Yazılar posta kutuna gelsin mi?

31 Mayıs 2008 Cumartesi

bir yol hikayesi - bölüm 1 : temel atma töreni

İzmire taşındığımızdan beri her hafta mutlaka görüşen 6 kişiyiz. Aslında erkekler ilkerin mahalle arkadaşı, ben de onları 10 küsür senedir tanıyorum. birini geçen yıl evlendirdik ve her hafta birlikte takılma ritüeli de hemen hemen aynı zamanlarda başladı denebilir. İlker okey turnuvalarında ısrar edince, 2 kız erkekler için okeye dördüncü olduk. kah bizim evin balkonunda, kah inciraltında, haftalarca oynadık. Okey turnuvaları zamanla yerini, kahvaltılara, mangallara, rakı balıklara, sinema gecelerine, tekne turlarına bıraktı. Derken gönlümüz razı gelmedi, üçüncüyü de baş göz eder gibi olduk, sayıyı altıya tamamladık. yeni eleman benim 15 yıllık arkadaşım olmasından mıdır bilinmez ortama acayip ayak uydurdu. Uzun lafın kısası, "friends" dizisindeki gibi 6 kişi birlikte takılıyoruz.
Birkaç ay önce Kordonda bahsi geçmişti, mavi yolculuk yapalım diye, kokoş çift, zeynepin deniz tutması, tufanın klimasız ortamlarda uyuyamaması gibi sebeplerle günübirlik turlar hariç otel tercih ettiler.
Aradan zaman geçti, bir pazar mangal yakalım dedik, kalktık, seferihisar yolunda Tokatlı Rıfat Ustanın yerine gittik. Bu arada burası etleriyle, servisiyle, fiyatıyla muhteşem bir yer. Bir duvarı baştan aşağı Atatürk resimleriyle donatılmış. Bademli köyü yol ayrımında, yemekten sonra Türkiye'nin okuma yazma oranı en yüksek ve tek tiyatro sahibi köyüne de yürüyüş yapma fırsatı buluyorsunuz. Neyse, etlerimizi yedik, çaylarımızı içerken yine tatil muhabbeti açıldı. Derken bir yol haritası bulundu, üzerinde gidilmesi gereken yerler işaretlendi, yolculuk kabataslak belirlendi. En önemlisi tarihti. Temmuzun ikinci haftası herkesçe kabul görünce, iş işyerlerinden izin almaya kaldı.

Ben tabi durur muyum, hemen iznimi kaptım, benim arkamdan bütün ofis! bu arada ben zeynepi, ilker orçunu sıkıştırıyor. gül zaten almış. Temel atma töreninin ardından ilk hafta izin konusu tek fireyle halledilmişti. Tabii ki Orçun!!
benim ofiste gitmek istediğimiz yerleri iyi bilenler var, sordum soruşturdum, dersime çalıştım, ilkere birkaç otel bilgisi verdim, o da sağdan soldan araştırdı, rotayı, kalınacak otelleri belirledik. 7 günlük tatil ilkere kalsa 9-10 güne sığmayacak. Bilenlere sorduk, kelebekler vadisi ile fethiyede tekne turunu iptal ettik. Bir de Datça tarafını başka tatile bıraktık. Ama Kaş illa ki Kekova turu olsun denince, 7 günlük tatil ana hatlarıyla ortaya çıktı. toplandık tufanın evinde, otellerin internet sitelerine girdik, tekne turlarını anlattık, birkaç ufak değişiklikle rezervasyonlara karar verildi.
kısaca;
cumartesi minibüs kiralanıyor
pazar sabaha karşı yola çıkılıyor, yolda kahvaltı, öğleye doğru ölüdeniz
akşam kaş'a devam, rakı balık yapılıyor, kaş iyice geziliyor
pazartesi, kekova turu
akşam fethiyeye geri dönülüyor. kayaköyde konaklama
salı, saklıkent ve tlos
çarşamba, göcek yat turu
perşembe, dalyan bacardi turu
cuma, marmaris, çamlıda konaklama
cumartesi, gökova yat turu ve sabaha karşı dönüş

o akşam, fiyatlar çıkarıldı, listeler yapıldı...
sonrasında ilker otellerle pazarlıklar yaptı, otel paralarını epey düşürdü.

muhteşem tatilin temelleri atıldı, şimdi hazırlık zamanı...
bir de hayallere dalıp kaş'tan fethiye'den çıkma zamanı...

Şikayetçiyim!!!

zırt pırt yaptıkları zamlarla dünyanın en pahalı benzinini cümlemize kakalayanlardan,

-dekorasyon için- çar çur ettiği paralar yetmiyormuş gibi, bir de dolmabahçe müzesinin demirbaşlarına göz dikenlerden (babasının evinde de bunlarla büyüdü ya alışkın tabii)

utanmadan yargıtay üyelerini dinletenlerden

el kadar veletleri çarşafa sokanlardan

devletin sitesinde flörtü zina, parfümü günah ilan edenlerden,

hiç yüzleri kızarmadan laikliği Atatürkü ağzına almaya cüret edenlerden

sırtımızdan sülalesini gemicik, şirketçik sahibi yapanlardan,

içime sindiremediğim basiretsiz noterden

külhanbeyinden

alayından

son olarak göz göre göre yaban ellerde benim memleketimi hem de din özgürlüğü yok diyerekten, iftira ataraktan şikayet eden şahıstan şikayetçiyim!!!

ama en çok da bunlara hala gıkını çıkarmayan bu memleketin insanlarından şikayetçiyim!!!

şikayetim var!!! duyan yok!

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Ratatouille

Ratatouille filmini izlediğimden beri tek derdim yemeği yapabilmek. Son günlerde ciddi ciddi uygulamaya başladığımız sebze ağırlıklı beslenme programına ilave edersem ilker kesin yer düşüncesindeyim. Epey araştırdım internetten, bizim Türkler mantarsız yapmayı tercih etmişler çoğunlukla, bir de sebzeleri sotelemişler. Yabancılarda fırında közlemek daha çok tercih edilmiş. Ama bizim türlüye benzer şekilde yapanları da anlayamadım doğrusu!! Hadi şakşukanın kızartılmamış, mantarsızı dersin de, türlü, ne alaka!??

Birkaç hafta önceydi, sanırım benim İstabuldaki fuar için güzelim İzmirimi terk edişimin öncesi... Haftasonu yağmurlu olacağı kesinleşti, evde maç izleyelim fikri de benimsendi, hadi dedik bizde toplanalım. Önden de bir TABU oynarız, zaten yağmurda ne işimiz var "outdoor activity"lerle? Adettendir, böyle organizasyonlarda ya kebap söylenir, ya pizza.. Külliyen kaka besinler... Dolayısı ile atıştırmalık lezzetler hazırlarsam kimse kebaba kaymaz dedim hemen menüyü oluşturdum.
- Lazanya
- Ratatouille
- Salata
- Zeytinyağlı taze fasulye & yoğurt
İtalyan, Türk ve Fransız mutfaklarından seçmeler :)
Zaten önden ıspanaklı gözlememle zeynepin keki çayla götürülünce öyle aman aman acıkılmadı. Kimse de pizza, kebap diye mızıklamadı:)

Lazanya, bir ara anlatırım, kendisi makarna yemeklerinin havalısıdır kanımca ve kalorisi itibariyle pek pişirmemeye çalışıyorum.

Taze fasulye, yeni çıkmış, daha ayıklarken mis gibi kokuyordu, aslında sonraki günlerin zeytinyağlısıydı da çeşit niyetine kondu sofraya ama müşterisi çoktu.

Gelelim Ratatouille yemeğine;


Neler lazım bize?
- 1 adet bostan patlıcanı
- 2 adet kabak
- 6-7 adet mantar
- 800 gr lık domates konservesi
- 2 diş sarmısak, 1 adet soğan
- Birer adet yeşil, kırmızı biber
- zeytinyağı, tuz
- kekik, fesleğen

Nasıl hazırlıyoruz?
- Fırını 220 C ye ayarlıyoruz
- Patlıcan ve kabakları küp küp doğruyoruz, patlıcanları tuzlu suda bekletiyoruz ki acısı çıksın.
- Soğanları yemeklik doğrayıp sarmısakları incecik rendeliyoruz.
- Mantarlı dörde bölüyoruz, biberleri kalın kalın dilimliyoruz.
- tüm sebzeleri bir kapta üzerine 3 yemek kaşığı zeytinyağı, tuz ve kekik ilave ederek karıştırıyoruz.

- Fırın tepsisine boşaltıp yayıyoruz, sebzeler 30-45 dakika süresince fırında közleniyor.
- Diğer tarafta, sarımsak, soğan soteleniyor, domatesler ilave edilip iyice pişirilmeye bırakılıyor.
- Son olarak tepsideki sebzelerle domatesli sos karıştırılıyor, fesleğen ilave ediliyor.



Benim yeşil biber acıymış ama çok lezzet kattı. Görünüşü şakşuka gibi ama farklı bir lezzet... Denenmesi şiddetle tavsiye...

18 Mayıs 2008 Pazar

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?

Nazım Hikmet der ki;

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
1961 yazı ortalarındaki Küba’nın resmini yapabilir misin?
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?

Abidin Dino'nun beklenin aksine bu şiire dizelerle verdiği cevabı...

Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
işçiler gözler yolunu.
inebilseydin o vapurdan
Ayağında Varna'nın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
Hasretle kucaklayabilseydim
Seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
Kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik meserret kahvesine,
ilk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
O günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler...
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız,
Anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye'yi
Bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.

işte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;
Ne boya...

Pazar sabah, akşamın yorgunluğu kısmen üzerimde... saat 10 olmuş ama hala dinlenememiş bir bedenim. Bu yazın ilk balkonda kahvaltısını hazırlamış bana. Göztepe fırınından çıtır gevrek, mis kokulu çilek, beyaz peynir, çay eşliğinde... bir mutluluk... herkesin mutluluğu kendine. benimki de püfür esen balkonda bir kahvaltı sofrası.
mutluluğun resmini Abidin Dino bile yapmamış ama ben fotoğrafını çektim, yıllar sonra tekrar bakıp bu pazar sabahını tebessümle anayım diye

3 Mayıs 2008 Cumartesi

Maeve Binchy'nin güvenli kollarındayım

Kitaptan yana biraz ağır takıldığımda, nefes alasım geldiğinde kenarda bir Binchy'nin varlığı acayip rahatlatıyor beni. Kitapçıların rafında Binchy yerleşmişse, okunacak daha bir dolu kitap olmasına rağmen, kötü günler için mutlaka ediniyorum bir tane, sanki sıcak tutuyor beni. Bugün de öyle ihtiyaç duydum ki, farkettiğim birşeylerin ardından... Meğer ne kadar hazırlamışım kendimi, ne kadar hazırmışım ona. Ama olmadı! işi gücü bıraktım, blogları gezdim, birkaçına yorum bıraktım, rahatlayamadım, araba kullanırken gözlerimde yaşlar. Eve depresif kadınlar gibi iki torba abur cuburla geldim. Pizza bile yedim. dün bana aldığı çiçeklerden birkaç tanesini kurutmak üzere spreyledim saplarından astım. sonra cancan kocamla film izledik. Her cuma akşamının en rahatlatıcı menüsü bu. üşenmedi çilek aldı bana, temizledi onları. üşenmedim krem şanti yaptım ona, uyuz olduğumuz haftayı hatırlayarak kahkahalarla güldük kendimize. Geçti, gerçekten geçti.
Sonra bu satırları yazarken yine gözlerim doldu, şimdi sıkıştırdım kolumun altına Binchy'i yatakta okumaya gidiyorum, onun yanına, iyice unutmaya, kendimi haftasonuna hazırlamaya başlıyorum.
Not: Binchy'nin son çıkan "Gümüş Yıldönümü"nü okuyorum, hep aynı uslüp ama en azından koparıyor beni buralardan, iyi geliyor ruhuma.

1 Mayıs 2008 Perşembe

Bugün 1 Mayıs! Ben 30!

ne gerek vardı?
işçiler şehitlerini anmak istediler de, vali televizyonlardan atıp tuttu, karşılıklı dertlerini paylaşsalar, orta yol bulsalar fena mı olurdu?
başbakanın "ayaklar, başlar" muhabbetine ne gerek vardı? terbiye sınırlarını aşmaya... televizyonu er meydanına çevirmeye?

şimdi yaşananların sebebi işçilerin inadına indirgeniyor. bu kadar basit değil ki! astığım astık kestiğim kestik politika ile, sadece türbana demokrat bir partinin iktidarından ancak bu kadar 1 Mayıs olur. Yazık...

bugün doğumgünüm benim, yaş 30... sabah teyzem anlattı telefonda, 1 Mayıs 1977'deki olayların ardından 1978 yıldönümünde sokağa çıkma yasağı getirilmiş. Anneni hastaneye zor yetiştirdik ara sokaklardan dedi. benim en sancılı hatırladığım 1 Mayıs ilkokuldaydım sanırım, kuzenimi konak meydanında banklarda oturuyor diye gözaltına almışlardı, üniversite öğrencisi ya, potansiyel suçlu!!! Maaile sefeber olmuştuk, kurtarmak için. sonra annemlerin yaşgünümde alsancak tarafına gitmeme izin vermediğini, üniversitede istanbuldayken akıllarının bende kaldığını hatırlıyorum. 1 Mayıslar hep böyleydi, tedirgin.

yaş 30... alışmak lazım 30'lara... büyüyorum, olgunlaşıyorum, hayata bakışımın bile değiştiğini hissediyorum her geçen yıl. az önce ilker geldi elinde çiçeklerle, ne güzel ben bu adamla 130 uma kadar yaşarım:)