Yazılar posta kutuna gelsin mi?

29 Kasım 2008 Cumartesi

ondan şikayet bundan şikayet



Bugünlerde… Kabızım!

Her sabah birkaç kuru kayısı üzerine su
Hergün en az 2 lt su
Hergün 1 elma
Kepek ekmeği & Salata
Hemen her öğün mutlaka çorba

Yiyorum içiyorum ama tık yok. Tabii ki kabızlık hormonların etkisi ile görülmesi normal bir belirti ama benim sonum hemoroid olacak korkarım. Artık Dilber hala geçer karşıma “utanma evladım, basur zengin hastalığı” der durur:)

Herşey iyi hoş da işte hamileliğin böyle garip sıkıntıları da oluyor. Yediklerinden ishal olmuş ve acile taşınmış zavallı annemin tuvalet macerasını bile kıskançlıkla dinledim. İşin kötüsü karışık bitki çayı veya ilaç da içemiyorsun, yediklerine talimsin. Hadi bakalım sonumuz hayır ola:)

Bugünlerde… Alkol aşeriyorum!

İnanılmaz canım içki içmek istiyor. Hani öyle aman aman düşkünlüğüm de yoktu ama haftada bir arkadaşlarla birlikteyken bira-patates, sonra ara sıra şarap içmeyi sever(d)im. Doğuma az kaldı ama emzirirken de içki yasak ya, ben en az 9 ay daha sahalardan uzak kalacağım. Ama ilkerin sözü var, bu bebek mevzusu bittiğinde toplanıp bizim evde tequila partisi yapacağız. Öff ne temiz ne güzel içkidir o!!!

Bugünlerde … iştahım müthiş açık!

Özellikle de makarna manyaklığı hat safhada!! En azından zeytinyağlı domatesli ama mutlaka yanında salata yapıyorum yoksa 1 tencereyi bitirebilitem var. Ne olacak benim sonum bilmiyorum.

Bugünlerde … reflü top yapmış durumda!

Doktorun verdiği gibi sarı leblebi tıkınıyorum yemekten sonra, ama bana mısın demiyor. Bunlar hep veletin ters durmasından işte!! Kasıklarıma tekmeler atması yetmiyormuş gibi bir de mideme kafa atıyor:) İşimiz var küçük beyle.

Geçen postta herşey harika gidiyor diyordum değil mi? Dilimi eşşek arıları soksun nazar değdiriyorum kendi kendime. Yine de şükür, nankörlük etmemek lazım. bunlar sadece ufak tefek şikayet.

26 Kasım 2008 Çarşamba

Süper Koca

Geçen cumartesi doktor tetanoz aşısı olmamı söylemişti, hazır hastanenin yakınlarındayken eczaneden alalım yaptırıverelim olduk. Ama hiçbir eczanede bulamadık. Sonra İlker babasının eczacı arkadaşlarından araştırdı, yine yok! Piyasada cümle alemin tetanoz olası mı gelmiş anlamadım.

Dün ilker aradı, iş telefonumun direkt hattını sordu, hayırdır filan derken meğer bizim oranın sağlık ocağına gidip aile doktorumuzu bulmuş, bizleri kayıt ettirmiş, aşıyı bugüne temin etmelerini istemiş. Süper koca!!!

Bu sabah birlikte gittik. Aile doktorumuz bazı bilgilere ihtiyacı olduğunu söyledi, kan grubumdan, son tansiyon bilgilerine, ilk hamile kaldığımdaki kilomdan, kaç kilo aldığıma, ne ilaçlar kullandığımdan şimdiye kadarki test sonuçlarıma kadar İlker meğer herşeyi dün kafadan söylemiş, ŞOK oldum. Sadece doktor bir de benimle kontrol etmek istemiş. Hani biliyorum acayip ilgili bir kocadır da bu kadarına doktordan bile fazla şaşırdım. Zaten o hamilelik kitaplarının hepsini okudu, aradan şu şikayetim var filan deyince başlıyor nedenlerini tıp dilinde anlatmaya. Ama şekerim benim iğneden neşterden korktuğundan ne bugün aşı yapılırken yanımda durabildi, ne de doğuma girmeye niyeti var. Acayip korkuyor. En son bir cesaret yirmilikdiş ameliyatıma girmişti de tansiyonu filan düşünce doktor beni bırakıp onunla ilgilenmişti. Bu tecrübeden sonra ben de ısrar etmiyorum. En azından her anımda yanımda, doğumu da biz düdükcanla hallederiz:)

Bu aile doktorluğu meselesi fena değil galiba, İzmirin sağlıktan sorumlu vali yardımcısı İlkerin amcası, kendisi ile bu uygulama hakkında epey çatışmışlığımız vardı, doğru uygulandığında iyi sonuçlar vereceğini söylüyor, bana pek inandırıcı gelmiyordu. Hani yine bizim gibi özel sağlık sigortası ile işini görenler için çok gerekli olmayabilir ama bugün edindiğim izlenim kısıtlı imkanları olanlar için son derece pozitif. Doktor hanım, bazı hamilelerin çok bilinçsiz olduğunu, evlerine dahi giderek ilgilendiklerini, tüm kayıtları tuttuklarını anlattı. Bundan sonraki kontrollerimden hemen sonra telefon edip son bilgileri iletmemi istedi. Her kayıt olan hasta üzerinden ilave ücret aldıklarını biliyorum ama bu şekilde bir uygulama bence çok faydalı. Özel doktor görmeyen çok sayıda gebe var. Bu şekilde ciddi bir tetkikten geçiriliyor ve takip ediliyorlar. İzmirde sağlık konularına çok önem verildiğini biliyorum da umarım bu aile hekimliği meselesi diğer şehirlerde ve ücra köylerimizde de bu kadar ciddiye alınıyordur.

23 Kasım 2008 Pazar

Nanik



Dün yine midemde heyecan ağrıları ile doktor kontrolüne gittik.
* Velet bize bütün ultrason boyunca dil çıkardı. Çok ciddiyim resmen nanik yaptı. Bir güzel onu saran sıvıdan içti bir işemediği kaldı.

* Arkadaşın pipisini ilk defa gördüm. Önceki kontrollerde nasılsa ilker gördü diye, meraklısı da olmadığım için hiç aaa nerde nerde filan demiyordum.

* Kalp kapakçıklarının tamamını gördük. Ve tabi o dehşet kalp atışlarının sesini de duyduk yine.

* gözleri yanakları ağzı herşeyi artık rahatça görebiliyoruz.

* 890 gr - gelişimi normalmiş. Sanki bana hala ufak gibi geliyor.

* Ben 59 kilo tartıldım, yani 8 kilo almışım, son 5 haftadır da 1 kilo almışım. Bu defa fırçadan yırttık. Dikkatli yemeye devam, çünkü asıl bundan sonra inanılmaz bir iştah açıklığı beni bekliyor.

* Tetanoz aşısı aradık, hiçbir eczanede bulamadık. Anne bebek sağlığı merkezi edinmem lazım ki bu tür aşıları hemen yaptırabileyim.

* Düdükcanın tekmelerinin kasıklarıma doğru olmasının sırrı çözüldü. Bizim velet ters duruyormuş. Önemli değilmiş, belki düzelirmiş, düzelmezse sezeryana karar verilirmiş.

* Yemeklerin ağzıma gelme hissi normalmiş, yemekerden sonra birkaç leblebi sorunu çözermiş.

* Aralığın 4 ünden itibaren uçak kesinlikle yasakmış ki bunu biliyordum sadece tekrar sordum. Önümüzdeki 2 hafta seyahat ettim ettim, sonrası artık ev kuşuyum.

Şimdilik herşey normal görünüyor. Bugün İlkerle sahilde yürüyüşe çıktık, serin ama tertemiz bir hava. Konuşuyorduk, dedi ki keyifli bir hamilelik geçiriyorsun değil mi? Evet, tabii ki bazı sıkıntılar oluyor, çok yoğun çalışıp yorgunluktan ağladığım bile oldu ama yine de pek çok insandan daha rahat bir dönem geçiriyorum. En azından öyle aman aman bir bulantım olmadı, düdükcan ana rahmine düştüğünden beri sürekli gezmeme rağmen hiç sağlık sıkıntısı çekmedim, veletle iyiyiz, bana yardımcı oluyor... Sonra her türlü hormanal manyaklığıma anlayış gösteren bir ilkerim var. Yani keyfimin yerinde olmaması için hiçbir sebep yok. Bir de sağlıkla ufaklığı kucağımıza alırsak daha ne isteriz?

20 Kasım 2008 Perşembe

26. hafta

Evet 25 hafta bitti bile doktor kontrolüne az kaldı. 6,5 ayı devirdik düdükcanla.
Son doktora gittiğimizin üzerinden yaklaşık 5 hafta geçti. Sanıyorum bu ay 1 kilo aldım. Geçen kontroldeki 1 ayda 5 kilo krizinden bu yana iştahım yerinde olmasına rağmen yediklerime dikkat ediyorum. Haftada 1 gün makarna, 1 gün de hamburger, pizza, pide gibi kaka kaçamaklar yapıyorum. Bunun haricinde mutlaka çorba içiyorum, et, tavuk, sebze ile süt, yoğurt devam. Ekmeği kestim sadece kepekli UNO, ofise de götürüyorum. Meyvayı arttırdım, tatlı mandalinler en az günde 3-4 tane yeniyor, muz yada elma da mutlaka ilave oluyor. En önemlisi çikolatadan uzak durmaya çalışıyorum. Öyle yarım kavanoz nutella yemek yok artık. Son olarak cumartesi akşamı balık yiyebildim, çok değil ama hamileliğimden bu yana ilk defa bu kadar çok yedim. Alkış yaptık bana:)
Pazar günü İlker şantiyeye giderken beni Agora AVM ye bıraktı. Deliler gibi dolaştım, nasıl yorulmuşum. Aldığım da siyah ve beyaz uzun kollu penye. Bunları hamile butiklerinde 45 YTL ye satıyorlar, 11 YTL ye almaktan son derece büyük gururla kendimi ödüllendirmeye karar verdim. Kahve dünyasına oturdum, ve fondü söyledim!!! İşte haftanın kaçamağı. Muz ve çilek, sıcak çikolataya batırıp yiyorsun, muhteşemdi.
Annemlerle pazartesi günü yaptığım yıldönümü tebriğinden sonra durulduk. Zaten böyle olur, sevdiklerinle fazla dargın kalamazsın ama unutur muyum bilmiyorum.
Güzel bir kitap okuyorum, genelde okurken uyuyakalıyorum ama benim için bu kitap bir tür “Tabuları Yıkmak” hadisesi : Orhan Pamuk – Masumiyet Müzesi. Orhan Pamuk okumadım hiç, hem üniversite yıllarındaki birkaç başarısız deneme hem de sonraki dönemde yazarın siyasi bakış açısına duyduğum önyargı beni Orhan Pamuk’tan iyice soğuttu. Dubai’den beri okuyorum daha yarısına gelebilmiş değilim ama şimdilik herşey güzel.
Önümüzdeki günlerin merak konusu hep düdükcanın doktor kontrolü. Acaba sağlıklı mı? Kilosu boyu posu yerinde mi? Tam olarak ne zaman doğacak? Şahsen bu konu çok önemli. Zira 18 şubattan sonra kendileri bir balık burcu erkeği oluyor ki bundan hiç hazzetmem, dolayısı ile çapkın kova burcundan yanayım. Tanıdığım pek kova erkeği yok ama okuduğum kadarıyla enteresan bir burç. Çılgın biraz. Bana uyar. Evde 2 miskin boğa burcundan sonra çatlak kova biraz bizi kendimize getirir düşüncesindeyim. Biz çocuğumuz da bizim gibi boğa olsun isterken hesapları tutturamadık ama evde farklı bir karakter de ilginç olabilir.
Dün akşam İzmir Devlet Senfoni Orkestrasının Emil Tabakov şefliğinde Carmina Burana konserini dinlemeye gittik. Sabancı salonunda yapılacaktı ama sanat aşığı İzmirlilere salon dar gelince Fuardaki Atlas Pavyonuna taşınmış. Çoluk çocuk İzmirliler iyi müziğin keyfini çıkardı, herkes o kadar coştu ki konserin son kısmı seyirci eşliğinde tekrarlandı. Düdükcan da tekmeleri ile orkestraya ritm tuttu.
26. hafta böyle geçiyor, göbüşüm her geçen gün büyüyor. Şimdilik tek heyecan cumartesi günkü doktor kontrolü, bu kontrollerin sıklaşmasını sabırsızlıkla bekliyorum.

15 Kasım 2008 Cumartesi

Uzun

Geçen cumartesiyi hafızamdan silmek istiyorum ama olmuyor. Herşey önceki gün başladı. Kendimi pek iyi hissetmedim cuma akşamı yarım saat erken çıktım. Nasıl olsa ertesi günü birkaç saatliğine ofise gidecektim. Eve geldiğimde genel müdür aradı tabi çözemedik, dedim ki sabahtan ofiste olacağım konuşuruz. İyice dinledip 9 gibi ofise gittim, kendisi İstanbulda ben izmirde, mail attım beni arayın ofisteyim diye. 12 de aradı. Tam 4 saat telefonda konuştuk ve sonunda hallettik ama benim ofisten saat 1 gibi çıkıp evde öğle uykusu uyuma hayallerim yalan oldu. Tam adamla konuşuyorum, babam aradı cepten, çalışıyorum şu an diyorum hala konuşuyor. Sonunda telefonu suratıma kapattı. Genel müdürle işim bitince aradım açmadı, ablamı aradım, neler yaptığımı konuştuk, ona gideceklermiş. İyi sorun yok, selam söylersin dedim. Eve geldim yemek yok ve ikimiz de kurt gibi açız, markete gittik, birşeyler atıştırdık, eve gelip sızdık. Markette indirime giren Hamilelikte Pilates DVD sini aldım. Artık Yoganın tüm repliklerini ezberlediğim için bu da farklı bir tat katsın egzersizlerime dedim, ama nerdeyse 1 hafta oldu henüz başlayamadım.
Tufanın annesi Hamiyet teyze muhteşem çiğ börek yapar, ne zamandır gidelim diyoruz olmuyordu. Bu pazar sabah erkenden hep beraber gittik. Gülle ben yapımda emek verdik, sonra da deliler gibi yedik. Sohbet muhabbet, akşam maçı hep beraber bizde izlemeye karar verdik. Zeynep de Tufanın ailesi ile nihayet bir araya gelebildi:) Düdükcan için çok sevimli süpermen tulumu almış. Çok güldük kendisine:)
Ama ne yemişiz, biz kızlar eve yürüyerek gitmeye karar verdik. Max. 3 km yol zaten.
Maça kadar Juno filmini izledik. Ben tek kelimeyle bayıldım. Kısaca lise öğrencisi Juno arkadaşı ile meraktan cinsel ilişkiye giriyor ve umulmadık şekilde hamile kalıyor. Bebeği doğurup zengin bir çifte vermeye karar veriyor. Bu tarz bir evlat edinmeden daha önce canı yanmış çift biraz temkinli yaklaşıyor ama Juno hazır cevaplılığı ve cana yakınlığı ile onların gönlünü kısa zamanda fethediyor. Senaryo çok başarılıydı ve Juno dahil tüm oyunculara rol iyi oturmuştu. Little Miss Sunshine tadında çok başarılı bir pazar seyirliği idi.
Pazartesi akşam henüz ofisteyken İstanbula gideceğimin haberini vermek için annemleri aradım. BAM!! Annem tüm telefon tafra yaptı babam bana bağırarak cumartesi gününün intikamını aldı. Ağzım açık kaldı. Kulaklarıma inanamadım, zaten son bir aydır her hafta seyahat, hemen hergün ve cumartesi de dahil mesaideyim, üstelik HAMİLEYİM bu sebeple türlü hormonal gelgitler yaşıyorum, kısacası bu acımasız eleştirileri hiç hakketmediğimi düşünüyorum. Hadi onu bırak, daha fazlasına bile talibim, normalden daha fazla anlayışa! Üstelik cumartesi günü ablam annemlere durumumu anlatmış olmasına ve aradan 2 gün geçmiş olmasına rağmen durulacağına daha da sinirlenmiş olmaları beni tek kelime ile kırdı. Akşam zaten işten 8 de çıktım, ağlaya ağlaya eve geldim ve uzun bir süre İlkerin beni teselli etmesi gerekti. Zavallı çocuk hayatı benim zırlamalarımı tebessüme çevirmekle geçiyor. Nerdeyse 1 haftadır aramıyorum, İstanbula gidip geldim, ve onlar da aramadı. Bakalım nereye kadar? ama insan hamileyken zaten çok kırılgan oluyor bir de en yakınlarından beklediği anlayış yerine kapris bulduğunda canı yanıyor!! Neyse pazartesi 35. evlilik yıldönümleri, elbet arayacağım ve belki bir süre sonra aramız düzelecek ama 1 haftadır kızgınlığım geçmedi.
Hafta içi türlü iş sıkıntıları yaşadım, inkar edemeyeceğim. Ama lafını da etmek istemiyorum artık. Sadece canımı sıkan bir konuda iki çift laf etmeden geçemeyeceğim. Merkez ofiste muhasebe müdürü ile görüştüm, sağdan soldan duyduğum hurafelerin gerçeklik payını öğrenmeliydim:
1. Doğum iznindeyken firma bana maaşımı tam veriyor mu? HAYIR! 4 ay boyunca tek kuruş almıyorsun, sonra SK'ya gidip topluca alıyorsun paranı. Ve bu da şirketten aldığın maaşın %75 ine denk geliyor. Bu oran da sabit sayılmaz çünkü eğer maaşın yüksekse, SSK nın bir üst tavan limiti var, bu oran senin maaşına göre %50 lere bile gelebilir.
2. Şubatta izne çıkıp Haziranda döneceğim, ikramiyem ne olacak? YOK !! 6 aylık ikramiyenin sadece 2 aylık kısmını alacaksın, 4 aylık kısmını almayacaksın!!
3. Peki zam zamanı geliyor, hamileyim diye bana daha az zam yaparlar mı? ne de olsa bak 4 ay çalışmayacağım? YOK CANIM! ona bakmıyorlar ayrım yapmıyorlar, BİR DE YAPSALARDI. Zam zamanı göreceğiz ama bir de zammımı sırf hamileyim diye az tutarlarsa işte o zaman YUH diyeceğim.
Hani bi de Alman şirketi olacak. Yabancı şirketler insanlara fazladan doğum parası veriyor da bizim şirket nerdeyse cezalandıracak.
Süt iznini korka korka sordum bak onu istediğin gibi veriyorlarmış, ister günde 1,5 saat, ister 1 tam gün gelme işe. Ben benzin paralarımı düşünüp 1 gün izin şeklinde kullanmayı planlıyorum ama genel müdür ne der göreceğiz.
Amaaan neyse diyeceğim de işte ilkerin inşaatından satış olmazsa benim maaşla geçinmeye devam edeceğimiz için şimdiden stres sarıyor her yanımı..
Bugün cumartesi ve son zamanların en iyi cumartesisiydi. Çünkü işe gitmedim. Akşam koltukta sızdığım için sabah erkenden kalktım, çamaşır ve etrafı toplamanın ardından İlkerin annesi geldi, birlikte Çankayadaki bir toptancıya gittik, henüz belki erken ama Düdükcana yeni doğmuş veletler için ne gerekiyorsa aldı babanesi:) Zıbınlar, body ler, bereler, çoraplar, alt değiştirme bişeysi... Artık yeni doğduğunda birkaç ay giyecek kadar çok cicisi var. Tabi renkler hep aynı, mavi pembe, yeşil turuncu.. Ben maviden çok biraz beyazlara kayıyorum. Çok seviyorum bebekte beyazı. İşimizi bitirdikten sonra İkiçeşmelikten çıkarken İlkerin annesi dedi ki burada belki 50 senelik bir Hasan Yoğurtçusu var, hadi ballı yoğurt yiyelim. Ben hiç yememiştim daha önce, daldık içeriye. Eskiden sadece ballı yoğurt satarken şimdi tatlılar da katmışlar ama öyle meşhurmuş ki İzmirde hemen herkes burayı bilirmiş. Matematik öğretmenliği bölümünde okurken bir hocaları getirmiş onları buraya, 35 senedir de sık sık gelirmiş. Koca bir kase - sanırım en az yarım kiloydu - ballı yoğurt keyfimi yerine getirdi, tabi uykumu da. O ders vermeye gitti, ben de atladım otobüse doğru eve. yatakta uzanıp geçen gece havaalanında Garanti bankasının Lounge dan çaldığım Instyle dergisine bakarken uyuyakalmışım. Ballı yoğurttan tatlı bir uykuydu valla:) Sonra ablam duruyla birlikte geldi, haftanın türk kahvesi eşliğinde sohbet çok iyi geldi. Ona aldığımız cicileri gösterdim, tamadır dedi, düdükcanın ilk birkaç ayı için herşeyin var artık bunlardan başka alma, daha büyük şeyler alırsın. Bence de!!!
Bugün zorla yediğim balık günü!! Çok zor yiyorum balığı ama düdükcan için yemem lazım. Tam ironi aslında onun için yemeye çalışıyorum ve onun yüzünden bir türlü 1 balığı bitiremiyorum. Hadi bakalım bu akşam nasıl bir balık savaşı bekliyor bizi göreceğiz.

13 Kasım 2008 Perşembe

kısa

yine yoktum buralarda. istanbula gittim bu hafta. yoğunluktan canım elvanı tubayı gülayşeyi bile arayamadım. dün gece 2 gibi evdeydim!!! ve tabi bugün sabah iyice uykumu almadan işe gitmemeye karar verdim. ne güzel oldu, qumania ve ruhdağı gibi yeni blogger lar ekledim siteme, bütün arkadaşlarımı ziyaret ettim, mesajlar bıraktım. ama şimdi işe gitmem lazım en azından öğlenden sonra biraz işlerimi kolaylarım. sonra uzun uzun yazacağım, çünkü ihtiyacım var:))

5 Kasım 2008 Çarşamba

Yeliz's day OFF!!

Bayram sonrası her hafta ayrı bir seyahate , bu seyahatlerin öncesi sonrası mesailer de eklenince en son yorgunluktan ne yapacağımı şaşırdığımı hatırlıyorum. Pazartesi akşamı İlker sonunda bana kızdı, 8 olmuş ofisten çıkmamışım, "sen hamilesin, artık eve gel" diye fırçayı bastı. Haksız da sayılmaz, ama gerçekten işler bitmiyor, saatler yetişmiyor. Sonra buradan çektiklerimi okuyan sevgili blogger arkadaşlarımın da artık dinlen çağrılarına cevaben salı günü birikmiş mesailerimden kesilmek üzere izin aldım.
Bizim burda salı günleri kıyafet pazarı kuruluyor. Pazartesi akşam 9 gibi uyuyakalınca sabah 7 de cin gibiydim. İlker beni gevrekçiye bıraktı, işe gitti, kaptım sıcak çıtırları doğru annemlerin evine. Sabahın sekizinde dayandım kapılarına, yazık uyandırdım garipleri:) Mis gibi kahvaltı yaptık, sohbet ettik, sonra babam bizi pazara bıraktı. Uzun zamandır gitmemişim pazara, ne çok tezgah ne çok kıyafet. Hem de inanılmaz ucuz. 5 YTL ye hamile pantalonu buldum, 5 - 10 YTL ye üstler, penye atletler aldım. 3 çift terlik 10 YTL, malum düdükcan doğunca gelen giden çok olacak evde terlik lazım yani. 1-2 hafta önce hamile kıyafeti satan dükkanlardan sinir olup çıkmıştım, çünkü kollarım ve sırtım fazla kilo almadığı için her üst bende komik duruyor. Nasıl da pahalı, penye bluzler 40 tan başlıyor. Hani hep giyeceğim şeyler olsa paraya kıy al ama giymeyeceğim ki doğumdan sonra, yazık. Kısacası ucuz aldığım ciciler beni müthiş mutlu etti.
Öğlen yorgun ama mutlu eve geldim, yemek yedim, 1 saat keyif uykusuna yattım, göbüşümde düdükcan kıpır kıpır. Yemek ve hafiften temizlik yaptım. İlker kendimi yormama çok kızdı ama evle ilgilenmek iyi geldi valla, özlemişim ev işini. İzni iple çekiyorum:)
Doğumu çok yakın olan arkadaşım Yeşimin bloğunda bir foto vardı, annenin ve babanın resmini koyuyorsun sonra bebek çıkıyor. İşte site bu : http://www.vw.com/vwhype/babymaker/en/us/
Durur muyum hemen denedim, hem de birkaç fotoğrafla. En çok aşağıdakini sevdim çünkü en tombulu buydu:

2 Kasım 2008 Pazar

Son 1 hafta

26 ekim 2002... İlkerle ömrümüzün sonuna kadar birlikte olmak için bir adım attık ve geçen pazar 6. yılımızı bitirdik. Onu neden çok sevdiğimi biliyorum : O, hayatta bir defa sevilebileceğne inandırabiliyor beni!!!
Neyse koca göbeğimle dans etmem zor olduğuna, hala 9 gibi sızdığıma ve içki de içemediğime göre akşam kutlaması rafa kalktı. Haftasonu kaçamağı ise seneye artık.. Yapmaktan en çok zevk aldığımız şeyi yapmaya karar verdik. YAŞASIN YEMEK YEMEK!!! Son doktor kontrolünde yediğim çok kilo almışsın fırçalarından sonra kendimi dizginlediğim 1 hafta sonrası tam bir special occasion oldu:)

Sabah erkenden Çeşme yolu üzerindeki Hanedana gittik. Emekli bir öğretmenin senelerdir işlettiği mekan muhteşem kahvaltısı ve kahvaltıda sundukları lor ve dut reçeli ile meşhurdur. Çiğ böreğinin ve et yemeklerinin de müthiş olduğunu söylerler ama ben hiç yemedim. Sonra ver elini Alaçatı, yıllar var ki gitmemiştim, trendy mekan olmadan önce lise yıllarında Denizde kalırken buraya geldiğimizi hatırlıyorum. Tabii çok değişmiş, her yer otel cafe ama dokusundan birşey kaybetmemesi yine de sevindirici.
Çeşmeye geçtik sonra, tabii daha kalabalıktı. Çarşıda adım başı ucuz kitapçı vardı. Korsan da diyemiyorsun üzerinde bandrol var, çözemedim kısacası. Masumiyet Müzesini 4 YTL ye almak işkillendirdi.
Akşam eve yorgun gelmişiz, ne güzel bir uykuydu...

Tüm hafta çalışmakla, yarım gün olan 28 ekim ile 29 ekim Dubai seyahatine hazırlanmakla geçti. Genel müdürle seyahat cidden gerilimli oluyor. Kendilerinin sağı solu belli olmadığından. Deli para verdiğimiz otelden nefret ettim. İlk gece 3 e kadar müzikten uyuyamadım, ertesi gün sabahtan akşama kadar toplantıyla ve gerginlikle geçti. Akşam Arap yemeği önerdiler, Lübnan lokantasına gittik. Türk mutfağına bu kadar benzemesi çok sevindiriciydi. Hemen herşey tanıdıktı. Dolayısı ile haftanın kaçamağını Dubai de yapmış olduk. Son gün direkt havaalanına gitmek zorunda olduğumuzdan hiç gezmedim. Ama gezmek de içimden geçmedi. Arabadan gördüğüm silüetinden ve TV den anladığım kadarıyla son derece yapmacık, yaşayan bir şehir olmaktan uzak bir yer burası. Avrupaya iş için de gitsem mutlaka gezmek için bir fırsat yaratırım. Bir şehir meydanı iki kilise görmek için can atarım. Ama Dubaide görmek istediğim hiçbir şey yoktu. Trafiği korkunç. Araba ve benzin çok ucuz olduğundan her evde 2-3 araba var. Toplu taşımacılık yok denecek kadar az. Sabah 15 dk da geldiğimiz yolu akşam 1,5 saatte alamadık. Polis, devlet memuru gibi kilit noktalarda Araplar çalışıyor, diğer herşeyi diğer ülkelerden gelen insanlar yapıyor. Nereye baksan Hintliler uzakdoğulular. Zaten nüfusun sadece onda biri yerli gerisi yabancı. Hiç hoşlanmadım ben Dubaiden. Sadece bol bol ananas yedim:)
Uçakta genel müdürle gelmekten çok hoşlanmadım, öyle tersti ki konuşmak istediğim hiçbir şeyi konuşamadım. Uçak yasağının başlayacağı Aralıktan önce bir İstanbul seyahati yapıp alıp karşıma konuşmam şart oldu.
Son doktor kontrolünde kıçını dönüp hareket etmediği için düdükcana gıcık olmuştuk. Bu arada İlkerin yengesi tekrar muayenehane açınca cumartesi sabah soluğu orada aldık. Hemen ultrasona girdik. Düdükcan coştu. Pipisini gösterdi, canlı yayında tekmeler attı, resmen kendini sapıttı. Kilomda bir değişiklik olmamış 2 haftadır hatta 1 kilo eksik bile çıktı ama düdükcan 250 gr dan fazla almış ve tam 650 gr olmuş. Bu şekilde devam ederse 3-3,5 kilo doğabilirmiş:) Gülnur teyzem bu velet çıkınca da çok hareketli olacak dedi, galiba bana benzeyecek, çünkü ilker pek sakin bir çocukmuş. Boy boy fotoraflarını çektik düdükcanın. Normal şartlarda 20-25 Şubat arası doğum tarihi çıktı, hadi hayırlısı.