uykusu gelirdi, şimdi gözleri daha da açıyor.

- Kimi zaman deli gibi emiyor, kimi zaman emmemek için basıyor yaygarayı, diştendir diyoruz, bilemiyoruz:)

- Garip karakter geçişlerindeyiz. Ağlarken bir anda gülmeye başlıyor, nassıl ya oluyorsun. Ama bu ayda normalmiş, web annede okumuştuk.

- Bu aralar ne çok misafir oldu... Perşembe ilker maçı izlemeye tufana gidince zeynep bize geldi, bol dedikodu, Arca yerde uyuyakaldı bizi dinlerken... Ve kızlara acayip ilgili, ertesi gün Gülle Orçun bize yemeğe gelmişlerdi, bu defa Güle sarktı. Güzel görünce daytanamıyor, eriyor.

- Galiba Ümit abla kucağa alıştırdı Arcayı. Ben evde iş yaparken Arca ana kucağında oyalanırdı, şimdi illa ki onunla ilgileneceksin, ilginin üzerinden gitmesine tahammülü yok, kucağa alırsan kesinle mızıklamıyor. Ümit abladan evde sadece Arca ile ilgilenmesini bekliyoruz ama benim aynı zamanda bazı işler de yapmam lazım, ben eski bağımsız Arcayı istiyoruuum!!!

- Arcaya son 2 aydır biberondan su veriyorduk, artık biberon tutmayı öğrenmiş durumda, suyunu kendi içiyor. Hatta 1,5 litrelik pet şişe bile tutuyor. Babasının uzattığı kola kutusuna bile saldırıyor.

- Biz yemek yerken o da sofraya oturuyor, gözü sürekli yemeklerde... "ya kaç diş çıkardım neden hala katı gıdaya geçmiyoruz??" sabırsızlığı var üzerinde. Versek yicek sanki

- Diş demişken üstten dişler de çıkmaya başladı sanıyorum, acayip kaşıntı, müthiş bir huysuzluk, nasıl baş edeceğiz bilmiyorum. Doktorun verdiği jele henüz başlamadık ama yakındır.!

- Saçlarımı yoluyor. Zaten dökülüyorlar, Arca da bu sürece epey destek oluyor

- Biz bu aralar Arcayı uyuttuktan sonra desperate housewives takılıyoruz, ben de Füreya yı okuyorum, ilk kadın seramik sanatçısı... Ya ne hayatlar yaşanmış, olmaz böyle şey. Kadın Kılıç Alinin karısı ve Atatürkle defalarca aynı sofrada oturmuş, fikri sorulmuş, fikir beyan etmiş... Nasıl bir şanstır bu...

Kısacası...
Çok zor bir haftaydı, ateş nöbetleri çok yordu, uykuya acayip ihtiyaç var. Ama en beteri enfeksiyondan başka bir şey olmasın diye dua etmek. Bu haftasonu 2 nikah bi düğün sebebi ile İzmirdeyiz, dinlenmece... Haftaya tazelenmiş olarak başlamayı umuyorum...